TÜRKİYEYE KARŞI TERÖR !

        TERÖR KADER DEĞİLDİR

TERÖR KADER DEĞİLDİR
BAŞIMIZA GELEN BELA VE İKİNCİ SEVR İN AYAK SESLERİ
 
GİRİŞ
Türkiye üzerinde yazılan senaryolar bugün ortaya çıkmış değildir. Türk Milleti nin kurduğu her devlette, sahip olduğu her coğrafya da çeşitli planlar yapan bir çok hedefler tayin eden topluluklar olmuştur. Bugün de vardır. Yarın da olacaktır. Bunlar bazı zaman karşımıza bir devlet şeklinde bazen bir devlet içinde topluluk olarak, bazen da kendi içimizde cemaat biçiminde karşımıza çıkmaktadır.
Ben kırk yıllık eğitimciyim…Mesleğimin dışında aktif aktif siyasetçi olarak faaliyet gösterdim.Çeşitli dernek ve vakıflarda çalıştım. Toplumumuzdaki sosyal olayları, karşılaştığımız siyasi meseleleri yakından yaşadım ve gözledim.
Son otuz yıldan beri bu ülke bölücülük ve rejim düşmanları ile mücadele etmektedir. Karşımızdaki terör örgütü AB ülkeleri ve ABD tarafından devamlı desteklenmekte, Türkiye Cumhuriyeti ise devamlı maddi ve manevi yıpranmaktadır… Kim ne kadar desteklerse desteklesin DEVLETİMİZ her tür ihanetle başa çıkacak güçtedir. Bu olaylar arkasındaki gerçek sebepleri de irdelememiz gerekir.
Türk siyasi tarihinde genel bir tablo vardır.TÜRK DEVLETİ NİN  başarısı arttıkça, kendinden söz ettirdikçe düşman odaklarının sayısı artmakta, faaliyetleri hızlanmaktadır. Ne zaman kalkınma atılımı yapılmak istense engeller ortaya çıkmış, adeta çalışmalar sabote edilmiştir. Gelişmemizi ve güçlenmemizi zayıflatmak, başarısız kılmak için gizli, açık yıkıcı ve bölücü bir çok güçler ittifak içine girmişlerdir.
Anadolu da 1071 tarihinden önce ve sonra bu tablo değişmektedir. Aslında 1071 Anadolu ya ilk gelişim değildir. Anadolu da TÜRK MİLLETİ NİN tarihi 5000 yıl geriye gitmektedir. Ön Türkler inanç ve medeniyeti ile Anadolu da var olmuştur. Ancak 1071 de Anadolu nun Müslümanlaşmasının hızı artmıştır. Müslüman TÜRKLERİN ANADOLU DAKİ gücü Hıristiyan aleminde endişe yaratmaya başlamıştır. Bu endişelerin neticesinde Haçlı Seferleri planlanmış ve Haçlı Orduları kurulmuştur. 1094 den itibaren 1453 yılına kadar 13 çok büyük sefer yapılmıştır.
Haçlı Seferlerinin amacı ise; Müslüman TÜRKLERİ Orta Asya steplerine, arzu edenleri de Arabistan a göndermek Anadolu yu Hıristiyan aleminin merkezi yapmaktır. Tarih boyu şark meselesi adı altında anılan, bu düşlerini gerçekleştirme amacından batı batı devletleri hiçbir zaman vazgeçmediler. Çünkü kutsal toprakları Hıristiyanlaştırmak ana hedefleridir.
21. asra girdik. Halen batı dünyasının nihai hedefi ANADOLU YU egemenlikleri altına almaktır. Bunun için zaman zaman değişik senaryolar ve planlar yapılmakta ve bunları basamak basamak uygulamaya koymaktadırlar.

BATININ PLANLARI
Türkiye üzerinde hazırlanan planların ve hedeflerin birisi de sık sık gündeme getirilen Ermeni meselesidir. Haçlı seferlerinden önce; Anadolu da TÜRKLERLE Ermeniler barış içinde yaşamışlar, aralarında hiçbir mesele olmamıştır. Hiçbir tarihi kayıtta bir düşmanlık ve husumete ilişkin vesika bulunmamaktadır. Aynı şekilde Anadolu da Kürt- Türk husumetine ilişkin de bir kayıt ve vesika yoktur. Zaten Kürt diye bir ayırımcılık da yoktur. Ancak Anadolu nun TÜRK egemenliğine geçmesinden sonra Bizans ın kışkırtmaları başlamıştır. Ermeniler; Türklerin Anadolu ya hakimiyetinden önce Bizans ile husumetleri vardı.Kilise ve inanç meseleleri yüzünden Bizans a isyan etmişler, ama Anadolu daki Türklerle iyi geçinmişlerdir. Ancak Türklerin güçlenmesi ile batının kışkırtması artmış. Ermenileri Türklere karşı kullanmaya başlamışlardır.
Şark meselesinin alevlendirilmiş şekli olan Ermeni meselesi her fırsatta tekrar tekrar gündeme getirilmektedir.
Batı; kimi zaman iki kutuplu dünya ideolojilerini kullanarak, kimi zaman etnik ırkçılık propagandaları yaparak, halk arasında teşvik ve tahrik yoluyla bu ülkede kargaşa çıkartmıştır. Kimi zamanda mezhep ayırımcılığı tahrikleri ile dini alet etmişlerdir.
Romen devlet adamı T.G.Djuvara nın yazdığı –TÜRKİYE Yİ PARÇALAMAK İÇİN 100 PLAN- (Çeviren; Osmanlı Mebusan Meclise Azası Emir Şekip- Tercüme ise; Yakup Üstün) adlı kitapta, batıyı Anadolu üzerindeki kurdukları düşlere ulaştırmak için hazırlanmış yüz tane plan ( senaryo) yer almıştır. Bu kitapta Napolyon un da Türk yurdu üzerinde iştahını anlatan şu cümleler yer almaktadır.
-Rusya ile defalarca Osmanlı Devleti nin bölüşülmesini müzakere ettik. Her seferinde karşımıza İstanbul çıkıyor ve anlaşmaya mani oluyordu. İstanbul olmasa idi paylaşma gerçekleşecekti. İstanbul u Rusya istiyordu. Ben de onların İstanbul u almasına razı olmuyordum. İstanbul başlı başına bir memlekettir. Kim orayı elde ederse dünyaya hükmeder-
1827 de Yunan ayaklanmasını kışkırtan ise yine Fransa, İngiliz ve Rus müttefikliği olmuştur. Yine bu kitaptaki planın birinde 1821 Rus dış işleri bakanı, çar adına bütün Avrupa devletlerine bir yazı göndererek; Osmanlı Devletinin Taksiminin nasıl yapılacağına dair görüşleri istemiştir.
Wandal adlı tarihçi 1800 yıllarında Osmanlı Devletinin taksimi için cebinde plan taşımayan devlet adamı yoktu. Her politikacı bir gün kullanmak ümidi ile cebinde Müslüman TÜRKLERİ yok etme planı taşırdı diyor.
Bu cümleden anlaşılıyor ki; Bu planlar her çağa, her döneme, her yöneticiye göre değişiklik göstermesine rağmen tek ortak nokta vardır. O da TÜRKLERİ yok etmektir. Bu hedefe ulaşmak için de aramızdan maşalar bularak onları kullanmaktadırlar. Özellikle tarihte hiçbir zaman müstakil devlet ve müstakil toprak sahibi olmamış Ermenileri çok kullanmışlardır.
Ermeniler, Anadolunun Bizans hakimiyeti döneminde onların mezheplerine uymadıkları için yaşadıkları yerlerden sürülmüşlerdir. Osmanlı onları barış için mecburi ıskan etti diye suçlanıyor Ama Ermeniler Osmanlıdan önce Bizans tarafından doğuya ve Kilikya bölgesine sürülmüşlerdir. Bu olayları mathieu adındaki Ermeni Tarihçisi şöyle anlatır.
İktidarsız ve kadınlaşmış iğrenç Rum Milleti Ermenistanın en cesur evlatlarını yurtlarından koparıp dağıttılar
Ermeni tarihçisinin anlattığı bu olayda Anadoluya dağıtılan Ermeniler Malazgirtte Müslüman TÜRKLER le karşılaşır. Bunun üzerine Güneydoğu anadolunun sarp ve dağlık bölgelerine yerleşirler. Yerleştikleri yerlerde de etrafa saldırırlar. Bunun üzerine Bizans hükümeti bunlarla başa çıkamayacağını anlayınca onları şartlı olarak af etti. Onlara anadoludan Türklerin atılması karşılığı bağımsız bir Ermeni devleti kurmalarına yardımcı olacaklarının sözünü verdiler. 1155 yılından beri Ermeniler bu hayal ile yaşarlar. Nerede Ermeni varsa orada Türk kanı dökülmesine devam etmişlerdir. Yalnız Kahraman Maraşta 1546 ile 1914 arasında 51 katliam yapılmıştır. Bunları soykırım olarak değerlendirmemiz gerekirse kimin soykırım yaptığı ortadadır.
