PEKİ KÜRTLER GERÇEKTE KİMDİR ?
Peki ama Kürtler kimdir sorusunu sormadan önce, gerçek Kürt etnik kimliğinin iki kısımda incelenmesi gerekmektedir.
Birincisi İsadan binlerce yıl önce ,Tufandan sonra Tanrı dağlarına konan Nuh'un gemisinden çıkıp,bugünkü Taklamakan Çölünün yerinde varolduğu kesin olarak bilinen ve daha sonra kuruyarak bugünki Baykal ve Aral gibi tuzlu ve susuz artık gölleri oluşturan Omoğ ve Obol göllerinin kuzeyinde , Türk boyları ile birlikte yaşayan;
Türklerin emmoğlu uruku olan Protokürtler ile, Prototürklerle birlikte batıya göç edip etnik yapısını ve dilini değiştiren protokürtler şeklinde görmek gerekmektedir. Birinci kısımda belirttiğimiz gibi öntürklerin amcaoğlu olan önkürtler, milattan binlerce yıl önce büyük Asya iç denizini kuzeyinde bulunan ve bu içdenize dökülen Elegeş ırmağı ile Selenge ırmağı arasında emmoğulları öntürklerlerin diğer boylarıyla birlikte yayılmış şekilde yaşıyorlardı.
Diğer Türk boyları gibi göçebe bir yaşam tarzına sahip önkürtler diğer öntürk boyları ile birlikte önce Cücenler devletinde birlikte hareket etmişler daha sonra ise Hun Türkleri içerisinde aynı kaderi paylaşarak, önce çinlilerle mücadeleye katılmışlar ve daha sonra da birlikte batıya göç etmişlerdir. Bu önkürtler de aynı diğer öntürk boyları gibi göktürk alfabesi kullanmakta ve Türkçenin doğu Altay diyalektini konuşmaktaydılar.Türk ve kürt kelimeleri o kadar içiçedir ki nitekim köktürk alfabesiyle Türk yazıldığında soldan sağa türk,sağdan sola ise kürt diye okunmaktadır.
Türk ile kürtün ayrı gayrısı özünde çekirdeğinde bile yoktur.Elegeş Irmağının doğu yakasında Rus Radloff tarafından bulunan Danimarkalı Thomsen tarafından okunan dokuz metre yüksekliğinde ki,
Göktürk alfabesiyle yazılı Elegeş yazıtının sekizinci satırında,
Ötügende birlikte yaşadığımız emmoğlumuz Kürtlerin hakanı Alp Urungu;....., kendisinin Kürt elinin hanı olduğunu anlatmakta, ve beline altından yapılma bir okluk bağladığını söyleyerek 39 yaşında ülkesinin başına geçtiğini ifade etmektedir. Ayrıca bu yazıtta ülkesini terk etmek zorunda kaldığını, bunun ölümden de beter olduğunu, artık halkının ve ülkesinin ortada kalmadığını ve ülkesinden ayrıldığını üzüntülü ifadelerle anlatmaktadır. Bu anlatım içdenizin kurumasından sonra emmoğlumuz önkürtlerin diğer öntürk boylarıyla birlikte göç edişleri gerçeğini yansıtmaktadır, Altay Türkçesinin doğu lehçesini konuşan bu önkürtler aynı iç denize dökülen Orhun ve Selenge ırmakları arasında ki diğer öntürk boylarıyla aynı kültürü,alfabeyi,inanışı,töreyi ve tarihi kaderlerini iç içe yaşamaktaydılar. Genelde sığır çobanlığı ve hayvancılıkla uğraşan protokürtlerin en büyük boyu Ökörmanço = Ogormanço yani kormançolardı. Bunlar adından anlaşılmakta olduğu gibi İnek,öküz,koyun gibi besi hayvanları çobanıydılar. Hakanlarının ön isimleri aynı öntürk boylarında olduğu gibi Alp takısı almaktaydı.Yeniseyde Alagölün doğusunda bulunan Tarbakatay Dağlarının güneyinde rusça adı kürte Kar Obası denen bölgede yaşayan kürtler ,rusçada Kürdaklar olarak anılmış ve bu bölge aynı zamanda Kürdak Skaya volest olarak isimlendirilmiş olup bu küdaklar çağatay türkçesi konuşmaktadırlar.Köktürklerle aynı kültürel değer yargıları ve inanışları sahip olan kader yoldaşı Kürtler, MÖ. 5000 ila 3000 yılları arasında göllerin kuruyarak çoraklaşması ve iklimin değişmesiyle diğer öntürk boyları içerisinde onlarlarla birlikte Ötügen toprakları olan Orta Asyadan güneybatı yönünde göç ederek önce Tanrı Dağlarının batı eteklerine yerleşmişlerdir. Tanrı dağlarının eteklerinde yurt tutmuş bu insanlara Oğuz Kaan tarafından Karlıklar adı verilmiş olup kışlaklarının adı ise Kurt tak dır.Diğer Türk boylarının zamanla Tanrı Dağlarından ve Sibirya steplerinden verimli topraklar olan Maveraünnehir – Türkmenistan ve Horasana inerek yeni kentler kurmaları eticesinde,emmoğullarımız önkürtler de, Fergana vadisinin güneyinde bulunan ve Tohoristan, kuzey Afganistan ve bugünkü Tacikistan yöresine yerleşmişlerdir.
Burada kurdukları en önemli yerleşim olan Kend-i Kürt şehri ile Afganistanın kuzeyine hakim olmuşlardır.Afganistandaki Herat Çayının yanıbaşında yükselen Öleng Nesin yaylasının eteğinde Kürt Nesin yerleşimi ve yaylası bulunmaktadır.
L.Rasoyninin de belirttiği gibi Daha sonraları ise Yeniseydeki Göktürk Organizasyonu içindeki bir kısım önkürtler ise diğer Türk boylarını takip ederek Horzem, Kuzey Hazar ve Karadeniz steplerinden Balkanlara ve Orta Avrupaya kadar inmişlerdir. Bunların içinde küçük bir boy olan Kürt – Gyarmat yani Yorulmaz boyu halen Macaristanda Sekel Dağı eteklerinde beraberce orta asyadan geldikleri Sekel Türkleriyle birlikte yaşamaktadırlar.Macaristan ile slovakya arasındaki ovanın adı Kürtözü -Kürtos ve Batasay Yarmat şehri yakınında da kürtos kala kasabası yer almakta ve de Macaristanın Romanya sınırları içindeki toprak parçası ise de Kürtya yani kürt yurdu olarak isimlendirilmektedir.
Ayrıca Orta Avrupada Çekyada Kürt-kert adında on kadar yerleşim bulunmaktadır.
17.Yyy.da Evliya Çelebi Macaristanda beşyüz kadar türk ve kürt yer ismi tesbit etmiştir.,Bu isimlerin tamamı Türkiye topraklarında da vardır.Bugün macar dilinde öntürkçeden kalan sayısız kelime bulunmaktadır.Tanrı dağlarının eteklerindeki Fergana vadisinin güneyine yerleşen Kürtler, binlerce yıl içerisinde zaman zaman aynı öntürkler gibi küçük kafilelerle İran içlerine ve Hazarın batısına kadar göç etmişlerdir.
