TÜRKLERE İFTİRA EDİLEN NAYLON SOYKIRIMLARI DOSYASI(2)!

1.Avrupa Birliği ve Soykırım İddiaları
Avrupa Parlamentosunun 1987 yılında Ermeni soykırımı iddialarını kabul eden ve Ermeni  “soykırımını” kabul etmediği taktirde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olamayacağını belirten bir karar kabul etmiş olduğu ve bu kararın Türkiye’nin Birliğe katılmasına ilişkin yıllık ilerleme raporlarının Parlamento tarafından incelenmesi sırasında bir çok kez teyit edildiği hatırlanacaktır.
 
Parlamentonun Ermeni iddiaları lehindeki bu tutumuna karşın Devlet veya Hükümet Başkanlarının oluşturduğu Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu bu hususta sessiz kalmıştı. Sadece Avrupa Komisyonu bir raporunda uzlaşma gereğinden bahsederek konuya dolaylı bir şekilde temas etmişti[66].
 
Türkiye’nin üyelik müzakerelerine birkaç gün kala, 28 Eylül 2005 tarihinde, Avrupa Parlamentosu, başta Güney Kıbrıs’ın tanınması olmak üzere, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’den olan taleplerini ve şikâyetlerini dile getiren karar kabul etmiştir. Bu kararda Ermeni soykırım iddiaları da yer almıştır.
 
Kararın giriş bölümünde J maddesinde “ Türk makamlarının, Avrupa Parlamentosu’nun 18 Haziran 1987 tarihli kararında belirtilen Ermeni sorunları hakkındaki talepleri henüz yerine getirmediği kayıtlıdır. Kararın işlem bölümünün 5. maddesinde ise Türkiye Ermeni soykırımını tanımaya davet edilmekte ve bu tanımanın Avrupa Birliği’ne katılması için bir ön şart olduğu belirtilmektedir.
 
Bu karar bazı Türk gazetelerinde[67] Avrupa Parlamentosu’nun yeni şartı olarak gösterilmiştir. Oysa yukarıda açıkladığımız üzere bu şart 1987 yılından beri mevcuttur. Ayrıca bu şartın ne pek etkin olduğu da söylenemez. Zira Avrupa Parlamentosu’nun kararları bağlayıcı değildir, daha ziyade bir tavsiye niteliğindedir ve Parlamentonun eğilimlerini gösterir.  Kopenhag kriterleri arasında bulunmadığı gibi Türkiye’nin adaylığı ile ilgili diğer belgelerde ve son olarak da Müzakere Çerçeve Belgesi’nde Türkiye’nin soykırım iddialarını tanıması gerektiği kayıtlı değildir. Buna göre AB, bir teşkilat olarak, müzakerelerde Türkiye’nin soykırım iddialarını tanımasını istemeyecektir. Ancak,  müzakereler üye ülkelerle de yapıldığından, üye ülkeler “kişisel” olarak istedikleri konuları masaya getirebileceklerdir. Nitekim Fransa, Hollanda ve Avusturya daha şimdiden Ermeni “soykırımını”  müzakerelerde ele alacaklarını söylemişlerdir. Ancak Türkiye’nin bu konuyu görüşmemesi veya  “soykırımı” tanımayacağını belirtmesi halinde bu ülkelerin  “veto” kullanmak dışında yapabilecekleri yoktur. Bu da Avrupa Birliği ülkelerinin birlikte hareket etmeye geleneğine ters düşecektir.   Normal koşullarda sadece “soykırım” konusu için Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin durdurulabileceğini düşünmek zordur. Avrupa Parlamentosu’na gelince, ileriden, en az on yıl sonra, Türkiye müzakereleri başarı ile tamamlayabildiği ve bir katılım antlaşması hazırlanabildiği taktirde Avrupa. Parlamentosu’nun, bu antlaşmasın tasdiki sırasında 1987 yılı kararı ile o tarihten sonra aynı konuda aldığı diğer kararları dikkate alması ve Türkiye sözde Ermeni soykırımını tanımadığı sürece katılım antlaşmasını onaylamaması olasılığı vardır. 
 
