KÜRTLER MEZOPOTAMYA HALKIDIR SAVI
Diğer bir Emperyalist Avrupa kaynaklı yanıltıcı iddia ise Emmoğlumuz Kürtlerin Mezopotamyalı oldukları ve Kalde-Khaldi ,Guti,Sümer ve Kassitler gibi tarihte yok olmuş kavimlerin torunları olduklarıdır. Burada önce Mezopotamya adının kökenine bakmak gerekmektedir.Bu isim M.Ö.3.yy.da Makedon işgali döneminde verilmiş olup eski Makedon dilinde Mesos=ortaile Potamos=nehirkelimelerinin birleşmesinden oluşmuş ve İki nehir arasıanlamını taşımaktadır. Eski Keldani dilinde ise Bethlehem olarak isimlendirilen bölge Ekmeğin Evi anlamındadır. Batı süryanice de ise Bethnaharindir.Yani görüldüğü gibi emmoğlumuz kürtlerin lehçeleri ile bir bağlantısı kesinlikle yoktur.
Böyle olunca Kürtlerin kassitlerden geldiği savı da gerçeği yansıtmamaktadır.Çünki tarihsel verilerde kassitler tarihten kaybolan halklardan olup M.Ö 1530-1170 arasında Mezopotamyada yaşamışlardır.Bunlar doğudan gelen ve Asana inancına sahip bir ulustur.
DİĞER SAVLAR
Başta Ermeni kökenli Nuri Dersimi olmak üzere bazı naylon kürtçüler ve batılıların emmoğlumuz kürtlerle ermenileri aynı etnik kökende birleştirme çabalarının altında da malum Batı Emperyalizminin çıkar hesapları yatmaktadır.Baytar Nuri Dersimi Birinci Dünya savaşını takiben yeni Türkiye Cumhuriyetinde Baytar olarak görev yaparkan önce İngiliz ve daha sonra da Rusların emperyalıst emelleri uğruna casusluk yapmış bir işbirlikçidir.Ayrılıkcı Turnusol- Kürtçülerin duayeni olan bu kişi kaçtığı Suriyenin Halep kentinde Suriye gizli servisinin maddi ve manevi desteğiyle 1952 yılında yazdığı Kürdistan Tarihinde Dersim isimli kitapda Emmoğlumuz Kürt gençliğine, Türklere karşı intikam marşları ile vasiyetini yazmış ve tarihsel gerçekleri tamamen çarpıtmıştır.Türklere her vesile ile nefretle hakaret etmeye ve aşağılamaya çalışmış ve böylece kısa dönemde Türkler ile kürtler arasında nifak tohumları ekerek başarılı olur gibi görünmüşse de aklıselim türk ve kürtler emmoğlu olduklarını unutmayarak tezgahlanan oyunu bozmuşlardır.Asıl adı Nubar olan bu ermeni dönmesi naylon kürt ,Baytar Nuri aynı kitabında kürtlerin tek dostu ve akrabası olarak ermenileri göstermiş ve böylece kendisinin esas etnik kökenine sadık kalmıştır.Yalan ve çarpıtmalarla dolu kitabında Dersimlilerin sadece ermenilerden kız alıp verdikleri şeklinde bir safsata ortaya atarak Dersim Türkmenlerine ve öz ve öz Türk olan Zazalara hakaret etmektedir.Ayrıca M.Kemal Atatürke Erzurum kongresine gidişinde ona gönüllü refaket eden Türkmen Zaza Aşiretlerine ise hainler demektedir.Birinci Dünya Savaşında tek amacı yurdunu emperyalıst işgalcılere karşı savunmak olan Türklere karşı Rus ve Ermenilerle işbirliği yapan kandırılmış bazı turnusol- kürt aşiretlerinden ise kahramanlar olarak bahsetmektedir.