FAALİYETLER HIZLANDI
1860 YILI Osmanlının çöküşe geçtiği yıllardır. Aynı yıllarda Yunanlı Pitzipios tarafından hazırlanan bir plan ile ilk defa Anadoluda bir Ermeni devleti kurulması teklifi getirilmiştir. Bu teklif üzerine Anadolu da faaliyete geçilir. 1862 de Merzifon da dini bir okul açıldı. Bu okulda ermeni çocukları eğitilir. Çocuklara Ermenilerin bir millet halinde birleştirilmesinin şart olduğu, bunun içinde komiteler meydana getirip devlete karşı isyanlar çıkarılması gerektiği öğretildi.
1882 yılına gelindiğinde Ermenilerin kiliselerde halkı açıkça isyana teşvikleri başlamıştır. Ve dışarıdan teşvik edilen Ermenilerin isyanları artmış, Müslüman halka işkenceler günden güne devam etmiştir.
Fransız Jean Pichon; Cihan Harbinin Şarka ait kaynakları adlı kitabında Batılı Devletlerin, Türkiyedeki Ermeni vatandaşları kendi siyasi amaçları doğrultusunda nasıl isyana teşvik ederek kullandıklarını şöyle anlatmaktadır.
Ruslar Akdenize yalnız boğazlar yolu ile değil Anadoludan geçmek suretiyle inmek istiyordu. 1878 de yapılan Ayastefenos muahedesi ile Ardahan, Kars, Doğu Bayazıt ve Erzurum az kalsın Ruslara verilecekti. Malatya veya Diyarbakır yolu ile İskenderuna ineceklerdi. Bunun farkına varan İngiltere bu planı bozmak için harekete geçti. Osmanlı hükümetine; imparatorluğun Asya topraklarının güvenliğini ve müdaafasını yapacağını söyledi. Buna karşı Kıbrısta üst kurmayı istedi. Böylece İngiltere Fıkrat yolu ile iskenderuna gelmek isteyen Rusyanın yolunu kesmiş oldular. Bir yandan da Londraya iltica etmiş olan ermenileri Osmanlı toprakları üzerinde devlet kurabilecekleri hayali ile kandırıyorlardı. Ve öyle bir an olmuştur ki; Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya kendi menfaatleri için kendi ülkelerindeki Ermenileri isyana teşvik etmeye başladılar.  Birbirlerinin Anadoluda yaşayan farklı mezhepler ve etnik farklılıkları da kullanmaya başladılar. Batının, her zaman maşalık yapabilen her tür unsuru kullanmak ve böylece Türk toplumunu karıştırmak hırsı her zaman vardır. Ve bu onlarda yerleşmiştir.
Batı bu gayesini top yekün silahla ve savaşla gerçekleştiremeyeceğini anlayınca,amacına adım adım ulaşacak politikalar ve planlar geliştirdiler. Her fırsatta hedefe bir adım daha yaklaşma taktiği uyguladılar.
1856 Paris andlaşması;
1871 Londra andlaşması; bunların en somut örnekleridir. Bu gayelere hizmet için kurulan Merzifondaki dini okuldan sonra İstanbulda Robert koleji sonra Kayseri Talasta, Tarsusta ve Bitliste benzeri okullar açılarak Ermeni ırkçılığı tahrik edilmiş ve bu vatandaşlarımız isyana teşvik edilmiştir. Bu isyanlar giderek büyümüş cahil ve fakir kesimler kandırılmıştır.
 Türkiye yi yıkmak ve bölmek için çeşitli okullar açılmasının yanı sıra çeşitli –Hayır Cemiyetleri- adı altında dernekler ve sivil toplum kuruluşları açıldı. Masumca açılan bu derneklerde Osmanlı Devletine karşı yapılan bütün isyanlar için faaliyetlere katılmışlardır. Devlet sınırı içinde yaşayan Ermeni vatandaşların bir kısmı kandırılarak isyana teşvik edilmiştir. Sadıka-ı Millet diye anılan bu vatandaşlarımızın isyanı sırasında bu dernek ve cemiyetler yardım etmişlerdir. İngiliz, Rus ve Fransız kışkırtmaları ile isyan faaliyetlerine devam eden asi Ermeniler çeteleşerek halkın huzurunu bozmuşlar ve katliamlara girmişlerdir. Bu ermeni çetelerinin yaptıklarından isyana katılmayan yakınlarını bile rahatsız etmişlerdir. Tüccar Ermenileri haraca kesmişler vermeyenleri öldürmüşler, kendi yakınlarına bile baskı yapmaktan da vazgeçmemişlerdir. Onlara zorla boyun eğdirmeye çalışmışlardır. ( Bugün PKK aynı taktiği uygulamıştır.)
1881 de ermeni çeteleri İngiltere hükümetine bir layiha sunar. Layiha da; Osmanlı Devletinin baskı yaptığını, isyanların hep başarısız ve neticesiz kaldığını iddia ederler.
İngiliz hükümetinin verdiği cevap şudur;
-Zamanı gelince Bab-ı Ali den Ermenilere devlet kurma hakkının verilmesini isteyeceğiz.-
Bütün batılı ülkeler;(bugünkü Avrupa Birliği ülkeleri) Ermenilere –İsyan edin ki! Müdahale etmemize bir sebep teşkil etsin.- diye sürekli teşvik ediyorlar, gerekli olan her tür maddi manevi desteği ve yardımı Konsolosluklar aracılığı ile yapıyorlardı. Ermenileri ayaklandırmaya teşvik etmekle kalmıyorlar, bir yandan da misyoner faaliyetlerine devam ediyorlardı. Bu faaliyetlere karşı çıkan Anadolu halkı ve Devlet güçleri de cevap veriyorlardı.
1894 yılına gelindiğinde ermeni komitacıları o kadar azgınlaştılar ki! Osmanlı Devleti nin Ermenilere baskı yaptığını iddia ettiler. Hatta Anadolu da ki bazı ermeni kiliselerini bir minare ilave ederek camiye çevirdiler. Müslüman cemaatin arasına girerek – biz Müslüman olduk, bizden artık korkmayın- diye propaganda yaptılar.
Batı devletlerine de –Osmanlı bize baskı yapıyor, kiliselerimizi camiye çeviriyor, bizi de zorla Müslüman yapıyorlar, kimliğimizi değiştiriyorlar- diye şikayette bulundular. Bu dönemde ilk ermeni tasarısı ABD Meclisine sunuluyor. Tasarıda – Osmanlı Ermenileri katletti- diye yazılmıştı. Bugünkü ermeni tasarısının temel başlangıcı 1894 yılıdır.
Bu azgınlıklar 1914-1915 e kadar sürdü. 1914-1915 de ermeni komitacılarından Hıncak çetesi; Adana, Maraş, Antep, Urfa, Mardin, Erzurum, Tunceli, Sivas ve Van civarında kanlı katliamlara başladılar. Yüzlerce, binlerce Türk ün kanını döktüler.
Ermenilerin 1800 ile 1915 arasında yaptıklarını daha detaylı ve krolonojik olarak anlatan yayınlarımız vardır. Bu zaman dilimi içerisinde  115 isyan meydana getirmişlerdir. Her isyandan çeşitli olaylarla maddi zarar vermişler, kan dökmüşler ve de hiçbir zaman arzularından ne Ermeniler vazgeçmişler ne de onları teşvik eden, silahlandıran batı ülkeleri vazgeçmişlerdir.
Ermenilerin 1995 de Maraş-Zeytun beldesinde yaptıkları baskın ve katliam hareketlerinden sonra Zeytunlu bir Ermeni şairi şu mersiyeyi yazmıştır.
Avrupadan bize gelenler
Şöhretleri ise Hınçak baronlar
Millet için bunla fedaidirler
Haykazyan neslinin hep kahramanı
Haylice, TÜRKLERE kurşun vurdular
Çok ağlattılar; TÜRK Ü ve MÜSLÜMANI
Bu mersiye TÜRKLERE karşı yapılan SOYKIRIM gerçeğinin bir ermeni kaleminden ifadesidir.
1915 de bir ermeni militanı Taşnaksutyun komitesinin mümessili –Tiflis te toplanan Nasyonalist Ermeni Milli kongresine gönderdiği raporda şu itiraflarda bulunur.
