SAHTE KÜRT AÇILIMI DOSYASI

 
Toplumda endişeli bekleyiş!
 
 
Öyle anlaşılıyor ki, ekonomik kriz devam ederken Türk devletinin yapısına ilişkin birtakım kararlar verilip uygulanıyor. Yeni açılımlarla, iddianamelerle bu gerginlik daha bir süre devam edecek.
 
Şimdi sırada neler var acaba! Karanlık tezgahlar da ortaya dökülmeye devam edecek..
 
Daha işin siyasi boyutu, sermaye boyutu ve medya boyutu ortaya çıkmadı. Bunların da eli kulağında..
 
Bürokraside, iş dünyasında, medyada her seviyede bu yeni yapıya göre kullanılacak insan var..
 
Şimdi ortada yeni bir sorun var.. Bu yapı içinde bulunup yabancı istihbarat örgütleri ile şöyle ya da böyle bir şekilde temas kuranların, o örgütlerin sözcülüğü ile yanına kaçma ihtimali var..
 
Yabancı istihbarat örgütleri bu adamları yanına alıp, bu kişilerin ellerindeki bilgi ve belgelere sahip olurlarsa, tehdit ve şantajlarla ortalık karışabilir..
 
En azından bu istihbarat örgütleri, yarın kendileri ile ilgili bilgi ve belgelerin ortaya çıkması söz konusu olduğunda pazarlık edebilmek için bu kişileri yanlarına almak isteyebilirler..
Binlerce kişiden oluşan legal-illegal bir yapıdan söz ediyoruz..
 
Bu istihbarat örgütlerinin, birtakım illegal işlerinde kullandıkları kişileri ortadan kaldırmak için düğmeye basması da mümkün..
 
Kurulmak istenen yeni yapı eskiyi tasfiye etmeye çalışıyor.. Bazı kişiler güçlü konumlarını kaybediyorlar, bazı sermaye grupları benzer hesaplar içine girebilirler..
 
Eğer kayıt dışı iktisadi faaliyetler içindeki sermaye gruplarının izi sürülecek olursa, medya ve sermaye içinde ciddi olaylar yaşanabilir..
 
Gün dinci-liboş, bölücü-işbirlikçi, dönek-mafia tiplerin günüdür. AKP ile özdlşelen bu tipler tarihin aynasındadır. Bu süreçte; Milli aydınların direncinin biraz daha kırılması mümkün.. Ne kadar susarlarsa bu değişim ve dönüşüm projesi o kadar sessiz devam edecek, ne kadar çok konuşur, meydan okurlar, direnirlerse, o kadar aleyhlerine gelişecek ve yeni bilgi-belgeler ortaya çıkacak ve bu kez tersine dalgalar gelecek..
 
Silivri’dekiler rehin tutuluyorlar.. Diğer tüm Milli aydınlar ise korkunç bir psikolojik baskı altındalar..
 
Bürokrasiye yer edinmiş hareket halindeki tüm fraksiyonlar tespit ediliyor. Sanki Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle kabilinden, aleme ibret olsun diye alıp sanık sandalyesine oturtuyorlar...
 
Dinci örgütler sanıldığından daha kolay çözülüyor... Muhafazakar geçinmelerine rağmen kimi Almanya, kimi Rusya, kimi İngiltere ile kanka çıktı. İsrail’le ve ABD ile içli-dışlılar. Şimdi herkes kendi can derdinde. Birileri ya korkusundan ya da hâlâ uyanmamasından meydan okumayı, tehdit etmeyi sürdürüyor, ama artık onların da bazı gerçekleri görmesi yakındır..
 
Bazı siyasiler, gazeteciler, akademisyenler, bazı konularda devletin karar alma odaklarını hizaya sokmak için birileri tarafından sopa olarak kullanılmak isteniyor gibi..
 
Önümüzdeki günlerde bazı sermaye ve medya grupları üzerinde baskıların yoğunlaştığını görürseniz şaşmayın..
 
Almanya bağlantılı birtakım başka dosyalar ortalığa dökülürse, o zaman kimlerin canı ne şekilde yanacak görürsünüz.. AKP’nin Almanya ayağının ortaya çıkması yakın gibi sanki!
 
