GLOBAL EMPERYALİZM VE SİYONİST OLİGARŞİ DOSYASI

EMPERYALİZM ÜZERİNE SÖYLEŞİ
                                                                                              Gazanfer ERYÜKSEL
                                                                                  ADD Antalya Şube Yazmanı
 
 
Bulanık suda balık avlamak emperyalizmin yöntemlerinden biridir. Bu işi yaparken de sömürgeleştirmeye çalıştığı ülkelerin aydınlarının DNA’larıyla oynayıp kimyalarını bozarak entelleştirir. Onları, kendi ülkesinin insanına, tarihine yabancılaşır. Onları küçük görür ve kendi tarihine oryantalist gözüyle baktırır. Emperyalizm kavramı da sömürgeleştirilmeye çalışılan ülke aydınlarının bazıları tarafından asal anlamından farklılaştırılarak kullanılır. Örneğin, onlara göre Osmanlı da emperyalisttir, Roma İmparatorluğu da… İşte bu kavramı emperyalizmi tarihçi Mehmet Pınar ile enine boyuna konuşmaya çalıştık.
 
Gazanfer ERYÜKSEL: Sevgili Mehmet Pınar… Çeşitli yazılı ve görsel yayın organlarında hayli rütbeli kişiler,  profesör ve doçentler, gazeteci ve yazarlar Osmanlı İmparatorluğu’nun emperyalist olduğunu söylüyorlar. Buradan başlayalım isterseniz emperyalizmin ne olup ne olmadığına…
Mehmet PINAR: Ortaçağ 375 yılından kavimler göçüyle başladı. 1453 yılında çağa damgasını vuran Bizans İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla sona erdi. Özünde tarihi dönemler, böyle kesin çizgilerle ayrılmazlar. Coğrafyada da dünya üzerinde enine boyuna çizgiler yoktur ama öyle çizgiler vasıtasıyla coğrafi olaylar daha kolay anlatılır. Yukarıda anılan tarihler arasında yaşayan devletler üç aşağı beş yukarı aynı özelliklere sahiptirler.  Bu çağı yaşayan devletler, 15. ve 16. yüzyıldan başlayarak (1401- 1500 / 1501- 1600) burjuvazi önderliğinde devrimle ortaçağın güçleri olan senyörler ve kilisenin elinden iktidarın alınması ve burjuvazinin iktidara sahip olmasıyla yıkıldılar. Bu devrimler, 1900 yılına kadar sürdü. Avrupa’da bu devrimler edebiyat, sanat, bilim alanlarında Rönesans, din alanında reformla devam etti. Sanayi devrimi ile burjuvazi iktidarını pekiştirdi.
 
Osmanlı Devleti, 1299 yılında Ortaçağda kuruldu. Avrupa’nın Rönesans ve reform yaptığı dönemde Osmanlı çok güçlü bir feodal imparatorluktu. Bu nedenle Rönesans ve reform yaşanmadı. Avrupa’da yaşanmasının nedeni ise eski gücünü kaybetmiş yönetimlerdi. Osmanlı Devleti Bizans’a karşı gelip yıktığında Bizans İmparatorluğu son dönemlerini yaşıyordu. Bir fiskeyle yıkılacaktı, bunu da Osmanlı vurdu.
Bu dönemde Rönesans ve reform yapılmadıysa, arkasından da sanayi devrimi yapılmadıysa, güçlenen burjuva sınıfı senyörlerin elinden devleti almadıysa, bu devletin kapitalist olması (Rekabetçi Kapitalizm aşamasına geçmesi) mümkün değildir. Kapitalist olamayan hiçbir devletin emperyalist olması da mümkün değildir. Rekabetçi Kapitalizm çağıyla milletler oluşur. Millet her sınıfın önderliğinde her dönemde olunamaz. Emperyalizm çağında millet olmaya çalışanlar olabilir. Ancak, bu emperyalizmin desteğinde kukla-teneke devletler olarak kurulur.
 
