TÜRKLERİN ALFABESİ !


TÜRKLERİN KADİM ALFABESİ !

AVRASYADA RUNİK YAZI

 
 
TURGAY KÜRÜM(Köktürk-Runik-futhark Alfabesi ve yazınbilim araştırmacası-Yazar)ANTALYA
Tarih bilgisi ve As kimliği konusunda katkılarından dolayı Tarih Araştırmacısı- Yazar Sayın Serhat KUNARa Teşekkür ederim.

 
Runik yazıyı Avrasyada ilk kullananların, Asur – Babil çivi yazılarında İşkuzai veya  Aşguzai, Bizans ve Roma tarihçilerinin İskit (Scyth), Arap tarihçilerinin ve Perslerin Saka, Çin tarihçilerinin Soko a diye adlandırdığı devletin olduğunu, Tarih ve Arkeoloji bilimi bize göstermektedir.İskit devletinin tarih sahnesinden silinmesinden sonra, Avrasyada sırasıyla Sarmatlar (Sauromatae), Gotlar, Hunlar, Avarlar, Göktürkler, Bulgarlar, Hazarlar, Ruslar tarih sahnesinde yerlerini almışlardır. günkü Ukrayna, Bağımsız Devletler Topluluğuna bağlı olan özerk Cumhuriyetler ve Kazakistan sınırları içinde kalan bu bölgelerde, Çarlık ve Sovyet döneminde yapılan Arkeolojik çalışmalar, malum politik nedenlerle, bilimsel platformlara gerektiği şekilde yansımamıştır.Öncelikle şunu belirtelim ki, Tarihte yok olanlar devletlerdir. Halklar ise ya yeni bir devlet kurar, ya da başka bir devletin egemenliği altında yaşamlarını sürdürürler. Başka bir devletin egemenliğine giren halklar ise zaman içersinde , kültürlerinin gücü nispetinde, ya yapılarını korurlar, ya asimile olup egemen halka karışırlar, ya da birlikte oldukları halkın kültürel yapısını da etkileyerek, yeni bir kültür ve halkı meydana getirirler.
 
Avrasya coğrafyasının önemi
 
Doğuda , Ural dağları ve Altay Bozkırlarından başlayıp, Batıda Tuna Nehri ve Karpat Dağlarına, Güneyde Hazar Denizinin kuzeyi, Kafkaslar ve Karadenizin kuzey kıyıları boyunca devam eden, Kuzeyde Baltık Denizine kadar uzanan bölgenin önemi, hiç şüphe yoktur ki İpek Yolunun kuzey kısmını kontrol edebilmesinden kaynaklanmaktadır.İpek Yolunun izlediği güzergah.Bilindiği gibi İpek yolu, Çin den başlayıp İngilterede biten en eski ticaret yoludur. Çin de üretilen ipek ve baharat, Çinin kuzeyindeki bölgelerde üretilen madenler ve değerli taşlar Hindistanda üretilen baharat ve tekstil ürünleri, bu yolun geçtiği diğer ülkelerde üretilen kürk, tahıl, yağ ve şarap, bal gibi diğer ürünlerle birlikte Avrupaya İpek yolu ve buna bağlı ticaret yollarıyla ulaşmaktadır. İpek Yolu, Hazar Denizine geldiğinde iki kola ayrılır.Bir kol Hazar Denizinin güneyinden Ortadoğu ve Arap Yarımadasına, oradan kara ve deniz yoluyla Mısır, Kuzey Afrika ülkeleri, gemilerle Akdenize kıyısı olan Anadolu, Bizans ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşır.İlk başlarda uzun süre bu yol kullanılmıştır. Bugün İpek Yolu denince de akla bu güzergah gelir. Diğer kol ise Hazar Denizinin kuzeyinden Avrasyaya , gemilerle Karadenize kıyısı olan Anadolu kentlerine, Bizansa , Tuna Nehri ve kolları vaıstasıyla Orta Avrupaya, Volga , Don ve Dinyeper nehirleri ve bu nehirlere bağlı su yolları vaıstasıyla Baltık Denizine, oradan da İskandinav ülkelerine , Kuzey Avrupa ülkelerine ve İngiltereye kadar ulaşır.Bu yol daha geç dönemlerde kullanılmaya başlanmıştır. İklimin ve tabiat koşullarının zorluğunun bunda payı fazladır. Avrupanın güney kıyılarının dağlık olması (Pirene , Alpler ve Balkan dağları), Akdeniz yoluyla gelen ticaret mallarının orta ve kuzey Avrupaya geçmesinde önemli engel teşkil etmektedir. Bu nedenle Hazar Denizinin kuzeyinden geçen ve Avrupadaki su yolları ile, Baltık ve Kuzey denizini kullanan ticaret yolu , orta ve kuzey Avrupa ülkeleri için daha fazla önem taşımaktadır.
İpekyolunun Avrupa BölümüHarita, aşağıdaki adreste daha büyük boyutta ve net olarak incelenebilir.
 
 
Tarih, İpek Yolunun kontrolü için yapılan savaşlarla doludur. Bu yolun tümünü bir kavmin kontrol etmesi şüphesiz imkansızdır. Bu yolun değişik bölümleri, değişik dönemlerde, farklı kavimlerce kontrol altında tutulmuştur. Ve bu kontrol ölçüsünde bu kavimler büyümüş ve kontrolü kaybedince de küçülmüş, parçalanmış, yok olmuşlardır. Aynı dönemde, değişik bölümlerini kontrol eden kavimler birbirleri ile işbirliği yapmışlardır.
 
Ticaret ve Yazı.
Eski dönemlerde başlıca dört ekonomik faaliyetten bahsedebiliriz.
-Tarım,
-Hayvancılık,
-Zanaatkarlık ( Demir, tekstil, ahşap, Taş işlemeciliği, vs),
-Ticaret.
Yazı bilmeden ticaret dışındaki faaliyetleri yürütebilirsiniz. Ancak yazı bilmeden ticaret yapamazsınız.
Alınıp verilen malların dökümünden, yapılan ahitleşmelere kadar, yazı, ticaretin her safhasında gerekli olmuştur. Bulunan en eski yazıtların ticaret anlaşmaları olduğu bu gerçeği kanıtlar.
Ticaret yapmak istediğiniz bir toplum, yazıyı bilmiyorsa önce yazıyı öğretmelisiniz.
Dünyanın en eski ve en büyük ticaret yolu kuşkusuz İpek Yoludur .
İpek yolunun Orta Asya bölümü, uzun yıllar değişik Türkçe konuşan kavimlerinin kontrolü altında kalmış ve bizzat ticareti de Türkçe konuşan kavimler yapmıştır.Hun İmparatoru. Atillanın, Roma ve Bizanslılarla, savaş sonrası yaptığı her anlaşmanın değişmez maddesi, Hunlu tüccarlara Roma ve Bizans şehirlerinde imtiyazlı ticaret yapma hakkıdır. (Prof. Şerif Baştav - Büyük Hun Kağanı Atilla- Kültür Bak. Yayını No:2077 Ankara 1998)
Uzun yıllar İpek yolunun Hazar denizinin güneyinden geçen güzergahı kullanılmıştır. Bu güzergahta kullanılan en önemli yazı da şüphesiz Runik diye adlandırılan ve bu yazıdan türetilmiş yazılardır. Kavimler, İpek Yolu vaıstasıyla, malları aldıkları doğularındaki ülkelerden öğrendikleri yazı ve alfabeyi kendi dillerine adapte ederek kullanmışlar kendi alfabelerini oluşturmuşlar, malları sattıkları batılarındaki ülkelere de yazıyı ve alfabeyi öğretmişler. Fenikeli tüccarlar Runik yazının Avrupada yaygınlaşmasında önemli rol oynamışlardır.Malları temin ettikleri doğularındaki toplumlardan öğrenip kendi dillerine uyarladıkları Runik alfabeyi, sırasıyla önce Anadoludaki Likyalılara ve Firigyalılara öğretmişlerdir. Anadoludan İtalyaya geçen Etrüskler, Runik yazıyının Avrupaya yayılmasına neden olmuşlardır. Greek kavimlerinin Anadoluda Firig ve Lidyalılardan öğrendikleri ve kendi dillerine adapte ettikleri Runik yazı Roma İmparatorluğu döneminde latin alfabesi olarak Tarih sahnesine çıkmıştır.Antalya Elmalı timülüsünden çıkan eski Frig yazısında kullanılan Runik semboller ve yazıya bir örnek (Antalya müzesi)Arkaik Grek diye tanımlanan yazıtlarından bazılarında kullanılan Runik semboller ve yazıt örnekleri.( L. H Jeffery, The Local Scripts of Archaic Greece, Oxford 1961-1969) Gerek Eski Frigçe gereksede Arkaik Grekçe olarak sınıflandırılan yazıtlarda, Göktürk yazıtlarındaki gibi kelime ayıracı iki veya üç nokta üst üste şeklinde kullanılmış. Semboller de büyük oranda benzemektedir.Arap yarımadasında yaşıyan kavimler de Runik yazıyı kendi dilleri ne adapte etmişlerdir. Arap yarımadasında bulunan yazıtlarda kullanılan Runik semboller .
Kuzey Afrikada yaşayan Berberi kabileleri (Ticaretle uğraşanları) de bir dönem Runik yazıyı kullanmışlardır.
Hazar Denizi ve Karadenizin Kuzeyinde ise Runik yazıyı ilk kullananlar Orta Asyadan bölgeye gelen İskitlerdir. İskitlerden sonra bölgeye hakim olan kavimler de Runik yazıyı kullanmışlardır. İ.S. 1. yüzyılda Bugünkü İsveçin güneyindeki anayurtları Gotalanddan Karadenizin kuzeyine gelen Gotlar da (Anayurtlarında o dönemde yazıyı bilmiyorlardı) Runik yazıyı İskit ve komşusu oldukları Türkçe konuşan kavimlerden öğrendiler. Ve kendi dillerine adapte edip, kendi yazı sistemlerini oluşturdular. Kırımda egemenlik kuran Got Kralı Hermanarik (Germanarik) Hıristiyan olunca , Hıristiyanlığı kabul etmeyip kendi pagan inancını koruyan bir kısım Got kavmi, (kralları Odinin önderliğinde) anayurtları Gotalanda (İsveç) geri dönerek Viking kralığını kurar. İskandinavyaya Runik yazı da bu vesileyle gelir. Gotlar, Roma ve Bizans ile yakın ilişkilerine rağmen Hıristiyan kavimlerin kullandığı Latin yazısını değil kendileri gibi pagan inancındaki komşu oldukları bir kısmı Türkçe konuşan İskit ve Hun Kavimlerinin kullandıkları şekliyle runik yazıyı alıp kendi dillerine adapte ederler. 10. yy a kadar pagan inançlarını koruyan Nordik toplumlar Runik yazıyı 17. yy a kadar kullanırlar.Özetle İpek yolu, aynı zamanda Runik yazının yayılma yoludur. kuşkusuz Orhun ve Yenisey yazıtlarıdır. Edebi ve sistematik olarak 6.yy da en mükemmel haliyle kullanılan Göktürk Runik yazısı, bugün Türkçe dediğimiz dili kullanan kavimlerin binlerce yıl süren resim- piktogram- tamga aşamalarından geçerek Orhun ve Yeniseydeki seviyesine ulaşmıştır. Orhun –Yenisey Göktürk
Runik yazısından örnekler. 6.yy.Son yapılan arkeolojik kazılar, Runik yazının Orta Asyada binlerce yıldan beri evrimini yaşayıp kullanıldığına dair bize bulgular vermektedir.Türkmenistanda , Anau antik kentinde kazılardan çıkan yaklaşık 4300 (İ.Ö. 2300) yıllık Runik mühür.
Bugünkü Pakistanda, eski yerleşim şehri Harappada bulunan Yaklaşık 5500 yıllık (İ.Ö. 3500) Runik yazı.
 