Kürtlerin etnik kökeni ile ilgili çelişkili savlar içinde Batı Emperyalizminin en planlı ve programlı tasarladığı sav, görüldüğü gibi emmoğullarımızın ermeni oldukları iddiasıdır.Güneydoğu Anadolu ve Irakda 1.Dünya savaşı öncesinde faaliyetlerde bulunan İngiliz ajanı M.Zareckinin 1915 de İngiliz dışişleri bakanlığına verdiği raporda ermenilerle kürtlerin aynı etnik kökenden geldikleri ve bu topraklarda birlikte yaşayacaklarından dolayı birlikte hareket etmelerinin teminin gerektiğini bildirmiştir.Bunun tarihi gerçeklerle bağdaşması mümkün görünmemektedir.Kürtler ve Türkmenlerin, Ermenilerle birlikte Doğu Anadoludaki coğrafyada birliktelikleri ancak göçler yoluyla gerçekleşmiş olup daha önceden bilinen bir etnik beraberlik tarihsel verilerde kesinlikle yoktur.Ayrıca ermenilerin etnik geçmişini incelediğimizde bu milletin kendisini hiçbir zaman ve bugün de Ermeni olarak nitelemediğini görmekteyiz.
Sasunti Tavit isimli Ermeni destanına göre bunlar kendilerini Hay isimli mitolojik bir tanrıdan türediklerine inanarak kendilerini Hay milleti ve ülkelerini de Hayastan olarak adlandırmaktadırlar.Hay adı batınilikte ölümsüz tanrı demektir.Ayrıca dini yönden birliktelikleri olan Gürcüler ise ermenileri Somehi olarak isimlendirmektedirler.Some yani Soma tarihsel inançlar sözlüğünde kutsal bir sıvı içeceğinin tanrısı olup ermenilerin paganik dönem inançlarının günümüzde halen yaşadığının göstermektedir.Armenia-Ermenistan adı sadece dağlık bir coğrafyayı kastedmiş ve Kuzey Mezopotamya halkı olan Aramilerin ülkesi yani ‘Aramiya anlamında kullanılmıştır.Tarihsel verilerde ilk defa Ermeni ve Ermenistan adı M.Ö.518 yılından kalma Baküstan yazıtında geçmektedir.Pers Kralı Darius bu yazıtta Ergani -Elazığ yöresinde ayaklanan Ermeni isimli kavimden bahsetmektedir.
Tarihi bir gerçekde M.F.Kırzıoğlunun Armenya -Yukarı Eller Tarihinin İçyüzü isimli eserinde belirttiği gibi M.S.5.yy.da bazı Öntürk ve Önkürt boylarının Doğu Anadoluya yapılan göçler esnasında hiristiyanlaşarak Ermeni ve Süryaniler içerisinde erimiş olduklarıdır.Kürtler ile ermenilerin zaten bir inanış birlikteliği hiçbir zaman oluşmamış olduğu gibi kürtler türklerden önce yani 645 yılında müslümanlığı kabul etmişlerdir.Bu nedenle ermeniler ve diğer hiristiyan unsurlarla daima mesafeli
durarak hiç kaynaşmamışlardır.Kaldı ki 4500 yığma kelimeden olan kürtçe lehçesi içinde sadece birkaç ermenice kelime mevcut olup tamamı Türkçe,arapça ve farsçadan oluşmaktadır.Nitekim 15 yy.dan günümüze değin Kürt-Ermeni ilişkilerini araştıran Garo Sasunti Kürt ve ermenilerin hiçbir zaman kaynaşmadıklarını ve hatta ermenilerin kürtlerden eziyet gördükleri için Rusyaya göç ettiklerini anlatmaktadır.
Kürtlerin kökeni ile ilgili diğer bir sav ise;M.Emin Zekinin Kürdistan Tarihi isimli yapıtında da belirtlidiği gibi Kürtlerin Kürt Bini Kohtonun soyundan geldikleri ve bu nedenle Arap etnik kökenli olduklarıdır.Bu sav de gerçek dışı olup sadece sünni ve şafi mezhebinin dini hurafelerine dayandırılmaktadır.