Bu arada Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Ermenistan’ın görüşleri doğrultusunda kamu oyu oluşturmak üzere Taşnaklar tarafından Brüksel’de kurulan Adalet ve Demokrasi için Avrupa-Ermeni Federasyonu  ( Fédération Euro-Arménienne pour la Justice et la Démocratie) katılım müzakerelerine başlamadan önce Ermeni “soykırımının” tanınması için yoğun bir propaganda faaliyeti yürüttüğünü belirtelim. Bu federasyon Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokratlar Grubu ile işbirliği yaparak,  Türkiye ile müzakerelerin başlamasından bir hafta kadar önce, 22 Eylül 2005 tarihinde, Avrupa Parlamentosu binasında da “Aralık 2004-Ekim 2005: Türkiye Değişti mi ?” başlığı altında bir konferans düzenlemiştir. Söz alanlar Türkiye’nin AB’ne katılmak için gerekli kriterlerin gereğini halen yerine getirmediğini savunmuşlardır[68]. Diğer yandan, müzakerelerin başlayacağı gün olan 3 Ekim 2005’te Ermeniler Lüksemburg’da de büyük bir gösteri yaparak Türkiye’nin “soykırımı“ tanımasını istemişlerdir[69]. Ancak bu gayretler bir sonuç vermemiştir; zira parlamenterleri etkilemek mümkün olsa da hükümetler için aynı sonucu almak zordur. Nitekim büyük tartışma ve pazarlıklara neden olan Müzakere Çerçeve Belgesi’nde Ermenilerin talepleriyle ilgili herhangi bir husus yoktur. Bu durum Taşnak çevrelerinde büyük düş kırıklığı yaratmıştır. Fransa’da başlıca örgüt olan Ermeni Davasını Savunma Komitesi yayınladığı bir bildiride[70] soykırımcı ve inkârcı bir ülke ile müzakerelere başlamasını kabul eden Avrupa’nın değerlerinin iflas ettiğini belirtmiş ve bu “ihanetten” sonra da, Ermeni soykırımı tanınana ve tazmin (tazminat ve toprak talepleri) gerçekleşene kadar, mücadele devam edileceğini bildirmiştir.
 
Türkiye ile müzakerelerin başlaması hakkında Ermenistan’ın görüşlerine gelince, Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan, Türkiye AB’ye katılmak istiyorsa AB standartlarına uyması ve bunun için de komşularıyla normal ilişkiler kurması gerektiğini,  müzakerelerde sınırların açılması sorununun da ele alınacağını umduğunu söylemiş ve müzakerelerde Ermeni sorunların da görüşülmesinin iki ülke ilişkilerini olumlu etkileyeceğini belirtmiştir. Oskanyan Avrupa Parlamentosu’nun, Ermeni soykırımını tanımasının Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasının ön şartı olduğuna dair yukarıda değindiğimiz kararının “olumlu ve doğal” olduğunu belirtmekle yetinmiştir[71].
 
Görüldüğü üzere Ermenistan Dışişleri Bakanı sorunları Türkiye ile müzakere ederek çözmek yerine bu konuda Avrupa Birliği’nin,  özellikle sınırların açılması konusunda, Türkiye’ye yapması beklenen baskılardan yararlanmayı düşünmektedir. Bu arada, diasporanın aksine, Ermenistan Hükümeti’nin “soykırımın” tanınması konusuna ikinci derecede önem verdiği de bir kez daha anlaşılmaktadır.
 
2. İsviçre
 
Ermeni soykırımı iddiaları Türkiye- İsviçre ilişkilerini zehirlemeye devam etmektedir.
 
Hatırlanacağı üzere İsviçre Parlamentosu’nun 16 Aralık 2003 tarihinde Ermeni “soykırımını” tanıyan bir karar kabul etmesi Türkiye’de sert tepkilere neden olmuştu. Dışişleri Bakanlığı bu kararını şiddetle kınandığını ve reddedildiğini bildirmiş ayrıca TBMM’de oy birliği ile kabul ettiği bir bildiride bu kararı kınamıştı. Diğer yandan bu karar nedeniyle İsviçre Dışişleri Bakanı Bayan Calmy-Rey’in Türkiye’ye yapacağı ziyaret ertelenmişti. Bundan sonra Türkiye- İsviçre ilişkileri bir duraklama devresi geçirmiş, İsviçrelilerin ısrarlı talepleri üzerine Bayan Calmy-Rey bu yılın Mart ayı sonunda Türkiye’yi ziyaret etmiş ve iki ülke ilişkilerinin normale dönme süreci başlamıştı.
 
Bu ziyaretten bir ay kadar sonra Zürih Kantonu Savcılığı, Mayıs 2004'te Zürich’te katıldığı bir toplantıda "soykırım olmadığı" yönündeki görüşlerini açıklayan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu hakkına soruşturma başlattı. Bu olay bazı Türk gazetelerine Halaçoğlu hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldığı, kendisi hakkında Interpol kırmızı bülteniyle arama yapıldığı şeklinde yansıdı[72]. İsviçre’nin bu konuya bakan Savcısı Gnehm’in açıklamalarıyla durum aydınlandı. Gnehm yaptığı konuşma nedeniyle Halaçoğlu hakkında soruşturma açıldığını,  İsviçre Ceza Yasasının 261/B maddesi gereğince soykırımı veya insanlığa karşı işlenmiş bir katliamı reddeden,  hafif gösteren veya haklı bulan kişilerin bir ile 3 yıl arasında hapis cezası veya beş bin İsviçre Frankı para cezası öngördüğünü söyledi[73].
 
Türk kamuoyunda İsviçre aleyhinde oluşmaya başlayan havayı dikkate alarak Ankara’daki İsviçre Büyükelçiliği bu konuda bir açıklama yaptı ve Halaçoğlu hakkındaki soruşturmanın üçüncü bir tarafın yaptığı şikâyet üzerine açıldığını, İsviçre'deki yasal prosedür gereği, herhangi bir şikâyet söz konusu olduğunda konunun açıklığa kavuşturulması bakımından bir soruşturma açılması gerektiği bildirildi[74]. Şikayet eden tarafın Ermenistan-İsviçre Derneği olduğu anlaşıldı.
 