Uzmanlara göre :5500 yıllık olabilir ... Pakistan kazılarından çıkarılan, bilinen ilk yazılı örnek ..... Çömlek üzerine yazılmış bilinen diğer yazılardan daha eski .... Sümer ve Mezopotamya yazıtlarıyla aynı veya az eski döneme ait olabilir.... Ancak bazı önemli problemler var, bu semboller İndüs dilinde ne anlama geliyor, kimse bilmiyor..... Harrappa (çok önceleri bulunan, Rosetta taşı ) yazıtlarıyla benzerlik göstermiyor ......Bu keşif, yazının orjini konusundaki tartışmalara yeni bir konu ekleyecektir.....Bu yazı, muhtemelen İsadan önce 3500 ile 3100 yılları arasında, en az, Mısır- Mezopotamya ve Harrappa bölgelerindeki kadar, bağımsız gelişmiş bir yazıdır, diyebiliriz. Bu yazı üzerinde, Göktürk alfabesi ve yazı sistemini kullanarak yaptığım okuma denemesi ; (Kök) alan, anlamı; Gökten ineni alan, yani kuş satın alan dır. Muhtemelen Türkçe bilmeyen ve kuş alım satımıyla uğraşan bir Harappalı tüccar tarafından, kendini Türk toplumlarında tanıtmak amacıyla, Türkçe bilen birine yaptırılmış olabilir. Türk toplumlarıyla karşılaştığında bu yazıyı gösterdiğinde, kendisini Kuş pazarına veya satıcılarına götürüyorlardı herhalde.Gök veya Kök kelimesindeki sembol K nın simetrisi de olabilir. Bu durumda ortaya kuş şeklinde bir piktogram çıkar ki, bu da okuma bilmese bile kişinin kuş aradığını karşıdakinin anlamasına yardımcı olur. Bugün hala Pakistan ve Afganistanın kuzeyi ile Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan da, av için, Doğan, Atmaca, Şahin, Kartal gibi vahşi hayvanlar evcilleştirilmekte, bu hayvanlara Arap şeyhleri oldukça yüksek meblağlar ödemektedirler. Harappa da bu bölgeye çok yakın, eski bir ticaret şehridir. Ayrıca eski Çin kaynaklarında bazı Türk kabilelerinin papağan besledikleri belirtilmektedir. Runik yazıyı kullanan tüm diğer kavimler, alfabelerinde sembolleri seslerle eşleştirirken, Göktürk yazıtlarında görüldüğü gibi, sembollerin hecelerle eşleştirilmesinin yanı sıra, sembollerin, piktogram ve damgalara uygun seçilmesi de - (e)B =ev, (a)T= at, (o)K=ok vs. - runik yazının mucidinin, bugün türkçe dediğimiz dili kullanan kavimler olduğunu bize işaret etmektedir. Göktürklerden sonra Türkler gene Runik yazının geliştirilmesi sonucu oluşmuş olan Sogd ve Uygur alfabelerini yaygın şekilde kullanmışlardır.
Aşguzai - İskit – Scyth – Saka
İskitlerle ilgili Bizans ve Arap yazarların eserleri, ve Arkeolojik buluntular bize oldukça detaylı bilgiler vermektedir. Karadenizin kuzey kıyılarından başlayarak Avrasyayı, MÖ- 7.yy ile 4.yy arasında kontrolleri altında tutan bu halkın kökeni (orijini) hakkında bilim dünyasında çelişkili tespitler yapılmaktadır.Çoğunlukla bu kavimin orijini İrani (indo-europan) kabul edilmektedir. Bir kısım bilim adamı da bu kavmin Turani olduğunu kabul etmektedir. Bu kavmin İrani (Aryan) olarak kabul edilmesinin temel nedeni, Ermeni ve Süryani kayıtlarinda geçen birkaç kelimenin, indo-europa kökenli olmasıdır.Hem Tarihi kaynaklar, hem arkeolojik buluntular, hem de son yıllarda yapılan runik yazı çalışmaları, bize İskitlerin Turani bir kavim ve Altay orijinli olduğunu ispatlar.1970 yılında bulunan Esik kurganından çıkan İskit içki kupasındaki runik yazının Prof. Musabayev (Kazakistan Bilimler Akademisi) tarafından Türkçe olarak okunması, ve diğer runik yazı uzmanlarınca yapılan çalışmalar için aşağıdaki adres incelenebilir.İskitlerin dillerinde bazı indo-europan kelimelerin olması olağandır. Tarihi kaynaklar bize İskitlerin, MÖ 7. Yy da Avrasyadan çıkıp Pers ve Medler ile savaşarak onları yendiği Mısıra kadar bu ülkelerde 28 yıl hüküm sürdüğünü söylemektedir. (Herodot 1. kitap). Daha sonra Perslerin isyan edip İskitleri yurtları olan Avrasyaya geri dönmeğe mecbur bıraktıklarını görmekteyiz. Daha sonraları ise, Pers kralı Daryusun (Dareios) İskitlerle savaşmak ve bu 28 yılın öcünü almak için İstanbul boğazını geçerek İskitlere saldırdığını görüyoruz.

