ÖLÜMLE EĞLENEN TUNÇ BİLEKLİ TÜRKLERİZ
ÜRETİMİN DÜŞMESİ - MALİYETLERİN YÜKSELMESİ - DARALAN PAZARLAR
Ağır ve aksak işleyen bir bürokrasinin elinde oyuncak olmuş sanayi tesislerinin; eski teknoloji kullanmaları, işletme yönetiminin olmayışı, çeşitli yolsuzluklar, işçilerin belli bir hedeflerinin olmayışı, satışların düşmesi, stokların artması gibi sebepler yüzünden istenilen düzeyde bir üretim gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Aynı sebeplerden dolayı maliyetler yükselmiş, devlet iç pazarda sübvansiyon yaparak, maliyetin yükselmesini tüketiciye yansıtmamaya çalışmıştır. Bu yüzden bütün fabrikalar zarar etmeye başlamıştır. Üretim düşük, kalitenin iyi olmayışı yüzünden dış satım imkanları da oldukça azalmıştır. Dünya ülkeleri Sovyet mallarını, pahalı ve kalitesiz, kaba buldukları için batı ülkelerinin mallarını tercih etmişlerdir. Bu durum Sovyetler Birliği’nde katma değer artışının reel olarak düşmesine, stokların artmasına sebep olmuştur. 1985 yılında Sovyetler Birliği’ndeki katma değer artışının %60’ı stoklardaydı. Aynı yıl Japonya’nın stok miktarı bir günlük üretimi kadardı
Sovyet ekonomisinin bu durumu, insanları yeni arayışlara yöneltmiştir. Bu arada iyi söylemlerle ortaya çıkan kuruluşlar, başarı sağlamış ve iktidarların değişmesine, bazen de durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapılmasına sebep olmuştur. Gorbaçov’un; elindeki ekonomiyi düzeltmek için başladığı reformlar, belki Sovyetlerin sonunu getirdi ama, bugün görülüyor ki, Rusya Federasyonu için bir kurtuluş olmuştur.
3. SİYASİ SEBEPLER
Türk Dünyasında milliyetçi hareketlerin doğmasına ve gelişmesine imkan veren sebeplerin en önemlisi, hiç şüphe yoktur ki, siyasi sebeplerdir. Türk Milleti bağımsız yaşamayı ilke olarak benimseyen milletlerden biridir. Hatta bağımsız yaşamadıktan sonra ölmeyi tercih edebilecek bir yapıya sahiptir. Bu yüzden M.Kemal Atatürk “Bağımsızlık benim karakterimdir”, “Ya istiklal ya ölüm” demiştir. Türk Dünyasında yer alan Türk Halkları da aynı duyguyu paylaştıklarını ele geçen her fırsatta göstermişler, Rus işgalinden kurtulabilmek için, ölümü göze alarak mücadele etmişlerdir. Bağımsız yaşama arzusunun devamlılığı hareketlerin kuruluş sebeplerinin başında gelmektedir. Bu tesbiti yaptıktan sonra siyasi sebepleri incelemeye geçebiliriz. Çünkü bu duyguya sahip olmayan toplulukların, bu şekilde bir hareketi kurmaları ve geliştirmeleri düşünülemez.
Siyaset kelime manası bakımından “İdare etme, yönetme isteğini fiile geçirebilme için yapılan iş ve hareket” şeklinde ifade edilmektedir. Manayı biraz daha genişletirsek; ülkeyi ve insanlarını; refah ve mutluluk içinde yaşatmak, dünya ülkeleri içinde hür ve müstakil kılmak, refah seviyesini devamlı yükseltebilmek için, ülke içinde ve dışında yapılan iş ve hareketlerdir, diyebiliriz. Tüm dünyada siyaset, yani politika bu işler için yapılır. Yüksek idealler, ancak elde organize bir gücün bulunması ile başarılır. İnsan topluluklarındaki en organize güç devlettir. Yani politika devleti ele geçirmek, bu yüksek idealleri gerçekleştirmek maksadıyla yapılan iştir. Bu işin temeli halkın mutluluğudur. Devleti meydana getiren kurumlar, (adliye; polis, jandarma, ordu, üretim tesisleri, v.s.) iyi işletilirse ancak hedefe ulaşılabilir. İşte bu kurumlar, devletin yapısını, gücünü, kudretini meydana getiren organize güçtür. İnsanların hür yaşama arzularının gerçekleşebilmesi bu organize güce sahip olmakla mümkündür. Mesele bu organize güce sahip olabilmektir.Bu yüzden politika yapılır, bu yüzden askeri darbeler yapılır, bu yüzden isyanlar çıkarılır. Türk cumhuriyetlerinin yayıldığı coğrafyada, Rus işgallerinin başladığı ilk yıllardan 1937’lere kadar isyanlar çıkması, hür yaşama arzusunu fiile geçirecek, organize güce ulaşmak içindi. Fakat bu yolla hedefe ulaşılamadı. 1990’dan itibaren politika yaparak, organize güce ulaşma isteği gündeme gelmiş ve siyasi, milliyetçi hareketler ortaya çıkmaya başlamıştır.