YEZİDİLİK BİR KÜRT İNANIŞIDIR SAVI
Son yıllarda artan kürtlere suni kimlik arama çalışmalarına yoğun şekilde katılanların başında gelen Turnusol- kürtçülerden C.Bender,E.Sever gibi yazarlar ile bunlara destek sağlayan hayali araştırmalarla gerçeklerden uzak yazılar yazan F.Bulut, Tori,Kreyenbroek ve Sperl gibi yazarların yapıtlarında kürt etnik kimliğini ortadoğudaki çeşitli azınlıkların inançları ile bütünleştirme gayreti yatmaktadır.Bundaki amaç emmoğlumuz kürtleri köklü,inançlı ve herşeyi yok edilmiş mazlum bir kavim olarak göstermektir.Aklı başında ve objektif bir tarih anlayışına sahip birisinin Akın Kara ve Karanın da Ak olarak aldatıcı bir şekilde çarpıtıldığı bu yazıları yazabilmesi onun insanlığa hizmet anlayışı açısından mümkün değildir.Bu nedenle adı geçen kişilerin bu yanlış ve kasdi yazıları ne Kürtlere ne de insanlığa hizmet etmemektedir.Tarih bu kişileri insan ve toplumların ruhuyla oynayan suçlularolarak birgün yargılayacaktır.Bütün Dünyanın ve herşeyden önce yöre halklarından Arapların, İsrailoğullarının, Farsların ve Süryani kökenli ulusların gayet iyi bildiği Mezopotamya coğrafyasını ve onun etnik yapısı ile kültürünü Batı emperyalizminin aldatıcı karanlığında kürt kültürü imişcesine çarpıtmak Bilime karşı cinayet işlemek anlamına gelmekte olup bu davranış insanlığa ve emmoğlumuz kürtlere yapılan apaçık bir ihanettir. Düzmece ve sahtekarlıktır.Onların amaçları tarihsel gerçeklikleri görüp şahsi çıkarcılıklarını bırakıp,kağıttan yapılmış atlarına bindikleri batılı emperyalist kışkırtıcıların oynak kahpe eğerlerinden inip kürt kardeşlerimizin tarihteki gerçek yerlerini araştırıp bulup ve böylece doğruları anlatmaktır.
Kürtlerin Mezopotamya bölgesindeki eski dinsel inançların,kültürlerin,destanların ve Zerdüşim ve Yezidilik gibi dinsel öğretilerin esas sahipleri olduğu savları , Kürt halkının yanısıra Hiristiyan Araplara ve Süryanilere de yapılan çok büyük bir haksızlıktır.
Tarihsel gerçeklere baktığımızda Harranın binlerce yıllık bir Sabiilik,Süryani inanç merkezi ve Semavi dinlerin peygamberi İbrahimin yurdu olduğunu görmekteyiz.Çoktanrıcı bir inanışa sahip olan Harranlı,Nusaybinli ve Urfalı sabii Süryaniler, başta Güneş Tanrısı Şamaş ile birlikte içinde Ay tanrısı Sinin de bulunduğu Altı Gezegen Tanrısına inanmaktaydılar. Bunların törelerine göre Saçlarını ve sakallarını kesmek günahtı.
Nitekim 830 yılında Bizans seferine giderken Harrandan geçen Abbasi halifesi Memun,halkın ne musevi,ne isevi ne de muhammedi olduğunu öğrenince çok kızmış ve bunların ya muhammedi olmaları yada diğer iki dinden birine girmeleri gerektiğini, aksi halde sefer dönüşünde kendilerini cezalandıracağını söylemiştir. Daha sonra Abbasi orduları seferden geri dönerken tekrar içinden gectikleri bu yörenin halkı kendilerinin Kuranda da adı geçen Sabii dinine ait oldukları söyleyerek halifenin şerrinden kurtulmuştur.