-Malum olduğu üzere Rus hükümeti ; TÜRKİYE Ermenilerini ayaklandırmak, silahlandırmak, harbe hazırlamak, isyan ettirmek için ilk olarak 242.800 ruble para yardımı etmiştir.-
-Bu raporu sunan militanın bağlı olduğu – Taşnaksutyun- Türkçe ismi  -Ermeni İhtilal Cemiyeti Birliği – dir. Latince ise –Federation – karşılığıdır. Bu komite ilk zamanlarda yayın organı ( Truşak= bayrak) gazetesi dolayısıyla Truşak komitesi adı altında ortaya çıkmıştır. Bu komitenin organizesi ile ermeni isyan ve katliamları son sürat devam etmiştir. İyice azan ermeni çeteleri Anadolu da köyleri basarak toplu katliamlar ve işkenceler yapmayı arttırınca 14 mayıs 1915 den techir kanunu diye tanınan – Sevk ve İskan Kanunu- diğer ismi ise Mecburi göç kanunu çıkartılmıştır. Savaş halinde olan Osmanlı Hükümeti; vatandaşlar arasındaki çatışma ve kavganın önüne geçmek için bu kanunu çıkartıp uygulamaya koymuştur.
Bu yasaya göre; Osmanlı Hükümeti;
1- Ermeni propagandalarına katılan ve alet olan
2- Türk Devleti ( Osmanlı Devleti) için kötü emeller besleyen
3- Casusluk ve hıyanetleri tespit edilen köy, kasaba halkı
4- Türk köy ve kasabalarına saldırı eyleminde bulunan herkes
Tek tek veya toplu olarak Devletin diğer güvenli bölgelerine sevk edilecek ve oralarda iskan ettirilecektir. Bu kanunun uygulamaya başlaması ermeni çetelerinin işine gelmedi. Propaganda yapma imkanları kalmadı. Göç sırasında bile olay çıkartanlar oldu. Kolluk kuvvetlerine riayet etmeyenler ve askerle çatışanlar arasında ölmüş olanlarda oldu Ama planlarını uygulayamayan komitacılar – Ermeniler katledildi- diye yalan ve yanlış iddialarla iftiralar yaymaya başladılar. O gün bu gün bu yalanların dünya kamuoyuna inandırmaya ve yaymaya çalışmaktadırlar. 
ERMENİ DİASPORASI BOŞ DURMUYOR
Bazı Ermenilerin yaptığı bu faaliyetlerinden dolayı bütün ermeni vatandaşları suçlamak, onları şaibe altında görmek elbette doğru değildir. Bu yanlış faaliyetlerden bugün yurt içinde ve yurt dışında memnun olmayan binlerce ermeni vardır. Ne var ki batı ülkeleri her zaman satın alacak, kullanacak birilerini bulmaktadır.
Aslında ne Osmanlı döneminde ne de Türkiye Cumhuriyeti döneminde hiçbir azınlığa ayrı uygulama yapılmamıştır. Devletin yasaları ne ise herkese eşit uygulanmıştır. Techir kanunu da yalnız Ermenilere uygulanmamıştır. İç barışı tesis etmek için gerektiğinde Türklere de uygulanmıştır. Bugün de yasalarımız da ayırımcılık yapılmasını gerektiren hiçbir madde yoktur. Bu ülkede isteyen herkes her mesleğe girebilmektedir.
İlk Osmanlı Mebuslar Meclisin de ermeni millet vekili sayısı 10 idi. İkici Osmanlı Mebuslar Meclisinde bu sayı 11 olmuştur.
Osmanlılar döneminde Ermenilere verilen imtiyazlar ise devletin ihsanı değil de, batı kışkırtmaları ile yapılan isyanların ödülü imiş gibi telakki edildi. Ozanyan adlı ermeni yazar Osmanlı Devletinin verdiği imtiyazların kendilerine getirdiği faydaları şöyle sıralamaktadır.
-Ermenilerin yaptığı isyan ve ayaklanmalar neticesinde onlar şu kazanımları elde ettiler.
1-Garp medeniyetine adım atma imkanı buldular.
2-İstanbul da ve Anadolu nun bir çok kentinde ermeni okulları ve kültür merkezleri açıldı.
3-Ermeni dil ve edebiyatının gelişmesinin yolu açıldı.
4-Ermeni gazete ve dergilerini yayınlayabildiler. 
5-Ermenilerin mücadele etme yetileri gelişti.
6-Değişik ülke ve mezhepteki ülkelerin Doğu Anadolu ermeni planı ile birlik olmaları sağlandı.
7-Ermeni ırkçılığı körüklendi.
8-Bağımsızlık fikri gelişti.
9-Osmanlı Devlet kademelerinde görev alan ermeni sayıları arttı. ( Bakan, Milletvekili, Dışişleri görevlileri, Üst Bürokratlar, Elçi, Konsolos, Hazine Nazırlığı, Vali ve Muavinliği, Millieğitim, Bayındırlık ve İçişleri görevleri).
1850-1915 arası lojistik destek ve tahriklerle batının ayaklandırdığı Ermenilere karşı o gün için devletin aldığı kararlar ve uygulamalar daha çok kan dökülmesini önlemiştir. Bugün için de Ermenilerin içinde bir ırkçı ve şovenist bir grup hala geçmişle uğraşmaktadır. Ayrıca da kendi çeteleri olan Hınçak ve Taşnak gruplarının yaptıklarını göz ardı ederek sürekli Türklere iftira atmakla meşgul olmaktadırlar. Diaspora içindeki bu yanlış davrananlar ermeni komşularımıza v vatandaşlarımıza hiçbir şey kazandırmamaktadır. Bilakis onların daha çok fakirleşmelerine, acı çekmelerine sebep olmaktadır.
Bilimsel araştırmalar ve tarihi vesikalar gösteriyor ki ! Ermenilerin kaybı katledilen Türklerin yanında çok azdır. Doğu Anadolu dan hala toplu Türk mezarları çıkmaktadır. Bunların bilimsel olarak kimlere ait oldukları, nasıl, kimler tarafından öldürüldükleri ise tespit edilmiştir. Neticede Ermenilerin Türkleri katlettikleri raporları verilmiştir. TÜRKLERİ ANADOLU dan atmak ve yok etmek için batı her yolu denemiştir.Türkiyeyi yok etmek için hangi planı yaptıysa istediği hedefe ulaşamamıştır. Her defasında yeni planlar yapmıştır. Ama Anadolu üzerindeki nihai hedeflerinden vazgeçmemiştir.31.07.1908 tarihli bir İngiliz vesikasında bunu açık açık görmekteyiz. 204 nolu bu belgede İngiliz ordusunda görevli askerlerin mektupları yer almaktadır. Askerlerin birbirlerine yazdıkları bu mektuplarda şunlar yazılıdır.
-Biz şimdiye kadar idaremiz altındaki ( sömürge ülkeleri) Müslüman ülkelere; Müslümanların başı olan Osmanlı Halifesi nin kötü, despot, zalim olarak anlatıyorduk..Halbuki biz kendimiz dışındakilere daha despotluk, daha çok haksızlık yapıyoruz. Çünkü bu insanlara mukayese yapabilme hürriyeti vermedik. Ama şimdi Osmanlı da bir Anayasa var. Bizim bu güce karşı koymamız zordur. Şayet Osmanlının Anayasası iyi işler, iyi uygulanırsa bunu örnek alan  Mısır da ayaklanmalar olur. O zaman bizim durumumuz zorlaşır. Bunun etkisi Hindistan a kadar yayılacaktır. Bu sebeple hiçbir zaman Osmanlı ile mücadele edemeyeceğiz. Bizim mücadelemiz TÜRK HALKININ HİSLERİ İLE OLACAKTIR.- Bu mektup bile batılıların TÜRK MİLLETİ  üzerindeki düşüncelerini teyit etmektedir.
Her zaman söylediğimiz gibi ; Batı, ne zaman TÜRK DEVLETİ atılım yapsa, ıslahat yapsa mutlaka kullanacak birilerini, karıştıracak yerleri buluyor ve kendi varlığı için TÜRK MİLLETİ NİN güçlenmesini engelleme projelerini uygulamaya koyarlar.
Batı TÜRKİYE Yİ yok etmek için uygulamaya koyduğu ermeni devleti projesinde en çok Ermenileri kullanmışlardır. Kendileri geri plandadır. 1970-1980 arası ASALA Örgütü dışişleri görevlilerimizden 40 dan fazla şehit vermemize sebep olmuştur.
1894 de Osmanlı bize baskı yapıyor diye Avrupaya ve ABD ye rapor veren Ermeniler dikkatleri Anadolu ya çekmişlerdir. Öteden beri Ermenileri destekleyen ve teşvik eden batı bu rapor ile –Ermeni Soykırımı- ifadesini ABD meclisinde kullanmıştır. Her tür karşı çıkmamıza rağmen, Türk Tarih Kurumunun hazırladığı bütün belgeleri yok sayarak Ermeni Soykırımı yalanını bugüne kadar 20 ülke kabul etmiştir.
Bunlar yıllara göre şöyledir.