Ensari Türkmenleri/Kürtler
E.Bahadır Han bu yöredeki kürtleri Ensari Türkmenlerinden saymakta ve bu boya Kızıl Turanın neslinden gelen kürtler demekte ve kurdukları yörelere de Ulu Balkan ve Kiçi Balkan adı vermektedir.Hatta bir kısım öntürk ve emmoğlumuz önkürt böyları güneye doğru hareket ederek Afganistan üzerinden Hindistanın kuzeyine kadar inmişler ve buralara kendi kültür,dil,inanç ve mitoslarını da taşımışlardır.Nitekim Hint mitolojisi olan Ramayanada ,Büyük kutlu hakan Ramanın kendi halkını 5000 yıl önce Orta Asyadan Hindistana getirdiği anlatılmaktadır.Pakistanın Urdu dili ile Köktürkçenin ve hint-aryanların dilinin yapısal olarak önkürt lehçesi ile benzerlikleri buradan gelmektedir.Ayrıca Aryan mitolojisinin büyük bir bölümü köktürklerin yani türk boylarının ve emmoğlumuz kürtlerden alınmış olup büyük benzerlikler taşımaktadır . Bir somut örnek olarak ,Aryan mitolojisine göre günümüzden 4500 yıl önce inek,öküz,Yak ve büyükbaş besi hayvanlarıyla hindistana inen ogormanço köktürkleri yani emmoğlumuz kürtlerle beraber öntürk boylarının içinde Tanrı Krişna da çobanlık öğrenmiş ve onun için başta inek ve yak öküzü olmak üzere büyükbaş hayvanların bir kısmı kutsal sayılarak yenmesi yasaklanmıştır. Fakat bütün bu yer değiştirmeler ve göçlere rağmen Büyük miktarda önkürt boyları bugünkü Tacikistan topraklarında kalmışlardır. Binlerce yıllık tarihsel süreç içerisinde Doğu Persleri olarak da adlandırılan Tacikler,peştunlar ve baktrialılarla birlikte yaşayan öz emmoğullarımız olan önkürtler, zamanla kısmen etnik özelliklerini kaybetmişler, azınlık olmaları sebebiyle dilleri bozularak Doğu Pers lehçesi olan Tacikçeden dil kuralları ile ve kelimeler alarak , Altay dil grubunda olan ve eski Türkmence lehçesi içinde sayılan eski Kürtçeyi neredeyse yitirmişlerdir.
M.Ö.9ile 5 yy.arasında birkısım iskit türkleri ile batıya göçeden ve kafkaslardan derbent ve daryal geçitlerinden doğu anadolu ve Mezopotamyaya sarkan önkürtler çeşitli savaş ve ganimetlerden sonra yine emmoğlulları ile birlikte geldikleri geçitlerden çekilerek kuzeye yönelmişlerdir.Bazıları ise 28 yıl Doğu Anadoluya hükmederek Siirt,Ahlata bağlı Saka ve Sak yerleşimlerini,Çermikte Kardu Adıyamanı ve Mardin Savurda Kardı köylerini kurmuşlardır.Bunlardan ayrılanların tamamı Dinyester ve dinyeperi aşarak orta avrupadaki macaristan ovası üzerinden balkanlara kadar sarkmışlar ve daha sonraları ise tarih sahnesinde kaybolmuşlardır.Orta Asyadaki Fergana vadisinin güneyinde yaşayan Tacikler ,M.Ö 3.yy da Perslerin düşmanı olan İskender komutasındaki Makedonlarla işbirliği yaparak onlara rehberlik eden Perslerden başkaları değillerdir. Bu işbirlikleri nedeniyle İskender imparatorluğunun yıkılmasından sonra Persler tarafından doğuya yani bugünkü Tacikistan topraklarına sürülmüşlerdir. Tarihleri boyunca Persçe konuşmalarına rağmen daima perslere karşıt olmuşlardır. Bugün Kürtçenin batılılarca iddia edilen İndo-German yapısının sebebi Hindistandaki Aryanlarla olan ilişkileri kadar ,Tacikçeden yani Doğu Pers dilinden etkilendikleri etkilenmiş olmaları özelliğindendir. Tacikce Indo-Pers dil grubunda olup Wakhi ve Sarikolı isimli iki ana lehçeye sahip olup Sarikoli lehçesi Kürtçeyi en çok etkileyen lehçedir. Aynı zamanda kelimelerinin kökenleri itibarıyla ve sözlü bir dil olması sebebiyle bazı filologlarca bu dil Doğu İskit Dil Grubundan da sayılmaktadır. Bunlar yazı dili olarak Uygur Türk Alfabesinin kullanmışlardır. Fakat yinede bütün bu etkileşimlere ve uzak düşülen coğrafyalara rağmen emmoğullarımız kürtler halen Türkistanda kullanılan Kuday=Tanrı ,Belli=Evet, Nan=ekmek ve Serok=Serik=Başkan vs... gibi yüzlerce Altay Türkçesi kelimeleri yitirmemişlerdir.Bugün bile kullanmaktadırlar. Tarihsel süreç içerisinde sürekli bir durumda Türkistan topraklarından batıya göç eden İskitler, Messagetler, Nartlar, Gökoğuzlar, Hunlar, peçenekler, Kıpçaklar, Sabirler, Kimmerler ve Kumanlar gibi Türk boyları içerisinde ve Cengiz ile Timurlular Türk – Hun devletleri içerisinde de az da olsa kürt boylarının varlığının bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca Altıncı büyük doğu ilhanlığı olarak anılan Türkistanda M.ö.2.yy.da kurulmuş olan Türkmen-Part ilhanlığında Türkmen kralı Ferhat, Tacikistan topraklarında bulunan bir kısım kürtleri Çine karşı Kopet dağları eteklerine yerleştirdiğini anlatmaktadır.
Bugün bu kürtlerin torunları halen aynı bölgede bulunan Bayır köylerinde yaşamaktadırlar.1995 yılında basılmış Hiristiyan Türklerin Kısa Tarihi isimli eserde belirtildiği gibi M.S2 yy.dan başlayarak Türkeli bölgesine gelen Nestoryan ve Süryani rahipleri etkisiyle Doğu ve Batı Türkistanda ve de Azerbaycan yöresinde birçok Türk boyunun ve Hakanının hiristiyan olduklarını ve süryani yazısı kullandıklarını anlatmaktadır.
"mar yabh allah"ın kabulu
Daha sonra Türk ve kürtlerin hiristiyanlaştırma işlemi Türk rahipler tarafından yapılmış olup Türkistanda Metropolitlikler kurulmuş ve Doğu Türkistan Türk Metropoliti Yahbh Allaha M.S.1281 de Bağdat Nestoryan Patrikhanesine Katolikos olarak atanmıştır. Bu nedenle aynı bölgede bulunan Göktürk boyu kürtlerin de bir kısmının diğer bazı Türkmen boylarıyla nestoryan ve süryani olmaları kaçınılmazdır.Bugün Süryani ve Nasturilerde rastlanan Türkmence ve Kürtçe kelimelerin kökenleri böylece anlaşılmaktadır.