Yargıdaki direniş de, herhalde önümüzdeki aylarda kırılır.. Hele bir adli tatil geçsin. Yaz tatilinden dönsünler, şu tatil rehaveti geçsin, o zaman yargı kurumlarına yönelik operasyonlar başlayacak.. TBMM başkanının ilk demecine dikkat edin!..
 
Yıl sonuna doğru, partiden kopmalar, bürokraside emeklilik ve istifa taleplerinde patlama olabilecek.. Birileri umutları tükenince yol yakınken kentin kalabalık sokaklarında kaybolmayı daha akıllıca, güvenli bir yol olarak görecek.. Çünkü, gelen günler, geçen günleri aratabilir..
 
Kendin inmek varken, indirilmek ya da inmek zorunda bırakılmak pek iç açıcı bir durum olmasa gerek!.
 
Güçlüyken, atıp tutarken birden tersine iddialarla gündemde yer almak hoş olmasa gerek!
 
Günün Sözü: Her ihtimalini düşünmeden atacağın adım başarısızlığa mahkumdur.
 
Prdof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER
 
**************************************************************************************
 
 
Kürt açılım projesi ve eğitim gerçeği!
 
Dil, tarih ve ekonomi açıdan ele aldığımız konuyu bir de eğitim açısından ele almak gerekir. Kürt açılımı, manifesto kardeşlik ve huzur projesi gibi birçok adla Türkiye gündemine getirilen konu; tarihi geçmişiyle sosyal-kültürel ve coğrafi açıdan tartışmalı bir alandır...
 
Bakın; Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast'ın Protestan bölgesinde, dört yüzyıl önceki Protestan komutan Oliver Cromwell'in milli kahraman olarak anıtlaştırıldığını, yüceltildiğini görürsünüz... Ama Katolik bölgesine geçtiğinizde aynı Cromwell zalim bir milli düşmandır, bir şeytandır!
 
Tarih kitapları da ona göre yazılmıştır, okutulmuştur.
 
İngiliz Cromwell püriten (sofu) bir Protestandı, dahası cumhuriyetçiydi. Katolik İrlanda'ya seferler düzenlemiş, Katoliklere ağır eziyetler, hatta kıyımlar yapmıştı.
 
Bugün bir rejim kavgası olmadığı için onun cumhuriyetçi yönü çoktan gölgede kalmış, Katolik düşmanı ve Protestan kahramanı yönü iki tarafta da ön plana geçmiştir. Katoliklerle Protestanlar arasındaki etnik kavgada, Cromwell, tersinden iki tarafın da etnik milliyetçiliğini keskinleştiren bir sembol haline gelmiştir.
 
Cromwell'i ilgisiz bir Alman tarihçiden okusalar bile, Protestanlar ve Katolikler aynı satırlara tam zıt anlam verirler; karşıt duyguları kabarır.
 
Dikkat; yazılanlarla algılananlar farklı, hatta zıt olabiliyor!
 
Etnik eğitim
 
Anthony Birch, "Nationalism and National Integration" adlı eserinde, Kuzey İrlanda'da bu iki kimliğin 'ayrı eğitim'ler yüzünden böylesine zıtlaştığını belirtir. Yakın zamana kadar eğitimi elinde tutan Katolik ve Protestan kiliseleri, öğrencilerini, etnik cemaat olarak, ötekine karşı sosyalize etmiştir!
 
Okullarda iyi Katolik veya iyi Protestan yetiştirmenin iyi uzman, becerili insan yetiştirmeye engel olduğu fark edildiğinde iş işten geçmiş, kimlikler cepheleşmişti.
 
Eğitim sistemimiz, özellikle de resmi tarih eğitimi, kendisini Kürt hisseden bir gence bir şey söylemiyor. Hatta karşıt duygu olarak Kürtlük hissiyatını adeta tahrik ediyor! Terörist başı hangi okullarda okumuştu?! Kürtçü yayınlara bakın, eğitim faktörünü açıkça görürsünüz.
 
Biz neyi anlattığımızı zannetsek de o kendi ön hislerinin süzgecinden geçirerek alıyor veya reddediyor! Hangi tanım denmesi, onu ikna mı etti? Yoksa geri mi tepti?
 
Ne yapmalı? Kuzey İrlanda'nın vahim hatasını tekrarlayarak Tevhid-i Tedrisat'tan vazgeçip ayrı etnik okullar açılması asla düşünülemez.
 