Uruguay : 1965-2004-2005
Kıbrıs Rum Kesimi : 1982
Arjantin : 1993-2003-2004-2005-2006-2007
Rusya  : 1995-2005
Kanada : 1996-2000-2004
Yunanistan : 1996
Lübnan : 1997-2000
Belçika : 1998
İtalya  : 2000
Vatikan : 2000
Fransa  : 2001
İsviçre  : 2003
Slovatya : 2004
Hollanda : 2004
Polonya : 2005
Almanya : 2005
Venezuella : 2005
Litvanya : 2005
Şili  : 2007
ABD  : 2007
Yukarıdaki listede bazı ülkeler kabul ettikleri tasarıyı daha sonraki yıllarda meclisler değiştikçe yeniden gündeme getirmişlerdir.
Bu tarihçimiz 1910 yıllarında ABD görev yaparken 90 yaşında bir ermeni ile tanışır. Kaliforniya da yaşayan Karakın adındaki bu zat orada ayakkabıcılık yapmaktaymış. 1920 de İstanbul dan göç etmiştir.
Ona Tarihçimiz sorar :
Osmanlıya neden isyan ettiniz ? Neden Türklere saldırdınız ? diye
90 yaşındaki ermeni şu cevabı verir.
-Osmanlı yıkılıyordu…Rumları, Bulgarları, Sırplar, Yunanlar ayaklandılar.. Devletlerini kurdular. Biz de isyan edersek devlet kuracağımızı düşündük. Batı ülkeleri bizi destekleyecekti. Fırsat bu fırsat dedik. Ama muvaffak olamadık.-
Görülüyor ki Osmanlıya hangi amaç ile isyanlar teşvik edilmişse TÜRKİYE CUMHURİYETİ NE de aynı amaçla isyanlar yaptırılıyor. 1970 de ortaya çıkan ASALA 1980 lere kadar aktif oldu. Aniden sonra adı kayboldu.
Batı onlara; - Siz çok yıprandınız..Görevinizi yaptınız. Geri adım atın biraz çekilin. Şimdi Kürtleri teşvik edeceğiz.- demiştir ve 1983 den sonra PKK adı duyulmuştur.Aslen ermeni olan Abdullah Öcalan Kürtler adına ortaya çıkmıştır. Şimdilerde PKK yı Avrupa desteklemekte ABD de hamilik yapmaktadır.

PKK NIN DOĞUŞU VE GELİŞMELER
Ülkemizde yaklaşık 50 yıldan beri devam eden terör olayı aslında bir avuç eşkıyanın dağa çıkması değildir. Ortadoğu da lider ülke olmamızın önüne çıkan engellerinden biridir ve en tehlikesidir. Adeta 2. Sevr in ayak sesleridir. Ama her şeye rağmen bu yüce millet bu planları da yok edecektir.
Dünyanın en jeopolitik değeri olan coğrafyası üzerinde yer alan vatanımız her zaman tehlike ile karşı karşıyadır.
Ülkemiz emperyalizmin çevresindeki maşaları aracılığı ile her zaman yenilecek, yutulacak bir lokma olarak görülmektedir.
Üç kıta arasında yer almanın sıkıntıları çok da kolay ve basit hadiselerle ifade edilemez.
Kuzey Avrupa nın sıcak denizlere iniş yolu Türkiyedir.
Avrupa nın Uzakdoğu pazarlarına ulaşacağı yol Türkiye dir.
Tarihin derinliklerinden beri bir çok medeniyetin beşiği olmuş, ancak Türk Milliyetçiliği üzerine kurulan Türk Devletinin Vatanı olmuş ülke Türkiye dir.
Türkiye artık az gelişmişlik çemberini kırmış sanayileşmesini tamamlamak üzere olan ülkedir.
Bütün olumsuzluklara rağmen büyüme hızı dikkat çekicidir.
Bütün olumsuzluklar derken Türkiye nin başındaki terörden söz etmek istiyoruz.
1960 lı yılların sonlarından itibaren başlayan öğrenci olayları önce masum öğrenci istekleri olarak telakki edildi. Daha sonra da iki ayrı felsefi görüşün çatışması gibi sağ-sol kavgası olarak değerlendirildi. Daha sonra dış temsilciliklerimizi hedef  alan ASALA karşımıza çıktı. 40 dan fazla dışişleri mensubumuz şehit edildi. 1984 de ise PKK terörü başladı. Ve o günün yöneticileri tarafından bir avuç eşkıyanın dağa çıkması olarak değerlendirildi.
İlk ortaya çıkmasının 1984 yılındaki karakol baskını olarak gösterilen PKK terörü 23 yıldan beri devam ediyor. 23 yıldan beri binlerce insanımızı şehit verdik.Milyarlarca dolarımızı harcadık.
Lakin terörün değerlendirilmesinde bazı eksikler ve yaklaşım yanlışlıklarının olması maddi ve manevi zararın artmasına sebep olmuştur.
Oysa terörün başlangıcı 1984 değildir…Terör 1984 e birden bire girmedi. Ya da 1984 de karşımıza hiç yoktan çıkmadı. 1960 lı yıllara kadar temeli dayanmaktadır. Hatta bugün karşımıza çıkan PKK terörünün, amaçları, destekçileri ve finansmanları incelendiğinde ; Türk tarihinde zaman zaman başka isimlerle karşımıza çıktığını görmemiz mümkündür..
Bugün başımızın belası olan PKK terörünün genel olarak ülkemize verdiği zararlar, nihai hedefleri açısından ele almak istedik.
Bu araştırmayı yaparken devletlerin de insanlar gibi yalnız olmadıklarını sosyal yanları olduğunu da dikkate aldık. Zira ülkeler dünyada yalnız başlarına var olmazlar. Var olma yarışı içinde birbirleri ile çeşitli alış-verişleri, münasebetleri olur.İnsan kendi egosuna esir olduğu zaman kendine de çevresine de zarar verir.
Devletler de böyledir. Kendi egoları uğruna acımasız olabilirler.Savaşların, şiddetin ve terörün artmasına zemin hazırlarlar. Adeta dünyayı kana bularlar.
20. asır cephe savaşlarının yerini soğuk savaşa bırakan asır olmuştur. Hızla gelişen teknoloji soğuk savaşların taktik ve yöntemlerini de değiştirmiştir.Buna rağmen silahlı eylemler,terör olayları artmıştır.
Ülkemizde 23 yılldan beri devam eden PKK terör olayları aslında bir avuç eşkıyanın dağa çıkması değildir.
Ortadoğu da lider ülke olmamızın önüne çıkan engellerinden biridir ve en tehlikelisidir.Adeta 2. Sevr in ayak sesleridir. Ama her şeye rağmen Büyük Türk Milleti bu planları da yok edecektir.
Türk ün şamarını unutanlara anlayacakları dilden yeniden Türk ün gücü gösterilecektir.
TERÖR NEDİR?
Çeşitli sözlük ve ansiklopedilerde terör tedhiş, korku salma eylemi olarak tanımlanır. Huzuru bozmak, düzeni bozmak için yapılan her tür eylemdir. Ruh yapısını birden bire sarsan büyük dehşet ve korku meydan getiren eylemlerdir.
Genelde her illegal eylemde bir hedef vardır.O hedef için yapılan kanlı eylemlere terör denir.
Tayin edilen hedefe varmak isteyenlerin terör yaparken başvurdukları tekniğe terörizm denir. Bu eylemleri hayata geçirenlere yani uygulayıcılar ise terörist olarak tanımlanır.

TERÖRÜN TANIMI VE AMACI
3713 sayılı ve 12.04.1991 tarihli terörle Mücadele Kanununun 9. maddesinde ise terör şu şekilde tanımlanır.
Terör ;baskı,cebir ve şiddet, korkutma,yıldırma,sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,Anayasa da belirtilen Cumhuriyet in niteliklerini;siyasi,hukuki,sosyal,laik,ekonomik düzenini değiştirmek,devletin ülkesi ve milletiyle bölünemez bütünlüğünü bozmak,Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek,devletin otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,temel hak ve hürriyetleri yok etmek,devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.
Bu tanımda daha çok devlete karşı yapılan terör sınırlandırılmıştır.
Çünkü 1984 den beri PKK adında terörün kanlı baskınlar, katliamlar yapması üzerine mevcut yasaların yanı sıra –terörle mücadele kanununa- ihtiyaç duyulmuştur. Ama şimdi bu yasa AB nin isteği neticesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Terör bugün ülkemizde Türkiye Cumhuriyetini yıkmayı hedeflemiştir…
Ama her zaman terörün amacı devlet ve rejim olmayabilir…Bir şahıs da hedef alınabilir.
Bir kurumda hedef alınabilir.Bir fikir,bir düşüncenin yok edilmesi hedef  alınabilir…Veya yöneticilerin halkı yıldırmak korkutmak için yaptığı şiddetle terör sayılır.Tarihte terörist devletlerin örnekleri vardır.