Gazanfer ERYÜKSEL: Rekabetçi kapitalizm olgusu anladığım kadarıyla tam bir dönemeç oldu söyleşimizde… İsterseniz bu kavramı genişleterek sürdürelim konuşmamızı…
Mehmet PINAR: Emperyalizmi anlayabilmemiz için önce rekabetçi kapitalizmi kavramamız gerekir. 1640 İngiliz Devrimiyle başlayıp 1900 arasında yaşanan dönemin en önemli özelliği burjuva sınıfının ilerici olmasıdır. Bu dönemde devlet, bütün sermaye sahiplerinin elindedir. Bu sınıf bu dönemde bilimin, sanatın, edebiyatın, müziğin, üretimin önünü açarak geliştiren, maddi ve manevi destek veren bir sınıftır. İkinci özelliği meta ihracı yapmasıdır.  Burjuvazi, ticaret ve sanayi yanında bilimle, sanatla, matbaayla, keşifle, edebiyatla uğraşan bir sınıftır. Bugünkü anlamıyla tekel sahibi değildir. “Serbest rekabetin” egemen olduğu bir ekonomi hâkimdir. Sanayi sermayesi belirleyicidir. Bankalar aracı rolündedir. Atıl sermayeyi toplayarak (yastık altı tasarrufları) sisteme katar ve kâr sağlayarak burjuvazinin kullanımına sunar.
Emek, pazarda özgürce alınıp satılan bir meta haline gelmiştir. Şiddet ve egemenlik esas değildir. Bu dönemde sermaye esas olarak tarım alanlarına yönelmiştir. Çünkü gelişen sanayisine ham madde aramaktadır. Aynı zamanda ürettiği ürüne de pazar aramaktadır. Avrupa devletleri bu dönemde çağdaştır. Eşitlik-özgürlük-kardeşlik-cumhuriyet-anayasa kavramları ilerici ve devrimci anlamda kullanılmaktadır. Mustafa Kemal’in çağdaş Avrupa (muasır medeniyetler seviyesi) diyerek örnek aldığı bu dönemdir.
 
 
Gazanfer ERYÜKSEL: Rekabetçi kapitalizm böyle ise sistem emperyalist aşamaya ne zaman ve nasıl geçti?
Mehmet PINAR: 1878 yılında başlayan tekelleşme süreci gelişme evresine tamamlayarak 1900 yılında emperyalist aşamaya geçmiştir. İçinde bulunduğumuz çağ emperyalizm çağıdır. Bu dönemde, dünya “ezilen uluslar” ve “ezen uluslar” (emperyalist devletlerle sömürge, yarı sömürge- yarı feodal devletler) olarak iki kampa ayrılmıştır. Emperyalist devlet aygıtı, o ülkede bulunan en büyük tekellerin eline geçer.  Emperyalizm çürüyen kapitalimin en son aşamasıdır. Bu dönemi örgütleyen burjuva sınıfı, ilerici özelliğini kaybederek gericileşmiştir. Kapitalizm de ilerici ve devrimci özelliklerini kaybetmiştir. Burjuvazi tekel sahibi olmuş,  meta ihracının yanında sermaye ihracı belirleyicidir.
Mali sermaye sanayi sermayesinin banka sermayesi ile iç içe geçtiği bir yapıdır. Bankalar, öncelikle halkın tasarruflarını toplayıp sistemin kullanımına veren durumdan uzaklaşmıştır. Mali sermeye tekellerin kullandığı şiddeti de kullanan sermaye haline dönüşmüştür.
Sermayenin farklı dalları hammadde üretimi, yarı mamul üretimi, üretimin aşamaları, pazarlama ve finans sektörü (bankalar ve borsa) tek elde toplanarak her yerde kendine yol açmakta rakiplerini mütevazı bir bedelle satın almaktan Amerikan usulü dinamit kullanmaya kadar her türlü yönteme başvurur. En kalifiye emeği, en iyi mühendisleri eli altında bulundurarak üretimi toplumsallaştırır ama mülk edinmeyi özel kılar. Serbest rekabetin yanında şiddeti en acımasız şekilde kullanır. Tarım bölgelerinin yanında sanayide gelişmiş ülkeleri de yutmaya çalışır. Emperyalist devletlerin en önemli özelliği eşitsiz gelişmesidir. Sıçramalı gelişme yasası… Gelişmede öne geçen emperyalist, diğer emperyalistler için de tehdit unsurudur.
En büyük tekellerce dünyanın toprak bakımından bölüşülmesi rekabetçi kapitalizm aşamasında tamamlanmıştır. Emperyalizm aşamasında yeniden paylaşılması için savaşın dışında bir yöntem yoktur. 1. ve 2. Dünya Savaşları bunun için çıkmıştır. Kapitalizm eski evrelerindeki sömürge politikası ile mali sermayenin sömürge politikasından temel ayrılıklar gösterir. Mali sermaye özgürlük değil egemenlik ister. Gelişmiş kapitalist ülkeler, iç savaştan kaçınmak istiyorsa emperyalist olmak zorundadır. Emperyalizm kişilerin belirlediği bir politika değildir. Zorunlu başvurulan bir yöntemdir.
Kapitalistler dünyayı paylaşıyorlar. Bunu kendilerinde bulunan hain duygularından dolayı değil ulaştıkları yoğunlaşma düzeyi, kâr sağlamak için kendilerini bu yola başvurmak zorunda bıraktığından yapıyorlar. Ve dünyayı mevcut sermayeleri ve güçleri oranında paylaşıyorlar.
 