İkincisi, müfredat meselesidir. Özellikle tarih eğitimi, kendini Kürt hisseden bir gençte Ben yokum duygusu yaratarak ayrı bir tarih arayışına yol açıyor.
 
Ve dün gizli, bugün açık etnik tarih yayınları ona cazip geliyor: Cemşit Bender'in matematiği de Kürtlerin icat ettiğini veya Mehrdat İzady'in antik Mezopotamya medeniyetlerini Kürtlerin kurduğunu savunan zırvaları gibi!
 
Bu medeniyetleri Türklerin, Arapların yahut Yahudilerin, Fransızların kurduğunu söylemek kadar zırvadır ama modern ideolojiler böyledir; geçmişteki bir eşkıyayı bugün sınıf kahramanı veya ulusal kahraman yahut özgürlük savaşçısı kılığına sokabilir!
 
Bilimsel planda zırva olması çok önemli değil; etnik kimliği militanlaştırması önemlidir.
PKK'nın taban kazanmasındaki çeşitli sebeplerden biri, bu psikolojik-pedagojik mekanizmadır. (Milli Siyaset Belgesi Türklerin Küresel Güç doktrini kitabımda tarihsel persfektif açısından  konu ele alınmıştır.)
 
Peki, nasıl bir milli tarih, milli kimlik, nasıl bir vatan anlayışı sorusu  cevapsız mı kalacak?
 
Bu konularla ilgili her kafadan ses çıkmaya devam ediyor. Türk Milleti’nin Osmanlı dönemi parçalanması gibi Cumhuriyet dönemimde de ikinci büyük parçalanmasının önü açılmıştır. Kürt açılımı diye gündemi meşgul eden tarih, sosyoloji, coğrafya, jeopolitik ve jeostratejiden habersiz kişilerin girişimleri; ihanet mi, vatanseverlik mi olduğu çok iyi anlaşılmalıdır.
 
Günün Sözü: Gerçekleri, dostunla düşmanın farklı yansıtır. O halde her ikisini de anlamaya çalış.
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER
 
Sinsi plan ve duyarsızlıklar!                                                               
 
Gündeme getirilen konular, kitlelerin nasıl uyutulduğunu bir kez daha gösteriyor.
 
Bakın; 21. yüzyılda yeni bir imparatorluğun önündeki en önemli engel, imparatorluk mirasına sahip olan kültür ve uluslardır. Önce bunların ufalanması gerekir. Tüm çaba buna yöneliktir.
ABD, dünya hakimiyetini kurabilmek amacıyla ulus-devlet istememektedir.
 
Bazı dükalıklar, yurt dışındaki çevrelerin sözcülüğünü üstlenmiştir.  Bunların yazarları, akademisyenleri hiçbir zaman hiçbir koşulda yabancı diplomatları eleştirmezler. Ama Türkiye’deki ulusal çıkarları savunan çevreleri, muhalefeti ve milletin temel değerlerini savunanları eleştirirler.
 
Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeye yönelik olarak Bölgesel Federasyon Planı hazırlanmıştır. Atlantik Emperyalizmi adı verilen İngiltere-ABD-İsrail üçlüsü tarafından hayata geçirilen bu plan gereği, coğrafyamızdaki bazı ülkelerde ayrıştırma faaliyetleri uygulamaya konmuştur.
 
Tahrip operasyonu ile Osmanlı hinterlandına dayanan bu bölgede hakimiyet kurmak isteyen bu üçlü, bölge devletlerini kontrol edemeyeceklerini görmüşlerdir. Bu nedenle alt kimlik, cemaatçilik ve etnik köken farklılıklarını canlandırarak bu federasyon planını uygulama gayretine girişmişlerdir. Bazı basın kuruluşlarının yaptığı etnik köken araştırmaları, bu planların günümüze uzanan bir parçasıdır. Arkalarında küresel sistem vardır.
 
Bakın; doğu’da bir ilçede; belediye, Selçuklu ve Osmanlı ismini parklardan kaldırma kararı veriyor. Bir diğer yerde Org. Muğlalı isminin karşısında terör örgütü anıtı yapılıyor.
 
Topraklarımızın satılmasından tutun da, milli varlıklarımızın yabancılara peşkeş çekilmesine kadar hemen konuda bu türlü rehavet duygularının ifadesi olan sözleri duyduk, duyuyoruz, duyacağız..
 