Herodot tan öğrendiğimize göre İskit denilen halklar üç farklı yaşama şekli gösteren kabilelerden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi Çiftçi İskitler : Bunlar yerleşik düzende çiftçilik yapmaktadırlar. İkinci gurup Göçebe İskitlerdir. Bunlar daha çok hayvancılık yapan, at , inek ve koyun sürüleri ile göçebe yaşam süren İskitlerdir.Üçüncü ve son gurup ise Şahane (Royal) İskitlerdir. Şahane İskitler diğer İskitleri köleleri gibi görürler. Savaşçıdırlar. İskitlerin en kalabalık ve yiğit olanlarıdır.Bu üç farklı İskit guruplarının da farklı coğrafyalarda olduğunu göz önüne almalıyız. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, İskitleri homojen bir halk olarak almak yanlıştır. Benzer giyim, inanç , dil vs. gibi kültürel anlamda ortak özellikler gösteren farklı klan ve boyların hakim unsur olarak Şahane İskitler tarafından yönetildiği bir devlet yapısı olarak ele almak bizce daha doğrudur.Herodot da anlatılan İskitlere ait kültürel öğelerin de, hakim unsur olan Şahane İskitlere ait olduğunu düşünmek yanlış olmaz.Herodot da İskitlerin orijini hakkında Greek ve bazı İskitler arasındaki söylenceler anlatıldıktan sonra, Herodot un da bizzat Ben de bunu –bu görüşü – tutuyorum dediği görüşe göre İskitler Asyada yerleşikken Masagetlerle yaptıkları savaşta yenilip Aras (Araxes) nehrini geçerek Kimmerlerin ülkesine gelirler. Ve Kimmerlerin boşaltıp kaçtığı bu bölgeyi yurt tutarlar. Masagetlerin, Med (Pers) kralı Kyrusla yaptığı savaşı birinci kitabında detaylı olarak anlatan Herodotun İskitleri İrani veyahut Pers olarak tanıtmaması, Asyadan geldikleri fikrini savunması , Massagetlerin İskitlerle benzer kültürel özellikler taşıdığı ve İskit soyundan olduğunu söyleyenler vardır demesi, Massagetlerin Hazar denizininin kuzey doğusunda yaşadıkları yani Ural dağlarının güney eteklerinde bulundukları göz önüne alırsak, İskitlerin de bir Turani kavim olmasının, İrani bir kavim olmasından daha güçlü bir olasılık olduğunu görürüz.Kültürel öğelere gelince;.Herodot, 4. Kitabının başında, İskitlerin kısrak sütünden bir tür içki elde ettiklerini, ince detaylarına kadar anlatmaktadır. Bu içkiye Türkler Kımız derler. Bugün de Orta Asyada pek çok Türk toplulukları hala bu içkiyi yapar ve kullanırlar. Çin kaynakları da Kımız olarak adlandırılan bu içkinin sadece Türk kavimlerine has bir içki olduğunu söylerler. Bu güne kadar Türklerden ve yakın akrabaları olan Moğollardan başka bu içkiyi kullanan başka bir kavmin olduğu hiçbir kaynakta yoktur. Sadece Kımız içmeleri bile onların Turani bir kavim olduğunu ispatlamaya yeter.Diğer kültürel öğelere gelince (Herodot 4. Kitap ),gibi, kurban edilecek hayvanı iple boğarak, kan dökmeden öldürürler.Çin kaynaklarında da Türk toplumlarının domuz beslemediği özellikle ayırt edici özellik olarak belirtilir.Diğer Türklerde de olduğu gibi en nefret ettikleri düşmanlarının kafataslarından içki kadehi yaparlar.de görüldüğü gibi halkı saçlarını kesip, yüz ve vücutlarında yaralar açarlar. Mezarına eşlerinden birisi, hizmetçileri ve atları, boğularak konur. Kralın sağlığında kullandığı eşyaları (Silahları), içki kupaları ile beraber mezara konur. Mezar dikdörtgen şeklinde kazılmış toprağa mızraklar çepeçevre yere saplanır ve üzeri sazlarla örtülür. Bir tür oda oluşturulur. Daha sonra mezarın üstü toprakla kapatılıp, üzerinde bir tepe oluşturulacak şekilde toprak ve taş yığılır. Ölümün 1. Yılında gene kralın atları ve adamları boğularak kurban edilir, kurban edilen atların içlerine saman doldurulup, mezar çevresindeki kazıklara takılır. Bu mezarlarla ilgili Herodotun yazdıkları ile Pazırık gibi diğer kurganında yapılan arkeolojik çalışmalar birbirini desteklemektedir. Yapılan Arkeolojik kazılarda, İskit mezarlarında silahları ile gömülmüş kadın savaşçılar da bulunmuştur. Bu durum da diğer Türk toplumlarında çok sık rastlanan bir durumdur. Türk toplumlarında da kadının statüsü yüksektir. Çoğu zaman erkekleri ile beraber silah kuşanıp savaşa gitme sık görülen bir durumdur.İskit kurganlarında bol miktarda geyik ve kartal motifli eşyalar bulunmuştur. Geyik ve kartal, Altay ve Türk mitolojisinde oldukça fazla yer alan, çok önemli iki hayvandır. Greek ve Bizans kaynaklarında geçen İskitlere ait isimlerle ve İskit diline ait olduğu kabul gören kelimelerin orijini çalışmalarıyla ilgili olarak aşağıdaki adresler incelenebilir.
Günümüz bilim adamlarında çok sık rastlanan bir yanlışa da burada değinmek istiyoruz.Yaygın olan yanlış görüş şudur: Greek ve Bizans kaynaklarında Karadenizin kuzeyindeki bütün barbar kavimlere İskit denmektedir. Buna Hunlar da dahildirKaynaklar bize bunun böyle olmadığını göstermektedir.Herodot da Androphak lar , Taurisler, Agathirisler, Sauromatlar, Gelonlar, Melankhlenoslar ve Budinler İskitlerden ayrı kavimler olarak belirtilmişlerdir.Herodot; Androphak lar İskitler gibi giyinirler ama dilleri ayrıdır , Melankhlenoslar siyah elbise giyerler ama İskitlerin geleneklerine uyarlar., Gelonların dili Greek ve İskitçe karışımı bir dildir demiştir.Bu yanlış anlayışın nedeni bizce şudur;İskitler devlet olarak tarih sahnesinden çekilmişler ancak İskitleri oluşturan halklar, giyim, inanç, dil ve yazı gibi kültürel özelliklerini koruyarak ya başka isimler altında yeni devletler kurmuşlar , ya başka kavimlerle birleşip yeni bir kavim oluşturmuşlar ya da diğer devletlerin içinde yaşamlarını devam ettirmiş veya asimile olmuşlar.Yani Bizans kaynakları, İskitlerin mirasçısı olan, İskitler gibi konuşan, giyinen, yazan, yaşayan , inançlara sahip olan kavimlere de genel olarak İskit demişlerdir. Eski Arap tarihçi ve seyyahların Slavlara Sakalibe demeleri gibi.Konumuzla ilgili olması sebebiyle burada belirtmek lüzumunu hissettiğimiz bir konu da M.S. 568 yılında Bizansa gelen Göktürk elçilerinin getirdiği mektubun, Bizanslılar tarafından İskit Harfleri ile yazılmış mektup olarak anılması, İskitlerin, Hunlar ve Göktürkler gibi runik yazıyı kullanmalarından ileri gelmektedir.Orhun ve Yeniseyde bulunan, edebi olarak en üst aşamasına gelmiş Runik Türk yazısının, o günkü koşullarda evriminin en az 10 YY da oluşacağı göz önünde tutulursa, Runik Türk yazısının ilk ortaya çıkışını M Ö 6. YY ve İskitlere uzanması şaşırtıcı değildir. İskitlerle ilgili bazı eski Greek seramiklerinde yer alan resimlerde İskitlerin giyimleri hakkında bilgi edinmemiz mümkündür. Aşağıdaki adres ve devamındaki sayfalarda bu seramikler hakkında daha fazla bilgi ve resim vardır.
  
 
Bu resimlerden de anlaşılacağı gibi, İskitler, kürk parçalarının birleştirilmesinden oluşan giysiler giymektedirler.Göze çarpan iki farklı karakteristik olgu daha vardır. Pantolon ve başlıklar.Eski Çin kaynaklarında da belirtildiği gibi, pantolon, Türk boylarının ayırt edici özelliğidir.Başlıklar ise deri veya keçeden yapılma olup bugün benzerleri hala Altaylarda kullanılmaktadır.
 
 
      
Kürk elbisesi ile Bir İskit savaşçısı.
Greek Vazosu
MÖ. 500 Aynı dönem Greek Tabağında İskit ve Greek savaşçısı. Kürkten elbise ve pantolon giyen İskit okçusu. MÖ.500 Greek Tabağı. Altayda Kürkten elbisesi ve metal aksesuarlarla süslenmiş başlığı ile bir Şaman. MS 2000
 
 
 
Sarmatlar – Sauromatae
 
 
Herodot ve Hipokrat eserlerinde Sarmatlar için İskitlerin bir kabilesi olduğunu söylemektedirler. Herodot da Sarmatların orijini konusunda anlatılan hikaye ise özetle şöyledir: Kadın savaşçılar (Amazonlar) esir olarak bulundukları gemiyi ele geçirip, Azak Denizi (Maiotis) kıyılarına gelirler. Ve burada İskitlere komşu olarak yaşarlar. İskitler bir gurup bekar genci Amazonların yakınına gönderirler. Bir müddet sonra Amazonlarla evlenen bu gençler Sarmatları oluşturur.Sarmat kurganlarında bulunan materyallerden de anlaşıldığı gibi, İskitlerle birçok benzer özellik gösteren Sarmatlarda savaşçı kadın mezarı daha çoktur. Bunun yanı sıra, İskitlerden daha sönük bir ekonomik ve kültürel yaşama sahip olduklarını görmekteyiz.Herodotun ; İskit dilinin bozuk bir şeklini kullanırlar dediği bu halk MÖ 6-4. Yy. arasında bölgede egemen olmuşlar. MÖ 3.Yy da Ural dağlarının güney eteklerinde yaşayan bazı kavimlerin güneye inip bu bölgeye gelmeleriyle birlikte Aorsi, Roksolan, Alan (As), Yazıg(Asi) beyliklerini kurduklarını ve bunların oluşturduğu konfederasyon devletin tüm İskit ülkesine egemen olduğunu görmekteyiz. MS 3. Yy. da Got kavimlerinin, İskandinavyadan Baltık Denizinin güneyine inip, Kuzey Karadeniz kıyılarına ve Kırıma kadar gelmeleri ile Sarmatlar, etki alanlarının büyük bir kısmını kaybetmişlerdir.MS 375 te Hunlar tarafından tarih sahnesinden silinmişlerdir.Büyük çoğunluğu Hunların egemenliğine giren Sarmatların bir kısmı Gotların , bir kısmı da Romalıların koruması ve egemenliği altına girmişlerdir.Greek Yazarı Priskos, ve Jordanesin eserlerinde, Atillanın Roma İmp. sığınan bu kavimlerin, kendine verilmesini isterken bu kavimlere genel olarak İskit kavimleri demesi, Sarmatların , İskitlerin kültürel devamı ve mirasçısı olmalarındandır.
 