samaş
Yörede konuşma ve yazı dili süryanice ve arapçaydı. Tarihçileri Bar Hebroyo Vekayinamesinde , Harranlıların klasik süryanice konuşup yazdıklarını anlatmaktadır. Binlerce yıl Kuzey Mezopotamyaya hakim olan aynı etnik kökene sahip Süryaniler ,Keldaniler ve Nasturiler, zamanla müslüman arapların baskısıyla ya islam dinine girerek verimli topraklarda kalmışlar ya da eski inançlarını devam ettirmek için Kuzey Irak dağlarının sırtlarına çekilmişlerdir.Bu dağların doğusunda ise bir klasik bir İran-Mani dini olan Zerdüştlük hakimdi.Süryani ve Keldanilerden boşalan verimli topraklara ve tüm Kuzey Irak Dağlarına Gazne devletinin egemenlik bölgesinden göçeden ve Arap milliyetçisi Abbasilerin işbirlikçileri olan bir kısım Kürt aşiretleri yerleştirildiler. Yezidiliğin kurucusu olarak bilinen Adi bin Misafir aslen lübnanlı bir arap olup 1075 yılında Lübnanda doğmuştur.Daha sonra aldığı dini eğitimle sufiliği seçmiş ve sonra kuzey Iraktadaki Laleş kentini kendine merkez edinmiştir.Bu kişi eski asur ve keldani kökenli gnostik inanışları ile mani ve zerdüşt bileşimlerini alıp üç kitaplı dinin öğretileri ile harmanlayarak kendine göre bir sentez derlemiştir.Bu sentezinde Tanrı Melek Tavus olarak da adlandırılan Şeytan olup,Ateş aynen zerdüşizm de olduğu gibi evrende varolan herşeyin ve maddenin özü olarak kabul edilmiştir.Şeyh Laleşe gelince ilk önce adını Şeyh Adi Hakkarili olarak değiştirmiştir. 1055 yılında ise Türkmenistandan gelen Selçuklu Türkleri Bağdatı işgal etmişler ve burada medreseler kurmuşlardı.Bu medreselerde dönemin en büyük islam alımleri dersler vermişlerdir.Bu durumda İlim ve İrfan şehri olan aydınlık insanların yaşadığı Bağdatda Adi bin Misafirin kendisine tarikat kurma ve mürid toplama şansı hiç yoktu.Bu nedenle Şeyh Adinin Abbasilerin son döneminde Tohoristandan Kuzey Iraka göçen ve Kuzeydoğu dağlık bölgesinde yerleşmiş emmoğlumuz Kürtlerden kendisine mürid toplamayı ve onları kandırmayı yeğlemiştir.Şeyh arapça risaleler yazarak bu yazıları iki ayrı kitapda toplamıştır.Arapça olan ilk kitabı Kitap el Cilve olup anlamı Tanrısal açıklama kitabıdır.İkincisi de yine Arapça yazılı olan Kitab el Asvad olup anlamı Kara kitapdır.Bu ikinci kitap arap alfabesiyle yazılı karmaşık bir kürtçeye (!) de çevrilmiş ve kendilerini Yezidi diye adlandıran birkaç kürt aşiretinin kutsal kitabı olmuştur.
Bu kitabın kürt lehçesindeki adı Meshaf-ı Reşdir.Kitabın adının Kara kitap olması ,içeriğinde şeytanla ilgili övgüler ve tapınma şekilleri bulunmasındandır.Çünki hem kitaplı dinlerde hem de paganist dinlerde Yaradan yani Tanrı ak renkli yani ak ışığın,kötülüğün sembolü Şeytan ise kara renkli yani kara ışığın sahibidir.Bazı Yezidi kürt aşiretlerinin sadece kara kitabı kendilerine kutsal kitap olarak seçmeleri ise bu bağlamda çok düşündürücüdür.Kandırılma inandırılmanın şekli ile boyutunun iyi incelenmesi gerekmektedir.Bu durum açıkca Haçlıların yöredeki emperyal çatışmalarının olduğu bir dönemdedir ve Haçlı kont ile tapınak şövalyelelerinin islam milletleri üzerinde ince çıkar hesapları ve düzmece planlar yaptıkları bir zamandır.Yoksa normal şartlarda böyle bir inanışın islamın ilim ve bilimiyle hakim olduğu mezopotamyada yaşamak için ortam bulması imkansızdır.
