TÜRKLERİN DİLİ!(1)


KIZILDERİLİLER TÜRK Mİ KONUŞUYOR VE TÜRKMÜLER?

“İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Sibirya Türklerinden Tunguz kabileleri ve Yukagir’lerin Tunç çağı evrelerinden beri Kızılderililerle ortak bir kültüre sahip olduklarını tespit etmiştir. Huş ağacından oyulmuş kayıklar, Pirok yani deri, ağaç kabukları örtülerek yapılmış barınaklar ya da Kızılderililerin yarı küresel (Wigwam) veya konik(tepec) çadırları tipinde ortak kültürler, önünde yarık bulunan hafif giysi türleri, makosenler, karlı ormanların temel ulaşım aracı kayak gibi donanımlar tespit etmiştir.“Sümer Tanrıçası İnanna’yı sembolize eden İnanna’nın “Ay kayığı” simgesi olan hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı.
“Tork isimli, Tanrıça İnanna timsali kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok (Etrak) kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak kullanırlar.
“Sümer alfabesinde “Tork” timsali C hilal “N” harfi yerine geçer. Fin-ogur dilinde de “Tork” kelimesi boğaz, boyun anlamına gelen C hilal ile sembolize edilirdi.” “Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle “Mayanca” demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya göçmeden evvelki yerleşim sahası idi...
Tahiti adasına ayak basan Captan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir.
“Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır.
“Doktor kelimesi yerine “Ah-men”, kırık çıkıkçıya “Kak-bak”, şifacı hekime”Ah-bak”, çocuk doğurtan ebeye “ilk-alan-zah” derlerdi.” Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el öpme adeti tespit edilmiştir.
“Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.”

“Brezilya ormanlarında Zakuma Kızılderililerinde güreş, rakiplerden birisi can verene kadar devam eder. Bizdeki “Kırkpınar” efsanesinde de pehlivanlar can verene kadar güreşmişlerdir.”

“Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir “İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka’lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı. (Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa, orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. “

“Mayalarda buluğ çağına eren çocuklara ok ve yay verilirdi. Kafkasya Türklerinde hala yaşatıldığı üzere, kadın kocasını adı ile çağırmaz, “Evin büyüğü”, “çocukların babası” gibi sıfatlar kullanırdı. Kına yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.” Yukarıdaki paragrafta anlatılanların tamamı Anadolu’da yaşanmakta olan Türk kültürünün bire bir aynıdır. Bu kadar yakın ve benzer bir yaşam biçiminin binlerce kilometre uzaktaki bir kıtada aynen yaşanıyor olması tesadüflerle izah edilebilir mi?

“İnkalarda aşağı sınıftan yani “Kara budun”dan olan birisi bir boğayı öldürmeden evlenme hakkı kazanamazdı. “

“Mohavk ve Atabaşkan kabilelerinde Kore Türkleri olan İlu’lar gibi, nişanlı kızlar saçlarına nişan tüyü takarlar.”

“Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılır. Loğusanın kırkını yaparlar. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan davası bir töre olarak uygulanır.”

“Cenaze merasimlerinde bütün Altaylılar gibi ölü ağlayıcıları tutarlar. (Anadolu’da, Ankara yöresinde bu gelenek “Yasçı Tutmak” olarak yakın zamana kadar uygulanmaktaydı. Son zamanlarda azalmış durumdadır. Aynı gelenek yine Ankara il sınırları içindeki Kürt köylerinde de uygulanmaktaydı ve halen uygulanıyor. M.K.) Mayalar ölüm yıl dönümünde “Yıl aşı” verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.” )

“Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı “Tez Katlı Poka” (Tez katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı vardır. Cennete Vakui (Akui- Altından ırmaklar akan yer) derler.”

“Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson, Irok gibi kabilelerinde “Hu” çekerek Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir.

“İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar “Ç-şıra” (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye “Çira” derlerdi.”
Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler
“Toplam 600 lehçeden oluşan Kızılderili lehçelerinin ortak büyük kütlesi Atabaşkan Kızılderililerinin dilidir. Bu dil Altay dillerindendir. Bu dil diğer dillerin ortak buluşma noktası niteliğindedir. Bazı örnekler:

Yatkı : Ev, yatılan yer
Dodohişça : Dudak
Lı-ık : Vatan, ili
Tamazkal : Hamam, temiz kal
T-sün : Uzun
Hogan : Kerpiç ev, Hopan
Missigi : Mısır
Tepek : Tepe
Hu : Selam
Tete : Dede
Türe : Türe, Töre
Atış-ka : Ateş
Yanunda : Yanında
Aş-köz : Yemek
Tapa : Tuba
Yu : Su, yu-mak, yıkamak
İldiş : Dişleme

"İnka'lar kök sülalesine "Ay-ullu" yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka'lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı. (Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa, orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. "


Avrasya'dan Amerika'ya Yakut (Saha) Türkleri

Bugün 11 milyon km2'lik bir sahaya yayılmış olan 250 milyon Türk Dünyası'nın, 7 bağımsız ve bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşan onlarca kardeş cumhuriyetleri vardır. Bunlar; federe cumhuriyetler, özerk cumhuriyetler ve topluluklar olarak örgütlenmiş Anadolu Türkleri ile birlikte geleceğe büyük umutlarla bakan bir Türk Dünyası gerçeğinin özlemi içerisindedirler.

Her Tanrı günü Sahaların ülkesi olan Saha Cumhuriyeti (Yakutistan) gelişip, bu kıymetli topraklara sahip çıkacak aydınları çoğaltmaktadır. Saha Yeri'nde beyni ile kalbi arasında bağlantı kurup, milletinin düşünen beyni, hisseden kalbi, konuşan dili olarak güzel yarınlar için görevlerini yapan bu aydınlara ne kadar teşekkür etsek azdır.

Saha Yeri; Orta Sibirya'nın doğusu ile Doğu Sibirya'nın batı bölgelerini içine alan 3.103.000 km2'lik, Fransa'nın 5 katı, Türkiye'nin ise 4 katı büyüklüğündeki yüzölçümüyle Türk Dünyası'nın en geniş arazisine sahip özerk bir Türk Cumhuriyeti'dir. Ülkede 650.000 Saha Türk'ü yaşamaktadır.

Dr. İlhami Durmuş 1993 yılında yayınlanan İskitler (Sakalar) adlı kitabında, Sahaların atalarının Sakalar olduğundan bahsetmiştir: "Vaktiylebu adı taşıyan Türklerden Sibirya içlerine ve kuzeydoğuya doğru göç etmek mecburiyetinde kalmış olan ve günümüzde Ruslar tarafındanverilen Yakut adıyla anılan boyların kendilerini hala Sakha adıyla anmakta olmalarının da, eski Sakalar'ın Türklüklerini gösterdiğini belirtiyor."Bunun yanı sıra biz de memleketimize Sahaların yeri anlamına gelen "Saha Sire" yi kullanıyoruz. İnancımız olan "Göktanrı" Dinine "Ayıı Tanara" diye hitap ediyoruz. Ayrıca Çin kaynaklarında baktığımızda, Sakalar (İskitler) için Kral ya da Prens anlamına gelen "Sai-Wang" kelimesi kullanıldığını görüyoruz.Yunan tarihçileri ve özellikle tarihin babası sayılan Herodot'a göre, M.Ö. 7. yüzyılda Saka Türkleri Anadolu'ya girmişlerdir, Bu demektir ki, Anadolu'ya giren ilk Türklerdir.Yabancı kaynakları araştırdığımız zaman Bizans tarihçileri, "Bugün Türk adını verdiğimiz millete, eskiden Saka denirdi" ifadesini kullanmışlardır. Sakalar(İskitler) M.Ö.215 yılında yapılan Çin Seddinden Tuna Nehrine kadar yayılmışlardır. Herodot, Sakalar olarak adlandırılan İskitleri, başlarına yüksek, yukarıya doğru sivrilerek yükselen başlıklar giyen, pantolonları bulunan ve ülkenin şartlarına göre, muharebe silahı olarak yay, hançer ve balta taşıyan insanlar olarak tasvir etmektedir.