Terörde; şiddet,baskı,kan vardır…Hedef vardır.İllegal özellik taşır.Hiçbir legal kuruluş terör yapmaz.Terörün temelinde psikolojik faktörlerle,sosyolojik dinamikler yer alır.
Ancak tarihte bazı ülkelerde devrim sonrası uygulanan baskılar zaman zaman terör olarak değerlendirilmiştir.
Fakat orada ülkenin devrim yasalarını yerleştirmek, düzenlemek için yapılan bir hareket vardır.
Devrim sürecini tamamlayan bir ülkede baskı yapılırsa terör estirilirse oda terörist eylem kapsamına girer.
Terörde şiddet ve korku ,dehşet ile huzur bozma mutlaka vardır.Düzen bozmak vardır.Ama her zaman aynı eylem yapılmaz.Terörün hedefine göre eylemin şekli değişebilir.
Mesela ekonomik terör, kültürel terör,din terörü vb.
Terörde şiddet ve korku meydana getiren birçok teknik vardır.Mesela PKK teröründe en çok başvurulan yöntemler şunlardır:
• Toplu veya tek tek adam öldürmek
• Silahlı,bombalı saldırılarda bulunmak
• Bombalamak
• Yangın çıkartmak
• Baskın yaparak yıkmak,öldürmek
• Toplu isyanlar yaptırmak
• Uyuşturucu ile toplumu zehirlemek
• Mayın ve patlayıcı tuzakları hazırlamak
• Silah kaçakçılığı yapmak
• İftira,illegal söylem ve yalanlarla psikolojik baskılar yapmak
• Sivil toplum kuruluşlarını ele geçirmek
• Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde kışkıtıcılık yapmak
• Halkı tehdit ederek malını,parasını gasp etmek
• Halkı zorla silahlarla dağa kaçırıp eline silah vermek.
• Kasıtlı olarak devlet aleyhine propaganda ve yayınlar yapmak
• Çeşitli hak ve hürriyetlere engel olmak,saldırmak
• 23 yıldan beri bu terör eylemleri PKK ismi ile bütünleşmiştir
Ancak 1969 dan itibaren zaman zaman öğrenci eylemleri,işçi eylemleri olarak karşımıza çıkan terör ve şiddet olayları ve dış destekli Asala örgütü 1984 de başlaya PKK terörünün ön hazırlıkları niteliğinde olmuştur…O zamanlar değişik örgütler tarafından yapılan bu eylemler PKK çatısı altında gerçek yüzünü göstermiştir.
PKK TERÖRÜNÜN ESAS YÜZÜ
PKK masum bir örgüt değildir… PKK 1970li yıllardaki Ermeni örgütü Asalanın yerine kurdurulan, beslenen bölücü bir örgüttür. Kurucusu Abdullah Öcalandır. Abdullah Öcalan aslen Ermeni kökenlidir. 1976 öğrenci olaylarının yoğun olduğu yıllardır. Abdullah Öcalan o yıllarda Yüksek Öğrenim derneğibünyesinde faaliyet gösterirdi. O zaman sayıları az da olsa APO cular diye anılan bir gurubun başındaydı. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydi. Etrafına fazla taraftar bulamayınca Dikmende bir apartman dairesinde dernek kurar. Bu derneğin 2 toplantısından sonra derneği Diyarbakır Lice ilçesi Fis köyüne taşır. 27 Kasım 1978te derneğin adını PKK olarak ilan eder. Açılış yapar. Bu açılışa zamanın Başbakanı Bülent Ecevitten bile tebrik telgrafı gönderilir. Her şeye rağmen o zaman taraftarı fazla değildir.
Aslında Aponun kendi ifadesi ile ailede sevgi görmemiş, hep kavga ile büyütülen, kavgacı, kendini ifadeden aciz, kindar nefret dolu bir ruh haline sahipadeta dengesiz, bir şahsın kendini ispatlama arzusunun tatmin edildiği bir örgüt… Tabii bu şahıs PKK ismi altında da Türkiye üzerinde böl-parçala-yutpolitikası takip eden Batı ülkelerin maşası olmuştur.
PKK örgütü ortaya, Kürt kimliğini savunmak için çıkmıştır. Ancak Türkün Kürt boyundan gelen vatandaşlarımız bu örgüte yakın olmamışlardır. Özellikle de Güneydoğu ve Doğudaki vatandaşlarımızdan büyük oranda destek görmemiştir. Ancak Türkiye dışından herkesten destek görmüştür. PKKya maddi ve lojistik destek sağlayan çok ülke vardır. Ayrıca bu ülkelerin iş birliği ile Asya Avrupa arasındaki uyuşturucu trafiği de PKKnın eline geçmiştir. Bir yandan kan dökerken, bir bir yandan da gençleri örgüte çekmektedir. Öte taraftan da gençleri uyuşturucunun ağına düşürerek toplumu çökertmeye çalışmaktadır. Ayrıca da para kaynaklarının devamlı olmasını sağlayarak gücünü artırmaktadır.
PKKnın destekçileri BATI AZINLIKLARI KULLANIYOR
1- Yunanistan: Bu ülkenin yeniden Bizansı kurmak gibi hiç vazgeçmedikleri hedefleri ve Türk düşmanlıkları vardır. Milli mücadelede Doğu ve Güneydoğu Anadoluda Ermenilerin yaptıkları katliamların benzerlerini Yunanlılar Egede yaptılar. Ezeli düşmanlıkları her dönemde bir şekilde görülmektedir. Egede, Kıbrısta, Batı Trakyada her fırsatta Türk düşmanlığını sergilemeye devam ederken PKKnın Batı Anadolu eylemlerini yapmaktadırlar.
2- Irak: Irak ile büyük meseleler olmamıştır. Ancak Körfez Savaşından sonra bölümün ayrılması ve arasında yönetim boşluğunun meydana gelmesinden PKK faydalanmıştır. Aslında Iraktaki toprak bütünlüğünün tehlikeye düşmesinin Iraktan sonra en büyük zararını Türkiye görmektedir. Şimdilerde Kuzey Irakta ABD kontrolünde bir Kürt bölgesi meydana getirilmiştir. Irak topraklarına ait olan 36.paralelin kuzeyi olan bu bölge ABDnin Irak işgalinden sonra Barzaninin Peşmergeleri tarafından işgal edilmiştir. PKK da bu Peşmegelerle beraber iç içe hareket etmeye başlanmıştır. Böylece Irakın kuzeyindeki bu bölgeden PKK çok rahat faydalanmaktadır. Güney sınırımızdan rahatlıkla girip çıkarak ve Kuzey Irakta serbest hareket etme imkânı bulunmaktadır. Kuzey Iraktaki boşluktan dolayı bazı devletler her tür lojistik desteği PKK ya rahatlıkla vermektedirler.
3- İran: PKKnın Ermenistana girip çıkmasına müsaade ederek her tür kışkırtmayı yapmışlardır. Şimdilerde bu desteği çektiler. İranın kendi Milli politikalarının neticesi, İslami olmayan bir komşuluk tavrı sergilemişlerdir. Oysa İranda İslam devrimi yapıldığında; devrim yasalarını yerleştirebilmek için birçok suçsuz insan katledilmiştir. Bunlar Kuzey Iraktaki Azerilerle, Kürt asıllı Türklerdi. İslam devrimi adına suçsuz, günahsız insanları öldürmekten kaçınmadılar.
4- Suriye: Suriyede devletin kendisi teröristtir. Diktatörlük rejimidir. Kendi insanını bile kırıp geçiren bölge teröristini yetiştiren bir politikaları vardır. PKKnın yıllardan beri büyümesinin baş müsebbibi Suriyedir. APOyu barındıran komşudur. Türkiye Cumhuriyetinin baskısı ile bölücü başını sınır dışı ettiler. Ancak bu Suriyenin teröre destekten vazgeçtiği anlamına gelmemelidir. Türkiye olarak böyle bir yanılgıya düşülmemesine dikkat edilmelidir. Bölücü başı yıllarca Suriye istihbarat örgütü el Mahabara tarafından korunmuştur. Şam ve Halepte PKKlılar eğitim görmüştür. Burada eğitim görenler dağlık bölgelere göre eğitilmiştir.
5- Güney Kıbrıs: PKKnın Şamdan sonra ikinci mekânıdır. Kıbrıs Rumları ve Yunanistanın iş birliği ile çatışmada yaralanan teröristler Güney Kıbrısta tedavi edilmektedir. Onların hava alanlarını ve uçaklarını kullanmaktadırlar.
6- Ermenistan: PKKnın ana damarlarından birisidir. Asalanın yerine geçmiştir. Her türlü desteğin yanı sıra bizzat PKKlı terörist kisvesi altında Türk köylerine, karakollarına, askere ve polise karşı saldırı ve baskınlar düzenlemektedirler. Ölü olarak ele geçirilen birçok terörist Ermeni asıllı çıkmıştır. Güvenlik güçlerimiz Ermenice konuşmaları tespit etmiştir. Aslında bu baskınlarda Kürt ismi kullanılmaktadır.