Bu arada Halaçoğlu ‘Hukuksuzluk üzerine oturan bir mahkemeye gidip ifade verilmez” gerekçesiyle İsviçre’ye gitmeyi reddetti[75].
 
Uzun yıllardır Türk Tarih Kurumu başkanlığını yapan Prof. Halaçoğlu’nun tarihi bir konuda görüş belirtmesi nedeniyle hakkında soruşturma açılması bir süre Türk basının ele aldığı başlıca konulardan oldu’ ve kamu oyunda da tepkilere yol açtı. Bu arada 29 üniversiteden 353 tarihçi Türk Tarih Kurumu Başkanı’na destek vermek için bir bildiri yayınladılar[76]. Bu bildiriyi imzalamayan bazı tarihçilerin ertelenen İstanbul Konferansı’nı düzenleyenler arasında yer alması dikkati çekti.
 
Bu olayın siyasi alanda da etkisi görüldü. Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, 22–24 Haziran günlerinde yapılacak Türkiye-İsviçre İş Konseyi toplantısının iptal edilmesini istedi[77]. İsviçre Ekonomi Bakanı Joseph Deiss’ın Eylül ayında Türkiye’ye yapacağı ziyaret de iptal edildi[78]. 
 
Türkiye- İsviçre ilişkilerindeki bu olumsuz gelişme karşısında İsviçreliler bir çıkış yolu bulmak amacıyla Halaçoğlu hakkında bir tutuklama kararı bulunmadığı ve kendisinin İsviçre dahil, Avrupa’da yapacağı gezilere bir sınırlama getirilmediğini ileri sürmeye başladılar. Ankara’daki İsviçre Büyükelçisinin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’i ziyaret ederek kendisine bu hususları belirten bir belge verdiği dahi basında ileri sürüldü[79].
 
 Halaçoğlu olayı Türk basınında yatışırken gelişen başka bir olay Türkiye- İsviçre ilişkilerinin düzelmesine imkan vermedi.  İşçi Patisi Başkanı Doğu Perinçek de 7 Mayıs'ta İsviçre'de. Lozan Anlaşması'nın imzalandığı binanın önünde bir basın açıklaması yapmış ve. "Ermeni soykırımı iddiaları uluslararası bir yalandır" demişti[80]. Perinçek. Lozan Antlaşması'nın 82. yıldönümü nedeniyle İşci Partisi ve Atatürkçü Düşünce Derneği'nin organize ettikleri kutlama törenleri için tekrar İsviçre'ye gitti. 22 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında, "Ermeni soykırımı iddiaları uluslararası bir yalandır" sözlerini tekrarladı. Çağrılması üzerine Winterthur Savcılığı giderek ifade verdi[81]. Perinçek bu olay hakkında kendi görüşlerini ayrıntılarıyla anlatınca sorgulama 3,5 saat sürdü ve Perinçek sonunda serbest bırakıldı.  Perinçek ertesi gün yaptığı bir konuşmada görüşlerini tekrarladı[82].
 
Perinçek’in bu şekilde sorgulaması Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de tepkisini çekti. Gül bu sorgulamanın kabul edilemez ve ifade özgürlüğü ilkesine tamamen aykırı olduğunu söyledi[83].  
 
Doğu Perinçek sorgu hakiminin karşısına çıkmak üzere İsviçre’ye gitti. İfade vermeden önce Bern ve Zürih’te yaptığı konuşmalarda Ermeni soykırımına inanmadığını belirtti ve İsviçre’yi Ermeni sorunu hakkında yeterli araştırma yapmamış olmakla itham etti.  Bu konuşmalar hakkında da hakkında soruşturma açıldı[84], Perinçek 21 Eylül’de hakkındaki tüm dosyaların gönderildiği Vaud Kantonu Sorgu Hakimi Jacques Antenen’e ifade verdi. Sorgu hakimi ifadeyi aldıktan sonra şimdilik Perinçek’in suçlanmayacağını bazı belgeleri incelemesi gerektiğini söyledi[85]. Böylece Perinçek aleyhinde İsviçre de yapılmakta olan takibat, bir süre için olsun, durdu.
 
Perinçek açıkça ve defalarca Ermeni soykırımının olmadığını söylediğine göre sorgu hakiminin bazı belgeleri neden incelemek istediği ilk bakışta anlaşılamamaktadır. Basına göre, İsviçre Ceza Kanununun 261. maddesi soykırım inkarını ırkçı, etnik veya dini nedenlerin mevcudiyetine bağladığından Perinçek’in suçlanarak mahkemeye verilmesi ancak bu nedenlerle Ermeni soykırımını inkar ettiğinin kanıtlanmasına bağlıdır[86]. Bu ise, adil bir sorgulama yürütüldüğü taktirde, imkansız gibidir; zira Türklerde, büyük bir olasılıkla çok uluslu bir imparatorluktan gelmelerinin etkisiyle ırkçı, etnik veya dini düşmanlık hisseleri yoktur. 
 