 
Ana yurtları İsveçin güneyi (Götaland) olan bu kavimler, MÖ 1. Y.Y. da Baltık denizini geçerek, güneye Wisla kıyılarına gelirler. Zamanla Karadeniz kıyılarına kadar ulaşan Gotlar, Sarmatların hakimiyet alanlarını daraltırlar. MS 3.yüzyıla gelindiğinde Gotların, Karadenizin kuzey kıyılarında tamamen hakimiyet kurduklarını görürüz. Kırımın tamamen Gotların egemenliği altına girdiği görülür.Gotların, Karadenizin kuzeyindeki hakimiyet kurdukları dönemde, (İ.S.200-350), Ural Dağlarıyla Hazar Denizi arasındaki bozkırlarda, daha sonra Avrupa Hunları diye adlandırılacak Orta Asya dan çeşitli nedenlerle göceden kabilelerin biriktiğini görmekteyiz.Gotlar Karadenizin kuzeyine yerleştikleri bu dönemde otokton yerli halklarla (Slav-Sakalibe gibi) , İskit ve Sarmatların bakiyeleri ile ve sonradan da bozkırdaki Turani Hun kavimleriyle kaynaşmıştır Kırımda Hermanarik (Germanarik) in krallığı altında Karadeniz üzerindeki ticareti kontrollerine alan Gotlar Bizans ile hem ticari hem de askeri ilişkilerini geliştirirler. Hazar Denizinin Kuzeyinden Bizans ve Avrupaya giden ipek yolunu kontrolleri altına alırlar. Masagetlerle birlikte İran ordularına karşı savaşırlar. Gotlarla ilgili ve Hunlarla ilişkisini anlatan en geniş kaynak, Jordanes in Getica isimli eseridir. 
 

Bizans, o donemde Runik- Firig ve Likya yazısından geliştirilmiş olan Latin- Greek alfabesini kullanmaktadırlar.Buna rağmen Gotlar, Hıristiyan Bizansın kullandığı latin alfabesi yerine kendileri gibi pagan-şaman inancındaki otokton halkın (İskit Sarmat bakiyeleri ) ve doğu komşusu bozkırdaki Turani kavimlerin kullandığı Runik alfabeyi kullanarak kendi dillerine uygun şekilde, soldan sağa yazılan Runik alfabeyi, geliştirip kullanmaya başlarlar. Bu yazı İskandinavyada 17. yy a kadar kullanılmıştır. Latin alfabesine o dönemden sonra geçilmiştir.Bizans ile girilen ilişkiler sırasında Kral Hermanarik Hıristiyan olur. Got kabilelerine de Hıristiyan olmaları için baskı uygular. Bir kısım Got kabilesi pagan inancını korur. Bunlardan bir kısmı kuzeye ana yurtları İskandinavyaya (Gotaland) geri göçerken bir kısmı da benzer pagan-şaman inancına sahip olan bozkırdaki Hun kabilelerine katılırlar.Bu durum Got-Germen mitolojisinde Hunların menşei konusunda şöyle hikaye edilir; Hermanarik Hıristiyan olunca büyücü Got kadınlarını (pagan-şaman) bozkıra sürer. Bozkırda bu kadınlar kötü ruhlar ve cinlerle birleşirler. Hunlar işte bunların çocuklarıdır.Mitolojiye bu şekilde yansıyan olayın aslı , Hunlar Avrupa içlerine 350 yılından sonra yaptığı akınlarda Hun ordusunda pagan Got kabileler, komutanlar ve askerlerin olmasından da (Fransa yakınlarındaki Katalonya savaşında Hun ordusunda çoğunluk Got asker ve komutanlardır.) anlaşılacağı gibi, Hıristiyan olmayı reddeden Got kavimlerin benzer inanca sahip Hun imparatorluğu içinde yer almalarıdır. Bu kabilelerden bir kısmı Hunlar içinde asimile olmuş dillerini kültürlerini kaybetmiş, bir kısmı Orta Asya orijinli kavimlerle kaynaşmış, bir kısmı ise kültür ve dillerini belli bir müddet korumuşlardır. Bu mitolojik anlatımdan, bazı Got kavimlerinin Turani Hun kavimlerle karışıp melez kavimler-kültürler oluşturduğunu düşünmek ve bugün Kafkaslardaki toplumları oluşturan farklı anatomik-kültürel yapıya (indo europan dil konuşan) sahip toplumları anlamak, Gotik mimari tarzın bazı kafkas toplumların kültürüne nereden geldiğini de anlamak belki mümkün olur.Tersine bir durumda söz konusudur. Yani merkezi Hun otoritesine çeşitli nedenlerle baş kaldırmış, isyan etmiş Hun birliği içindeki bazı kabileler de Gotlara katılmış, Hunların Avrupa içlerine yaptıkları akınlarda Hunlara karşı Gotlarla birlikte savaşmışlardır. Vizigot ordularında cok sayıda Hun asker ve komutan olduğu Tarihi kaynaklarda yazar. Tabi bu kabilelerin bir kısmı Hıristiyan olmuş, ve asimile olmuşlar bir kısmı Got kavimleriyle kaynaşarak melez kültürleri oluşturmuş, bir kısmı da benliklerini uzun müddet korumuşlar sonra yok olmuşlardır. Gözden kaçan en önemli nokta Hunların İmparatorluk (imparatoluk kavramını yeni bir kavram olarak kabul edersek) diğer anlamda kabile konfederasyonları şeklinde olduklarıdır. Bu tip devlet örgütlenmeleri Krallık gibi tek bir etnik topluluğun hükümranlığı değillerdir. Dolayısıyla pek çok etnik unsur da hem tebaa hem de yönetici konumundadır. Dahası imparatorluğun merkezi yapısında farklı etnik kökenlerden gelen şahısların olması ve birden fazla dilin konuşulup kabul görmesi normaldir. Hunların içindeki pekçok kavme Jordanes de İskit kavimleri denmesinin nedeni Hun ve İskit devletlerinde merkezi yönetimde bulunan kavimin Runik yazı da dahil benzer kültürel ögeler taşımasıdır. Hunların merkezi yönetici kavminin Türk dili konuştuğu (dolayısıyla da Türk etnik kökenli olduğu) birçok batılı bilim adamınca da kabul görür. (Denis Sinor,Erken İç Asya Tarihi, -Early Inner Asia -Oxford Yayınları S 277)Hunların Avrupaya doğru harekete geçmesi ile Hun İmparatoru Atilla, önce Hermanarik in Kırımda kurduğu kırallığı egemenliği altına almış, ve kendisine bağlı olan Hunimundu (Hun ağızlı- Hun gibi konuşan) Gotlara kral yapmıştı.Sonuçta biliyoruz ki Hunlar bütün direnmelere rağmen Avrupayı büyük ölçüde kontrol altına almış Bizans ve Batı Roma İmparatorluğunu haraca bağlamış Alplerin kuzeyinde kalan Tüm Avrupayı da kontrolleri altına almışlardır.
Bu hakimiyet sahası, bilim adamlarının da çizdiği gibi bugünkü Almanya Danimarka ve Gotların ana yurdu olan İsveçin güneyindeki Gotaland ı da içerisine alır. (Türk Dünyası Kültür Atlası Sayfa 94-95 deki Harita. T.K.H.V. yayınları.)Hunlar tarih sahnesinden çekilince Avrupanın bu günkü coğrafyası kabaca şekillenmiş olmaktadır.Bugünkü Avrupada bulunan Alman İngiliz Fransızlar başta olmak üzere pek çok devletin önemli etnik unsurunu oluşturan Keltler, Saksonlar, Franklar, Germanlar, Vikingler, Macarlar Gotların ve Hunların bakiyeleridir. Gotik kavimlerle beraber hareket edip Hunların önünden kaçan Turani Hun kavimleri de zaman içinde asimile olup yok oldular. (Macarlar belki de bunların bakiyeleridir.)
 