Şeyh Adi 1162 yılında ölünce Laleşde bir türbeye gömülmüştür.Yerine geçen oğlu sadece Hakkarideki bu dağlık coğrafyada doğmuş olmasından dolayı suni bir isimle emmoğullarımızı kandırabilmek için adının başına Kürtekleyerek kendisini Kürt Adi bin Hakkarili olarak tanıtmıştır.Yezidi dininin öğretisinin Lübnanın Dürzi lehçeli arapçası ile yazılı olması ve Arap şeyhlerince yönlendirilmesi itibarıyla yezidiliğin kökenin emmoğlumuz kürtlerle bağlantısı sadece coğrafi yöre ile ilgili olup, iddia edildiği gibi kesinlikle orijinal bir kürt inanışı değildir.Sonradan bazı kandırılmış küçük kürt aşiretleri tarafından benimsenip giyilen bu başkasının gömleği daha sonra milli bir inanç haline getirilmek istenmiş ve istenmektedir.Bu büyük bir yanlıştır ve zaten kürt kardeşlerimizin mutlak çoğunluğu tarafından reddedilmektedir.Nitekim Şeytan Tanrı olarak yezidilerce Yaradan-Allah diye inanılan Melek Tavus adına yapılan törenlerde yezidi erkekler topluca yapılan kurban ayınlerinden sonra çıralar yakmakta ve türbe etrafında elele tutuşup sağ ve sol ayaklarını kısa mesafelerle bir öne bir yana atarak halay çekip dönmektedirler.Bu arada meydanda toplanan ve ellerinde horoz tüyü bulanan kadınlar ise Melek Tavusa bağlılıklarını coşkun bir şekilde belirtmek için dilleri ile çıkardıkları bir sesle kutsal çıngıraklı yılanı taklit ederek bağırmaktadırlar.Bu harekete Zılgıt adı vermektedirler.
Bu Zılgıt çığırtısının nedeni olan kutsal çıngıraklı yılan ‘ın en güzel figürü Yezidiliğin kurucusu Şeh Adinin Laleşdeki tapınağının giriş kapısına işlenmiştir.Bu yezidi çığırtısı politik ve emperyalist nedenlerle daha sonra turnusol- kürtlerin sembolü haline getirilmiş ve bugün bile kökeni bilinmeden tüm Güneydoğu ve Doğu Anadolu yaşayan insanlarımız tarafından bilgisizce taklit edilerek kullanılmakta ve böylece kutsal çıngıraklı yılan yadedilmektedir.
İnsanları öldürdükten sonra şerefe zılgıt çekerek çıngıraklı yılanı taklit eden pkk lılar....!
Ayrıca Turnusol-Kürtlerin kendi çektikleri ve TVlerden de izlenen görüntülerde Pkk –Narko terör örgütü elemanları her köy baskını ve kitle katliamlarından sonra elele tutuşarak aynı ritüel dansı bir halay şeklinde yaparak zılgıt çekmektedirler.M.S.13.yy.dan sonra özünde Ermeni etnik kökenli olan ve sonradan müslüman bir şafi olan sözde Kürt Beyi Bedrettin Lulu tarafından katledilen yezidiler daha sonra Hakkari dağlarının doruklarına çekilmişlerdir.Daha sonra kalanların bir kısmı ise 1415 de tutucu bir müslüman inanışına sahip olan Cizre Emiri Kürt İzzeddin Bey tarafından kafir suçlamasıyla kılıçdan geçirilmiş ve türbeleri yakılıp yıkılmıştır.Bu nedenlerden dolayı yezidilik inanışı kendi kısır dogmaları ile sınırlanmış bir paganist arap anlayışıdır.Arapların cahiliye devrinin inançları ile benzerlikler göstermektedir.Emmoğlumuz kürtler bu tiyatronun sahnesinde sadece bir kuru görüntü veren figüranlar yerine konmuşlardır.Bu kürt kardeşlerimizle biz türklerin ortak geçmiş kültürümüze yapılan bir çarpıtma ve yanıltmadan başka bir şey değildir.