Bu arada İsviçrelilerin siyasi nedenlerle Perinçek’in mahkum olmasını istememeleri bu nedenle de bahane aramaları mümkündür. Zira,  Perinçek’in mahkum olması ve özellikle hapse girmesi Türkiye-İsviçre ilişkilerine çok ağır bir darbe indirecektir. İkinci olarak Perinçek mahkum olduğu taktirde bu konudaki kararı Avrupa İnsan Hakları Divanına götüreceği muhakkak gibidir. Divan’ın karar verebilmek için önce 1915 tehcirinin soykırım olup olmadığına karar vermesi gerekecektir. Bu konuda bazı ülke parlamentolarınca alınmış “soykırım” kararlarının, Birleşmiş Milletlerin 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesine uygun olmadığı meydana çıkacak ve bu kararlar Ermeni “soykırımının” kanıtlanması için kullanılamayınca da Divan, büyük olasılıkla, tarihi olayların incelenmesine ihtiyaç duymadan, İsviçre mahkemesinin Perinçek’i mahkum eden kararını bozacaktır. Divandan böyle bir karar çıkması Ermenilerin soykırım iddialarına ağır bir darbe indirecektir.  Bu nedenle Perinçek’in mahkum olmamasını İsviçreliler kadar Ermenilerin de istemesi mümkündür.
 
3. İngiltere
 
İngiltere Lordlar Kamarası üyesi ve Başkan Yardımcısı Bayan Baroness Caroline Cox, her fırsatta Ermeni ve Ermenistan çıkarlarını korumakla ün yapmış bir kişidir. Zamanının büyük kısmını Ermenistan’da geçirmektedir. Karabağ’ı altmış kez ziyaret etmiştir. Bu hizmetleri nedeniyle adı geçen,  17 Eylül 2005 tarihinde, Başkan Koçeryan tarafından altın Mkhitar Gosh madalyası ile taltif etmiştir. Madalyanın verilme nedeni Ermeni- İngiliz ilişkilerinin güçlenmesi ve gelişmesine kayda değer katkıları ve uzun yıllar insani, başarılı ve cesur çalışmaları”dır[87].
 
Bilindiği üzere İngiltere 1915 olaylarını soykırım olarak görmemektedir. Baroness Cox 14 Temmuz 2005 tarihinde Lordlar Kamarasında Devlet, Dışişleri ve Commonwealth Parlamentosu için Bakan Yardımcısı Lord Triesman’a Hükümetin 1915 Ermeni katliamını soykırım olarak tanımak konusundaki tutumunu gözden geçirip geçirmeyeceğini sormuştur.   Lord Triesman cevabında İngiliz hükümetinin eskiden beri mevcut olan tutumunun iyi bilindiğini, İngiliz Hükümetinin tarihin bu korkunç dönemi hakkında güçlü duygular yarattığını taktir ettiğini ve 1915–1916 katliamını bir trajedi olarak kabul ettiğini, bununla beraber ne şimdiki ne de geçmiş İngiliz hükümetlerinin, bu olayların 1945 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesinde tarif edilen soykırım kategorisine girmesi için yeterince açık delil bulunmadığına hükmettiklerini söylemiştir. Böylelikle Baroness Cox’un sorusu sayesinde İngiliz Hükümetinin Ermeni soykırımı iddiaları karşısındaki tutumu teyit edildi.
 
İngiliz hükümetinin 1915 olaylarını soykırım olarak kabul etmeyen bu tutumu karşısında İngiltere’deki Ermeni çevreleri bölge parlamentolarından Ermeni “soykırımını” tanıyan kararlar çıkartmak politikasını izlemeye başlamışlardır. Galler bölgesinde bir denemeden sonra İskoçya’da da bir girişimde bulunulmuş ve. Edinburg Şehri Meclisi’ne Ermeni soykırımının tanınmasını öngören bir tasarı verilmiştir. Meclis Başkanı İşçi Partisi Başkanı Donald Anderson, Türk Büyükelçiliği’ne bir mektup göndererek, bu konuyu araştırdığını ve Ermeni topluluğunun Osmanlı rejimi tarafından soykırıma tabii tutulduğu konusunda kuşkusunun olmadığını bildirmiştir.  Buna karşın Meclis’in Muhafazakar grubu başkanı İan White, bu konunun Meclis’in işi olmadığını Meclis’in, yolları onarmaya, sokakları temiz tutmaya odaklanması gerektiğini ifade etmiştir[88]. 
 
4. Belçika
 
Belçika Senatosu 1998 yılında aldığı bir kararla Ermeni soykırım iddiasını kabul etmiş ve Türkiye’den de kabul etmesini istemişti. Belçika’da soykırım inkârını suç sayan ve cezalandıran 23 Mart 1995 tarihli bir kanun mevcuttur. Bu kanunun Ermeni soykırım iddialarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi ile ilgili bir öneri ise geçen Nisan ayında Belçika Senatosu’nda reddedilmişti[89].
 