Gazanfer ERYÜKSEL: Emperyalizmin gittiği yere demokrasi, özgürlük götürebileceğini, bu anlamda AB’ye girersek Avrupa’daki özgürlüklerin bizde de olacağı bizim de gelişip çağdaş dünyada yerimizi alacağımız söyleniyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Mehmet PINAR: Emperyalizmi doğru kavrayamayan Dönek Kautsky, “Sermaye enternasyonalizasyonunun (küreselleşme M.P) en belirgin ifadesi olan uluslararası kartellerin kapitalist rejim içinde yaşayan halklar arasında barış umudunu doğurduğu” kanısındaydı.
Burjuva reformistleri, özellikle günümüzde Kautskyciler hammaddelerin paha ve tehlikeli bir sömürge politikası olmadan da serbest pazardan sağlanabileceğini, hammadde arzının genel olarak tarım koşullarında yapılacak basit bir iyileştirme işlemi ile artırılabileceğini ileri sürerek bu gerçeklerin önemini ve tekelleri görmezden gelmektedirler.
Tröstler sömürgeler fethetmek dururken yığınların durumuyla uğraşmazlar. Bizim gibi ülkelerde en gerici sınıf olan toprak ağalarıyla bağ kurarak onları koruyarak varlığını devam ettirirler. Yani ABD, Irak’a gidip demokrasi götürmez. Eğer oranın yönetimi ile işlemlerini yürütemiyorsa orayı zor kullanarak parçalar, etnik milliyetlerine böler, kan ve zulüm getirir.
Emperyalizmi bir ilhak eylemi olarak görmek doğru ama eksik bir bakış açısıdır. Genellikle şiddet ve gericilik eğilimidir. Bugün gericilik ABD ve AB emperyalistleri ile bağ kurmaktır.
 
Emperyalizmi, ekonominin evresi ya da aşaması değil, mali sermayenin yeğlediği bir politika olarak görüp emperyalizmi rekabetçi kapitalizmle eş tutmak yanlışların en büyüğüdür. Kautsky, “Emperyalizm çağdaş kapitalizm değildir, yalnızca onun politikalarından biridir” der. Yine Kautsky, “Kapitalizmin kartellerce izlenen politikanın dış politika alanına taşacağı yeni bir evre, bir ultra-emperyalizm evresi olanaksız değildi” der. Bu tanım bugün küresel emperyalizm teorisi olarak işlenmekte “ultra” kelimesi yerine “küresel” sözü kullanılmaktadır. Bu tanımı kullananlar, çağımız emperyalizmini emperyalizmden sonra gelen yeni bir evre olarak tanımlamaktadırlar. Hâlbuki bu tanım, 1912’den beri bir diğer Dönek Kautsky’den beri kullanılmaktadır. Çağımız hâlâ emperyalizm çağıdır, bu çağ bitmeden, emperyalizm yıkılmadan yapılacak her tanım aldatmacadan ibarettir. Bu çağ yıkıldığında gelecek olan çağa “komünizm çağı” denir ki bu evre şu an için uzak görünmektedir. Emperyalizm çağı; rantiye sınıfının, yani kestikleri kuponlarla yaşayanların, herhangi bir işletmenin çalışmasına katılmayanların, meslekleri işsizlik olan insanların olağanüstü çoğaldığı bir çağdır. Emperyalizmin ekonomik temellerinden biri olan sermaye ihracı, rantiye tabakasının üretimden kopuşunu da artırmıştır.
 
Gazanfer ERYÜKSEL: Sevgili Mehmet Pınar, bir söyleşinin daha sonuna geldik. Son söz olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Mehmet PINAR: Osmanlı Devleti, rekabetçi kapitalizm çağına burjuvazi önderliğinde devrimle geçemediği için emperyalist olamamıştır. Dünyada rekabetçi kapitalizm çağını yaşamayan hiçbir ülke emperyalist olamaz. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’ne “emperyalist” diyenler tarihçidir, ama gerici, yobaz bir tarihçidir. Sebebi, tekelci burjuvazinin çıkarlarını savunan tarihçiler Osmanlı’nın ve hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalist olduğunu söylemekle görevlendirilmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin emperyalist olmadığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Mustafa Kemal önderliğinde devrimle kurulduğunu söyleyenler ise devrimci tarihçilerdir. Avrupa Birliği’ne üye devletler emperyalist devletlerdir. Teknolojileri ileri ama kendilerinde gerici yönetimler hâkimdir. Teknolojisini alabiliriz,  ama yönetim anlayışlarını yaptıklarını, gerici olduğu için, çağdaş olmadığı için örnek alamayız.
 
Gazanfer ERYÜKSEL: Bu güzel ve yararlı söyleşi için teşekkür erdim.
Mehmet PINAR: Ben teşekkür ederim.