"yabh allah"ın fermanı
Türkmen ve Kürtlerin Süryani ve Nasturiler içerisinde dinsel birliktelik içerisinde asimile oldukları akla gelmektedir.Suriye ile Irak arasındaki Dura-Europos yazıtlarında M.S.3.yy.da Topcak,Tarhan,Kapgan,Kubat,Kurtak ve Basuk isimli komutanların önderliğnde Türk ve Kürt boylarından oluşan Hunlar defalarca Anadoluya ve Filistine kadar ilerlemişlerdir.Bunlar Yusufelinde Hun-Gimek,Muşda Hunan,Elazığda Palu ve Harput Bungölde Hun ve Erzuncanda Lardushun isimli yerleşimler kurmuşlardır.M.S.466 Da Derbent ve Daryal geçitlerinden Anadoluya inen Ağaçeri şamanist inançlı Tunceli,Mazgirtte Haçeri,Haçeri süfla,Haçeri Üfla,sonra gelen sabir yani suvar türkleri ise Vasuvaragan-Van,Erciş,Erzurumda Suvar,Adıyamanda Suvarlı,Elazığda Hazar,Çemişgezekte Hazari,siirte Hazaan;D:Beyazıtta Kazar gibi yerleşimleri kurmuşlardır.Kürdistan kelimesi ilk defa Türkler tarafından 1156 Sultan Sancar tarafından kullanılmış ve Türkmenistan göçen Kurmançi kürt boylarının yerleştiği Cezire ile Cilal arasındaki bölgeye verilmiştir.D. Avcıoğlunun Türklerin Tarihi isimli eserinin 3.ncü cildinde de açıkca belirtildiği gibi VII.yy.da Bizanslı tarihciler Türkistana yerleşen ve miladdan önceki yıllarda Sibirya steplerinden inen Türk soyundan gelen Deylemli isimli Kürtlerden bahsetmektedirler. Bunlar savaşçı bir topluluk olup komşu ülkelerde paralı askerlik yapmaktadırlar.
Aynı dönemde Bizanslılar bazı Türk boyları olan Avar, Cücen ve kürt boylarını kandırmak için Horasan ve Maveraünnehire casuslar göndermişler ve para ile kandırdıkları bazı boyları doğuda büyüyerek genişleyen Göktürk devletine karşı Kafkaslar,Doğu Anadolu,Elbruz dağları ve Mezopotamyaya yerleştirmişlerdi.Bizanslılar temeli entrika olan siyasetleri gereği Göktürk devletinde bulunan bazı Avar,kürt,afgan ve tacik boylarını kışkırtılmakta ve bundan kendisine çıkar sağlamayı düşünmekteydiler.Bizans arşıvlerinde bu yıllrda Karadenizin kuzeyinde ve Batı Sibiryada Kürt isimli bir Türk boyunun varlığı belirtilmektedir.Bunların çoğunluğu ise Dağıstan bölgesinde toplanmışlardı.
Bizans ile Göktürk devleti arasındaki siyasi ilişkileri görüşmeye giden Bizans elçileri arasında daima bu şekilde Bizans doğu sınırına yerleştirilmek suretiyle devşirilmiş Avar,Cücen,kürt,tacik,gibi boylardan birileri bulunurdu.Türk Dünyası Tarih dergisiinde açıkca belirtildiği gibi böyle kişilerden oluşmuş ve başlarında Valentinos isimli Elçibaşı bulan Bizans elçi heyetine 576 yılında Göktürk Tigini Türkşad şöyle demiştir.
......Siz Romalılar ON DİLLE konuşur ve herkesi aldatırsınız.Sizin elimin on parmağı kadar diliniz var.Bu dillerden bazıları ile bize tabi olan boyları kandırır,onlara vaadlerde bulunur ve onları topraklarınıza yerleştirirsiniz ama onların başlarına bir şey geldiğinde ise bir köşeye çekilerek kendi çıkarınıza bakarsınız.Sizleri buraya gönderenler sizden daha yalancı ve sahtekardırlar.Hemen vakit geçirmeden sizlerin başınızı kesmek gerekirdi.Çünkü biz Türklerin en çok nefret ettiği şeylerden biri yalancılık ve sahtekarlıktır.Sizin İmparatorunuzda layık olduğu cezayı görecektir bundan şüpheniz olmasın.Çünkü o dostluktan bahsederken bize tabi olan boyları kendi topraklarında bize karşı konuşlandırmaktadır.Bundan kasıt bellidir.Onları toprak altına soksanız bile atlarımızın altında karınca gibi ezilecekler.Siz Romalılar niçin bizim elçilerimizi Kafkas dağları üzerinden Bizansa götürüyorsunuz ve Romaya gidecek başka yol yoktur diyorsunuz.Yani biz yollar geçilmez,her taraf sarp uçurumlu,dağlık ve taşlık sanalım da Roma İmparatorluğuna hücum etmiyelim mi?Böyle düşüneceğimiz mi sanıyorsunuz?Fakat unutuyorsunuz ki ben Dinyeper nehrinin nerede bulunduğunu,Tunanın nereye aktığını,Meriçin nereden geçtiğini çok iyi biliyorum.Bize tabi olan kavimlerin Roma topraklarına nereden girdiklerini de biliyorum ve sizin kaleleriniz de bizim için bir sır değildir.Çünkü güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün dünya bizim önümüzde diz çökmüştür... Tacikler ve diğer azınlıklar binlerce yıl Türkistandan geçen tarihi İpekyolunda ticaret kervanlarından haraç ve soygunla yaşamışlardır. Bugün Türkistanda ,haydutluk ve soygun anlamında kullanılan Taciklik yapma sözü maalesef tarihten gelen bir deyimdir.7. yy ın sonlarına doğru doğuya açılan İslam ordularının başında bulunan Abbasilerin Maveraünnehiri geçerek Türkistana girmeleri ve buradaki Türklerin yoğun direnişiyle karşılaşmaları sebebiyle Radikal Arap milliyetcileri önce yörede bulunan ve Farsların düşmanı olan Tacikleri ve bir kısım Türk ve Kürtleri kendilerine işbirlikçi olarak seçmişler ve bunlar verilen tavizlerle çok kısa sürede islamiyeti seçerek Abbasi eksenli katı Arapçı mezheplere girerek kolayca Abbasi saflarına katılmışlardır.Bir kısmı ise böylece Bizans ve Ermeni sınırında askerlik hizmeti vermek için Bağdat ve Kuzey Mezopotamyaya yerleşmeye başlamıştır.