Bu kez Eylül ayında Senato’ya Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili yeni bir karar tasarısı sunulmuştur.  Sözkonusu tasarı Türk hükümetini Ermeni soykırımını tanımaya,  tüm arşivleri tarihçi ve araştırmacılara açmaya, Türk tarihçileri tarafından yürütülen bilimsel çalışmalara karışmamaya ( ertelenen Boğaziçi Üniversitesi konferansı kastedilmektedir) ve bu konunun kamu oyunda tartışılmasını teşvik etmeye davet etmektedir[90]. Bu haliyle tasarıda bir yenilik yoktur. Yukarıda değindiğimiz gibi Senato zaten soykırım iddialarını tanımıştır. Türkiye’nin ise bu iddiaları tanımayacağı çok açıktır.  Diğer yandan sözkonusu konferans, başka bir üniversitede olsa bile, yapılmıştır. Ayrıca Ermeni sorunu Türk kamuoyununda hararetli denebilecek şekilde tartışılmaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında tasarının amacının Ermeni “soykırımı” konusu gündemde tutmak olduğu görülmektedir.
 
5. Finlandiya
 
Finlandiya Başkanı Tarja Halonen Eylül ayı sonunda Ermenistan’ı ziyareti sırasında Erivan’daki soykırım anıtına bir çelenk koymuş ve bir ağaç dikmiştir.
 
Finlandiya basınına göre Halonen gazetecilerinin Ermeni soykırımını tanıyıp tanımadığı hakkındaki bir sorusuna doğrudan cevap vermemiş,  Finlandiya’da tarihi olayları tanımak gibi bir adet olmadığını, her kuşağın tarihi yeniden incelemek hakkı olduğunu ve her ülkenin de kendi tarihine sahip olma hakkı bulunduğunu ve ülkelerin tarihin esiri olmamaları gerektiği söylemiştir[91]. Ermenistan basınında ise Halonen’in “Finlandiya Ermenistan ile birlikte Ermeni soykırımı kurbanlarını üzüntüyle anmaktadır” dediğine dair bir haber çıkmıştır[92].
 
Ermenistan protokolünün ülkeye resmi ziyarette bulunan kişilerden soykırım anıtını ziyaret etmesini istediği yabancı konukların büyük çoğunluğunun da, yerel adete uygun davranmak düşüncesiyle, anıta gittiği bilinmektedir. Halonen’in anıtı ziyaretini bu çerçevede değerlendirilmelidir.
 
6. Asuri ve Keldanilerin Soykırım İddiaları
 
Paris yakınlarındaki Sarcelles şehrinde 15 Ekim 2005 tarihinde “1915 yılında Asuri-Keldanilere karşı Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapılan soykırımın kurbanları”nı anmak için bir anıtın açılışı yapıldı.  Anıt, aynı şehirdeki bir Ermeni “soykırımı” anıtının yakınındaydı. Açılış töreninde konuşan Belediye Başkanı François Pupponi “Türkiye, Ermeni ve Asuri-Keldani soykırımını kabul etmediği sürece, AB’ye asla üye olamayacaktır” dedi[93].
 
Dışişleri Bakanlığı tarafından bu konuda yapılan bir açıklamada ‘Hangi tarihi verilere dayanılarak ortaya atıldığı bilinmeyen bir iddiayı yansıtan anıtın açılışı tarafımızdan tepkiyle karşılanmıştır. Bir devleti soykırım gibi insanlığa karşı işlenebilecek en ağır suçla asılsız itham edenler, bu ciddiyetsiz davranışlarıyla ancak kendilerini küçültmektedirler” dendi[94]. 
 
Asuri ve Keldanilere soykırım yapılmış olduğu iddiası yeni değildir. 1915–1916 tehciri sırasında, Ermenilerle karışık olarak yaşadıkları için, bazı Asuri ve Keldanilerin de tehcire tabi olduğu ancak Osmanlı Hükümetinin tehcirin sadece Ermenileri kapsadığını belirterek bu uygulamaya son verdiği bilinmektedir. Bu iki mezhebe mensup olup Avrupa ülkelerine göç edenlerden bir kısmı, Ermenilerin soykırım iddialarında bulunmaya başlamalarından bir süre sonra, kendilerinin de soykırıma maruz kaldıklarını ileriye sürmeye başlamışlardır; ancak Ermeniler kendi davalarını zayıflatacağı endişesiyle bu iddianın ikinci planda kalmasını istemişler, küçük gruplar oluşturan Asuri ve Keldaniler de bunu kabul etmek durumunda kalmışlardır.
 