Vikingler
 
Bu konuda batılı bilim adamlarınca en güvenilir ve de kabul edilebilir kaynak, 1179 - 1241 yıllarda yaşamış İzlandalı tarih ve destan yazarı, devlet adamı Snorri Sturlasonun Heimskringla isimli eseridir. Bu eserin The Ynglinga Saga isimli bölümünde tanrı- kral Odin hakkında konumuzla ilgili bölümler şöyledir: 
 

Asyadaki Don (Tanaquisl) Nehrinin doğusundaki ülkeye Asaland veya Asaheim (As-a ülkesi) denir. Bu ülkenin başkentine de Asgaard ( Asların surlu-guard,korumalı- şehri) denir. Bu şehrin Kralı (chief ) Odin idi. (2. bölüm)..... Odinin büyük topraklara sahip olduğu dağın güney yamacı Türk ülkesine (Turkland) uzak değildi. (5.bölüm) Odinin Don ile İdil nehirleri arasında bulunan, kendini As diye niteleyen halkın yaşadığı ülkenin başkentinde Kral veya şef olduğunu ve ülkesinin Türklerle komşu olduğunu açık bir şekilde görmekteyiz.Tarihi bilgiler ve adı gecen eserdeki diğer bilgilerin ışığında Odinin, M.S. 3. yy da Karadenizin kuzeyine gelen Gotlardan olduğu, Don ve İdil nehirleri arasına hakim olan Got kabilesinin lideri olduğunu, Germanarik in Hıristiyan olması sonrasında yaşanan süreçte pagan inancını koruyarak ana yurdu olan İskandinavyaya (Gotaland) Avrupaya Hun akınları başlamadan, kabilesiyle geri döndüğü ve İskandinavyada Viking krallığını kurduğu anlaşılmaktadır. Vikinglerin 9.yy sonuna kadar pagan inancını korudukları bilinmektedir (İbni Fadlan-Fazlan, Seyahatname) Odin İskandinavlara okuma yazmayı (Runik alfabeyi) öğretmiştir. Odin öncesi İskandinavyada yazı yoktur. Odin öncesinde İskandinav takviminde bir yıl on ay dır. Odin buna iki ay daha ilave etmiştir. (Muhtemelen Türklerin 12 aylı takviminden esinlenmiştir) Odinin aynı zamanda sihirli-büyülü (Magic) güçleri vardır. Ülkesine düşmanlar yaklaşınca büyük fırtınalar yaratır yağmur ve kar yağdırarak düşmanların geri dönmesini sağlar. Ülkesini bu şekilde korur. (Aynen Türklerde de gördüğümüz yada taşı olayında olduğu gibi) Odinin sarayının kapılarını bozkurtlar korur. Bozkurt İskandinav toplumlarınca da önemli bir semboldür. Mitolojik bir ifade olan bu olguyu, Odinin kraliyet muhafız birliğinin Turani- Türk askerlerden kurulu olabileceği şeklinde yorumlamak ister istemez bize tarihte pek çok kralın muhafız birliklerini Türklerden seçmiş olduğunu anımsatır. İskandinav mitolojisinde Odinin iki tane kuzgunu (Bir cins karga- Raven) vardırdır. Bunlar konuşabilmekte ve sabahları ucup akşamları Odinin omuzlarına konarak ona tanrılardan (muhtemelen civardaki ülkelerin krallarının neler yaptığından) haberler anlatırlar. Aynen Uygurların kralı Buku Teginin (Büyü prensi ?) üç kargası gibi (Cuveyni, Tarih-i Cihan Güşa, S.104 Kültür B. yay. No:2253 ,1988 Ankara) Bu benzer motifler sadece Odin ile sınırlı değildir.İskandinav mitolojisinde de kutsal hayat-yaşam ağacı vardır . Yggdrasil (Yigaç asil? ) denen bu ağaçın üzerinde 9 şehir vardır. (Türk mitolojisindeki Kutsal ağaçta 9 dal vardır) Bu şehirlerin 4 ü ağacın dallarında (yukarısında) 4 ü köklerinde biri de gövdesindedir (İnsanlar bu gövdedeki şehirde yaşarlar. Yukarıda iyi-olumlu tanrıların şehirleri, köklerinde ise kötü- olumsuz tanrıların şehirleri vardır. Aynen Türklerde şamanların bu ağacı kullanarak gök tanrılara veya yersu-yeraltı tanrılarına ulaşması motifinde olduğu gibi) İskandinav otokton halklarından Samiler de uzun süre şaman pagan inançlarını korudular.Bir Sami şaman ayini . http:--www.ub.uit.no-northernlights-eng-myths09.htm İskandinav mitolojisinde Odin in keçisi vardır. Acıkınca bu keçiyi yer. ancak kemiklerini korur. Ertesi gün keçi kemiklerinden tekrar canlanır. Yaşamın veya tekrardan yaşamın kemiklerden olacağına inanç ve kemiklere zarar vermeme inancı Türk toplumlarında da mevcuttur. Öyle ki büyük düşmanların kemikleri de yok edilir.Bütün bunların yanısıra giyim ölü gömme ve dini ritüeller konusunda da pekçok benzer yanlarda mevcuttur. İsveçte Stokolm yakınındaki Birka antik şehrinde yapılan kazılarda bulunan mezarlar Altaylarda bulunanların benzeridir. Açılan bir mezarda, ölen kişi giysileriyle, silahlarıyla, yiyecek ve içecek kaplarıyla muhtemelen oturur vaziyette ve iki kurban edilmiş at ve at arabası tekerleriyle birlikte bulunmuştur. Civarda açılmadan korunan daha pek çok benzer mezar vardır. 
 

Odinin bugünkü Ukraynada yaşayan ve kendine As denen toplumun kıralı olduğuna yukarda değinmiştik.Asgrad Asların surlu şehri anlamında (Belgrad gibi grad= guard= koruma.) Peki bu As toplumu nedir ve geçmişte ve bugün bu kimliği kullanan toplumlar anılan bölgede (Don-İdil civarı) varmı .?AS kavramının geçtiği - vurgulandığı- bazı kelimeler şunlardır. (S harfi rahatlıkla Z olarak da kullanılabilinir)As = Tarihte Sarmatları(Alanları) oluşturan kavimlerden biri
As= Bugün kafkaslarda yaşayan Karaçay Türklerinin, Osetlerin, kendilerini tanımladıkları kavim ismiAset = Oset - Osetya halkı.Askit= İskitler-Sakalar
Askuzai = Asur belgelerinde İskitlere verilen isim (Kuzey As halkı )Asur = Anadoluda kurulan devlet ( Ur şehir anlamında kullanıldığı düşünülürse As Şehri)Azak = Kırımın doğusundaki deniz (Asov) . (As halkının Ak - kutsal süt- denizi) (Akgöl Akdeniz gibi Altay mitolojisinde kutsal süt denizi)Azer = Azerbaycan halkının ismi ( As eri -askeri-erkeği)Astrakhan = Hazar denizinin kuzeyindeki tarihi ticaret şehri ( As tarkan-tarhan as komutanı ??)Hakas = Altaylarda yaşayan kendilerine Saka(İskit) da diyen Türkler. (Hak sonradan alınmış, doğru- güvenilir- gerçek anlamında bir ek olabilirmi ?)Ok (Q) eski Türklerde kavim anlamında da kullanıldığı (on ok- üç ok vs) düşünülürse;Kaf_q_as = Kafkas (kaf-ok-as) Kaf dağı as halkı. (kaf= Türk mitolojisindeki kutsal dağ).Q_as_er = ) Khazar-Hazar -Karayim, Türkleri. (Ok- as- er ) .Q_as_aq = Kazaklar (ok- as- ak – Soylu as kavmi. Ak budun - kara budun da olduğu gibi Ak soylu asil anlamında.) .Ab_as = Abazya halkı ( kutsal As lar . Ab ulu- Kutsal anlamında ).Asena= Türk mitolojisinde ki dişi kurt, Türk devlet geleneğinde Hakan soyu.As ana = Altay mitolojisindeki Tanrı Umay ın diğer adı (Hakaslar Umaya As kız da derler)...Askil= Batı Göktürk imp. da önemli bir kavim ve kralının adı.As_paruh = Volga Bulgar devletinin kurucusu Türk prensi.Asya = As ülkesi (Romanya, Finlandiya gibi) Kıtanın adı.As ortak bir inanç kimliği olarak (Şaman-pagan ), uzun süre bölgede yaşayan halklar tarafından, ırk farkı gözetilmeden kullanılmış bir üst kimlik (İnanç kimliği) olmuş kanısındayım.İskandinavyada Runik Yazı;İskandinavyada bulunan Runik yazılar genelde 2 kategoride ele alınır. Birinci kategoridekilere 24 sembollü eski Oldest Runik yazı denir. İkinci kategoridekilere 16 sembollü Viking çağıViking Age runik yazısı denir. Yani iki farklı alfabe ve yazı söz konusudur. 
 