Kürtlerin bazıları ile Türkmenlerin Kaçar,Pahlavi ve Avşar boyları da bizzat Abbasi-Arap şovenizmi politikası gereği Batı Zağros dağları ile Luristan arasındaki bölgeye yerleştirilerek Kafkaslardan gelecek akınlara karşı kalkan olarak kullanılmışlardır. Bu bölge ilk defa 11.yy.ın sonlarında kürdistan olarak adlandırılmıştır. Prof. Dr. İsmet Giritli de Kürttürkleri Gerçeği isimli eserinde Türkmen boyları içerisinde İslamiyeti ilk kabul eden kürtlerdir demektedir. Ünlü arap tarihçi Tabari kendi adını taşıyan Tabari tarihinde Abbasi-Arapları hizmetinde askerlik yapan Mir Hasan-Al Kürdi isimli bir kürt beyinin 839-841 yıllarında yerleştirildiği Musul kentinde aşireti ile 8.Abbasi halifesine karşı ayaklandığını anlatmaktadır. Kürt beylerinin çoğunluğunun şovenist Arap Yönetimleriyle işbirliği içerisinde olmasına karşın bazılarının kişisel çıkarları için zaman zaman isyan ederek kendi beyliklerini kurdukları görülmüştür.Trier Alternative Zeitungun Nr.8-9.1997 deki araştırma yazısında da belirtildiği gibi bunların en önemlileri 11.yy. Kuzey Irakda Miafarkinde Dosteki kürtlerinin ve yine Dinawar başkent olarak Hasnawid kürtlerinin kurdukları beyliklerdir. Türkistan topraklarında ise yüz yıl süren ve Türkistanı kan ,zulüm,baskı ve kölelikle yoğrulmuş Araplaştırma zorlamasında ,Arap ordularının en büyük destekçisi Arap-şevon eksenli siyaseti benimsemiş bazı türk ve kürt derebeylerinin ve onların aşiretlerinin katkısı olmuştur. Nitekim bu dönemde bazı Türk, Kürt ve Tacikler Bağdata gelerek Abbasiler hizmetinde gönüllü askerlik yapmışlardır. Bu süreçte Araplarla daha da yakınlaşan Kürtlerin, etnik özellikleri yeni mezhep eksenleri etrafında ikinci defa bozulmuş, ve böylece kültürleri ve dilleri ikinci bir erozyona uğramıştır.Bu artık telafisi mümkün olmayan Türklükten nihai uzaklaştırıcı bir erezyon olarak gelişmiştir.
Bu arada Horasan ve Türkistanda ki Oğuz Türkleri, Hazreti Türkistan olarak isimlendirilen Ahmet Yesevinin barışcı, sevgi dolu ve insanca daveti ve çabalarıyla Eski Türk töresini yitirmeden ve dillerini kaybetmeden İslamiyete geçmişlerdir.Bu bölgede töresel kalıtımların mezhepsel ayrılıkları biçiminde ortaya çıkışları nedeniyle Türk boyları, Kürtler ve diğer müslüman unsurlar bazen ayrı saflarda veya bazen de aynı saflarda omuz omuza mücadele etmişlerdir.Özünde Yaradılanı Yaradandan ötüre seven ve insan sevgisini savunan Sünni islamı düşünceyi kendi milli törelmerine göre çarpıtıp kendi Arap şovenizmiyle birleştiren ve bunu şiddetle yayma biçimini benimseyen Arap Milliyetçilerinin Türkistan topraklarında en büyük işbirlikçisi olan bazı Türk ve Kürtler, önceleri azınlık olmalarına rağmen, Samanoğullarının baskısından kaçarak 978 yılında Kürtlerin bulunduğu Baktria yöresine gelen samani kölesi olan Sebüktekinin kurduğu askeri sistemdeki Gazneliler devletinde siyasi ve askeri yönetime gelmişlerdir.Tarihçi Barthold Gazneliler devletini köle askerlerden ve yöresel beylerden oluşma, korkuya dayalı askeri-despotik bir devlet olarak tanımlamaktadır.
Aynı kitapda Barthold tarafından Aydınlanmamış bir despot beyiolarak nitelediği Gazneli Mahmutun ...askerin yarısı gürcülerden yarısı da Şebankare kürtlerinden olması çok uygundur. Çünkü bunların cümlesi iyi adamdır.Asker aynı cinsten olursa tehlike ve güvensizlik doğar.. sözünün Nizamülmülk tarafından selçuklu sultanlarına aktarıldığı görmekteyiz.Gazneliler devletinde saray ve yönetim Türkçe konuşmasına karşın, ahali Türkmence,Kürtçe,Tacikçe ve peştunca konuşmaktaydı. İlk zamanlar Horasan Türkmen beyliğine bağlı olarak yaşayan Gazneliler, Samanilerin yıkılmasından sonra mezhepsel ve töresel ayrılığı ortaya atmışlar, Türk töresi ile Horasandan gelen buyrukla yönetilmek istemediklerini söyleyerek, başlarında Sebüktekinin yöresel bir kürt beyinin kızından olma oğlu Gazneli Mahmut tarafından Abbasi halifesi Kadir Billaha bağlılıklarını bildirmişlerdir. Bunun üzerine Abbasi halifesi kendilerine Hilat ,Taç ve bayrak göndererek Gazneyi ,Türkistanın Bağdata bağlı Arapçı bir kalesi haline getirmişlerdir. D.Avcıoğlunun Türklerin Tarihi isimli eserinde anlatıldığı gibi Mahmut daha ileri giderek diğer mezhep ve inanışa sahip olanlara para ve servet karşılığı İyi Müslümanlıkbelgeleri dağıtmıştır.Afganistan Webde belirtildiği üzere Gazne devleti sade sadece bir İslam teokrasisine dayalı devlettir ve Mahmut dinsel bir sıfat olan sultan ismini ilk olarak kullanan hükümdardır. Gazneli Mahmut Arapların yardımıyla önce Türk ve Türkmen boylarını Tacik topraklarından kuzeye sürmüş ve daha sonra ganimet elde etmek için Hintli derebeylerine karşı savaş açmıştır. Hindistana girerek kafir kabul ettiği Hintlileri yenmiş, ve Şoven Arap kültürünün dil ve yazısı ile Arap öğelerinin Hindistanda yayılması için kendisini Allahın elçisi ilan etmiştir. Gazneli Mahmuta karşı Türkistanda ki Türk boyları çeşitli kereler birleşmişlerse de bir başarı elde edememişlerdir.