Eski Sovyetler Birliği’nde iktidarı elinde tutanlar, genelde insanın en büyük endişesi olan korkuyu kullanarak, milletleri korkutarak idare etme yolunu seçmişlerdir. KGB, Kızıl Ordu, polis marifetiyle uygulanan soykırımlar, sürgünler, hapisler, korkutma metodunun örnekleridir. Halbuki, gücü elinde bulunduranlar, o gücü halkının güven içinde yaşama ve kişiliğini geliştirmesi için kullanmalıydılar. O zaman belki, Sovyetler’in ömrü daha uzun olabilirdi. Tersini yaptıkları için, halklarının, insanlarının kişilikleri gelişmedi, korkak ve pısırık oldular. Bu insanları harekete geçirmek, ancak korkularını yendikten sonra mümkün olabilirdi. Gorbaçov döneminin ilk 3 yılında hiçbir hareketin, kıpırdanışın olmadığı bir dönem olmasının sebebi korkunun yenilmesi süresi olduğu içindir. 1988’in ikinci yarısından itibaren meydanların dolmaya başlaması tezimizin doğruluğu açısından önemlidir.
Milliyetçi güçleri harekete geçiren bir önemli sebep de, Türk halklarının Birliği’nin sağlanabilmesi, yani TURAN idealidir. Turancılık, bir ülküdür. Aynı Kızıl Elma gibi... Bugün belli şartlar oluşmuştur. Denenmesi gereken, dilde, fikirde, işte “Birlik”tir. Milliyetçi hareketlerin temel olarak koydukları “Birlik” fikri, bugünün şartları içinde, siyasi bir oluşum olarak düşünülemez. Mesele, kültür ve eğitim çalışmalarıyla, bugünün şartları içinde dilde, fikirde ve işte “Birliği”n geliştirilmesidir. Milliyetçi güçlerin ortaya çıkış sebeplerinden biri, TURAN İDEALİ’dir. Bu idealin gelişmesine katkıda bulunmak esas sebeplerden biridir.
Siyasi sebeplerin en önemlisi, bağımsızlığı kazanma isteğidir. Bu istek aynı zamanda bütün milliyetçi hareketlerin de ortak amacıdır.Ülke zenginliklerinin ülke halkı yararına kullanılmasının istenmesi önemli siyasi sebeplerden biridir.En acımasız şekilde sömürüldüğünün farkına varan Türk toplulukları,ülke zenginliklerinin kendi halkları yararına kullanılabilmesi için bağımsız bir ülke olmanın ön şart olduğu bilincine vararak,bu konuda çalışmalar yapmaya başladılar.
Türkçülük ile Turancılığın ayırımlarını anlamak için Türk ve Turan topluluklarının sınırlarını belirlemek gerekir. Türk, bir milletin adıdır. Millet kendine özgü bir kültürü olan bir topluluk demektir. Öyleyse Türk'ün yalnız bir dili, bir kültürü olabilir.
Oysa Türk'ün kimi kolları, Anadolu Türkleri'nden ayrı bir dil, ayrı bir kültür yaratmaya çalışıyorlar. Diğer Türk illeri birer ayrı dil, ayrı edebiyat ve ayrı kültür oluşturmaya çalışırlarsa, Türk Milleti'nin sınırları daha daralmış olur.
Bugün kültürce birleşmesi kolay olan Türkler, özellikle Oğuz Türkleri, yani Türkmenlerdir. Türkiye Türkleri gibi Azerbaycan, İran ve Harizm ülkelerinin Türkmenleri de Oğuz uruğundandır. Bunun için Türkçülükteki yakın ülkümüz Oğuz birliği, yani Türkmen birliği olmalıdır. Bu birlikten amacımız nedir? Siyasal bir birlik mi? Şimdilik hayır! Gelecekle ilgili bugünden bir yargıya varamayız. Fakat bugünkü ülkümüz, Oğuzlar'ın yalnız kültürce birleşmesidir.
Oğuz Türkleri bugün dört ülkede yayılmış olmakla birlikte tümü birbirine yakındırlar. Dört ülkedeki Türkmen illerinin adlarını karşılaştırırsak, görürüz ki birinde bulunan bir ilin ya da boyun öbürlerinde de kolları vardır.
Örneğin Harizm'de Tekeler ile Sarılar'ı ve Karakalpaklar'ı görüyoruz. Yurdumuzda Tekeler, bir sancak oluşturacak kadar çoktur, dahası bir bölümü bir zamanlar Rumeli'ye yerleştirilmiştir. Türkiye'de sarılar özellikle Rumkale'de otururlar. Karakalpaklar ise Karapapak ve Terekeme adını alarak Sivas, Kars ve Azerbaycan yörelerine yerleşmişlerdir. Harizm'de Oğuz'un Salur ve İmralı boylarıyla Çavda ve Göklen (Karluklardan Kealin) illeri vardır. Bu adlara Anadolu'nun çeşitli noktalarında rastlanır. Göklen, kendi adını Van'da bir köye Gökoğlan şeklinde vermiştir.
Oğuz'un Bayat ve Afşar boyları da gerek Türkiye'de, gerek İran'da ve Azerbaycan'da bulunuyor. Akkoyunlular ile Karakoyunlular da bu üç ülkede yayılmışlardır. Öyleyse Harizm, İran, Azerbaycan ve Türkiye ülkeleri etnografyası bakımından aynı uruğun yurtlarıdır. Bu dört ülkenin toplamına Oğuzistan adını verebiliriz. Türkçülüğün yakın ereği, bu büyük bölgede yalnız bir tek kültürün egemen olmasıdır.