Saha Türkleri, 9–10. yüzyıllarda anayurtlarından ayrılarak Sibirya'nın Lena (Uluhan Örüs) Irmağı'nın çevresine göç etmişlerdi. Bu bölge 1.380.000 km.2'lik geniş ormanların, 715.000 adet gölün ve 450.000 adet nehrin bulunduğu ve değerli av hayvanlarının yaşadığı cennet diyarıdır. Ayrıca, başta elmas olmak üzere altının, yakutun, doğal gazın ve petrolün yurdudur. 2 milyar 500 milyon tonluk kömür rezervine sahip olup, yılda yaklaşık 35 ton altın, 14 milyon karatlık elmas çıkarılmaktadır. (1 karat günümüzde 0.2 gr. metrik bir ölçüdür) Elmaslar ölçülerine göre 5000'i aşkın sınıfa ayrılabilmektedirler. 1 karat ağırlığında tıraşlanmış bir pırlanta elde edilebilecek ham elmas kütlesinin çıkarılması için ortalama 250 ton toprak kazılması gerekiyor. Saha Sire'de dünyanın üçte bir, Rusya'nın da yüzde 98 elması çıkarılmaktadır. Elde edilen pırlanta olağanüstü saflığı nedeniyle Afrika ve Avustralya'dakilerden daha yüksek bir değere sahiptir.

Kültür herkesçe malumdur ki, bir milletin maddi ve manevi değerlerinin tamamına verilen isimdir. Kültür millidir. Millet; ortak dil, tarih şuuru, inanç, örf ve adetler etrafında bir araya gelen insan topluluğudur. Aynı zamanda millet, milli kültürün yoğurduğu hamurdur. Kültürler medeniyetleri oluştururken, inanç sistemlerinin etkisi büyüktür. Örnek olarak, Batı medeniyetinin oluşumunda Hıristiyanlığın etkisi görülmektedir. Hunlardan ve Eski Türklerden daha da eski bir tarihe sahip olan Saha Türkleri, ana dilleri (Saha Tıla), zengin halk edebiyatları, folklorları, adetleri, gelenek ve görenekleri (Törüt Kultuura ) ve dahası atalarından miras kalan binlerce yıllık kendi inançları vardır. Ülkeleri gibi zengin halk edebiyatı malzemesine sahiptirler. Bu tarihi halk edebiyatı malzemesinin başında, 1250 yıllık "Olonho" adı verilen manzum destanlar gelir. Saha destanları hep kahramanlarının adlarıyla anılırlar ve "Olonhohut" adı verilen özel anlatıcıları vardır.Tarihi geleneğe bağlı tipleri, hadiselerin ayrıntılı bir biçimde anlatılması, zengin mecazlar ve benzetmelerle süslenmesi, mısralardaki ilk hece aliterasyonu ile 20.000 mısraya kadar ulaşabilmektedirler.
Kendi öz kültürlerine sımsıkı sarılan Saha Türkleri için, halk musikisi olan ağız kopuzu "Komus", kültürde çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu önemine binaen Komus'a genişçe yer vermeden geçemeyeceğim. Tarihten bugüne atalarımızın nefeslerini, haykırışlarını günümüze kadar yansıtan bu alet, Gök-Tanrı tarafından yeryüzündeki (Orto Doydu) kötü ruhları öldürmek için gönderilen yıldırımın, kutsal kuru ağaca çarpmasından ortaya çıkan ağaç parçasından ilk Komus'u Saha Türkleri icat etmişlerdi. Komus'tan çıkan ilahi sesten; cinler, şeytanlar ve kötü ruhlar kaçarlardı. Onun için de bu ve buna benzer müzik aletleri hemen hemen bütün Türk boylarında, hatta başka milletlerde de bulunmaktadır. Komus için Türkmenler Gopuz, Başkurtlar Kubız, Ukraynalılar, Drımba, Almanlar Maultrommel, Estonyalılar Parmupil, Litvanyalılar "Dambryalis" adlarını vermişlerdir. Bu ilahi sesin iyileştirici gücü olduğuna da inanılmaktadır. Sahalar kendilerini Saha yapan milli değerlerini, kendi benliklerini son derece sağlam bir şekilde muhafaza etmiş bir Türk topluluğudur.