Nihayet 1040 yılında Mahmut ‘un oğlu Mesutun ordusu ile Dandanakanda karşılaşan Tuğrul ve Çağrı beyler komutasında ki Selçuklu Türk boyları ve bazı kürt aşiretleri ve Türkmenlerden kurulu ordusu üç gün süren şiddetli bir savaş sonunda Gaznelileri yenmiştir. Daha sonra zayıflayan ve içinde çoğunlukla Türk ve Kürt unsurunun bulunduğu Gazneli devleti Gurların isyanıyla yıkılmış ve bazı işbirlikçi Türkmen ve Kürt Aşiretleri bağlı bulundukları Arap ırkçısı Abbasi halifesinin topraklarına sığınmışlardır. Kitleler halinde kaçarak Herat, Hemedan ve Belücistan üzerinden Abbasi topraklarına giren bazı Türkmen ve kürt aşiretleri , beraberlerinde ailelerini, mal varlıklarını ve sürülerini de getirmişler ve daha sonra Abbasi halifesi tarafından Bizans ve Ermeni krallığına tampon bölge konumunda olan bugünkü Kuzey Irak, Asurluların-Süryanilerin toprakları olan Suriye ve Basra körfezi kuzey kıyılarına bir yay şeklinde yerleştirilmişlerdir. Tarih sahnesinde daha sonra beyleri ve Abbasi ordularına komutanlık yapan Azerbaycan Türklerinden ve Genceden göç eden bir ailenin oğlu olan değerli komutan Selehattin Eyyubi gibi komutanları sayesinde kişisel boyutta Haçlılara karşı mücadelelerde yer almışlardır. Aynı zamanda Haçlı seferleri sırasında hatta bazı Beyler çıkarları için bağlı bulundukları aşiretleri ile haçlı Baron ve Kontlarının kurdukları yöresel devletçiklerde haçlılarla birlikte hareket etmişlerdir. Abbasilerden sonra Ortadoğuda iktidara gelen Arapların ılımlı siyasetiyle mezhep ayrımı yapılmaması, Kıtayların Türkistana girerek Türkmen boylarını batıya sürmeleri ve içinde bazı kürt aşiretlerinin de bulunduğu Yüzlerce Göçer Türk ve Boylarının yeni verimli sulak otlaklar ve yurtlar edinmek istemeleri nedeniyle , sünni ve alevi Türkmen boyları da aynı şekilde başlarında bulunan Türk Töresinin Ulu Dervişleri-Alperenleri yönetimi ve yönlendirmesiyle Güney Kafkasya, Batı İran ve Kuzey Irak yörelerine de göç etmişler ve böylece Bizans sınırında milyonlarla ifade edilen Türk boyları ve Kürt kitlesi birikmiştir.Bryennies in Historie de Constantinople isimli eserinde belirtildiği gibi göç eden Türk boylarının kalabalıktan Aras köprüsünü geçemedikleri ve oranda karınca sürüleri gibi birikip bekleştikleri anlatılmaktadır. L.Brehilerin Mort de Byzance isimli eserinde Türk boylarına Anadoluya kesin olarak girmek düşüncesi 1045 yılında Kutalmışın Bizanslılara karşı kazandığı Gence savaşı ile ortaya çıkmıştır. Sonraları Bizansın zayıflaması fırsat bilinerek Alpaslan komutasında Anadoluya giren ve 1071 yılında Malazgirt de Bizans ordusu içerisindeki Peçenek, Kimmer,Gökoğuz ,Kuman ve Kıpçak gibi hiristiyan Türk boylarının inanışların değil etnik kardeşliği göz önünde tutarak Türk boylarının safhına geçmesiyle Bizanslıları yenen Türkmenlerle birlikte Anadoluya giren Kürtler ile A.İnanın 1943 de İkinci Tarih Kongresine sunduğu Raporunda açıkladığı gibi daha binlerce yıl önce Anadoluya gelmiş Türk boylarıyla günümüze kadar gelen birliktelik tekrar başlamıştır.Yani Türkün bulunduğu her coğrafyada kürt de bulunmuş.Türkün olmadığı bir yerde Kürte de raslanmamıştır.
Böylece 11.yy.dan sonra Doğu Anadolu H.K.Türközünün de Türkmen Ülkesi isimli eserinde belirttiği gibi Türkmenia-Türkmen Ülkesi Orta Asya yani Türkistan ise M.A.Kaşgarlıının 1.Milletlerarası Doğu Türkistan Kültür ve Tarih Seminerinde açıkladığı gibi Grand Turchia-Büyük Türkiye olarak adlandırılmaya başlamıştır.Batı Anadolunun Ege kıyılarına kadar ulaşan Türkmen akınlarında Emmoğlumuz Kürtlerin bir kısmı Türkmenleri takip etmişler, bir kısmı da Doğu ve Güneydoğu Anadolunun platolarına yerleşerek asıl uğraşları olan hayvancılığı yapmaya başlamışlardır. Batı Anadoluya kadar Türklerin arkasından gelen Kürtlerin büyük bir kısmı D. Avcıoğlunun da belirttiği gibi Türklüğünü yitirmemiş, Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irakta kalan Türkmenler ise yoğun Kürt nüfusu içerisinde kürt lehçesini konuşur olmuşlrdır.
Çok az da olsa Türk Bektaşi ve Yesevi inancındaki emmoğlumuz kürtler özünde Türk benliklerini ve töresini muhafaza eden Türkmenlerdir.Daha sonra Anadoluda bulunan tüm Türkmen ve Kürt boyları bugün Başbakanlık arşivlerinde D-BŞM-1144 ve Mühimme Defteri no.124 de kayıtlı Osmanlı Belgelerinde Ekrad-Türkmen yani göçer anlamında tek bir isimli adlandırılmışlardır. Tarihsel gerçeklikte bilindiği gibi Bektaşilik-Yesevilik ç Orta Asya Türk töresine ve Türkçe ibadet esasına dayanmaktadır.Yukarıda belirtildiği gibi Göktürk Organizasyonundan ayrılan ve dilini ve inançlarını bırakan bazı emmoğlu kürt aşiretleri, önce taciklerce daha sonra da Abbasi Araplarınca asimilasyona uğratılarak, onların dil,yazı,dans,folklor ve etnoğrafik kültürel değerlerini benimsemişlerdir.Buna rağmen ne mutlu ki Türk kültür değerleri emmoğullarımızda halen ağır basmaktadır.İnanç olarak Türkmenlerin büyük bir çoğunluğu Türk töresine uygun bir İslam anlayışı olan Orta Asyadan getirdikleri Yesevilik, Bektaşilik, Tahtacılık ve Türk-Töresel inançlarına sahip olmalarına ve sünni mezhebine giren Türklerin de Arapçı kültür dayatmalarını reddederek daha ılımlı bir Türk- sünni inanışa sahip olmalarına karşın ,Emmoğlumuz Kürtlerin büyük bir kısmı yerleştikleri Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya çoğrafyası nedeniyle yoğun bir şekilde ortodoks Arapçı ve farsi mezheplerin etkisine maruz kalmışlardır. Türkmenlerle Bazı Emmoğlumuz Kürt Aşiretlerinin çatışmaları, Anadoluda ki tarihsel süreç içerisinde hiçbir zaman etnik ayrılık olarak ortaya çıkmamış olup, sadece çıkar ilişkisi ve mezhep ayrılığı şeklinde gelişmiştir.