Oğuz Türkleri genellikle Oğuz Han'ın torunlarıdır. Oğuz Türkleri birkaç yüzyıl öncesine gelinceye değin uyumlu bir aile olarak yaşarlardı. Örneğin Fuzuli bütün Oğuz kollarında okunan bir Oğuz şairidir. Korkut Ata Kitabı, Oğuzlar'ın resmi Oğuzname'si olduğu gibi, Şah İsmail, Aşık Kerem, Köroğlu gibi halk yapıtları da bütün Oğuz iline yayılmıştır.
Türkçülüğün uzak ülküsü ise Turan'dır. Turan, kimilerinin sandığı gibi Türkler'den başka Moğollar'ı, Tunguzlar'ı, Fin-Ugorlar'ı, Macarlar'ı da içine alan bir budunlar topluluğu değildir. Bu topluluğa bilim dilinde Ural-Altay topluluğu denilir. Bununla birlikte bu sonki topluluğa bağlı budunların dilleri arasında bir yakınlık bulunduğu da henüz kanıtlanamamıştır. Öyle ki, kimi yazarlar, Ural Budunları ile Altay budunlarının birbirinden iki ayrı topluluk olduğunu ve Türkler'in, Moğollar ve Tunguzlar ile birlikte Altay topluluğuna, Fin-Ugorlar ile Macarlar'ın da Ural toluluğuna bağlı bulunduklarını ileri sürüyorlar. Türklerin, Moğollar ve Tunguzlar ile de bir dil yakınlığı olduğu da kanıtlanamamıştır. Bugün bilimsel olarak saptanan bir gerçek varsa, o da Türkçe konuşan Yakut, Kırgız, Özbek, Kıpçak, Tatar, Oğuz gibi Türk boylarının dilce ve gelenekçe budunsal bir birliğe sahip bulunduğudur. Turan sözcüğü, Turlar, yani Türkler demek olduğu için, yalnızca Türkler'i içine alan bir birliğin adıdır. Öyleyse Turan sözcüğünü bütün Türk kollarını içine alan büyük Türk ülkesi için kullanmamız gerekir. Çünkü Türk sözcüğü, bugün yalnız Türkiye Türkleri'ne verilen bir ad olmuştur. Türkiye'deki Türk kültürü içine girenler, doğal olarak yine bu adı alacaklardır. Benim kanımca bütün Oğuzlar yakın bir zamanda bu adda birleşeceklerdir. Fakat Tatarlar, Özbekler, Kırgızlar, ayrı kültür oluştururlarsa, ayrı uluslar halini alacaklarından, yalnız kendi adları ile anılacaklardır. O zaman bütün bu eski yakınları budunsal bir birlik olarak birleştiren ortak bir ada gerek duyulacak. İşte bu ortak ad Turan sözcüğüdür.
Türkçülerin uzak ülküsü, Turan adı altında birleşen Oğuzlar'ı, Tatarlar'ı, Kırgızlar'ı, Özbekler'i, Yakutlar'ı, dilde, edebiyatta, kültürde birleştirmektir. Bu ülkünün bir gerçekliğe dönüşmesi olanağı var mı, yok mu? Yakın ülküler için bu yön aranırsa da, uzak ülküler için aranmaz. Çünkü uzak ülkü ruhlardaki coşkuyu sonsuz bir aşamaya yükseltmek için, ulaşılmak istenen çok çekici bir düştür. Üçyüz milyon Türk'ün bir ulus olarak birleşmesi Türkçüler için en güçlü çoşku kaynağıdır. Turan ülküsü olmasaydı, Türkçülük bu denli hızla yayılmayacaktı. Bununla birlikte kim bilir? Belki gelecekte Turan ülküsü de gerçekleşecektir. Ülkü, geleceğin yaratıcısıdır. Dün Türkler için düşsel bir ülkü olan ulusal devlet, bugün Türkiye'de gerçekleşmiştir.
Öyleyse Türkçülüğü, ülküsünün büyüklüğü bakımından üç aşamaya ayırabiliriz:
1) Türkiyecilik
2) Oğuzculuk
3) Turancılık
Bütün gerçeklik alanında yalnız Türkiyecilik vardır. Fakat ruhların büyük bir özlemle aradığı Kızıl Elma, gerçeklik alanında değil, düş alanındadır. Türk köylüsü Kızıl Elma'yı düşlerken gözünün önüne eski Türk ilhanları gelir. Gerçekten Turan ülküsü geçmişte bir düş değil, gerçeklikti. İsa'dan 210 yıl önce Kun Başbuğ'u Mete, Kunlar (Hunlar) adı altında bütün Türkleri birleştirdi zaman Turan ülküsü gerçekleşmişti. Hunlardan sonra avarlar, Kırgız-Kazaklar, daha sonra Kür Han, Cengiz Han ve sonuncu olmak üzere Timurlenk Turan ülküsünü gerçekleştirmediler mi?