 
Futhark diye de adlandırılan 3500 civarında yazılı kaya vardır . Bunlardan çok azı (%10) civarında Eski kategoriye girmektedir. Viking çağı yazıtları yani 16 sembollü alfabeyle yazılanlar soldan sağa doğru mükemmel bir şekilde Nordik dilde okunmakta ve bu yazının 17. yy la kadar İskandinavyada kullanılmakta olduğu bilinmektedir. En belirgin farklardan biride eski (24 sembollü ) denen yazıların sağdan sola yazılmış olmasıdır. Eskilere Tanrı Odin zamanından kalma büyü yazısı denmektedir. Çünkü bunların İskandinav dillerinde okunması mümkün olmamıştır. İskandinav dillerinde okuma çalışmaları yapılmışsa da kabul görmemiştir. Okunamadığı için bu yazıtlara mistik bir anlam yüklenmiş, bu yazıların büyü amacıyla yazıldığı düşünülmüştür. Rün kelimesinin İskandinav dilinde esas anlamı da büyü yazısı demektir. İskandinavya-ve Almanyada bulunan taşınabilir ev eşyalarında (kap-kacak, tarak kandil vs.) bulunan runik yazılardan bazısının üzerindeki yazılar İskandinav dilleri ile okunamayınca Türk Runik alfabesiyle başarılı okuma çalışmaları yapılmış, ancak bunların ticaretle buraya geldiği düşünülmüştür. Orhun yazıtları ilk bulunduğunda bilim dünyası yaklaşık 100 yıl bu yazıtların Orta Asyaya giden Vikingler tarafından yazıldığına inanmış, Thomsen tarafından bu yazıtlar Türkçe okununca bu sefer her iki yazının birbiriyle ilişkisinin olmadığı düşünülmüş ve savunulmuş.Tarihi ve yukarıda saydığım diğer bulgulardan da anlaşılacağı gibi her iki toplum da Avrasyada tarihin bir döneminde bir arada olmuşlar. Birbirlerinden etkilenmişler ve birbirlerine karışmışlar. İskandinavlar Hıristiyanlığı uzun yıllar kabul etmemiş pagan inançlarını korumuşlar ve yazı olarak da Hıristiyan Bizansın çok daha önceden alınıp geliştirilmiş bir tür Runik yazı ve alfabe olan Greek-Latin alfabesini değil şaman İskit bakiyeleri ve Hunların Runik yazısını alarak kendilerine 16 sembollü alfabe yapıp kullanmışlar. İskandinavyada bulunan 24 harfli denen (aslında 24 ten fazla sembol mevcut ) az sayıdaki yazıtların da Hun merkezi otoritesine baş kaldırıp Gotlara katılan veya Hun hakimiyet alanı olan İskandinavya da yerleştirilmiş ve belki de Hun İmparatorluğu yıkıldıktan sonra oraya göçen, bugün Türkçe dediğimiz dilin belki de unutulmuş, yok olmuş bir kolunu kullanan kabilelere ait olması hiç de düşük bir olasılık değildir.Bu bölgelerde bu kabilelerin özellikle de Hıristiyanlık yaygınlaşınca zamanla asimile olup yok olması da kaçınılmazdır.Bizi ilgilendiren 24 sembollü Futhark yada Oldest Runik  denen yazıtlardır. Prof. Jansson un anılan eserinde (Sayfa 13) bu alfabe şu şekilde ses değerlendirilmesine tabi tutulmuştur.
Bu semboller Kylever Taşı olarak bilinen yazıttan alınmıştır. Hiçbir sembolün 2 defa tekrarlanmamasından yola çıkarak, Alfabe olarak değerlendirilmiştir. Soldan sağa ilk altı sembolden yola çıkarak da Futhark alfabesi denmiştir. Taşın asıl resmi aşağıdadır. Resimden de açıkça görüldüğü gibi, kaya üzerindeki yazı sağdan sola ve aşağıdan yukarıya yazılmıştır. Yazıda 24 sembolden sonra 5 sembol daha vardır ve yazının (sağdan sola yer olmadığı için ) devamıdır. Bu beş sembolde bulunan sembollerden bazısı yazı içinde tekrarlamaktadır.İlk 24 sembolü 1994 de kayanın elime geçen resmini esas alarak , Göktürk alfabesi ve okuma sistemiyle yaptığım okuma çalışması şöyledir. 23. Sembol Tonyukuk yazıtlarında aynen Futhark alfabesindeki gibi mevcuttur. Anlam olarak Baş şeklinde kullanılmıştır. İki harf birleşmiş ve bir kelimeyi oluşturmuştur.İki harfin birleşip anlamlı bir kelime oluşturması 13. sembolde de görülür. Öt kelimesi ötmek = konuşmak anlamındadır.Ayrıca sembolün ağız şeklini alması da dikkat çekicidir. Göktürkçenin okuma kurallarına uygun olarak,sağdan sola okuyalım. bilke ış inydi ök oknça öt akisn goydo pu kosütüg
bilke :  bilge, bilgi sahibi ulu kişi (mutlak akıl-mutlak bilinç)
ış :  Işık (bilge ışığı = bilgi veren ışık, melek - tanrı elçisi )
inydi :  İndi (gökten indi)
ök :  bizzat kendisi ,
okunça :  ok unun ucuyla (silahının ucundan çıkan .... ile )
öt :  ötmek konuşmak
akisn :  ağızın ( öt akisn = ağzından çıkan sözleri )
goydo :  oydu – koydu
pu :  Bu
kosütüg :  ok sütun (dik sütun- dik taşa)
Günümüz Türkçesi ile okuyalım.
Bilge ışığı indi bizzat kendisi okunun ucuyla ağzından çıkan sözleri oydu bu dik taşa ........24.,23.,22. sembolleri, sağdan sola okununca (İskandinav dilinde), ortaya çıkan kelime O d ng, bizce Viking tanrısı Odin kelimesinin çıkış noktasıdır. Biz bu üç sembolü Türkçe, Bilge ışığı (tanrı elçisi -ışık veren kutsal kişi ) olarak okumaktayız. Son 5 sembolün bulunduğu resim elime sonradan geçmiştir. Ve aynı yöntemle okunduğunda : Orte dıtenc diye okunmakta Bu günkü Türkçede Orta(sını) oyarak – oyan-diden anlamındadır .Dolayısıyla, eski okumamla birlikte cümleyi ele alırsak; bilke ış inydi ök oknça öt akisn goydo pu ko sütüg orte dıdenc ile Bilge ışığı indi bizzat kendisi okunun ucuyla ağzından çıkan sözleri bu dik taşın, ortasını oyarak koydu .Prof. Jansson un kitabı BölümThe Oldest Runic Inscriptions sayfa 18 de yeralan Möjbro taşını şu şekilde okumaktayım.Satırları aşağıdan yukarıya,satırı sağdan sola okuyalım gopek yik op ke kelkic ikin ekgök göksüpek desinkic
 
gopek :  Köpek
yik :  yig = iyi
op ke :  opla = atlamak,hücum etmek (günümüz Türkçesinde hopla )
kelkic :  kalkınca - kalksın
ikin :  ikin =iki, ikisi,her ikisi
ekgök :  bir isim diye düşünüyoruz.(tanrısal bir isim olması muhtemel)
göksüpek :  göğsüpek (sonradan günümüz Türkçesine gözüpek = kahraman-cesur olarak geçmiş.Ancak bizce deyimin aslı göksüpek = göğsü pek =göğüsü kuvvetli dir .)
desinkic :  Desin
Günümüz Türkçesi ile okuyalım.köpek iyi hucuma kalksın -saldırsın- ikisinede ekgök gözüpek desin .Bu okumada gopek - Köpek kelimesinin de göksü pek  (cesur) kelimelerinden , ksü  seslerinin düşmesi sonucu oluştuğunu düşünmekteyim. Benzeri Kaşgarlı Mahmudun Divanında da var. Orda da benzer şekilde Yassı yıgaç (yassı ağaç) kelimelerinden ara seslerin düşmesi sonucu yasgaç = hamur açma tahtası, kelimesinin oluştuğu söylenmektedir.Yazıtın bulunduğu taşta, yazının hemen altında, at üzerinde, bir elinde kılıç, diğerinde kalkan olan bir savaşçı resmedilmiş, yerde ise iki tane köpek figürü mevcuttur. Ayrıca bu kayadaki sembollerin yazılış biçimi,sembollerin sol köşede yoğunlaşması, yazının sağdan sola yazıldığını kanıtlar.Prof. Jansson un kitabı BölümThe Oldest Runic Inscriptions sayfa 18 de yeralan Istaby taşını şu şekilde okumaktayım. Göktürk yazıtlarında olduğu gibi sütunu ve satırları sağdan sola okuyalım. Sağdan sola doğru okuyalım ;ök gikit yaspurgu içok güriç sü gikit yatpudır goiç gikit yatsorg
 
ök    :  o - bizzat
gikit :  yiğit
yaspurgu :  yaşadı
içok :  çok (Göktürkçede yer alan iç sembolünün ç sesi yerine kullanıldığını düşünüyorum)
güriç :  güç
sü :  asker -süvari
yatpudır :  yapmadı
goiç :  göç
yatsorg :  yatıyor
Günümüz Türkçesi ile okuyalım.;o yiğit yaşadı çok güç asker -olan- yiğit yapmadı göç yiğit y

        Die Runenschrift in Eurasien

Die Runenschrift in Eurasien
Turgay Kürüm, Antalya
(Verfasser von Untersuchungen zum göktürkischen/runischen/ futharkischen Alfabet
und zur Schriftwissenschaft)
Aufgrund seines breiten geschichtlichen Wissens und seines Betrages zur Identiät der As gilt mein besonderer Dank dem Geschichtenforscher und Autor Serhat KUNAR

Die Geschichtsforschung und die Archäologie zeigen uns, dass die Runenschrift in Eurasien zuerst von einem Staat verwendet wurde, der in assyrisch-babylonischen Keilschriften bezeichnet wird als Ischkuzai oder Aschguzai, von byzantischen und römischen Historikern als Skyten (scyth), von arabischen Historikern und Persern als Saka und von chinesischen Geschichtsschreibern als Soko a. Nachdem der Skythenstaat von der historische Bühne verschwunden war, nahmen deren Platz in Eurasien der Reihe nach die Sarmaten (Sauromatae), Goten, Hunnen, Awaren, Göktürken, Bulgaren, Hazaren und Russen ein. Die in der Zarenzeit und im kommunistischen Russland unternommenen archäologischen Forschnungen in dieser Regionen, die heute innerhalb der Ukraine, den zur Unabhängigen Staatengemeinschaft gehörenden autonomen Republiken und in Kasachstan liegt, fanden aus politischen Gründen nicht den entsprechenden Widerhall auf der wissenschaftlichen Plattform. Doch von vorne herein sollten wir festhalten, dass die Bevölkerung von Staaten, die im Laufe der Geschichte verschwinden, einen neuen Staat gründen, oder ihr Leben unter der Herrschaft eines anderen Staates fortsetzen. Setzt es sein Leben unter anderer Herrschaft fort, dann schützt dieses Volk je nach seiner kulturellen Stärke entweder seine eigene Struktur, oder assmiliert und vermischt sich mit dem Herrschervolk, oder aber es beeinflusst den kulturellen Aufbau des Volkes, mit dem es zusammenlebt und schafft so eine neue Kultur.