ZERDÜŞİZM BİR KÜRT İNANIŞIDIR SAVI
Zerdüştün simgeleri kartal ve ateş dir.
Başta M.Sıraç Bilgin ve C.Bender ,olmak üzere malum AB İşbirlikçisi ve avrupalı gizli servislerin kalemşörü kürtçü yazarlarının çelişkili çarpık savlarından birisi de Zerdüşizm inancının kurucusu Zarahustranın kürt kökenli ve öğretisinin bir kürt kültürü olduğudur.Yani Zerdüşt birdenbire emmoğlumuz olmaktadır.Onlara göre Zerdüşt kürttür ve kürtçe konuşmuştur.Bu yönde sayısız çarpık savlarının tamamının hayal mahsulü olduğu konu biraz incelendiğinde açıkca ortaya çıkmaktadır.Özünde Azerbaycan Türk tarihini kasdi çarpıtmak olan bu savların arkasında tarihi bir inkar yatmaktadır.Şöyleki;Larusse tarafından 1963 yılında yayınlanmış Mythologies Classiques isimli yapıtta belirtildiği üzere sonradan adı Zerdüşt olan Arkasıp isimli kişi ,MÖ.650 yılında Azerbaycanın Hazar kıyısında bir köyde doğmuştur.
Doğumu anında gökyüzünde yıldız kayması olması nedeniyle kendisine Zend dilinde yıldızın oğlu anlamında Zarauştra denilmiştir.Bunda o dönemde Azerbaycanda yaşayan ve Göktanrı ile Kutlu Göksel öğelere inanan ve Perslerce başlarındaki hakanları olan Alp er Tunga-Afrasiyab olarak tanınan Turanlılar olarak da isimlendirilen Türk İskit boylarının etkisi olması kuşkusuzdur.Perslerin o dönemde kerelerce Turanlıların egemenliğine girmiş olmaları nedeniyle onlardan kültürel ve dinsel olarak etkilenmeleri kaçınılmazdır.
Persler çoktanrıcı inanışlarını bırakarak Ana Tanrıça inanışının Kutlu Anası Kybeleyi de kabul ederek ona Anahita demişlerdir.Turanlıların Göktanrısı Kuday perslerde Mithra,iyilikçi Türk Tanrısı Ülgen ise Ahura Mazda olarak isimlendirilerek bir tanrılar üçlüsü kurulmuştur.Bu inanış Mazdeizm adını almış ve bu çok tanrılı din Zerdüşt tarafından sosyal ve ekonomik görüşlerle takviye edilip tarım reformu temeline oturtularak ikinci bir Mazdeizm olan Zerdüştlüğe dönüştürülmüştür.Bu inanışa Zoroastrizm adı da verilmektedir.
Araplar bu dine ateşe tapanlar anlamında Mecusilik adını vermişlerdir.H.Hacaloğlunun Zerdüşt adılı eserinde belirtildiği gibi etnik olarak persli olan Zerdüşt,gökyüzünde yaptığı seyahatte, Turanlıların yani Türklerin ve içinde mutlaka emmoğlumuz öntürk boylarının bulunduğu orduların dalga dalga batıya göç edişlerini ve Güney Kafkasya ve Hazar denizi batısındaki topraklara yerleştiklerini görmüş ve bunun üzerine hiddetlenerek ..bakır kılıcımı artık kuşanma zamanı geldi.Kılıcımı sapına kadar Turanlı kanına bulayacağım...diyerek ne tür bir peygamber ve ne kadar Turanlı (Türk ve diğer türk boyları)düşmanı olduğu anlatılmaktadır.Zerdüşizm özünde farsilerin milli dinidir.