Turan sözcüğünün anlamı böyle sınırlandırıldıktan sonra artık Macarlar'ın, Fin-Ugorlar'ın, Moğollar'ın, Tunguzlar'ın, Turan ile bir ilgileri kalmaması gerekir. Turan bütün Türklerin geçmişte ve belki de gelecekte bir gerçeklik olan büyük yurdudur.
Turanlılar, yalnız Türkçe konuşan uluslardır. Eğer Ural ve Altay ailesi gerçekten varsa, bunun kendine özgü bir adı olduğundan, Turan adına gereksinme duyulamaz.
Bir de kimi Avrupalı yazarlar, Batı Asya'da asılları bakımından Samiler ya da Ariler'den olmayan bütün budunlara Turan adını takıyorlar. Bunların amacı, bu budunların Türkler'in yakını olduğunu onaylamak değildir. Yalnız Samiler ile Ariler'den başka budunlar olduğunu anlatmak içindir.
Bundan başka kimi yazarlar da Şehname'ye göre Tur ile İrec'in kardeş olduğuna bakarak Turan'ı eski İran'ın bir bölümü saymaktadırlar. Oysa Şehname'ye göre Tur ile İrec'in üçüncü bir kardeşleri daha vardır ki adı Selem'dir. Selem ise İran'ın boyun dedesi değil, bütün Samiler'in ortak atasıdır. Öyleyse Feridun'un oğulları olan bu üç kardeş, Nuh'un oğulları gibi, eski etnografik bölümlerin adlarından doğmuştur. Bundan anlaşılıyor ki Turan İran'ın bir parçası değil, bütün Türk illerini içine alan Türk birliğidir...
Dünya bilsin, cihan işitsin ki!... Bu dünya ne kadar karanlık, ufuklar ne kadar bulutlu ve şimşekli olursa olsun, biz bir ot gibi sararıp solarak dağılıp gitmeyeceğiz. Üstünde bulunduğumuz dünya, bir gün olup her hangi bir fiziki nedenle darmadağın olsa da,biz yine de bunca kültür ve uygarlık anıtlarımızla başka alemlerin üstünde ebediyen var olacağız. Kainatta tuttuğumuz yerin, buyurma yeri olduğu hakkındaki şu gök gürültüsündeki uyarıyı, taa ezelden dinlemiş ve at üstünde ayağa kalkarak bütün yeryüzüne kalk borusu çalmış bir ırkın devamıyız. Bundan dolayıdır ki, biz kendimizi varlığın bir gölgesi değil, varlığın bütünü ve gayesi olarak kavrayan bir budunun devamıyız. Bu nedenledir ki biz, acunda, olmakta ve olacak olanlar karşısında aciz bir seyirci kesilmek için değil, insanlık haysiyetini en yüksek mertebesine ulaştırmak için gelmiş bulunuyoruz. Evet biz, nakkere sesleriyle gürleyen yüz yılların içinden, Çin setlerini, Tuna boylarını, Hint okyanuslarını, Asya'yı Afrika'yı, Avrupa'yı, Ekvator'u, taa Karayip Denizi'ni çiğnemekten, medeniyetler kurmaktan geliyoruz. Geçmişte nasıl kan ve ateş alemine karşı hür dünyanın kalk borusunu çalarak, yüzyılları heyecanla ayağa kaldırmışsak, gelecekte de, bütün gaflet ve hıyanet alemine karşı da biz çıkacağız. Dünyanın ve tarihin üstünden kin ve ihtiras bulutlarını, Türklük şimşekleriyle tutuşturarak, yine biz düzene sokacağız. Evet maddeci bir tarihin mantığını, dünya önünde yırtarak, tarihin ve cihanın son sözünü yine biz söyleyeceğiz. Böylece bin yılların en ulu destanını yaratarak Arz'da söylenen "CİHAN'DA TÜRK VAR" sözünü yeniden gündeme getiriyoruz.
Biz Türk'ler bu aleme hükmetmek için, ezeli ve tanrısal ilkeleri savunmak için atılmış bir milletin çocuklarıyız. Ancak büyük isteklerde bulunarak tatmin olmamız, başkalarına benzememek gururumuzdandır. Daima yüce olaylara, devirlere, çağlara damgamızı vurmamız, orada yalnız kendimizi görme benliğimizdendir. Tarih denilen destanı yaratarak kahramanlık kılıcını taa arşa asan bir ırkın devamıyız. Yaratamayacağımız büyük bir gelecek, çözemeyeceğimiz bir mesele, sırtını yere getiremeyeceğimiz herhangi bir ihanet alemi yoktur.
Bu nedenle, "TÜRK DÜNYASI BİR BÜTÜNDÜR" düşüncesinden hareket ederek, cihanda yaşayan bütün Türkler arasında dayanışma ve kültür birliğini sağlamak için; Türk'ün dilini, edebiyatını, tarihini, sanatını, ahlak ve sosyal yapısını, inancını, folklorunu, ekonomisini araştırmak, tanıtmak ve Türk düşüncesini hayat biçimi haline getirerek, Türk'lüğün yüceliğini anlatmak gayesiyle, Türk Dünyası'nın sorunlarının, "DİLDE, FİKİRDE, İŞDE BİRLİK" ilkesinin gerçekleştirilmesi ile çözüleceğine inanıyoruz. Bu kutsal düşünceyi hayata geçirmek için Turan soyluların birleşmeleri şarttır.