Türkiye Türklerinin kökeninin Altay Dağları ile ilgili olduğunu herkes bilmektedir. Amerika'daki Kızılderililer, Orta Asya Türklerinin yaşadığı bölgelerden kuzey doğuya yaklaşık 15.000 ile 30.000 yıl önce, her biri 10 yıl süren, en az iki ayrı göç dalgası Bering Boğazı üzerinden bugünki Kızılderililerin atalarının kökeni, Doğu Asya'nın şimdilerde Sibirya ve Moğolistan adı ile anılan göç yolları üzerinden Baykal Gölü çevresine ve daha ötesine uzanıyormuş. Bunu Dr. Theodor G. Schurr'un "Mitekondrial DNA ve Yeni Dünyanın Yerleşimi" adlı makalesinden öğreniyoruz. Söz konusu bilimlik makale şöyle başlamaktadır: "1492 yılında Christohper Colombus'un Salvador'a ulaşmasından önce, Amerika kıtasında milyonlarca insan yaşamaktaydı. Kuzey Amerika'daki arkeolojik kazılar en eski insan kalıntılarını 11.000-14.000 yıl öncesine dayandırmakta iken, Güney Amerika'daki izler daha öncesine ait değil ise en azından Kuzey Amerika'dakilerle yaşıttır. Dil bilimi irdemelerinde, 12.000- 35.000 yıl önce başlamış olması gereken gelişmelerden söz edilmektedir. DNA çalışmaları da Yeni Dünyaya 30.000 yıl öncesinde ayak basıldığını desteklemektedir. Dişlerdeki değişimi inceleyen çalışmalar, Kızılderililerin Amerikalarda ortaya çıkışını 18.000-20.000 yıl öncesine dayandırmaktadır. Son 10 yılda geliştirilen yeni yöntemler, Yeni Dünyanın iskanına ilişkin birçok önemli bilgi sağlamıştır. Mitekondrial DNA, insanlar arası genetik bağıntıları sınıflamaya çalışan moleküler antropologlara tanrının bir armağanıdır. Mitekondrial DNA, aynı zamanda insanlar göçlerin bir belgesidir. En dikkate değer olan yeni bulgular Yeni Dünyaya insan göçlerinin çok eskilere dayandığının yanı sıra, gelenlerde kökleri Sibirya dışında, Asya'nın başka bölgelerinde olan topluluklara uzanan gensel katkılar bulunduğu önerilerine yol açmıştır. Mitekondrial DNA incelemesi ile elde edilen sonuçlar, Kızılderililerin (mtDNA)larının incelenmesi ile saptanan soy sülaleleri (soy ağaçları) ile Asya'nın bu bölgelerinde yaşayan halkın aynı yöntem ile saptanan soy sülalelerinin birbirine eşit çıkması ile elde edilmiştir." Bu arada Amerika'daki araştırmalara paralel olarak Saha Yeri'ndeki Lena Nehrinin kıyısında yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda Saha Türkleri ile Kuzey Amerika'daki Kızılderililer arasındaki yakınlıklar gün ışığına çıkarıldı. Yapılan incelemeler Kızılderililerin Saha Türk kültürünün izlerini taşıdıkları da ortaya çıkmıştır. Özellikle Aztek, Maya, İnka gibi medeniyetlerin oluşumunda Sahaların büyük katkıları olmuştur. Saha Türkleri ile Kızılderililerin "Göktanrı" inancı aynıdır.
Yeryüzünde Hint-Avrupa, Sami, Bantu ve Çin-Tibet gibi dil ailelerin dışında, bir de bizim güzel Türkçemizin yer aldığı Ural-Altay dil grubu vardır. Sahaca Ural-Altay dil grubunun Altay koluna dahil olan Türk dilinin bir lehçesidir. Yeryüzündeki diller arasında mevcut bulunan yakınlık ve benzerlikler iki nokta etrafında toplanır. Birincisi, menşe bakımından; birbirine yakın olan diller aynı kaynaktan çıkmış bulunan akraba dillerdir. İkincisi ise yapı bakımından; yeryüzündeki diller, tek heceli, eklemeli, çekimli olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Ural-Altay dilleri eklemeli dillerdir. Göktürk çağında ortaya çıkan Türk Dilinin ilk yazılı edebiyatı olan Bengütaş (Sonsuztaş) Edebiyatı, Saha Türkçe'sine yüzde 60 oranında benzemektedir. Orhun Abidelerindeki Tengri, Türk ve Kül Tigin sözcüklerini çözerek 1893 yılında Türkolojinin babası olan V. Thomsen, Danimarka Kraliyet İlimler Akademisinde bir toplantı ile 171 yıldan beri ilim adamlarını uğraştıran bu taştan abidelerin Türklere ait olduğunu bütün dünyaya duyurur. Saha Türkçesi, Türk dilinin milattan önceki en eski şeklini temsil etmektedir.Bunu da basit bir örnekten öğrenebiliriz: "yer" kelimesinin en eski şekli, "sir"dir. "Sir" zamanla "yir", daha sonra "yer" olmuştur.