Ancak işin rengi öyle değil. Yaşanan gelişmeler ülkemizin, önümüzdeki günlerde çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağını göstermektedir.
 
Hem zaten son yıllarda yaşananlar üst üste konulduğunda da gelecekte yaşanacakları biraz olsun çıkarsamak da mümkündür.
 
Neredeyse iki yıldır belge sağanağı içinde, ele geçirilen dökümanlardaki gerekçeler hergün medyaca servis edilmektedir.
 
PKK ile mücadele eden komutanlara, siyasi parti yöneticilerine, yazarlara yönelik operasyon  hangi amaç için yürütülmektedir?
 
Bu operasyon daha önce yapılan ve önümüzdeki günlerde devamı gelecek olan açılımların yani ülkenin federasyonlaşması konusundaki çalışmaların daha rahat ve güvenli yapılabilmeleri için karşısındaki güçleri sindirme ve bastırma operasyonu mu?
 
Bu olay bir CIA-Mossad-MI5 operasyonudur. Zaten ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmeleri de izleyince bunun nasıl olduğuna da şaşırmamak gerekiyor.
 
Çünkü bir yandan Ümraniye soruşturması sürerken, belge tartışması yaşanırken diğer yanda PKK’yı silahsızlandırıp af çıkarma, ülkede etnik kimlikleri canlandırma gibi çalışmalar da yürütülmektedir. 
 
PKK terörünün bitirilmesi, onların silah ve cephanelerinin ele geçirilmesi, parasal kaynaklarının kurutulması, yayın yapmalarının ve örgütlenmelerinin engellenmesi gibi bir çalışmanın yapılmıyor olması bu anlamda bunun göstergesi değil mi?
 
Ama tüm bu işler bir plan dahilinde adım adım yürütülmektedir. Planın uygulanmasının başlangıcı, ABD ile 2003 yılında imzalandığı varsayılan anlaşma ve onun öncesindedir…
 
1966 yılında birleşmiş milletler tarafından onaylanan iki tane uluslararası sözleşmenin, neredeyse 37 yıl hiçbir hükümet döneminde kabul edilmeyip 2003 yılında TBMM tarafından kabul edilmesine dayanmaktadır.
 
Bu anlaşma ile başta kuzey Irak’ta kurulan kukla devletin tanınmasından başlayarak adım adım ülkemizin federasyona gitmesinin aşamaları da kabul edilmiştir.
 
Her konuda farklı düşünülmesi doğal da bunun asimetrik psikolojik savaş olarak taraflarca algılanması düşündürücü!.
 
Ankara gergin günlere hazırlıklı da, halk hazırlıklı mı?
 
Günün Sözü: Olan bitenleri tek yönlü öğrenmek, kişiyi bir tarafın tutsağı yapar.
 