TÜRK BİRLİĞİ'nin temel kıstaslarını şöyle sıralayabiliriz:
1- DEVLETLER VE PARTİLER ÜSTÜ BİR SİYASET İZLENMEDİR.
2- TÜRK DÜNYASI İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALARDA GÜNDEM MADDESİNİ DİN VE PARTİ KONULARI OLUŞTURMAMALIDIR.
3- TÜRKLÜK (TÜRKÇÜLÜK) DÜŞÜNCESİ VE TÜRK'E YARAR İLKESİ ANA İLKE OLARAK ALINMALIDIR.
Türk Dünyası'nın yararına olan her fikir, her düşünce ve her sistem incelenmeli ve Türklüğün hizmetine sunulmalıdır.
4- TÜRK DÜNYASI'NDA YAŞAYAN KİŞİLERİN DE İNSAN OLDUKLARI HATIRLANMALI VE TÜRK İNSANININ HAKLARI KORUNMALIDIR.
5- ÇAĞIMIZIN AKIL VE BİLGİ ÇAĞI OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.
6- "HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR" İLKESİ ÇALIŞMALAR İÇİN ESAS KABUL EDİLMELİDİR.
7- TÜRK DÜNYASI İÇİN HAZIRLANACAK PLAN VE PROJELER HEDEF BELİRLENEREK HAZIRLANMALIDIR.
8- ÇALIŞMALAR TÜRK'E HAS DİSİPLİN İÇİNDE YAPILMALIDIR.
9- TÜRK DÜNYASI'NDA KAYITSIZ ŞARTSIZ TAM BAĞIMSIZLIK VE İSTİKRARIN SAĞLANMASI AMAÇ KABUL EDİLİP, YAPILAN VE YAPILACAK OLAN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ DESTEKLENMELİDİR.
a) Kurulmuş olan Türk Devletleri'nde tam bağımsızlık ve istikrarın en kısa zamanda sağlanması dileğimiz olup, bu alanda yapılan çalışmalar hızlandırılmalıdır.
b) Henüz devletini kuramamış Türk topluluklarında huzur ve istikrarın sağlanması için, hedefler saptanmalı, yapılan ve yapılacak olan bağımsızlık mücadeleleri başarıya ulaşıncaya kadar desteklenmelidir.
c) Dünyada ki coğrafi sınırlar düşünülmeden, Arz'ın neresinde olursa olsun her Türk'ün hakları korunmalı ve insanca yaşaması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.
d) Azınlık statüsünde yaşayan Türk topluluklarının, insan haklarının korunması ve hukuk kararlarından doğan kazanılmış haklarının elde edilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.
Türk Birliği'nin genel anlamda kıstaslarını belirledikten sonra, şimdide ilkemiz olan, "DİLDE, FİKİRDE, İŞDE BİRLİK"i irdelemeye çalışalım:
DİLDE BİRLİK
TÜRK DÜNYASI'NDA ANA DİL BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE DİLDE BİRLİĞİN SAĞLANMASI ÖNCELİKLİ HEDEF OLARAK ELE ALINMALI VE BU ALANDA SONUCA VARAN ÇALIŞMALAR YAPILMALIDIR.
a) Türk Dili'nin sorunları; konuşma dili, yazı dili bazında ele alınarak çözüm aranmalıdır.
b) Türk Dünyası'nda yaşayan bütün Türk Dili'nin lehçeleri "ANA DİL" bütünlüğü içinde incelenip, "ORTAK TÜRK LEHÇESİ" haline getirilmelidir.
c) Yazı Dili, Genel Alfabe ve Öz Alfabe bazında ele alınıp, genel alfabede Latince harflerin {Aslında Latin alfabesinin de aslı 26 harfli Etrüsk (Tur-Saka) alfebesidir.} , Öz Alfabe olarak da Türk harflerinin kabulü gündeme getirilmelidir. Latin harfleri ile yazılan ORTAK TÜRK ALFABESİ'nin uygulanmasına bütün Türk Dünyası'nda başlanmalıdır. Budunların geçmişleri ile olan bağları o budunların kullandıkları alfabeleri bilmekle sağlanır. Türk tarihinde 10.000 yılı aşan bir zaman içinde kullanılan "TÜRK ALFABESİ"ni de Ortak Türk Alfabesi'nin yanında ÖZ ALFABE'miz olarak öğrenip yaşatmalıyız.
d) Türk Dili'nin dünyadaki teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan teknik terimler karşısında yetersiz kalmaması için acilen "TÜRK DÜNYASI TEKNİK TERİMLER KURULU" oluşturulmalıdır.
e) Türk Dünyası yaşamı boyunca zorunlu olmadıkça "TÜRKÇE"den başka bir dil konuşmamalıdır. Çünkü, TÜRKÇE'MİZİN SES BAYRAĞIMIZ OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.