7- ABD: Amerika dünyanın en güçlü süper gücü olduğunu ispatlamak ve Kuzey Irakta bir Kürt devleti kurdurmak için PKKya zemin hazırlamıştır. Geçmişte çekiç güç adı ile topraklarımıza yerleştirdiği amacı belirsiz kuvvetler Kuzey Irak Peşmergelerine insani yardımadıyla sürekli gıda ve silah atmıştır. Üslerinden hep Amerikan markalarının olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitleri zamanında ilk defa rapor eden Eşref Bitlis Paşamızın uçağı düşürülerek şehit edilmiştir. O günleri bilen subaylarımız bu konuları her zaman dile getirmektedirler. Zaten ABD yayınladığı yeni Ortadoğu haritasıyla Türkiye Cumhuriyetinin de toprakları harita sınırları içine alınmıştır. Bu da ABDnin Türkiyeyi bölme amacının aleni dünyaya ilan etmesidir.
 8. – Avrupa: Bugünkü AB ülkeleri Türkiyenin güçlenmesini istemediklerini her fırsatta belirtmektedirler. Bu güçlü devletin Müslüman Türk devleti olması en büyük korkularıdır. Zira güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti onların ekonomisini, rejimlerini, sömürgeci zihniyetlerini etkileyecektir.
Osmanlının yıkılmasında, azınlıkların kışkırtılması işe yaramıştı. Cumhuriyetin yıkılması için de azınlıkları kullanmak kışkırtmak en etkili yöntemleri olacaktır. Zira Türkiyenin büyümesini durdurmanın yolu Türk ekonomisini sarsmak ve içeride kaos meydana getirmektir.
Dost görünen bazı Avrupa ülkeler Kürtleri kışkırtmak için çeşitli faaliyetler yapmaktadır. Almanya, Fransa, Belçika, İsveç, İngiltere, İtalya gibi ülkeler sürekli PKKyı beslemektedirler. TV yayınları kurarak, Kürt enstitüleri açarak bu desteği daha da artırdılar. Bir zamanlar bölücü başını İtalyada ağırladılar. 2.Sevri önümüze koymanın planlarını yapmaya devam etmektedirler.
9 – Rusya: Rusyanın Türkiye üzerindeki projeleri ezeli düşmanlığı hiçbir zaman                              bitmemiştir. Sıcak denizlere Kafkasya üzerinden, Anadoludan İskenderun hattından inmeyi hedeflemiştir. Aslında bu hedef ta Deli Petro döneminde gündeme gelmiştir. Bir dönem yakalanan PKK silahları arasında Rus yapısı roket atarlar ve Kaleşnikoflar ele geçirilmişti. Rusya Parlamentosunun alt kanadı Duma 25.6.1996da hususi PKK için toplanmıştır. PKKlılara siyasi mülteci hakkı verilmesi teklifi getirilmiştir. Kürt sorununa çözüm yollarıadı altında yapılan bu toplantıya; Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Beyaz Rusya, Moldova – Dinyester Cumhuriyeti, Bulgaristan parlamenterleri katılmıştır. Ayrıca Kürdistan Ulusal Kurtuluş cephesi (KUKC) adına Mahir Velad hazır bulunmuştur. Bu toplantıda Velad; Türkiyenin Yugoslavyanın dağılmasında rolü olduğunu, Gürcistanı kendisine bağlamaya gayret ettiğini, bölge ülkelerinin Türk Yayılımcılığına karşı işbirliği yapmaları gerektiğini ifade etmiştir ve PKKnın Rusyayı siyasi müttefik kabul ettiğini açıklamıştır.
Moskovada yapılan bu toplantıda Duma Dış ilişkiler Komitesi Başkan Yardımcısı V. Kozirev de Kürt sorunu çözülmeden Azeri petrolünü taşıyacak boru hatlarının Türkiye üzerinden taşınmasının gündeme alınmamasını istemiştir. Komünist Parti Yöneticisi Leonid Petrovski de Türkiye Devletinin soykırım yaptığını, bölücü başının uluslararasında saygı gördüğünü bütün PKK üyelerinin Moskovada siyasi mülteci sayılacağını istemiştir. Bu ülkelerden başka daha birçok ülke ile irtibatlarının olduğunu Ergin Karadağ adındaki terörist itiraf etmiştir.
Adı geçen PKKnın Libyada temsilcilik kurduğunu, Lübnanda Rizgariye Azadiye Kürdistan adlı örgüt vasıtası ile de Lübnan Kürtlerini harekete geçirdiğini de açıklamıştır. Ayrıca örgütün Hollanda, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerle dolaylı ilişkisi olduğunu, Küba ile doğrudan irtibatlı olduğu sürekli dünya ülkelerini desteğini aldığı da itirafları arasındadır. PKKnın Türkiyede kurulan bazı illegal örgütlere de çağrıda bulunduğunu iş birliği içinde olduğunu açıklayan itirafçı, işbirliği yapmayan Türk düşmanı örgütlere ise suçlamalarda bulunulduğunu belirtilmiştir.
Türkiyede faaliyet gösteren Türkiye Devrim Partisi (TDP), Dev Sol, Türkiye Komünist Partisi – Kıvılcım (TKP-K) örgütlerinin, Siirt, Şırnak, Sivas, Tunceli gibi bölgelerdeki faaliyetlerinde PKKnın ortak hareketleri olmuştur.
PKK yalnız Avrupa ülkelerinde faaliyetleri ile kalmamış Sovyetler Birliğinden ayrılan Türk Cumhuriyetlerinde dahi propaganda yapmaya çalışmışlardır. 1997 yılında Kazakistanın başkenti Almatıda Kürt evi kurmuşlar, örgüt faaliyetlerini buradan yürütmektedirler. Buradaki faaliyetler de esas hedefleri Türk işadamları ile Anadoludan okumaya giden öğrenciler arasında huzursuzluk çıkartmaktadır. Ayrıca seslerini duyurmanın yanı sıra haraç toplamak ana gayeleri olmuştur. Para vermek istemeyen Türk işadamlarını kaçırıp, rehin tutarak işkence yaptıkları, işyerlerini bombaladıkları gazetelerde yer almıştır. Hatta 1996 Kasımında PKKnın kuruluş yıldönümü Türkiyenin uyarısına rağmen hiçbir engelleme ile karşılaşmadan her ülkede kutlanmıştır.
Bu vahşet örgütü Türkiye dışında destek görürken, Türkiye içinden de bazı çevrelerce desteklenmesi gözden kaçırılamaz. Bu destekçiler bazı illegal örgütlerin yanı sıra Marksist, Leninist dernekler, bazı partiler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları olmuştur. Değişik partiler içinde yer alan bazı milletvekilleri, işadamları ve doğu kökenli bazı eski Marksist öğretim görevlileri konuşmaları ile demeçleri ile PKKya zaman zaman arka çıkmışlardır. Bazılarının bu hareketlerden ne gibi bir menfaat umulduğunu anlaşılmış değildir. Siyasiler belki oy alma kaygısı ile talihsiz demeçler verebilirler. Ancak Cumhuriyetimize zarar verirken vicdanlarının sesini duyabiliyorlar mı? Tabii vicdanları varsa. İş adamları ise para için bu örgüte yardım etmektedirler.
PKK bu günlere gökten gelmedi…
Her felaketin küçük ayak sesleri vardır… Bu ayak seslerine kulak verilirse felaketler önlenir. Ancak PKKnın ayak sesleri köklü ve sağlam tedbirlerle engellenmedi.
EŞKİYABAŞI OLMANIN PLANLARI
27 Kasım 1978de Diyarbakırın Fis köyünde partinin kuruluş toplantısı yapılır. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ilan edilir. Ve hızla örgütleme başlar. PKKnın ortaya çıkışı öğrenci olaylarının başladığı zamanlardadır…
Hedefi ise tamamen T.C. topraklarını bölmek, Gerilla Savaşı ile bağımsız Kürdistanı gerçekleştirmektir.
PKK nasıl kuruldu?
PKKnın başının kendi anlatımı ile önceleri sol örgütler içinde faaliyetlerde bulunmuştur. 1970li yıllarda tanıştığı bu örgütlerin kendi istediği aksiyonu gösteremedikleri için beğenmemiş, kendisi bir aksiyon yapmak istemiştir. 12 Martı takip eden günlerde hep öğrenci eylemlerinin içinde bulunmuş. Gözlem yapmış. Kendi düşündüğü hareketin çekirdeğini ilk defa 1973 baharında 6 kişi ile Çubuk Barajında dile getirmiştir. Daha sonra bazı faaliyetleri legalleştirmek için Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneğini (ADYÖK) kurmuştur. Ancak esas amacı Kürtçülük adında bölücülük olmuştur. Bu dernek çatısı altında gençlik arasında aktifleşmiş hatta 1974–1979 arasındaki öğrenci olaylarında kışkırtıcılık yapmıştır. Masum öğrenci isteklerine dayalı protestolar, dilekler, bugün PKKya destek veren o günkü Dev-Genç-ADYÖD gibi derneklerin temsilcisi ve yöneticileri tarafından amacından saptırılmış, binlerce öğrencinin istikbali ile oynanmıştır.