Sahalar, diğer Türk halklarından da önce, daha 1917 yılında Semen Novgorodov'un Latin alfabesini kabul ederek, bu alfabenin kitabını bastırdılar. Mesela Türkiye'de 8 ünlü olmak üzere 28 harfli Latin Alfabesi 1 Kasım 1928 yılında 1353 sayılı kanunla kabul edildi. Sahaların ilk yazılı eseri A. Uvarovskiy'e (1800-1862) ait olup, 1848 yılında yazılmış "Ahtıılar" (Hatıralar) adlı eseridir. 25.000 kelimelik değerli bir hazine olan E.K. Pekarskiy'in hazırladığı "Saha Dili Lügatı", Türk Dünyasının Ulu Önderi M.K. Atatürk (1881-1938) tarafından büyük bir titizlikle incelenmiş ve Türkiye Türkçe'sine çevrilerek yayınlanmıştır. Şu anda bu çalışma Anıtkabir'de bulunmaktadır.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra 27 Eylül 1990 tarihinde, Saha Cumhuriyeti Devlet Egemenlik Bildirisi ilan edildi. 20 Aralık 1993 tarihinde, bir Saha Türk'ü olan Mikhayil Efimoviç Nikolayev (1937- ) yüzde 76'lık oyla ilk cumhurbaşkanı seçildi. Seçimden yedi gün sonra Saha Cumhuriyeti kurulmuş oldu. 22 Bakanlıktan oluşturulan Bakanlar Kurulunun yüzde 83 üyesi Saha Türküdür.




İlk önce Kızılderililer ve Türkler arasındaki bağlantılara kısaca değinmek istiyorum:

İlk önce bazı dil benzerlikleri:

Keçua dilnde "tuka" - Türkçe'de "tükür-mek"
Keçua dilinde "paku" - Türkçe'de "bak-mak"
Keçua dilinde "khapao" - Türkçe'de "kaba"
Keçua dilinde "ipa" - Türkçe'de "abla, aba, apa"
Keçua dilinde "ku" - Türkçe'de "koy-mak"
Keçua dilinde "kaşa" - Türkçe'de "kış"
Keçua dilinde "kuli" - Türkçe'de "kül"
Keçua dilinde "kalı" - Türkçe'de "kalın"
Keçua dilinde "karwın" -" Türkçe'de "karın"
Keçua dilinde "kasa" - Türkçe'de "kes-mek"
Keçua dilinde "tawga" - Türkçe'de "tağ, dağ"
Keçua dilinde "takhıla" - Türkçe'de "dağıl-mak"
Keçua dilinde "khip u" - Türkçe'de "ip"
Keçua dilinde "çur" - Türkçe'de "dur"
Keçua dilinde "as" - Türkçe'de "az"
Keçua dilinde "tak" - Türkçe'de "ta ki"
Keçua dilinde "la" - Türkçe'de "ile"
Keçua dilinde "mi?" - Türkçe'de "mi?"
Keçua dilinde "kon" - Maya dilinde "kin" - Türkçe'de "gün"
Keçua dilinde "atacama" - İnka dilinde "atahualpa" - Türkçe'de "ata"
Maya dilinde "kan, khan" - Türkçe'de "kağan, han, hakan"
Bazı Amerika yerli dillerinde "ut, uya, utara, utah" - Türkçe'de "ev, otağ, yuva" (ABD'deki "Utah" eyaleti, adını buradan almakta)
Bazı Amerika yerli dillerinde "ghaz" - Türkçe'de "gez-mek"
Aztek dilinde "it zcu intli" - Türkçe'de "it"
Aztek dilinde "kuuş kuuş" - Türkçe'de "kuş"
Bazı Amerika yerli dillerinde "tano" - Eski Türkçe'de "cehennem" anlamına gelen "tamu"
Aztek ve Maya dilinde "aıtıl" - Eski Türkçe'de "nehir, göl, deniz" anlamına gelen "ıtıl, itil"
Bazı Amerika yerli dillerinde "tepe, tepek" - Türkçe'de "tepe"
Bazı Amerika yerli dillerinde "yaotl" - Eski Türkçe'de "düşman" anlamına gelen "yağı"

Örnekler çoğaltılabilir. Daha böyle yüzlerce sözcük var aynı anlama gelen. Tesadüf olabilir mi? Birkaç sözcük olsa tesadüf der geçerdik ama böyle yüzlerce sözcük var.