Die Bedeutung der eurasischen Geografie
Die Bedeutung der Region, die sich im Osten bis zum Ural und den Steppen des Altais, im Westen bis zur Donau und den Karpaten, im Süden bis zum nördlichen Kaspischen Meer, den Kaukasus und entlang der nördlichen Gestades des Schwarzen Meeres und im Norden bis zur Ostsee erstreckte, liegt zweifellos in ihrer Kontrolle über den nördlichen Zweig der Seidenstrasse. Bekannterweise ist die Seidenstrasse eine alte Handelsroute, die in China beginnt und in England endet. Seide und Gewürze aus China, Metalle und Edelsteine aus Nordchina, Gewürze und Stoffe aus Indien, sowie Pelze, Getreide, Fett, Wein und Honig aus den Ländern, die an der Seidenstrasse lagen, wurden gemeinsam mit anderen Produkten über die Seidenstrasse und den damit verbundenen anderen Handelsrouten nach Europa gebracht. Die Seidenstrasse trennte sich am Kaspischen Meer in zwei Äste: Der eine führte südlich der Kaspi in den Nahen Osten und zur Arabischen Halbinsel, dann zu Wasser und zu Land nach Ägypten  und in die nordafrikanischen Länder, sowie zu Schiff entlang der Küsten des Mittelmeeres und erreichte so Anatolien, Byzanz und die anderen europäischen Länder. Lange Zeit wurde zunächst diese Route benutzt, an die man auch denkt, wenn man heute von der Seidenstrasse spricht. Der andere Zweig führte nördlich der Kaspi nach Eurasien, per Schiff zu den anatolischen Städten an der Schwarzmeerküste, nach Byzanz, entlang der Donau und deren Zuflüssen nach Mitteleuropa, über Wolga, Don, Dnjepir und deren Zuflüsse in die Ostsee, von dort nach Skandinavien, Nordeuropa und bis nach England. Die klimatischen und geografischen Schwierigkeiten dieser Route haben sicherlich großen Anteil daran, dass diese erst später benutzt wurde. Doch auch die Gebirgsregionen der südlichen Küsten Europas (Pyrenäen, Alpen und Balkan) stellten ein bedeutendes Hindernis beim Transport der über das Mittelmeer kommenden Waren nach Mittel- und Nordeuropa dar. Deshalb war für die mittel- und nordeuropäischen Länder der nördlich des Kaspischen Meeres verlaufende, die Wasserstrassen Europas, sowie die Ost- und Nordsee benutztende Handelsweg von viel größerer Bedeutung.
Die Landkarte mit dem europäischen Teil der Seidenstrasse können Sie unter der unten angegebenen Adresse deutlicher und in größerem Maßstab einsehen.
Die Geschichte ist voller Kriege über die Kontrolle der Seidenstrasse. Natürlich ist es unmöglich, dass diese Handelsstrasse unter der Kontrolle eines einzigen Stammes gestanden hat. Unterschiedliche Abschnitte dieser Strasse standen zu unterschiedlicher Zeit unter der Kontrolle verschiedener Stämme. In dem Maß, in dem ein Stamm Kontrolle ausübte, wurde er mächtiger und wurde dementsprechend schwächer, wurde aufgeteilt oder verschwand, wenn er die Kontrolle verlor. Doch arbeiteten auch Stämme zusammen, die zur gleichen Zeit unterschiedliche Teilstücke kontrollierten.