Eşkıya başının ADYÖD adındaki derneği 1975de kapatılmıştır. Daha sonra dernekle hedefine ulaşamayacağı noktasından hareket ederek 15 arkadaşı ile Ankara Dikmende bir evde toplanarak bu hareketin Güneydoğuda örgütlenmesi kararı alırlar. 1976da ise yapacakları hareketin bildirgesini kapsamlı olarak hazırlanmıştır. 1 Ocak 1977de taraftarları ile toplanırlar… Diğer Kürtçü derneklerden gelen eleştirileri tartışıp değerlendirirler… Müteakip günlerde Eşkıya başı yeni planları ile 1,5 aylık Güneydoğu Anadolu gezisine çıkar. Ağrı, Kars, Elazığ, Diyarbakır ve Bingölde olmak üzere yirmiden fazla toplantı yaparak biraz taraftar toplamıştır. Yeni örgütünün adı APOCUlardır. Kanlı 1 Mayıs olaylarında en yakın bir arkadaşının ölümü moralini bozar…
Hareketine her katılmak isteyeni almaz… İzlendiği düşüncesi ile taktik değiştirir. Gaziantepe giderek orada Apoculuğun programını yazmıştır. 1977nin Eylül ayında programı bitirince propaganda gezilerine devam eder. Nihayet 1978de terör olaylarının artması ile kendi adamlarını da silahlandırır. 27 Kasım 1978de Diyarbakırın Fis köyünde partinin kuruluş toplantısını yapar. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) böylece ilan edilir. Ve hızla örgütlemeye devam eder. Bundan sonra kanlı olaylar artmıştır. Görüldüğü gibi PKKnın ortaya çıkışı öğrenci olaylarının başladığı zamanlardadır… Hedefi ise tamamen T.C. topraklarını bölmek, Gerilla savaşı ile bağımsız Kürdistanı gerçekleştirmektir. 1970li yıllarda Kürtçülüğün telaffuzu yapılmadan çeşitli sol örgütlerin eylemleri olarak değerlendirilen öğrenci olayları, sokak kavgalarının ana hedefi Kürtçülüktü. Bu nedenle Aponun PKKyı kurması ile sol kendi içinde de çatışmalar yaptı… T.C. Devletini yıpratmak amacıyla da eylemler yaptı. Bizim öğrenciliğimiz dönemlerinde 1978-1979da bölücü başı, sadece aşırı solcu”.Kürt kökenli Solcu Devrimcidiye tanınmıştı. Apo öğrenci olaylarını artık sokaklara ve evlere taşınması üzerine yakalanmamak için tedbir alır. Zira artık sıkıyönetim ilan edilmiştir. 4 Temmuz 1979da Suriye sınırından kaçakçı kıyafeti ile dışarı çıkar. Oradan Lübnana geçer. Örgütü genişletmek ve devam ettirmek istemektedir. Kaçmadan önce 30 Temmuz 1979da PKKnın kuruluş bildirgesi dağıtılması Ş.Urfa milletvekilinin (Celal Bucak) evine baskın yapılması emrini vermiştir. Ancak bunda başarılı netice alamamıştır. Başarısız saldırıyı Lübnanda öğrenmiş ve silahlı eğitim kararı almıştır. PKKnın Beka vadisine yerleşerek oradan silahlı gerilla militanları yetiştirmeye başlamıştır. Bu faaliyetleri;
a- Türkiyeden yurtdışına kaçan, birçok Kürtçü ve Marksist dernek temsilcileri,
b- Yurtdışına çeşitli vesilelerle çıkmış Kürt kökenli işçiler ve işadamları,
c- Sevr özlemi çeken bütün yerli yabancı odaklar. 2.Cumhuriyetçiler.
d- ABDdeki Lobi ve kuruluşlar, evanjalistler.
e-  Avrupadaki Türk düşmanı lobiler, finansman ve lojistik temini yönünden desteklediler ve desteklemeye halen devam etmektedirler.
Şamda PKKnın merkezi olarak kullandığı bir ev emrine verilmiş, Suriye Devleti, Türkiye Cumhuriyetini hedef alan bu eşkıyayı bağrına basarak tarihi düşmanlığını ortaya koymuştur. PKKnın eğitim faaliyetleri bir yandan sürerken, bir yandan da Türkiyeye dönme, siyasi ve silahlı eylemleri yapma planları yapar. Burada Ermeni örgütleri ile Filistin gerillaların da yardımını görür. 15–16 Temmuz 1981de geniş kapsamlı bir toplantıda Türkiyede eylem yapabilecek militanların eğitimine başlarlar. 20–25 Ağustos 1982de ikinci kongre niteliğinde toplantı yaparlar.
Bu toplantı da silahlı direniş hareketinin başlatılmasıkararı alınır. İran-Irak savaşının bölgedeki tahribatı ile Türkiyeye İran-Irak sınırlarından girilmesi planlanır. Bu arada 12 Eylül hareketine karşı yapılan bazı hapishane direnişlerin, özellikle Diyarbakırdaki olayların kamuoyunda PKKlara mal edilmesi dışarıdaki PKKnın planlarını kolaylaştırmıştır… Avrupaya kaçan sosyalist Kürt kökenliler de 12 Eylül hareketinin aleyhine propagandalar yaparak PKKyı demokrasi için ortaya çıkan örgüt olarak tanıtmaya başladılar… Artık tek hedefi T.C. devleti olmuştur.
PKK SİLAHLI EYLEMLERİNE BAŞLIYOR
1982 YILININ SONBAHARINDA İLK SALDIRI PLANI YAPILIR. Ve 8 kişilik bir silahlı grup Irak sınırından ülkemize girer. Ancak daha girer girmez Türk askerleri tarafından temizlenir. PKK ikinci baskını 1983de yapılacak olan genel seçimler sırasında yapmak ister. 150 kişilik bir grup hazırlar.

Bazı Avrupa ülkeleri, AB temsilcileri özellikle Almanya ve İskandinav ülkeleri PKKya destek vererek para yardımının yanı sıra yasal olarak da destek çıkmışlardır. PKK bu desteklerden aldığı güç ile artık Türkiyede silahlı eylemleri başlatmaya karar verdi. 1982 yılının sonbaharında ilk saldırı planı yapılır. Ve 8 kişilik bir silahlı grup Irak sınırından ülkemize girer. Ancak daha girer girmez Türk askerleri tarafından temizlenir. PKK ikinci baskınını 1983de yapılacak olan genel seçimler sırasında yapmak ister. 150 kişilik bir grup hazırlar. Ancak PKKnın kendi içinde bazı muhalif gruplar çıktığı için bu planı uygulayamazlar. Bunun üzerine PKKnın propagandasını yapan yayınlar Avrupada basılmaya başlar. Türkiyeye giren militanlar köylerde psikolojik baskılar yapma imkânı bulurlar. Hapishanelerdeki insanları kışkırtırlar. Kuzey Iraktaki Talabani ve Barzani grupları ile PKK anlaşır. Onların da nihai hedefi Türkiyeyi bölmektir. Ancak onlar bu işi Türkiyeden başlayarak yapmak istemedikleri için PKK ile metot ayrılığına girerler. Fakat temelde birbirilerinin işine karışmama kararında birleştiler. PKK Bekaada kamp kurup eğitimine devam ederken Suriyede de rahatça hareket etmesine göz yumuluyordu. Aynı zamanda Kuzey Irakta da serbest faaliyet göstererek yapacağı silahlı eylemlerin planını hazırlıyordu. Kürdistan Kurtuluş Birliklerini kurdu. Irak sınırı boyundaki il ve ilçelerin karakollarını hedef alan bir saldırı planı yapıldı. Kürdistan Kurtuluş Birlikleri (Hezen Rızgariye Kürdistan ARK)nin kuruluş tarihi olan 15 Ağustos 1984 gecesi Siirtin Eruh ilçesi jandarma karakoluna baskın yapıldı. Bu saldırıdan sonra Hakkârinin Şemdinli karakoluna, subay lojmanları ve askeri gazinoya saldırıldı ve otomatik silahlarla tarandı. Bu tarihte iktidarı askeri yönetim Turgut Özal hükümetine devir etmişti. Artık sivil idare vardı. Askeri disiplinde bir türlü saldırı planını gerçekleştiremeyen PKK ilk saldırılarını yapmıştı… Ne var ki bu saldırı o zaman ciddiye alınmadı. Oysa 1970li yıllarda yaşı 15ten yukarı olan herkes bilir ki 1984 Ağustosunda başlayan bu saldırılar rastlantı değildir. Ve de basit bir saldırı değildir. Bu saldırıların temelleri 1970li yıllardan beri atılmıştır. O dönemde öğrenci kantinlerine, dershanelere, okullara ve gençlerin girip çıktığı kahvelere saldıranlar Türkiye Cumhuriyetine saldırının provalarını yapıyorlardı. Olaylara sol-sağ kavgası verildiği için sokaktaki vatandaş derinlemesine bilemediğinden sadece öğrenci olayları zannediyordu. Tabi olayın bu boyutu ile ilgili yaşadığımız anılarımız vardı. Bunlar bir başka yazı konusu olacaktır. Burada esas olan PKKnın uzaylılar tarafından gökten atılmadığı kendi içimizde büyüyüp palazlandığı gerçeğini ortaya koymaktadır.