Orta Asya'daki atalarımızda kutsal bir simge olan "bozkurt" simgesi, birçok Kızılderili toluluğunda da kullanılmakta.

Orta Asya'da atalarımızın destanı olan "Ergenekon Destanı" bazı Kızılderili topluluklarında da aynen var. Adı da "kapalı biryerden başka biryere göçmek, konmak" anlamına gelen "Kapaktokon Destanı" ve bu da mı tesadüf?

Sayı sistemi de (sayılara verilen adlar) bazı Amerika yerli dilleri ile Türkçe'de birbirine çok benzemekte.

12 Hayvanlı Türk Takvimi'nin hemen hemen aynısı olan bir örneğin Meksika'da bir inşaat kazısı sırasında bulundu, buna ne dersiniz?


Kızılderililerin Türk olduklarını anlatmaya çalışmıyorum. Şunu anlatmak istiyorum: Ortak bir atadan türedi Kızılderililer ve Türkler. Saka Türklerine bazı kaynaklarda "Asya Kızılderilileri" de denmekte.

Bering Boğazı, birkaç kez karaya (ya da buza) dönüştü. Günümüzden 10 bin, 20 bin ve 40 bin yıl önce Asya'nın doğusundan Kuzey Amerika'ya göçler olduğu biliniyor. Yani kısacası, ortak bir kültürden (Ön Türk) diyebiliriz.



Konu başlığına dönersek, Amerika'yı keşfedenler Avrupalılar değildir. Bu kıta Colomb tarafından keşfedilmemiştir. Bu kıta, Türklerle ortak bir atadan gelen Kızılderililer tarafından keşfedilmiştir.


Verdiğin bilgiler için çok teşekkürler. Maya Medeniyetinin Türkler tarafından kurulduğunu ama Maya halkının bütünüyle Türk olmadıklarını Yard. Doç. Dr. İsmail Doğan, "Mayalar ve Türklük" adlı kitabında her yönüyle kanıtlamış durumdadır. Dil, kültür, yerleşim planı vs.. Çok harika bir çalışmadır. Bölgeye yerleşen bir Türk kavminin kurduğu medeniyettir. Kendisi yanlış hatırlamıyorsam dört ay boyunca o bölgeleri yaşamış ve halkla iletişime geçmişti. Maya dilini sistemli bir şekilde çıkartarak ortaya koydu. Bu konuda tavsiye edebileceğim en önemli eserdir. Daha bu yıl çıktı.

Macarlar: En büyük tez "Hun - Ogur" Türklerinin birliğidir (Hungary). Ogurlar "r"li konuşan Batı Türklerine girerler. Bizler ise "z"li konuşmaktayız ve Doğu Türklüğüne girmekteyiz. Yalnız bu birliğin içinde Finler de olmalı. Çünkü bugün konuştukları dil, Ural - Altay Dil ailesinin Ural koluna girmekteler. Bu gurubun temsilcileri Fin ve Macarlardır. Günümüzde ise Slav karışımlıdırlar.

Bulgarlar: Bulgarlar köken bakımından %100 Türk idiler. Daha eski yerleşim bölgeleri, Hazar Denizinin kuzey ve kuzeybatı bölgeleriydi. Burası "İdil" coğrafyasıdır. Eski Türk alfabesiyle yazılmış (Orhun - Göktürk) mezar taşları bile bulunmaktadır. Onlar da zamanla Batıya göçmüşler. Eski Bulgar dili de "Eski Batı Türkçesi" ne girmektedir. Bugün Eski Batı Türkçesinin yaşayan tek temsilcisi "Çuvaşlar" dır. En uzak Türk lehçesidir. Diğer Türk lehçeleri gibi ilk anda anlaşılması imkansızdır. Yalnız ses denkliklerini öğrendiğiniz zaman bildiğiniz Türkçe sözcükler çıkar. Bugün Bulgarlar fena halde Slavlarla karışmıştır. Hem genetik hem de dil bakımından uzaktırlar. Bir Slav lehçesini konuşurlar.