İrandaki zerdüşt merkezi Yezd şehri
Zerdüşizmin kitabı olan Avesta pehlevi yani Batı İran Farçası ile yazılmış olup tamamen Farsi özellik taşımaktadır.Şarap içip eğlenmeyi ,şarkı söyleyip dans etmeyi ve renkli elbiseler giyip her geçen günü Bayram gibi kutsal olarak kutlamayı öneren bir inanıştır. Homa,Kuday ve.gibi bazı dinsel kelimelerin Türkçe kökenli olması açıklandığı gibi Turanlı -Türk etkisindendir.Bu dinin ,Zerdüştün ve Avesta isimli isimli kitabının ne emmoğlumuz kürtlerle ,ne de başka türk boylarıyla bir ilişkisi yoktur. Hatta M.Ö.6.yy.da 300 rahibi ile birlikte Türk ve kürtlerin ortak ordusu tarafından Yezd şehrindeki bir manastırda öldürülmüştür.
KÜRTÇE DİYE BİR DİL VARMIDIR?
Dil bir halk topluluğunun millet olabilmesi ve etnisitesinin varlığı için en önemli unsurdur.Ayrıca dil edebi ,teknik ve inançsal özellikleri de içinde barındırmalı ve ses uyumu,retorik ile dilbilgisi kurallarını açık ve net olarak koyabilmelidir.Köktürkçenin bir lehçesi olan kürtçeye dil niteliği kazandırmak son 100 lılda emperyalizmin bir oyunu olarak ortaya çıkmış önce Prof.Marr 4500 yığma kelime ile yola çıkmış daha sonra da rus F.Justi 8300 kelimelik bir kürt dili yaratmak istemiştir.V.Minorsky ise bu kelimelerin kökenin şöyle analiz etmiştir;
3080 kelime Türkçe
2200 kelime Farsça(1200 kelime Zend lehçesi)
2000 kelime Arapça
320 kelime Pehlevi lehçesi
200 kelime ermenice
110 kelime süryani-keldanice
390 kelime bilinmiyen dillerden
Bu nedenlerden dolayı kürt dili konsunda şu kesin sonuç önemlidir;
1.Kürtler Köktürklerin bir boyudurlar ve köktürkçe konuşup köKtürk alfabesi ise yazmışlardır
2.Kürt destanları zaten Türk destanlarıdır.Ergenekon ve Kawa gibi.Bundan dolayı turanidirler
3.Kürtçenin morfolojik özellikleri aynen türkçede olduğu gibidir.
4.Kürtçenin cümledeki öğelerin dizilişi aynen türkçede olduğu gibi özne-tümleç-yüklem şeklindedir.
5.Kürtçede bugünki Türkiyede kullanılmayan unuttuğumuz eski köktürkçe yüzlerce kelime vardır ve halen kullanılarak yaşatılmaktadır.
6.Divanı Lugat-it Türk de belirtildiği gibi 5 temel özellik olarak kürtçe oğuz dillerinin fonolojik özelliğine sahiptir
7.Alman türkolog Göktürk anıtlarında geçen 600 cıvarında kelimenin bugünki Anadolu türkçesinde pek kullanılmamasına rağmen Kürtçede yaşadığını ve güncel olanak kullanıldığını anlatmaktadır.
8.Köktürkçenin halen yaştılmış olmasını emmoğullarımız kürtlere borçluyuz.
(X) ve (W) nasıl kullanılacak?
..../////...
Devamı 3.ncü Bölümde...