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER
 
 
DEMOKRASİ SÜREÇ AÇILIM
 
 
Son günlerde edilen on laftan dokuzu “demokrasi-süreç-açılım”
Kendileri demokrat olmayanlar “demokratik açılım” yapabilir mi?
Hiçbir eleştiriye, hiçbir karşı düşünceye tahammülü olmayanlar demokratlık taslayınca açılım yapmaya kalkıyorlar.
Muhalif gazetelerin üzerine giden, muhalif televizyonları susturmaya çalışan bir yönetimin demokratlığından söz edilebilir mi?
Ulusal Kanal’ın sahibi Doğu Perinçek tutuklandı.
Kanal Biz’in sahibi Tuncay Özkan tutuklandı.
Avrasya Televizyonu’nun sahibi Mustafa Özbek tutuklandı.
Ortalıkta “yandaş medya” denilen gazete ve televizyonlar kaldı.
Tarafsız denilen taraflılarda özünde emperyalist güçlerinin, sinsi planlarının usta uygulayıcısı durumunda. En tehlikeli olanlar da bunlar galiba.
Patronlarının ihale kapması için bin bir takla atan, ABD ve AB ile çarpık-sapık ilişkiler içinde olan, bazen utanarak, bazen utanmazca işbirlikçiliğe soyunan teslimiyetçi takımından söz ediyorum.
İlkesiz, omurgasız, renksiz, sinsi alçak hatta çukur yani ne kadar iğrenç söz varsa hak edenlerden bahsediyorum.
Ne kadar uzak bu işin sonu gelmeyecek, en iyi kısaca bunlara “çamur” diyelim çıkalım bu çamurdan.
Demokrasi ağızlarda sakız edilip çürütülecek bir kavram değildir.
Demokrasinin vazgeçilmez bir kavram olduğunu herkes biliyor.
Demokrasinin arkasına sığınıp her türlü sahteciliği, oyunbazlığı, hainliği, hinliği-cinliği yapanlara ne demeli?
Demokratlıkla hiç ilgisi olmayan yöneticiler ve bölücüler demokrasiyi ağızlarında sakız edip çürütüyorlar. Çürüttükleri bu sakızı yere düşürüp düşürüp tekrar ağızlarına alıyorlar!
Demokratlık taslayanların bazılarının ABD’nin ve AB’nin yönlendirdiğini artık bilmeyen yok.
ABD’nin Türkiye uzmanlarından Prof. Henri Barkey, “Kürt Açılımı” ile ilgili adımlara karşı en büyük tehlikenin Anayasa Mahkemesi olduğuna işaret ediyor ve şunları söylüyor:
“Anayasa’da revizyon, kültürel adımlar ve yerel yönetimlere daha fazla yetki gibi ayaklar bulunuyor”
Mister Barkey Anayasanın buna engel olduğuna işaret ediyor.
Hani ulus devletin kuruluş felsefesi yani Anayasanın değiştirilemez maddelerine.
ABD’li Hanri Barkey bunları söylerde Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckard Cuntz durur mu?
Cuntz, “Türkiye’nin cesur bir adım attığını söyleyerek herkesin bu sürece katılmasını” buyuruyor.
ABD’den ve AB’den gelen bu işaretler sürecin nereden yönlendirildiğini göstermiyor mu?
Bizimkiler kendileri adım atsalar, kendi iradeleri ile hareket etseler, vallahi içim yanmayacak, yanlış adım atsalar da kabulüm, yanlış yaparız ve kendimiz düzeltebiliriz. Ama yabancılar karışırsa Türkiye göz göre göre bölünür!
Çünkü asırlardır istedikleri bu!!!
Bir kez daha uyaralım:
Yabancıların yönlendirmesine ve gazına gelip, demokratlık taslayan “yola devamcılar” korkarım bir yerlere fena toslayacaklar! Kendilerine zarar vermeleri neyse ama hem Türklere hem Kürtlere büyük zarar verecekler!
Samimiyetsiz, kirlenmiş ve işbirlikçi oldukları tescillenmiş olanların sürekli süreç deyip durmaları, açılımdan bahsetmeleri de milletin sinirini zorluyor.
ABD ve AB sıkıştırıyor.
Feto Amerika’dan, Apo İmralı’dan ötüyor.
Emine Ayna hepsini birden yansıtıyor.
Başbakan, “bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz, atacağız” diyor. “Yılbaşına kalmaz” diye süre veriyor. Devlet politikasında risk almak ne demektir? Kumar mı oynuyorsunuz? Rus ruleti mi? Bu milletin kaderiyle oynadığınızın farkında mısınız?
Demokrasiyi kim istemez?.
Huzuru, barışı, kardeşliği kim istemez?
      Ama mandacıdan demokrat olmaz ki!
İşbirlikçiye güvenilmez ki!
Emperyalistlerin desteği ile nereye demokrasi gelmiş?
Irak’a mı dediniz? Güldürmeyin beni.
Daha doğrusu sinirden ağlatmayın beni.
İşgal ederek, tecavüz ederek, öldürerek, bölerek parçalayarak, kaynaklarına el koyarak demokrasi mi getirilir?
Yazıklar olsun işgalci sömürücülere!
Ve de onların işbirlikçilerine!
                                                                                                                                                                15.08.2009
                                                                                                                                             MUSTAFA DURNA - ANTALYA
**********************************************************************
ZÜLFÜ YÂRE DOKUNDUK
 