Handel und Schrift
In der historischen Zeit können wir vor allem von vier Wirtschaftszweigen sprechen.
- Landwirtschaft
- Viehzucht
- Handwerk (Eisen, Stoffe, Holz, Stein, etc.)
- Handel
Ohne Schrift können alle Tätigkeiten außer dem Handel ausgeführt werden. Handeln setzt das Wissen um die Schrift voraus.
Schrift ist in allen Stufen des Handels notwendig, beginnend mit Aufzeichnungen über Ein- und Verkäufe bis hin zu Verträgen. Ein Beweis für diese Tatsache stellen die Handelsvereinbarungen das, die zu den ältesten Schriften zählen.
Einer Gesellschaft, die Handel betreiben will, muss man zunächst die Schrift beibringen, wenn diese unbekannt ist.
Der älteste und längeste Handelsweg der Welt ist ohne Zweifel die Seidenstrasse.
Die zentralasiatische Teil der Seidenstrasse stand lange Zeit unter der Kontrolle verschiedener türkischsprechender Stämme und der Handel wurde auch von türkischsprechenden Stämmen ausgeführt. Jedes Abkommen, das zwischen dem hunnischen Herrscher Attila und den Römern und Byzantinern nach einem Krieg ausgehandelt wurde, enthielt zwangsläufig einen Artikel, der den hunnischen Händlern ein bevorzugtes Recht einräumte, in den römischen oder byzantinischen Städten Handel zu treiben. (Prof. Şerif Baştav, Büyük Hun Kağanı Attila,  Kültür Bak. Yayını No 2077 [Der große Hunnenkönig Attila, Veröffentl. d. Minist. f. Kultur  Nr. 2077], Ankara 1998). 
Lange Jahre wurde die südlich des Kaspischen Meeres verlaufende Route benutzt. Die bedeutende Schrift, die entlang dieser Route Verwendung fand, war zweifellos die Runen genannte Schrift oder die, aus dieser Schrift entstandenen Schriften. Die Stämme passten Schrift und Alfabet, die sie von den östlich gelegenen Ländern erlernten, mit denen sie auch im Warenhandel standen, ihren eigenen Sprachen an und entwickelten daraus ein eigenes Alfabet; dieses lehrten sie dann den westlich von ihnen gelgenen Ländern, an die sie wiederum Waren verkauften. Die phönizischen Händler spielten bei der Verbreitung der Runenschrift in Europa eine wichtige Rolle. Das Runenalfabet, das sie von den östlich von ihnen gelegenen Völkern erlernten, die auch die Lieferanten ihrer Handelswaren waren, passten sie wiederum ihrer eigenen Sprache an und lehrten dieses den Lykiern und Frygiern Anatoliens. Die Etrusker, die von Anatolien anch Italien abwanderten, verbreiteten die Runenschrift in Europa. Die Runenschrift, die die griechischen Stämme in Anatolien von den Phrygern und Lydiern erlernten und ihrer eigenen Sprache anpassten, betrat unter der römischen Herrschaft als lateinisches Alfabet die Bühne der Geschichte. Die Runensymbole der phrygischen Inschrift (Museum Antalya) des bei Elmalı gefundenen Tumulus stellen ein Beispiel für einige der archaisch griechisch genannten Inschriften dar (L.H. Jefferey, The Local Scripts of Archaic Greece, Oxford 1961-1969). Bei den als altphrygisch oder auch als archaisch griechisch klassifizierten Inschriften weden ebenso wie in den Göktürk Inschriften zwei oder drei übereinanderstehende Punkte zum Abtrennen der Worte verwendet. Auch die Symbole ähneln sich sehr stark. Auch die auf der Arabischen Halbinsel lebenden Stämme übernahmen die Runenschrift für ihre eigenen Sprachen. Bei den Runensymbole der auf der Arabischen Halbinsel befindlichen Inschriften handelt es sichzweifellos umd Orhun und Yenisey Inschriften. Denn auch die in Nordafrika lebenden Berberstämme (diejenigen die handelten) verwendeten eine zeitlang die Runenschrift.
Die ersten, die im Raum des Kaspischen Meeres und am nördlichen Schwarzen Meer die Runenschrift verwendeten, waren die aus Zentralasien in diese Region eingewanderten Skyten. Auch die nach den Skyten in dieser Region herrschenden Stämme verwendeten die Runenschrift. Und auch die Goten, die im 1. Jhd.n.Chr. aus ihrer Heimat Gotaland im südlichen Schweden in die Gegend nördlich des Schwarzen Meeres zogen (in ihrer Heimat war die Schrift zu dieser Zeit unbekannt), lernten die Runenschrift von den Skyten und den benachbarten türkisch sprechenden Stämmen. Sie passten die Schrift ihrer eigenen Sprache an und entwickelten ihr eigenes Schriftsystem. Als der Gotenkönig Hermanerik (Germanerik), der auf der Krim ein Reich gegründet hatte, den christlichen Glauben annahm, kehrten ein Teil der Goten, die das Christentum ablehnten und ihren Aberglauben beibehilten, unter der Führung des Königs Odin in ihre ursprüngliche Heimat Gotaland (Schweden) zurück und gründeten dort das Wikingerrreich. Auf diese Art und Weise wird Skandinavien mit der Runenschrift bekannt. Die Goten jedoch verwendeten trotz ihrer engen Beziehungen zu Rom und Byzanz nicht die lateinische Schrift der christlichen Völker, sondern fuhren fort die Runenschrift ihrer türkisch sprechenden skytischen und hunnischen Nachbarn, die ebenso wie sie dem Götterglauben anhingen, in modifizierter Weise zu übernehmen. Die nordischen Völker, die ihren Aberglauben bis ins 10 Jhd. beibehielten, verwendeten die Runenschrift bis ins 17. Jhd. Zusammenfasst lässt sich also sagen, dass die Seidenstrasse der Verbreitungsweg der Runenschrift darstellt. Die göktürkische Runenschrift, die im 6.Jhd. in literarischer und systematischer Hinsicht hervorragend verwendet wurde, erreichte das Niveau der Orhun und Jenissei Inschriften dadurch, dass die Stämme, die die heute Türkisch genannte Sprache verwendeten, dieser über die tausende von Jahren dauernde Phase von Bild-Piktogramm-Stempel hinweghalfen. Die jüngsten archäologischen Ausgrabungen ergeben Hinweise, dass sich die Runenschrift in Zentralasien seit jahrtausenden entwickelte und auch benutzt wurde. Ein ungefähr 4.300 Jahre altes Runensiegel (2.300 v.Chr.), das bei Ausgrabungen der in Pakistan liegenden antiken Stadt Anau gefunden wurde:
Die ungefähr 5.500 Jahre alte Runeninschrift (3.500 v. Chr.), die in der antiken Siedlung Harrappa im heutigen Pakistan gefunden wurde:
Die Wissenschaftler meinen: Die Schrift kann 5.500 Jahre alt sein... Sie ist das erste bekannte Beispiel einer in Pakistan ausgegraben Schrift... Sie ist älter als die anderen, die auf Ton geschrieben wurden... Sie kann genauso alt oder älter sein als die Schriften der Sumerer oder Mesopotamiens... Es gibt allerdings ein Problem, niemand weiss welche Bedeutung diese Symbole in den Indussprachen haben... Sie zeigt keinerlei Ähnlichkeit mit den Harrappa-Schriften (dem vorher gefundenen Rosetta Stein)... Diese Entdeckung wird die Diskussion über den Ursprung der Schrift neu beleben... Wir können sagen, dass diese Schrift wahrscheinlich aus der Zeit von 3.500 bis 3.100 v.Chr. stammt und eine ebenso unabhängig entstandene Schrift ist, wie die aus Ägypten, Mesopotamien und Harrappa.
Wendet man auf diese Schrift das Göktürk Alfabet und Schrift an, dann ergeben meine Leseversuche folgendes: (Himmel) kaufender, Derjenige, der das vom Himmel kommende kauft, d.h. Vögel An- und Verkaufender. Mit großer Wahrscheinlichkeit ließ dieses Schreiben ein Vogelhändler aus Harrappa von einem türkisch Sprechenden anfertigen, um sein Begehren der türkischsprachigen Bevölkerung mitzuteilen. Wenn er türkisch Sprechenden begegnete, zeigte er das Schreiben und wurde wohl zum Vogelmarkt oder Vogelhändlern geführt. Das Symbol K für Gök oder Kök verfügt über eine Symetrie. Dies ergibt ein Piktogramm mit der Form eines Vogels, so dass auch derjenige, der nicht Lesen konnte, verstand, was sein Gegenüber wünschte. Noch heute werden im Norden von Pakistan und Afghanistan, sowie in Turkmenien, Tadschikistan und Usbekistan wilde Vögel wie Falken, Habichte und Adler für die Jagd eingefangen und ausgebildet und diese Tiere zu hohen Preisen an arabische Scheichs verkauft. Harrappa liegt nahe dieser Gegend und ist eine alte Handelsstadt. Des weiteren ist aus chinesischen Quellen bekannt, dass manche türkische Stämme Papageien hielten. Alle das Runenalfabet benutzende Stämme setzten den Symbolen Silben gleich und wählten dazu, ebenso wie in den Göktürk Inschriften, dementsprechende Symbole, Piktogramme und Siegel aus wie z.B. de – e(B) = ev [Haus], a(T) = at [Pferd], (o)K = ok [Pfeil]; dies zeigt uns, dass die Erfinder der Runenschrift Stämme waren, die die Sprache benutzten, die man heute Türkische nennt. Unter den Türken war nach den Göktürken die Verwendung des sogdischen und uygurischen Alfabeths weit verbreitet, das sich aus der Runenschrift weiterentwickelte.

Aşguzai – Skyten – Scyth – Saka
Aus den Werken byzantinischer und arabischer Schreiber sowie aus archäologischen Funden verfügen wir bezüglich die Skyten über ein ziemlich detailliertes Wissen. Doch die Wissenschaftler sind widersprüchlicher Meinung über das Volk, das zwischen dem 7. und 4. Jhd.v.Chr. Eurasien nördlich des Schwarzen Meeres beherrschte. Die Mehrheit glaubt, dass die Skyten iranischen (indo-europäischen) Ursprungs sind. Doch ein Teil der Wissenschaftler meint, deren turanische Herkunft bestätigen zu können. Der wichtigste Grund für die Annahme des iranschen (arianschen) Ursprungs dieses Stammes ist, dass einige Worte, die in armenischen und syrianischen Aufzeichnungen Eingang fanden, über indo-europäische Wurzeln verfügen. Doch sowohl die historischen Quellen, wie auch archäologische Funde und die in jüngster Zeit unternommenen Arbeiten zur Runenschrift beweisen, dass die Skyten ein turanischer Stamm mit altaiischem Ursprung sind. Prof. Musabayev (Kasachische Akademie der Wissenschaften) las die Runenschrift des skytischen Trinkbechers, der im Esik Grabmal gefunden wurde Türkisch; die Arbeiten anderer Fachleute sind unter der folgenden Adresse einzusehen. Es ist normal, dass sich in der Sprache der Skyten einige indo-europäische Worte befanden. Historische Quellen berichten davon, dass die Skyten im 7.Jhd.v.Chr. Eurasien verliesen, erfolgreich Kriege mit den Persern und Medern führten und für 28 Jahre in diesen, sich bis nach Ägypten erstreckenden Gebieten herrschten (1.Buch Herodot). Später erhoben sich die Perser und zwangen die Skyten in ihre Heimat Eurasien zurück. Daraufhin sehen wir, dass der Perserkönig Darius einen Krig mit den Skyten führte und, um Rache für die 28 Jahre zu nehmen, den Bosporus in Istanbul überquerte und die Skyten angriff (4. Buch Herodot). Wie wir von Herodot wissen, bestanden die Skyten aus drei Stämmen, die jeweils verschiedenen Lebensformen aufwiesen. Da sind zunächst die Bauern-Skyten, die in sesshafter Lebensform Ackerbau betreiben. Die zweite Gruppe besteht aus den Nomaden-Skyten, die ein nomadisierendes Leben mit Pferd, Kuh und Schaf führten. Die dritte Gruppe bestand aus den Königs-Skyten. Diese waren als mutige und zahlreiche Krieger bekannt und  betrachteten die beiden anderen Gruppen als Sklaven. Wir müssen nun annehmen, dass sich diese drei Gruppen in unterschiedlichenen Gegenden aufhielten, was wiederum bedeutet, dass es falsch ist, die Skyten als ein homogenes Volk zu betrachten. Nach unserer Ansicht ist es richtiger, die Skyten als unterschiedliche Clans und Gruppen zu betrachten, die in kultureller Hinsicht, wie z.B. Kleidung, Glauben, Sprache etc. Gemeinsamkeiten aufwiesen, aber gleichzeitig eine, von den Königs-Skyten beherrschte staatliche Struktur zeigten. Auch ist es wohl nicht falsch, sich die von Herodot als typische kulturelle Eigenschaften der Skyten beschriebenen Elemente als Eigenschaften der Königs-Skyten zu betrachten. Nachdem Herodot manche griechischen und auch unter den Skyten verbreitete Ansichten bezüglich der Herkunft der Skyten mitteilte und er hinzufügte, dass ich dies – diese Ansicht - übernehme, meint er, dass die in Asien lebenden Skyten die Masageten in einem Krieg besiegten, den Fluss Aras (Araxes) überquerten und in das Land der Kimmerer gelangten. Nach der Flucht der Kimmerer betrachteten die Skyten dieses Land als ihre Heimat. Herodot berichtet im 1. Buch ausführlich über den Krieg der Masageten mit dem medischen (persischen) König Kyrus. Dabei spricht er von den Skyten nicht als iranisch oder persisch, sondern verteidigt den Gedanken ihrer asiatischen Herkunft und meint, dass die Massageten über ähnliche kulturelle Eigenschaften verfügen wie die Skyten und fügt die Behauptung hinzu, dass diese von der F