Nitekim Konya Selçuklu Devletinin Karamanoğulları, Artukoğulları gibi Türkmenlere ve Türkçe diline karşı uyguladığı sindirme politikasında maalesef yoğun olarak Arapçı ve farsi eksenli mezheplere dahil olan bazı Kürt kardeş aşiretler kullanılmış ve bunun karşılığında bu bazı Kürtler Doğu ve Güneydoğu Anadoluda büyük topraklar elde etmişlerdir.Bu sadece o aşiretinlerin beylerinin menfaat ilişkisi olup emmoğullarımızı bağlamamaktadır. O. Turanın Doğu Anadolu Türk Devletleri tarihli isimli eserinde 1185 yılında başlayan ve uzun yıllar süren Bazı Türkmenler ile Bazı emmoğlumuz Kürt aşiretleri arasındaki savaşlardan bahsedilmektedir. Burada belirtildiği gibi Türkmenler, ovalarda, Kürtler ise dağlarda yaşamaktadır. Türkmenler yazlık ve kışlık yurtlarına göç ederken; yollar, insanlar, at arabaları ve hayvan sürüleriyle dolardı. Bazı Kürtler ise yağma ve eşkıyalıkla geçindiği için fırsat buldukça onların sürülerini çalarlar ve bununla yaşarlardı. Tüm Güney Doğu Anadoluya kadar yayılan Bazı Türkmen- Kürt çıkar çekişmeleri, iki Türkmen boyu arasında Nusaybin civarında kurulan bir düğün alayının Zavzan Kalesi yakınlarındaki Mardin bölgesinde yaşayan ve Motrib Gawandi olarak da adlandırılan ermeni-arap melezleri tarafından gelin -güveyi ile birlikte katledilmeleri ile başlamıştır.B:unlar suçu emmoğullarımızın üzerine atmışlar ve bazı aşiretleri de kandırarak olayın içine çekmişlerdir.Olaylar büyüyünce, Bazı Kürtler Turabidin, Bazı Türkmenler ise Habur bölgesinde toplanmışlar ve Hapur, Nusaybin, Musul üçgeninde şiddetli savaşlar olmuş ve Motrib Gawandiler bozguna uğrayarak kaçmışlardır. Bu savaşlar süresince ve Ermenilere karşı, iyi davranan Türkmenler, onların Motrib gawandilere yataklık ettiklerini görünce, onları da cezalandırmışlardır.İsveçdeki kürt vatanseverlerinin gözlemlerine göre ,bugün isveçde yaşayan ve o ülkenin servisinin adamı olan ve kendini sözde kürt aydını olarak tanıtan ve emmoğullarımızı zerdüştlük gibi inançlara yönelten,onları türk düşmanı olmaya zorlayan ,kendisi İsveçte ermeni örgütlerine üye M.S. Bilgin adındaki şahıs ve hısımları da Mardindeki bu Motrib Gawandilerden olup daima emmoğlumuz kürtlere hainlik ve kötülük yapmış bir ailedendirler.Bu Motrib Gawandiler maalesef büyük çapta kürt kardeşlerimizin içine aydın yutturmacası ile sızmışlardır.Bunlar bilindiği gibi Ermeni-Arap melezidirler ve ermenicenin yanısıra kurmançi lehçesini de güzel konuşabilmektedirler.Emmoğlumuz kürtlerin bunlara ve bunların tezgahladıkları provakasyonlara karşı uyanık olmaları gerekmektedir. Vatansever kürt kardeşlerimizin araştırmalarına ve tespitlerine göre M.Sıraç Bilginin son görevi kürt kardeşlerimizi islam dünyasından uzaklaştırmak ve zerdüştlüğe yöneltmektir.Yani şimdilerde Barzani yanlısı görünüp ,kürtleri birbirine düşman etmekte ve İran asıllı zerdüşt ve Bahailerin maddi yardımları ve paralarıyla Bahai ve Zerdüşt misyoneri çabaları içindedir.
Bu dönemde, Türkmenlere hainlik yapmayan tek hiristiyan halk Süryaniler idi. Artuklu Türk Devleti içersinde yoğunlaşan çekişmelerde , Süryanilerin, daima Türkmenlere sadakat göstermelerine karşın, Ermeniler, belli dönemlerde Türklere karşı ittifaklar içinde bulunmuşlardır. Bu nedenle Türkler ve süryaniler arasında ilişkiler, en iyi düzeyde gelişmiştir. 1243 yılında Selçuklu Türklerinin Kösedağda Moğollara yenilmesi üzerine Malatya başta olmak üzere, bazı bölgelerde devlet otoritesi ve beylik düzeni ortadan kalkmış ama Türkler,kürtler ve Süryaniler, toplanarak ortak yönetim kurmuşlardır. Süryanilerin Türklere karşı dostluklarına daima sadık kalmaları neticesinde, Selçuklular, Artukoğulları ve diğer Türk beyliklerinde Süryani İlim ve Kültürleri en üstün seviyeye ulaşmıştır.Artuklu devletinin ve Sökmenli Beyliğinin sınırları içersinde bulunan Güneydoğu Anadoluda dağlarda yaşayan dağlı ermenilerin, yerleşik düzendeki halka saldırıları neticesinde, asayişi korumak için onların dağlarda bulunan kalelerini yıkmak amacıyla yapılan Artuklu akınları, İbn Al – Esir tarafından anlatılmaktadır.Diyarbakır, Silvan, Mardin, Koçhisar ve Meyyafarkin gibi Güneydoğu illeri ile Sökmenli vilayetlerinde Türk ve kürt alimlerinin yaptıkları eserler, kültür hizmetleri, Ermeni ve Süryani tebaya gösterdikleri iyi niyet, onların nedenli gelişmiş olduklarının göstergesidir.Rufai
Kaşaninin tarihi Olcaytu eserinde belirttiği gibi Güney Doğu Anadolunun dağlık kesimlerinde 1307 yılında Musa adında bir Kürt; bazı kandırılmış cahil Kürtler arasında Mehdi olduğunu ortaya atarak onları inandırmış ve bunu, ortaya çıkan Halil El Kürdi isimli bir Kürt Şeyhi, devam ettirmiştir. Bu kişi, Ermenilerin kışkırtmasıyla Halifeye de karşı çıkarak, Moğollarla işbirliği yapmıştır. Kendisinin Rufai tarikatından olduğunu söylemiş fakat Kalenderiye tarikatı kıyafeti giyerek, İbahiye Mezhebine göre yaşayarak, şarap içip, afyon kullanmıştır. Büyük Türk ve kürt kitlelerini kendine bağlayarak, Türkmen ve kürt obalarını yağmalayarak binlerce insanı katletmiştir. Bunun üzerine, Türkmenler yaptıkları bir karşı saldırı ile bunlardan yüzlerce kişiyi öldürüp, başlarındaki şeyhin başını keserek, Süleyman Şaha götürmüşlerdir. Asıl ilginç olan 1200lü ve 1300 lü yıllarda Yezidi Kürt aşiretlerinin diğer bazı çıkarcı Kürt aşiretlerine karşı çıkarak Türkmenlerle çatışmayı istemeyerek, onlarla birlikte Moğol ve Ermenilere karşı savaşmalarıdır. Daha sonra, Yezidi Kürt aşiretleri ile Türkmenler arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkmamıştır. Ortodoks Arap eksenli Sünni ve Şafi mezhebine çoğunluk olarak giren Kürtler,Selçuklu ve Osmanlıdan gelen mezhepsel hoşgörü ve yardımlarla Güney Doğu Anadoludan Türkmenlerin Güney Azerbaycana çekilmeleri ve osmanlının baskılarına karşı koyamamları sonucunda Maraş, Malatya ve Erzincana kadar yayılmışlardır. 