FİKİRDE BİRLİK
TÜRK DÜNYASI'NDA FİKİRDE BİRLİK (ÜLKÜDE BİRLİK) EN KISA ZAMANDA SAĞLANMALIDIR. Türk Dünyası'nda Fikirde Birliğin sağlanmasının temelinde: TÜRK KÜLTÜRÜ ile İNANÇ ve İDEAL yatar. Bu nedenle: TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENİP YAŞAMALIYIZ. Diğer bir deyişle, YAŞAM DÜSTURUMUZ HALİNE GETİRMELİYİZ. Bu da bizi, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ fikrine, özel adı ile "TÜRKÇÜLÜK" fikrine götürür. Sonuç olarak Türkçü düşünceyi öğrenip,benimsemeli ve inanç haline getirmeliyiz. TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRIP, İNCELEYEREK BİTİĞLER VERMELİYİZ. Bu bitiğlerin hazırlanmasında ilim esas alınmalıdır. Ülkümüz olan "TÜRK BİRLİĞİ"ni gerçekleştirmek için, Türk Dünyası'nda her şeyin: TÜRK İÇİN, TÜRK’E GÖRE, TÜRK TARAFINDAN yapılması bir değer yargısı olarak kabul edilmelidir.
İŞDE BİRLİK
Türk Dünyası'nda İşde Birliğin sağlanabilmesinin iki ayağı vardır: EKONOMİK AYAĞI ve POLİTİK (SİYASİ) AYAĞI.
A) EKONOMİK AYAĞI
1- BÜTÜN TÜRK DEVLET VE TOPLULUKLARININ TAM EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMASI
2- TÜRK EKONOMİK İŞBİRLİĞİ OLAN "TÜRK DÜNYASI ORTAK PAZARI"NIN KURULMASI
3- DÜNYA EKONOMİSİ İLE ENTEFRASYONA GİRMEK
4- "TÜRK İKTİSAT SİSTEMİ"NİN (TÜRKÇÜ MODEL) ESASLARINI BELİRLEMEK.
B) POLİTİK AYAĞI
1- TÜRK DÜNYASI'NDA HER TÜRK BUDUNU SİYASİ BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMALIDIR.
2- SİYASİ İŞBİRLİĞİNE GİDİLMELİDİR.
3- TÜRK TAKVİMİ BELİRLEME KURULU OLUŞTURULMALIDIR.
Dünyada yaşayan toplumlar kendi değer yargılarına uygun olarak kuracakları sistemlerle başarıya ulaşarak dünyaya buyruk olurlar. Bu değer yargılarından birisi de zamandır. Her budunun kendine özel bir zaman anlayışı, bir zaman belirlemesi vardır. Türk Budununun da 12.000 yılı aşan, bilinen tarihleri içinde bir zaman anlayışları oldukları bir gerçektir. Türkler zamanı 12 hayvanla sembolize edilen "TÜRK YİMİ", "TÜRK TAKVİMİ" ile hesaplamışlar ve devletlerinin kuruluşlarını takvim (yim) başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Türk Dünyası'nda da Türk zaman anlayışına uygun bir takvim belirlenerek uygulamanın gerekliliğine inanıyoruz. Çünkü, gelecek nesillere tarihimizi ancak bu şekilde doğru olarak aktarabiliriz. Bunu da belirlemek için, "TÜRK DÜNYASI ÖD (ZAMAN) BELİRLEME KURULU" kurulmalıdır.
Bu gayelere erişebilmek için Türk Dünyası gönüllüleri çalışmalarını:
A) HEDEF BELİRLEYEREK YAPMALIDIRLAR
Bu hedefleri, kısa, orta uzun vadeli hedefler olarak planlamalıyız. Bu hedeflere ulaşabilmek için,
B) PLANLI VE DİSİPLİNLİ ÇALIŞILMALIDIR.
Bu kutsal hedeflere erişebilmek için planlı hareket etmenin, hazırlanan planların bir disiplin içinde uygulanmasının ve çok kıymetli olan zamanın en iyi biçimde değerlendirilmesinin ilk koşul olduğuna inanıyoruz.
1- TÜRK DÜNYASI'NDA BİRLİK VE DAYANIŞMA SAĞLANMALIDIR.
Küreselleşen dünyada zamanı en iyi kullanabilmek için, kamu oyundan ve iletişim araçlarından en iyi şekilde yararlanarak:
a) Türk Dünyası'nda halen kanayan birer yara olan Türk Yurtlarına her türlü maddi ve manevi yardım yapılmalıdır.
b) "TÜRK ORTAK PAZARI"nın veya "TÜRK DÜNYASI EKONOMİK İŞBİRLİĞİ"nin kurulması için sonuç veren çalışmalar yapılmalıdır.
c) Türk İktisat Sistemi'nin esaslarını belirlemek için, "TÜRK DÜNYASI İKTİSAT KURULU"nun oluşturulması gereklidir.
2- DÜNYADA TÜRK DÜNYASI İLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ ÇALIŞMALAR YAPAN KURUM VE KURULUŞLARLA İLİŞKİLER KURULMALI VE ORTAK HAREKET BİRLİĞİ SAĞLANMALIDIR.
3- TÜRK DÜNYASI İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALARDA, TÜRK DEVLETLERİNİN , TÜRK TOPLULUKLARININ VE HER TÜRK KİŞİSİ'NİN BİR YUMRUK GİBİ KENETLENMESİ SAĞLANARAK TÜRK SOYUNDA BİRLİK ŞUURUNUN TEMELİ YENİDEN ATILMALIDIR.