PKKYA DESTEK VEREN ÜLKELERİN HEDEFLERİ NELERDİR?
Yazımızın başında da belirtildiği gibi dış ülkelerin tarihten getirdikleri Türk düşmanlıklarının yanı sıra Ortadoğuda, Türkiye toprakları üzerinde birçok nihai hedefleri vardır;
1- Türkleri Anadoludan atmak isteyen Hıristiyan taassubu, Haçlı düşüncesi hiçbir zaman ölmemiştir. Her dönemde her zaman her günün şart ve geliştirmelerine uygun değişip Anadolu ve Ortadoğu bölgesine hâkim olmaktır.
2- Emperyalist yapıları ve emellerinden vazgeçtikleri an güçlerini kaybedeceklerini bilmekteler.
3- Türkiye topraklarının jeopolitik değer taşıması batı ile doğu arasında ticaret merkezi ve ticaret yolu olması iştahlarını kabartmaktadır.
4- Türkiye coğrafyasının dört mevsim bir arada yaşamaya müsait olması doğal güzelliklerin cazibesi, enerji ve su kaynaklarımızı ele geçirmektir.
5- Anadolu toprakları yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yönünden bakir olan, keşfedilmemiş kaynaklardır. Doğuda petrol ve maden yataklarının varlığına göz dikmişlerdir.
6- Büyüme hızını tamamlayan bir Türkiyeden istedikleri gibi menfaat elde edemedikleri için büyümenin hızını kesmek isteği ağır basmaktadır.
7- Türkiye ve Türk dünyası pazarlarına hâkim olmak arzusunda bütün Avrupa ülkelerinin iş birliği içinde hareket etmeleridir.
8- Türk-Ermeni düşmanlığını tahrik etmişler halen de etmektedirler.
9- Batılılar kendilerinden olmayan hiçbir milletin büyümesini, varlığını sürdürmesini istemezler. Bu milletleri siyasi ve ekonomik yönden sömürü aracı olarak görürler. Bugün dünyada sömürüden söz edilmemesine rağmen sömürgeci zihniyeti değişmemiştir.
10-  Batılı ülkeler kendi varlıklarının devamını kültürlerinin yaşaması ile eşdeğer gördüklerinden, kültürel yayılımcılığa önem vermişlerdir. Bunun için kültürlerini yayarken nihai hedeflerine ulaşacaklarına inanmamaktadırlar.
11-  Kilisenin bu düşüncelere destek vermeleri, sömürgeci ve yayılımcı politikalarını güçlendirmektedirler.
12-  Sevr Antlaşmasının mutlaka gerçekleştirmek azim ve çabasındadırlar.
13- Doğuda Ermenistan, Güneydoğuda Kürdistan ile büyük İsrail Devletinin coğrafyada yer alması nihai hedefleridir.
14- Türklerin Asyaya, Müslümanların Arabistana yerleşmeleri Batının 1095 yılından beri yani 904 yılından beri hayalleridir.
AB ve ABD bu hedeflere ulaşmanın artık direk Türk Devletine saldırarak, harp ilan ederek ulaşamayacaklarını, en son Milli Mücadelede de anladı. Öyle ise taktik değiştirmesi gerekir. Genç Türkiye Cumhuriyeti çağın hızına ayak uydurarak kalkınmasını tamamladığı zaman artık hiçbir güç tarafından durdurulamayacağını bildikleri için metot değiştirdiler… Siyasi, ekonomi ve kültürel yönden saldırmayı, bu hedefleri tahrik ve tahrip etmeyi esas aldılar.
1- Siyasi yönden: Türkiyenin üniteler yapısının bozulmasını sağlayacak etnik ırkçılık tahrikleri için Türkiyede yaşayan azınlıklar maşa olarak kullanılmaktadır. Azınlıklar Lozan Antlaşması ile belirtilmiştir. Ve hiçbir azınlık cemaatin de şikâyeti olmamıştır. Ama batı emelleri için ayırımcıklara etnik tahriklere her zaman başvurmuştur. Zaman zaman Kürt kökenli Türk vatandaşları kandırılmış, ayaklanmaları için tahrik edilmiştir. Her defasında da Kürt Türkleri bu tahriklere Batının beklediği biçimde karşılık vermemişlerdir. Özgürlük ve insan hakları gibi kavramların kendi ülkelerinde uygulamaları başka olmuş, uluslar arası anlaşmalar gereği, bizdeki uygulamaların hep bölücüler, yıkıcılar ve isyancıların korunması açısından ele alınması istenmiştir. Türkçülük, Türk Milliyetçiliği suçlanmıştır. Yazar, Çizer geçinenler ve bazı aydınlar bu propagandanın yerli destekçisi olmuşlardır.
2- Ekonomik yönden: Türkiyenin güçlenmesi engellenmiştir. Zira Yaltada yapılan batılı devlet adamları toplantısında Türkiyeyi yok etmenin üç anahtarı verilmiştir.
I- Türk milliyetçiliğin yükselmesi engellenmeli, etnik çeşitler ortaya çıkartılmalıdır.
II- İslamiyetin Kuran doğrultusunda doğru olarak uygulanması, yaşanması hayata geçirilmesi, bilinmesi, Türk – İslam medeniyetinin yeniden bilim çağına egemen olması engellenmelidir. Ilımlı İslam desteklenmelidir.
III- Türk Devletinin dışa bağımlı ekonomiye sahip olması ve öyle yaşaması için tedbirler alınmalıdır.
İşte bu sebeplerle Türkiye ne zaman büyük atılımlar yapmaya hazır olmuşsa başına bir bela gelmiştir. Ekonomik ve sosyal yatırımlar durdurulmuş bu belayı yok etmek için bütün askeri, mali, siyasi güç seferber edilerek zaman ve para kaybı ile ilerlemesi engellenmiştir. Bunun en son örneği PKKnın desteklenmesi ve ortaya çıkış şeklidir. Yıllardır Doğu Edebiyatı yapan Türk düşmanları hep Doğuya yatırım yapılmadığından dem vurmuşlardır. Oysa Doğu 1983te bile Türkiyenin batısından daha iyi durumdaydı. 1983te Siirt, batman ve köylerine kadar gitmiştim. Bir grup arkadaşla karayolu ile yaptığımız bu seyahatte Kayseriden sonra yolların bakımı, düzeni dikkat çekiciydi. Köy diye geçtiğimiz yerlerin Ankaranın merkezindeki semt ve mahallelerden çok daha iyi durumda olduğunu müşahede ettiğimde Doğu edebiyatı ile ödül peşinde koşan yazarların ne yapmak istediklerini anlamıştım.
Doğuda asfalt yollar Batmana, köylere kadar gitmişken Ankarada Ulusa bağlı Çankayaya bağlı bazı semtlerin yolları çamurdan geçilmiyordu. O zaman Batman daha ilçe idi… Bu basit bir örnektir. Ekonomistler bu konuyu incelediğinde çarpıcı örnekler ortaya çıkacaktır. Bizim tespitimiz ise şunlardır;
a- Vatandaşın hakkı PKKya karşı savunmaya harcanmaktadır. Yılda milyonlarca dolar gitmektedir.
b- Devlet memuruna hayat standartlarının altında para vermek mecburiyetinde kaldığından o devlet memuru verimli çalışamayacaktır. Hatta hiç çalışmak istemeyecektir. Devlet çarkı istenildiği hız ve doğrultuda dönmeyecektir. Bu devlete çalışılmazgibi bir düşünce yayılacağından devlet imajı zayıflayacaktır. Yıkılması düşlenen bir devlet için bu bir köşe taşının kaymasıdır. Bu planlar Türkiyede 1980–1999 arasında kademe kademe gerçekleşmiştir. Devlete karşı güvensizlik duygusu toplumda kademe kademe yayılmış, TBMM dahi yıpranmış, demokrasiye güven kalmamıştır. Bütçemiz her yıl açık vermiş. Son yıllarda ise bu cari açık dehşet boyutlara ulaşmışt