14. yya kadar Güneydoğu ve Doğu Anadoluda gelişen bu mezhep ayrılığına ve Türkçe ve Türk Töresinin yokedilmesine direnen Türkmenler, en son darbeyi 1473 yılında Otlukbeli savaşında Fatih Sultan Mehmet ve Emevi Milliyetçi Arapçı siyaset dümenindeki bazı Kürt beylerinden yemiştir. 1458 yılında Hasankeyfde kurulmuş olan Derebeyliğe son veren ve Anadoluda Karamanoğulları gibi Türkmen beyliklerine destekleyen ve Artukoğlu Türkmen beyliğinin devamı sayılan ve Diyarbakırı başkent yapan Bayındır, Döğer, Bayat, Çepni İnallu, Bayramlu ve Musullu gibi Oğuz boyları tarafından kurulmuş olan Akkoyunlu Türkmen devleti ,
maalesef oğuzluğunu yitirerek Arap taassubunu devlet idaresine taşımış olan Osmanlı yönetimi ile onun doğudaki işbirlikçisi Arapçı eksenli bazı Kürt Aşiretlerinin birlikte hareketiyle yıkılmış, böylece milyonlarca Yesevi,Bektaşi ve Türk -Töresi inancındaki Oğuz Türkmen Boyları Güneydoğudan sökülerek Nahcivan ve Van havzasından Azerbaycana sürülmüşlerdir.Kaçamayanlar ise Sünni Kürt Derebeylerinin zorlamaları ile sünnileşmiş ve dilleri kürtçe olmuştur.Bugün bu Aşiretlerden sayısız Türk isimli Aşiret Türkçe bilmemekte ve kendisini Kürt sanmaktadır. Bunun neticesinde Güneydoğudaki Türkmen nüfusu neredeyse sıfırlanmış ve Türkmenlerin arazileri Osmanlı yönetimi yandaşı emmoğlumuz bazı Kürt Aşiretlerine,ermenilere ve keldanilere verilmiştir.Ayrıca aynı dönemde Mısır,Ortadoğu ve Suriyeye hakim olan ve Anadoludaki Türk unsurlarla işbirliği içinde olan Arap, Kürt ve diğer toplulukları hükmü altına almış olan ve Ortadoğuyu binlerce Kıpçak Türkü aileyi getirerek yerleştiren Memluk Türkmen devleti de Osmanlı ve Bazı Kürt-Arap işbirliği neticesinde Kuzey Irak ve Suriyeden püskürtülmüştür. Bugünkü Güneydoğu sorunun temeline bu gözlükle bakmanın ne kadar gerçekçi olacağı akla çok mantıklı gelmektedir.Bektaşi-Kızılbaş ve Yesevi olan Türkmenler, çoğunluğu elde etmiş oldukları Doğu ve Güneydoğudaki son darbeyi ise 1514 deki Çaldıran savaşından sonra yemişlerdir.Bu savaşın sonunda Büyük Türkçü ve Türkistan kurmak isteyen Oğuz Beyi Şah İsmail yenilmiş ve Kürtlerin Sünni Şeyhi İdiris-i Bitlisi etrafında toplanmış olan Kürtler Türkmenleri son olarak Doğu ve Güneydoğu Anadoludan atmışlar ve gitmeyenleri ise "Sünni"yaparak kürtleştirmişlerdir.Yavuz Sultan Selim den aldıkları özel satü ile "Kürdistan Şeyhi Mevlana Hakimeddin"adını alan ve kendisini Kürdistan Derebeyi ilan İdrisi Bitlisi hemen kalan Alevi Bektaşi ve Kızılbaş Şaman Türkmenlerini yok etmeye koyulmuştur.Kendisinin de belirttiği gibi 400 bin Kafir Kızılbaşı yot etmiştir.Bunların içinde ilk sırayı Dersim,Erzincan ve Sivas Alevi Bektaşi Türkmenleri bulunmaktadır.Tarihin acı bir neticesi sonucu bugün Dersim,Erzincan ve Sıvas-Tokat Alevi Bektaşilerinin çocukları TİKKO-DHKP-C gibi örgütleri ile kendi ATALARINI YOK ETMİŞ KÜRDİSTANCI SÜNNİ KÜRT ŞEYHİ BİTLİSLİ İDRİSİN PEŞİNDEN GİDEN PKK LILARA KUCAK AÇMAKTA VE ONLARI BARINDIRIP BESLEMEKTEDİRLER.BÖYLECE ATALARININ KEMİKLERİ SIZLAMAKTA VE KENDİLERİ İSE YANLIŞ DÜŞMAN VE YANLIŞ HEDEF İLE KANDIRILMAKTADIRLAR!HATTA BAZI ŞEHİRLERDE BUNLARLA BİRLİKTE PROTESTO YÜRÜYÜŞLERİ YAPMAKTADIRLAR.YANİ YILANLA KOL KOLA VE İÇ İÇE YAŞAMAKTADIRLAR.DÜNYADA BÖYLE BİR APTALLIĞIN VE YANLIŞLIĞIN BİR BENZERİ DAHA YOKTUR.ÜSTELİK BİR DE ÜSTÜNE ÜSTLÜK KENDİLERİNİ YANİ ZAZALARI VE DERSİMLİLERİ KÜRT İLAN EDEREK TAM BİR ACZİYET İÇİNDE GÖRÜNMEKTEDİRLER.DOĞRUNUN FARKINDA OLAN DERSİMLİLER DE BULUNMAKTA OLUP BU DOĞRUYU GÖREN,ARAŞTIRAN VE TESPİT EDENLERİN ÇOĞALMASI DEMOKRATİK BİR GÖREVDİR.DOĞU VE GÜNEYDOĞUNUN BU DENLİ PKK LI VE ONUN BORAZANI NAYLON PARTİLERE KUCAK AÇMASININ SEBEBİ BU KADAR ÇOĞUNLUĞA SAHİP TÜRKMEN'İN 15.YY DANA İTİBAREN YÖREDEN GÖÇ ETTİRLMESİ VEYA SÜNNİ KÜRT ŞİYHLERİNİN İNSAFINDA ASİMİLE ETTİRLMESİDİR!!!!!!!HAYDİ ŞİMDİ BUYRUN "KÜRT SORUNUNA" VE "PKK "CANİİLİĞİNE ÇARE BULUNUZ.BULAMAZSINIZ ,ÇÜNKÜ ELİNİZ KOLUNUZ DAHA 15.YY DA ATALARINIZ OSMANLILAR TARFINDAN KİTLENMİŞ DURUMDADIR.ATALARINIZ GERÇEK TÜRKLERİ YANİ TÜRKMENLERİ BU TOPRAKLARDAN TEBRİZE DOĞRU SÜREREK BURAYI KÜRT ŞEYHLERİNE BIRAKMIŞLAR VE BUGÜNKÜ KONJEKTÜRÜ GETİRMİŞLERDİR!!!!!!!
Daha sonraları Osmanlı idaresinde ayrıcalıklı bir yere sahip olan bazı Kürt derebeyleri 19. yy,la değin tam bir özerklik içerisinde yaşamışlardır.!9.yy,ın başlarında Balkan savaşının estirdiği rüzgara kapılan ve artık hiçbir Türk unsurunun kalmadığı Suriye,Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadoludaki Ermeni, Süryani ve Keldaniler empryalist ingilizlerle işbirliği yapınca, yöredeki bazı Kürtler tarafından baskı altına alınarak sürülmüşler ve bunların toprakları ile servetleri emmoğullarımız kürtlerin eline geçmiştir.2005 yılında Keldanilerin torunları kürt kardeşlerimizden Hakkari ve cıvarını tekrar geri almak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlar ve kürt kardeşlerimizi katliam yapmakla suçlamışlardır. 1991 de yayınlanan S.H.Hookenin Ortadoğu Mitolojisi isimli eserinde Doğudaki bu hareketlerin Sultan Abdulhamitin 1891 yaptığı kutsal cihatı içinde gerçekleştirdiklerini ve bunu yaparken sadece Arap şovenizmine hizmet eden Panislamizm ekseninde kurulan Hamidiye alaylarının ve bazı kürt aşiretlerinin öncülüğünde eyleme koyduklarını anlatmaktadır.