Sarcelles’e dikilen anıt Ermenilerin bu konudaki tutumunun değişmeye başladığı göstermektedir. Ermeni Katogigos’u (papası) Karekin II’nin son olarak yaptığı bir konuşmada[95], Ermenilerin soykırım iddialarını dile getirdikten sonra Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Rumların ve Asurilerin de aynı akıbete uğradığını söylemesi de bu tutum değişikliğinin işaretidir. Ermenilerin neden tutum değiştirmeye başladıklarına gelince bu, büyük olasılıkla,  üst üste bazı ülkelerin ve ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun soykırım iddialarını kabul etmelerinin etkisiyle bu iddialarının uzak olmayan bir gelecekte Türkiye tarafından kabul edileceğine inanmalarından, ancak böyle olduğu taktirde de Türkiye üzerindeki baskıların azalmasından endişe etmelerinden, bunun için de yedekte duran Asuri ve Keldanileri şimdiden arenaya sürmelerinden ileri gelmektedir.
 
Önümüzdeki dönemde Ermenilerin teşvikiyle Asuri ve Keldanilerin soykırım iddialarını daha yoğun bir şekilde ortaya atmaları ve bu faaliyetlerin nispeten çok sayıda yaşadıkları Almanya ile İskandinav ülkelerinde de gerçekleşmesi beklenebilir. Nitekim, gelecek yıl yapılacak parlamento seçimlerinde Sosyalistler kaybettiği taktirde, kurulacak koalisyon hükümetine girmesi beklenen İsveç’in Liberal Partisi ( Folkpartitet), 19-21 Ağustos 2005 tarihinde yaptığı kongrede kabul ettiği bir bildiride Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin, Keldanilerin ve Pontuslu Rumların “soykırımının” uzun zaman bir Türk-Ermeni sorunu olarak görüldüğünü bildirildikten sonra Türkiye’nin bu “soykırımlar” hakkında sorumluluğu kabul etmesi ve gerçekleri açıklamasının, Avrupa Birliğinin de bu soykırımları tanıması için Türkiye’ye baskı yapmasının, Türkiye’nin ve diğer ülkelerin araştırmaları teşvik etmek için arşivlerini açmasının gerektiği, ayrıca Türkiye’nin Kürt ve Hıristiyan halkların haklarına saygı göstermesi için güçlü bir lobi faaliyetine ihtiyaç olduğu belirtilmiştir[96]. Diğer yandan 24 Eylül 2005 tarihinde Stokholm’de Asuri, Ermeni ve Yunanlıların Türkler tarafından uğratıldığı “soykırımları” ele alan bir seminer düzenlenmiştir[97].
 
7. Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Derneğinin Faaliyetleri
 
Kuzey Amerika ve Avrupa’daki soykırım uzmanlarını bir araya getirdiği söylenen  “Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Birliği 1994 yılında, soykırım tehlikesine yeterli önem verilmediğin iddia eden dört bilim adamı tarafından kurulmuştur. Birlik iki yılda bir konferanslar düzenleyerek soykırıma ilişkin konuları incelemektedir[98]. Son konferans 4–7 Haziran tarihlerinde Florida’nın Boca Raton kentinde yapılmış ve konferans Türkiye Başbakanı Erdoğan’a gönderilecek bir mektubun metnini oybirliğiyle onaylamıştır[99].
 
16 Haziran 2005 tarihinde Başbakana gönderilen bu mektupta, özetle, Başbakanın Ermeni halkının akıbetinin “tarihçiler tarafından tarafsız bir inceleme”  konusu yapılması hakkındaki önersine[99] değinilerek, Başbakanın Ermeni “soykırımı” hakkında yapılan araştırmaların çokluğundan ve bu olayın Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine uygunluğundan tam haberi olmayabileceği, ancak Ermeni “soykırımının” sadece Ermeniler tarafından değil,  soykırım konusunu inceleyen bilim adamlarının genel görüşü olduğu,     bilimsel delillerin bir milyondan fazla Ermeninin öldürüldüğünü gösterdiği, Ermeni “soykırımının” ABD, Avusturya, Macaristan arşivleri, Osmanlı divan-ı harp tutanakları, misyoner ve diplomatların tanıklığıyla belgelendiği iddia edilmekte, ayrıca bu konuda bazı bilim adamlarının ifadeleriyle bazı kuruluşların faaliyetleri sayılmaktadır.  Mektupta, isim verilmeden, Türk hükümetine bu konuda görüş bildiren sözde bilim adamlarının tarafsız olmadıkları ifade edilmekte,  ayrıca 25 Mayıs’ta Boğaziçi Üniversitesinde yapılacak olan konferansı önlemekle Türk Hükümetinin akademik ve entelektüel özgürlüğe karşı olduğunu gösterdiği iddia edilmektedir.
 
Mektup, Alman Hükümeti ve halkının Yahudi Holokostu için yaptığı gibi,  Ermeni halkına uygulanan soykırım için eski bir hükümetin[101] sorumluluğunu tanımasının Türk halkının yararına olacağını bildirilerek son bulmaktadır.
 