4- TÜRK DÜNYASI'NIN SORUNLARINI BİR AN ÖNCE ÇÖZMEK İÇİN, TÜRK VE DÜNYA KAMUOYUNUN OLUŞTURULMASININ ŞART OLDUĞUNA İNANIYORUZ. BUNUN İÇİN KOORDİNELİ VE PLANLI ÇALIŞMALAR YAPILMALIDIR.
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız "TÜRK BİRLİĞİ"nin bir ön çalışma olarak kabul edilerek, derinleştirilmesi ve uygulamaya geçirilmesi bizim "ÜLKÜ"müzdür...
Fikir babamız, yol göstericimiz, idolümüz büyük ülkü adamı Nihâl Atsız Atamız'ı uçmağa varışının 31'inci yıldönümünde, sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Nihâl Atsız gibi özel ve üstün insanlar çok ender yetişirler. Nihâl Atsız, Ziya Gökalp'in attığı Türkçülük temelleri üzerine sağlam ve ihtişamlı bir bina çıkan Türkçüğün son ulu mimarıdır. Soylu Türk budununun doğasına uygun tek ve gerçek ülküsü olan Türkçülük bugüne değin Türk budununa unutturulamamışsa, bu, Türkçülüğün ulu mimarı Nihâl Atsız sayesinde olmuştur.
Türkçülük ülküleminin kuramsal olarak ilk fikir babası Yusuf Akçura idi. Bu ülkülemi sistemleştiren ve disipline eden kişi de Ziya Gökalp olmuştu. Türkçülüğün bu iki ulu kişiliğinin fikirleriyle beslenen Ulu Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk de, Türkçülüğü yaşama geçirip, Türkçü devrimi gerçekleştirmişti. O çağlarda Türkçülük olması gerektiği biçimdeydi. Yani çağına uygun bir tarzdaydı. Bugün ise Türkçülük, Nihâl Atsız'ın uzgörüsü sonucunda olması gerektiği gibi yorumlanmış ve bu çağa adapte edilmiştir. Kısaca Türkçülük, Türk ırkçılığının adı olmuştur. Önümüzdeki yıllarda gerçekleşmesi kesin olan yeni bir Türkçü devrim de, bu çerçevede olacak ve bu devrimin lideri olacak kişi de, mutlaka "ATSIZCI" olacaktır.
Fikir babamız, esin kaynağımız ve idolümüz Hüseyin Nihâl Atsız, Türklük ve Türkçülük için her türlü fedakarlığı yaparak, biz yeni kuşak Türkçülerin yolunu açmıştır. Nihâl Atsız, çok özel bir ülkü adamı idi. Biz yeni kuşak Türkçülerin, Nihâl Atsız'dan düşün açısından olduğu gibi, O'nun yaşam felsefesinden de öğreneceği çok şeyler var. O'nun yaşam felsefesi, sıradan bir insan olmayı reddeden; bir ülkü için yaşamayı ve gerektiğinde de ölmeyi emreden bir yaşam felsefesiydi. Onun içindir ki, "Kömen" adlı şiirinde:
"Hiç düşündün mü niçindir yaşamak?
Bir görev yapmak içindir yaşamak.
Er kişiysen görevin neyse, başar.
Zevke, eğlenceye hayvan da koşar!"
diyerek, bu ülkücü(idealist) yaşam felsefesinin formülünü biz çocuklarına vermişti.
Bu mısralarda, yeni dava adamları için, yeni Gök Börü adayları için benimsenmesi gereken bir yaşam felsefesi gizlidir. Sıradan ölümlü bir insan olmak mı, yoksa özel ve öldükten sonra bile saygıyla anılan bir "Bengü (Ölümsüz) Bozkurt" olmak mı? İşte, bu soruya yanıt olarak ikinci şıkkı verenlerin oranı ne kadar fazla olursa, Türk budunu da kurtuluşa ve Türk Birliğine o kadar yakın olacaktır. Türk yurtlarının iç veya dış düşmanlardan temizlenmesi ve Türk budununun gönence kavuşarak, tek bir bayrak altında toplanması ancak gerçekleşecek olan yeni bir Türkçü devrim sayesinde mümkün olabilecektir. Aksi ise, "böyle gelmiş, böyle gider" anlayışının ve yoz düzeninin hüküm sürmeye devam etmesi demek olacaktır. Biz yeni kuşak Türkçülere düşen görev; Nihâl Atsız Atamız'ın izinden yürümek; O'nu, O'nun felsefesini ve fikirlerini genç kuşaklara öğretmek ve tanıtmak olmalıdır. Çünkü gerisi çok kolay olacaktır. Bu soylu budunla, onun yurdunun bekasını teminat altına almanın ve Türk Birliği'ne ulaşmanın tek bir formülü vardır. O formül ise: ATATÜRKÇÜLÜK+ATSIZCILIK = TÜRK ÜLKÜSÜ'dür. Türk ülküsü gerçekleştiğinde de, Acun yeniden Türkler için dönmeye başlayacak ve insanlık eski efendisine tekrar kavuşacaktır.