En son 1912-13 yıllarında Emperyalist İngiltereye ve Çarlık Rusyasına hizmet eden Ermenilere ve Süryanilere karşı tekrar harekete geçen bazı Kürt Aşiretlerine Osmanlı yönetimi göz yummuş ve böylece işbirlikçilerin son toprakları da Emmoğlumuz Kürtlerce paylaşılmıştır.B.Süryoyo tarafından yazılan Assad-Süryani isimli eserde bu durum şöyle anlatılmaktadır. ...Doğu süryanileri kürtler tarafından bölgeden çıkarıldılar ve bunlar İrana geçerek Ruslara sığındılar.Batı süryanileri ise Mardinin Ivardo köyünde bir direnme hattı kurdularsa da bölgedeki kürtlerin alayları tarafından kuşatıldılar.Bu savunma hattına ulaşamayan süryaniler ise kürt ahali tarafından yolda soyuldular ve kırıldılar.Daha sonra Irak ve Suriyeye sürülen süryaniler 1928de çıkan af ile topraklarına geri dönmek istemişlerse de onların topraklarına oturan bazı kürtlerin itirazları sonucu yeni Türk devleti geri göçe izin vermemiştir. Anadoludan çıkarılan Ermeni ve Süryanilerin bu gerçeği hiçbir zaman görmek istememeleri düşündürücüdür. Atatürkün başlattığı Kurtuluş savaşında ve Cumhuriyetin kuruluşunda da başarılar ,hiç anlatıldığı gibi bir romantizm içerisinde Bütün Türk ve Bütün kürtlerin birlikte katılımı kazanılmamıştır.Tarihsel gerçekler Türklerin ve Kürtlerin sadece kendi geçmişini inkar etmeyen ve Türkmen Etrakı içinde olduğunu bilen benlikli boyları ve beylerle Kurtuluş savaşının Kongreler dahil savaşın her safhasına katıldıklarını göstermektedir.
İyi araştırıldığında bu şekilde Emmoğlumuz Kürt olarak isimlendirilen aşiretlerin ise aslında Tatarlar,karakeçililer,Babanlar vs.gibi benliklerini muhafaza etmiş Türkmen boylarından oldukları bilenlerin antiemperyalist nitelikte oldukları görülmektedir. O dönemin azınlıktaki Turnusol bazı Kürtleri , Doğuda ingilizlerle işbirliği yaparak bekleme siyaseti gütmüşlerdir. İnkilap tarihine bakıldığında Kuvvayi-Milliyenin çekirdeğinin osmanlı döneminde horlanan Her çeşit Türk boyları,Hiristiyan Gagavuz,kıpçak,Peçenek Türkleri,Karapapak türkleri,Terekemeler,Zaza Türkmenleri,Kurmançi ve diğer has Kürt aşiretleri,Teyzeoğlumuz Çerkez ve çeçenler,müslüman gürcüler ve yörük-Etrak kökenlilerden oluştuğu görülecektir.Yurtsever Kürtlerin Atatürkün Sıvas ve Erzurum kongrelerine katılan Avşarlar,Bucaklar,Muş ve Bingöl çevresindeki Çepniler, Karakeçililer,Tatarlar, vs aşıretler şeklindeki emmoğullarımızdır..PKK Narko-Terör örgütü ile işbirliği içerisinde olan Ermeni,Keldani ve Süryani diasporası bu gerçekler altında tarihteki hınçlarını unutmuş olmaları mümkün değildir ve kürt kardeşlerimizden intikam alacakları günü beklemektedirler.
Çünki onlar için türk ne ise kürt de odur.Bu değişmez kurallarıdır.Bugün yaşanan gerçek ise PKK Narko-Terör örgütünün turnusol kürtçülerden oluştuğu ve kesinlikle emmoğlumuz kürtleri temsil etmediğinin en iyi şekilde bilindiğidir.Bir önemli beklenti ise liberal ılımlı kürt kesiminin rahatca konuşması yani onların da eğer birlikte yaşamayı istiyorlarsa meydanlara çıkarak ülke ve bayrak lehine gösteri yapıp kendilerinin terör ve uyuşturucu örgütü Pkk ile özdeşleştirilmemelerini haykırmalarıdır.Emmoğlumuz Kürtlerin barış içinde birlikte yaşamak arzularını artık dile getirmeleri ve pkk hakkındaki düşüncelerini açıklamaları zamanı gelmiştir.Yani ılımlı,kökenini bilen ve vatanını seven Emmoğlumuz kürtler susmakla hiçbirşey elde edemedikleri gibi susmaları da yanlış anlaşılabilmektedir.Nitekim ünlü bir atasözü bu konuda şu gerçeği göstermektedir;Yanlışa susan, yanlışa ortaktırBen somut kanıtlara dayanarak gerçekleri anlattım.
SONUÇ
Bugün gelinen gerçekte olay,kişi ve ülkemizi gelecekteki bekamız için objektif olarak ele almak, kendimizi sert şekilde eleştirmek ve böylece Türk dünyası için mutlu yarına ulaşmak gereği vardır.
1.Emmoğlumuz Kürtler Anadolu nun ve bugün sözde kürdistan olarak kasdi adlandırlan coğrafyanın esas etnik unsurları değillerdir.Bu coğrafyada Kuzey Van havzası ile karadeniz arasındaki bölgenin tarihi halkı KartvelilerGürcüler,Hazar denizine kadar olan bölgenin Messaget-Med yani Azeriler ile Mezopotamyanın esas ahalisi ise Sümerlerdir.Ayrıca Süryaniler ,keldaniler ve Ermeniler mezopotamyanın tarihten bugün kaybolmuş olan otokton yerli halklarıyla kaynaşmışlardır.
2.Kürdistan veya kürt isimli hiçbir devlet tarihte bu topraklarda var olmamıştır.Yani dört ülke tarafından paylaşılmış bir Kürdistan adı veya ülkesi hayali bir uydurmadır.Kürdistan adına ilk kez 17.yy.da İrana giden bir Alman gezgininin kitabı olan ve bulunduğu topraklarda yaşayan kürt aşiretlerini betimlemek için yöre adı olarak kullandığı Durch die Wilden Kurdıstan=Vahşi Kürdastanın içinden kitapta rastlanmaktadır.
3.Bugün için Kürtçe dil diye tanımlanacak bir dil yoktur.Çünkü çok yakın coğrafyalarda bile yan yana bulunan kürtler birbirleriyle anlaşamamaktadırlar.Hangi yığma lehçe kürtçe olarak kabul edilecektir.Kürtçenin edebi bir eseri olmadığı gibi alfabelere de uygunluk gösterememekte bazı harfler uydurulmaktadır.Yani kürtçe diye bilinen lehçeler yığma Türkçe,arapça ve farsça sözcüklerden oluşmaktadır.Toplam sözcük sayısı 4500 dür.
4.Kürtler bugün Batının görmek istediği gibi ezilen bir topluluk hiçbir zaman olmamışlardır.Orta Asyada bizim kardeşlerimiz.Tarihsel süreçde yoldaşlarımızdır.Türkün olmadığı bir coğrafyada hiçbir kürt de bulunmamıştır.
12.06.1994
Bu Araştırma yazısı ve tüm tespitler,12 dilde yayınlanan TÜRKİYE kitabının yazarı Tarih Arş.cısı Serhat KUNAR a ait olup bir kısmının veya bütünün kullanılması durumunda yazarın ve bağlı olduğu Köktürkler Plt.nun referans olarak verilmesi zorunluğu vardır