Soykırımla uğraşan bazı bilim adamlarının Ermeni soykırım iddialarını incelemeleri ve bu konuda, doğru olmasa da, bazı sonuçlara varmaları, sonra bunları yayınlamaları normal bir bilimsel faaliyet olarak görülebilir. Normalin dışına çıkan husus Türkiye Başbakanına, nasihat verir gibi bir mektup yazmaları ve bunu basına da vermeleridir. Ayrıca bu mektubu, International Herald Tribune gazetesinde, 23 Eylül 2005 tarihinde, büyük paralar karşılığında bir ilan olarak yayınlatmaları da görülmüş bir hareket değildir. Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Birliği’nin hiç çekincesiz Ermeni tezlerini benimsediği ve bunların yayılması için bir bilimsel değil bir militan bir zihniyetle hareket ettiği açıktır. Bu vesileyle halen anılan Birliğin başkanlığını yapan İsrael Charny’nin Kudüs’teki Holokost ve Soykırım Enstitüsü İcra Direktörü olduğu, yıllardan beri Ermeni “soykırımının” tanınmasına çalıştığını ve İsrail Hükümetini bu tanımayı yapmadığı için sert bir şekilde eleştirdiğini de belirtelim.
 
8. Time Dergisi
 
Dünyaca tanınmış Time Dergisi 6 Haziran 2005 tarihli sayısında  “Crossroad of Culture: Turkey”  (Kültürlerin Kesiştiği yer: Türkiye) başlığını taşıyan, resimli dört sayfalık bir turizm ilanı yayınladı. İlana bir DVD kaseti eklenmişti. Bir çok dilde hazırlanmış olan kaset dört bölüme ayrılmıştı. İlk üç bölümde  turizm açısından Türkiye tanıtılıyordu.. Dördüncü bölüm bölümde ise, Ermeni sorununu inceleyen “Sarı Gelin” belgeselinin geniş bir özeti yer alıyordu.  Bu kaset Derginin Avrupa’daki 494 bin abonesine dağıtılmıştı. Ayrıca Avrupa’da doğrudan satılan 116 bin dergide de kaset vardı. İlan Ankara Ticaret Odası tarafından verilmişti. Oda Başkanı Sinan Aygün reklamın maliyetinin en az 1 milyon dolar olduğunu ve bağışlarla karşılandığını söyledi[102].
 
Fransa’da Taşnaklar tarafından kurulmuş olan Ermeni Davasını Savunma Komitesi bir bildiri yayınlayarak. Türkiye’nin inkarcı kampanyasını ve Time dergisinin bu konudaki sorumsuz suç ortaklığını kınadığını, bu girişimin tarihi gerçek hakkında şüphe yaratmayı amaçladığını, tarihi gerçeğin, kapalı olan Türk arşivleri hariç (!) dünya arşivleri tarafından teyit edildiğini ayrıca, Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler (!) ve Fransa dahil, bu gerçeğin 50 kadar devlet (!) ve örgüt tarafından kabul edildiğini belirtti. Komite Başkanı Harut Mardirosyan da Time Dergisinin şerefini kaybettiğini, gazetecilik alanındaki inanılırlığını kazanç uğruna sattığını söyledi. Aynı bildiride Avrupa’da yüz kadar Ermeni kuruluşunu temsil eden Adalet ve Demokrasi İçin Avrupa-Ermeni Federasyonunun Time dergisine karşı cevap hakkını kullanmak üzere harekete geçtiği,  Ermeni Davasını Savunma Komitesinin ise DVD’ de Fransa’ya karşı ileri sürülen suçlamalara karşı önlem alınması için Fransız makamlarına başvuracağı, ayrıca Komite’nin ABD’deki Ermeni Milli Komitesi’nin desteğiyle Time dergisine karşı bir protesto kampanyası açacağı ve Time Dergisinden alınacak cevaba göre bu konuda adalete başvurma hakkını saklı tutacağını bildirildi[103].
 
Kısa zamanda Time dergisine Ermenilerin protesto mektupları yağmaya başladı. Ayrıca Derginin Ermenilere cevap hakkı vermesi için hukuki girişimlere başlandı. Bunların bir etkisi olmuş olmalı ki Time Dergisi dört ay kadar sonra, 17 Ekim 2005 tarihli sayısında, okuyucu mektupları bölümünde Fransa’da ırkçılığa, Yahudi düşmanlığına karşı ve Ermeni soykırımının anısı için mücadele eden bazı kuruluşlar adına “Mémoire 2000” adındaki bir kuruluşun gönderdiği uzun bir mektubu yayınladı. Mektupta soykırım iddiaları hakkında bilinen Ermeni görüşleri tekrar edildikten sonra verilen zararın telafisi için şu hususların yerine getirilmesi istenmektedir: Time Dergisinin bir reklâm yayınlarken riayet ettiği standartların açıklanması ve derginin Yahudi holokostu hakkında benzer bir DVD’yi kabul edip etmeyeceğinin bildirilmesi;  Ermeni sorununun tarihi ve günümüzdeki sonuçları hakkında Adalet ve Demokrasi İçin Avrupa-Ermeni Federasyonu tarafından hazırlanacak bir DVD’nin bedava dağıtılması; Derginin bu reklâmdan olan kazancının Ermeni “soykırımı” ve diğer soykırımlar hakkında gerçeği yansıtan kar amacı gütmeyen örgütlere bağışlanması.
 