Nihâl Atsız Atamız, yaşamın zevklerinden ve güzelliklerinden vazgeçerek, aşkı ve zevki Türk ırkında arayıp bulmuş olan ulu bir kişilik, soylu bir Bozkurt'tu. O'nun içindir ki bugün hala, yavru kurtlarının kalplerinde yaşayan, bir "Bengü Bozkurt"tur. Bugün tüm Atsızcılar, Atsız'ın birer çocuğu ve yavru kurtudur. Bu hem gurur verici hem de sorumluluk isteyen bir durumdur. O'na layık olabilmek ve kutlu tinini şad edebilmek de yavru kurtların başta gelen görevidir.
Bengü Bozkurt, "YAKARIŞ" adlı şiirinde;
Gam mı ceylân gözlüler bizlere yâr olmasa?
Yeter ki kılıçlarla süngüler yâr olmalı.
Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.
diyerek, Türkçülere bir başka mesaj vermiştir. Türkçü, Acun zevklerinden ve kendi yaşamından feragat edebilen özel kişidir. Türkçü olmanın yükü ve sorumluluğu ağırdır. Türkçülük, kişinin kendi egosunu tatmin etmek için bir uğraşı olarak görebileceği fantezi bir ülkülem değil; fedakarlık isteyen, çıkar peşinde koşmadan Türklük ve Türkçülük için gerektiğinde ölüme atlamayı emreden kutsal ve ağır bir ülkülemdir. Türkçülük, Türklük ve Türk yurdu için, göz kıpmadan ölüme atlayan/atlayacak olan kahramanların ve kahraman adaylarının ülkülemidir. Onun içindir ki Bengü Bozkurt, "KAHRAMANLIK" adlı şiirinde;
Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.
diyerek, en büyük kahramanlığın göz kıpmadan saldırarak, ölüme atlamak olduğunu vurgulamıştır.
Kendisine gençlik yıllarında "Atsız" adını takan bu ulu kişilik, çok geçmeden hak ettiği adı almış ve bugün de esas mekanını bulmuştur. O'nun adı artık Bengü Bozkurt yani ölümsüz Bozkurt, mekânı da yavru kurtlarının kalpleri olmuştur. Başka bir deyişle O, yavru kurtlarının kalplerinde yaşayan bir "Ulu ve Bengü Bozkurt"tur.
Bengü Bozkurt, "SELAM" adlı şiirinin aşağıdaki mısralarında:
‘‘Vaktiyle bir Atsız varmış…’’ derlerse ne hoş!
Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?
diyordu. Umarız, onun yavru kurtları olan biz yeni kuşak Türkçüler de, bir nebze olsun O'nun kutlu ruhunu sarhoş edebiliyoruzdur. Ama bu kutlu insanın ruhunu sarhoş edebilmek için sadece O'nu anmanın da yeterli olmayacağını, O'nun ruhunu şad ve sarhoş edecek esas şeyin, Türklüğün daha da yücelmesi ve Türkler'in tek bir devlet, tek bir bayrak altında toplanması olduğunu biliyoruz. Bunu gerçekleştirmek ve O'na layık olmak için de yılmadan, pes etmeden daha çok çalışmamız gerektiğinin de bilincindeyiz..
"Atsız"a
Bir buçuk yıl var ki senden öğüt aldık biz,
Senden taşan Türklük aşkı bize verdi hız...
Artık sussan ve beklesen bunun kârını,
Görsen nasıl hazırlıyor gençlik yarını?
"Türk"ü yalnız "Türk"ü örnek etmekti gayen
En ümitsiz varlık için emindi sayen.
Şuursuzca garba akan gençlik taşandı,
Bu sel senden neler aldı, neler kazandı!
Sendin çizen nispetini Bismark'la Türk'ün,
Sen anlattın niçin gitti Napolyon sürgün;
Artık bugün bir mefkure değildir Lenin,
Sihirledi onu çelik iraden senin.
Ektiklerin genç kalplerde vermekte filiz,
Bil ki onun yükselmesi yakındır Atsız ! ..
Atsız Atamız'ın saygıdeğer eşi merhume Bedriye Sabit Atsız Hanımefendi'nin bu güzel şiiri de, bizlerin duygularına tercüman olmakta, Bengü Bozkurt'un ektiği tohumların filiz verdiğini ve bu filizlerin büyüyüp, yükselmesinin yakın olduğunu görmekteyiz.
Bengü Bozkurt Atsız Atamız,
Bu umutla yaşayan yavru bozkurtların senin yolbaşçılığını yaptığın çetin ve kutlu yolda; emin adımlarla ve kararlılıkla ilerlemeye devam etmektedirler. Yaşımız gereği, seni Acun gözüyle göremedik fakat seni yapıtlarınla gördük, tanıdık ve çok sevdik. Seni son nefesimize kadar da seveceğiz. Yeni kuşaklar seni tanıyıp sevdikçe Türkçülük bayrağı hep dalgalanacak ve Türklük eskisi gibi tekrar şaha kalkacaktır.
Atsız Atam,
Seni saygıyla ve özlemle anıyoruz. Her gün seni yaşıyor, yaşatıyor ve hissediyoruz. Sen hiç ölmedin.
Zaten BOZKURTLAR ölmezler çünkü onlar BENGÜDÜR!
Kutlu tinin şad, mekânın Türk uçmağı olsun!
Çağatay Uluğtürk'den Alıntıdır!