Sayın Zülfü Livaneli’nin yazıları Vatan Gazetesinde köşesinden alınıp manşet yapıldı.
15 Ağustos 2009 Vatan: “Livaneli’nin Zor Yazısı” manşetinin altında; Eski Milletvekili, sanatçı yazar Zülfü Livaneli soruyor: AKP’nin her söylediğine gözü kapalı karşı mı çıkmalı?
Biz de Livaneli’ye soralım AKP’nin her dediğine gözü kapalı destek mi verelim?
CHP’ye kızgın olabilirsiniz, ama bu kadar da olmaz ki!
Bu kadar açılınmaz ki!
Böyle de çamura yatılmaz ki!
16 Ağustos 2009 Pazar Vatan: “El ele verelim, çözeriz” manşetinin altında: Sol kesimin AKP’nin attığı her adıma gözü kapalı karşı çıkmasını eleştiren ve “Kürt sorununun çözümüne sol da katkı sağlamalı” diyen Zülfü Livaneli’ye büyük destek geldi, alt başlığı yer alıyor.
Biz, önce estek köstek, sonra büyük destek numaraları iyi biliriz.
Biz AKP’nin attığı adımları ve kimin attırdığını adımız gibi biliyoruz.
ABD’nin isteğiyle AB’nin desteğiyle atılan adımlar bizi iyi yere götürmez.
Zülfü Livaneli’ye büyük destek verenlere gelince: Bunlara 12 dev adam diyenler var, 12 cüce adam diyenler var, 12 çirkin adam diyenler var, 12 kötü adam diyenler var.
Bunlar bir düzine adam, yani yandaş takımı da diyebilirsiniz. Ama AKP yandaşı gibi görünmeyen, daha büyük düşünüp (!) ABD ve AB yandaşı olduklarını saklasalar da gizleyemeyenler takımı daha tehlikeli!
Şimdi biz de biraz Zülfü yâre dokunalım:
Zülfü Bey bizim türkülerimizi çaldı-söyledi.
Biz de ona alkışlarımızı ve paralarımızı verdik.
Haram olsun demiyoruz. Gönüllü verdik.
Türkülerimizi çalanlara alkış tutarız, ama ulus devletimizi, bağımsızlığımızı, birliğimizi çalanlara alkış tutmayız
Ama şimdi doğan güneşi ve bizi arkasında bırakarak yönünü batıya döndürmüş karanlık gecelerde güneş toplayanlar var.
Artık bizi görmüyor bile.
Ama biz gene de; “Kör olasın demiyoruz, kör olmada gör bizi” diyoruz.
Ve soruyoruz:
Şimdi yapılan “ahlaksız teklifleri” emperyalist batı bizi Sevr Antlaşmasına zorlarken yapmadı mı?
Büyük Kürdistan, Büyük Ermenistan, Ruhban Okulunun açılması, Kıbrıs’tan vazgeçilmesi, zenginlik kaynaklarımızın yabancılara peşkeş çekilmesi, ekonominin dıştan yönetilmesi, sonunda bağımsızlık ve egemenlikten vaz geçilerek sömürge Cumhuriyeti olmamızı kim istiyor?
Bütün bunlara teslim olmanın adı sağcı olsun, solcu olsun “mandacılık” değil midir?
Verip kurtulma çok kolay geliyor! Ama vermenin sonu yoktur ki.
Sürekli verenler kurtulamaz ki.
Elinizi vicdanınıza koyun; Apo’nun ve Feto’nun istekleri ABD ve AB planlarıyla örtüşmüyor mu?
Yerli işbirlikçi baykuşların ötüşleri bu hain planlarla örtüşmüyor mu?
Yönünüzü ister doğuya, ister batıya dönün karışmayız. Ama günebakanın bile şaşılacak derecede tutarlı, istikrarlı bir yönelişi vardır.
Emperyalizm güneş değildir. Hele hele solcuların güneşi hiç değildir. Birçok konuda usta olanlar dönekliğe kılıf uydurma ustalığını hiç yapamıyorlar yapamayacaklar.
En iyisi vaz geçin bu sevdalardan. Mustafa Kemal’in ışıklı yoluna girin ve hiç sapmayın.
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemallere selam olsun.
“Hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların desteği ile yükselebilsin. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir” diyen Mustafa Kemal’e saldıranlara yazıklar olsun
Bu Zülfü Yâre dokunuşumuza gücenip üzüldüyseniz, biliniz ki biz daha çok üzüldük.
Sizin gönlünüzü kırmış olabiliriz, ama bizim her yerimiz kırıldı!
 
                                                                                                                MUTAFA DURNA
                                                                                                                      ANTALYA
 
  **********************************************************************************