Time dergisi bu mektubu yayımladığı sayfaya bir “Editörün Notu”  yazısı koyarak DVD’yi dağıtmaktan pişman olduğunu ve bunun yarattığı kırgınlıktan üzüntü duyduğunu,  DVD’nin sözde belgesel bölümünün (Sarı Gelin kastedilmektedir) tarihin tek taraflı bir görüşünü yansıttığını ve derginin dürüstlük ve doğruluk standartlarına uymadığını, içeriği bilinseydi DVD’yi yayımlamayacağını, maalesef dergide kimsenin DVD’yi gerektiği gibi incelemediğini, zira sıradan bir reklam zannedildiğini ifade ederek gelecekte daha dikkatli olunmasını sağlayacak şekilde derginin gözden geçirme usullerinin değiştirildiğini bildirmiş ve Ermeni Toplumundan ve okuyuculardan özür dilenmiştir.
 
Görüldüğü üzere Time dergisi, DVD’nin yeterince incelenmediği gibi bir sav ileri sürmek suretiyle,  pişmanlık, üzüntü ifade ederek ve af dileyerek bu konuyu kapatmaya çalışmaktadır. Derginin Fransa’da dava açılmasından endişe ettiği anlaşılmaktadır. Zira, tanınmış tarihçi Bernard Lewis’in Ermeni “soykırımı” hakkında şüphe ifade eden sözleri nedeniyle Fransa’da mahkum edildiği hatırlandığında Ermenilerin bu ülkede açacağı bir davayı kazabileceğini düşünmüş olsalar gerektir. Time gibi çok büyük ve varlıklı bir dergi için tazminat ödemekten ziyade itibar kaybetmek önemlidir.
 
Diğer yandan Time’ın gönderilen yazının tamamını yayınlaması ve özür dilemesinin Ermenileri tatmin etmemesi olasılığı da vardır. Nitekim Ermeni Davasını Savunma Komitesi Başkanı Mardirosyan Time dergisinin sadece cevap hakkını yayınladığı için konuyu kapanmış sayıyorsa aldandığını, taleplerinin bunun çok ötesinde olduğunu söylemiştir[104].
 
Time Dergisi, Ermeni sorunu konusunda Türkiye’den bir ilan almakta sakınca görmemişken, New York Times gazetesi, ilan konusunda dahi bir ayırımcılığa giderek,  ABD’deki 36 Türk sivil toplum örgütünün Ermeni soykırım iddialarına karşı hazırladıkları bir ilanı kabul etmemiştir. Başbakan Erdoğan Haziran ayında ABD’ye yaptığı ziyaret sırasında bu gazetenin editörler grubu ile görüşmüştür.  Başbakan bu gazetenin ilanı vermek isteyenlere gönderdiği bir yazıda, soykırıma inandıkları için ilanı kabul etmediklerini bildirdiklerini, ayrıca Ermenilerin soykırım iddialarını Yahudi Holokostu ile bir tutan ifadeler kullandıklarını hatırlatarak, bu davranışın art niyetli olduğunu söylemiştir. Editörler ise dinlemekle yetinmişler ve Türk kuruluşların ilanını reddeden yazının tekrar inceleneceğini söylemişlerdir[105].
 
New York Times gazetesinin bir süredir Ermeni yanlısı bir tutum içinde olduğu bilinmektedir. Ancak gazeteler ticari kuruluşlardır ve hukuki yönden bir sakıncası yoksa, önemli kazanç getiren ilanları reddetmezler. O nedenle bu gazetenin, kârdan zarar etmeyi göze alarak, Türk sivil toplum örgütlerinin ilanını reddetmesi inandırıcı değildir. İlanı almamakla kaybettiği kârın Ermeni örgütlerince gazeteye ödenmiş olması bu çelişkili durumun bir açıklaması olabilir
 
 
Edward Taşcı’nın Ölümü
 
Ermeni bir anneden ve Süryani bir babadan Amerika’da doğan, Türklere karşı gösterdiği büyük saygı ile tanınan, Ermeni militanlarının tehditlerine aldırmadan her yer ve fırsatta Türkiye’yi öven ve savunan, Armenian Allegations: The Truth Must Be Told (Ermeni İddiaları: Gerçek Söylenmelidir) başlıklı kitabı yazarı Edward Tashji (Taşcı) 22 Haziran 2005 tarihinde ölmüştür. Taşci’nın Türk bayrağına sarılı tabutu New York’taki St. Marks Süryani kilisesine alınarak dini ayin yapılmıştır. Ayin sırasında Türkiye’nin New York Başkonsolosu Ömer Orhun ile Türk-Amerikan Dernekleri Başkanı Dr. Ata Erim birer konuşma yapmışlardır. Taşcı New York’da Hıristiyan Karaçay Türklerinin mezarlığına defnedilmiştir.
 
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Taşçı’nın ailesine, yakınlarına ve onu tanımış ve taktir etmiş herkese başsağlığı diler.
AKTARAN
KÖKTÜRKLER