Finler: Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan'ın bir tezi vardır. Türk ırkı, Finlerin ırkı olan Alpinler ile Kızılderililerin ırkı olan Amerindlerin karşılaşması ve karışmasıyla oluşmuştur. Bu karşılaşma iki kez ortaya çıkmıştır. İlki MÖ 8, 9 binlerde. İkincisi MÖ 3, 4 binlerde. (Bu arada kitap elimde olmadığı için küçük yanlışlar olabilir. hatırladığım kadarıyla yazıyorum) Yani kısacası Anne ve babalarımızdan biri, Alpin yani Fin ırkından gelmektedir. Bu Reha Oğuz Türkkan'ın bir tezidir.

Moğollar ve Koreliler sarı ırk kavimleridir. Orta Asyanın doğusuna yerleşik olan Tunguz kavminin parçalarıdır. bunlara Japonlar da dahildir ve Türk soylu değillerdir. Dilleri çok başkadır. Ortak kelimeler, alış verişler sebebiyle olmuştur. Türk kültürünün baskınlığı sebebiyle alış kısmı daha çok Moğollara kalmıştır :) Orta Asyanın Batı kısmında ise Türkler yerleşiktir.

Eğer Mogol, Tunguz, Kore, Mançu ve Japonlar, Amerind ırkına dayanıyorsa bunlarla da Anne - Baba tarafımızdan biri ortak olmuş oluyor
"Avrasya'daki değişik Türk boyları ile ilişkilerimiz
Osmanlı dönemi Türk devletinde dışarıdaki diğer Türklerle hep ilgilenildi. Etrafınıza bir bakın, şu anda Türkiye'de yaşayan Türklerin hayli bir yüzdesi XIX. yüzyılda ve 1908'e kadar, Avrasya Türklerinin yurtları Ruslar tarafından fethedilip zülum arttıkça, Osmanlı padişahlarımız tarafından kurtarılmış ve Anadolu'ya yerleştirilmiştir. Şu an, Türkiye'deki Türk vatandaşlarının haylisi özellikle Sultan Abdülhamit Han'a çok şey borçludur. Atatürk de daima dünyanın her tarafındaki Türkler ve Türk soydaşlarımız ile yoğun bir şekilde ilgilendi. Yıllar önce, Sovyet zamanı, atom fiziğiyle ilgili bilimsel toplantılar için Lituanya'ya gitmiştim, Baltık Denizi kenarı. Orada bir gün benden hayli yaşlı dostum, Prof. A.Yutsis beni "Trakay Gölü"nün sahilindeki bir köye götürdü, "Buranın ahalisi galiba seninle akraba" dedi. Köyde, hafta sonları ziyaretlerinde Yutsis'le ahbap olmuş olan, köyün ihtiyar meclisi başı, "aksakallı", muhterem bir zatla tanıştırdı. Onun evinde misafir olduk. O zatla uzun uzun Türkçe konuştum. Karay Türkleri imişler; Kırım Tatar Türklerinin dedeleri Kumanların soyundan. 500 yıl önce, o zamanlar Baltık'tan Karadeniz'e kadar uzanan Büyük Lituanya'nın efsanevî kıralı Vitutas, Karay'ların Kuman dedelerinden bir kısmını Baltık bölgesine yerleştirmiş, iki tımar verip. Birisi Trakay.

Düşünün 500 yıllık bir ayrılığa rağmen, Türkçe ile gayet güzel anlaşabildik. Ne mutlu, unutulmayacak bir hâtıra. İşte o zat bana bir ara dedi ki: "Sizin Atatürk'ünüz zamanında, -o zaman gençtim, hatırlıyorum- , Türkiye'den bize Atatürk'ün gönderdiği ziyaretçi gelir, bize Türkçe dergiler, kitaplar getirirdi. Atatürk vefat etti, Türkiye'den ses sedâ kesildi. Size ne oldu?""
Aynı soruyu Denizli'de toplanan Türk Kurultayına gelen bir Kızılderili de sormuştu. "SİZE NE OLDU?"

Bizden olanları toparlamanın, bir kültür ağı kurmanın zamanı gelmedi mi? Tarih sahnesini Türk varlığının yok olması doğrultusunda işleyenlere bir cevap vermemiz gerekmiyor mu?

Doğu Türkistanlıya uygulanan dehşet, Batı trakya Türküne uygulanan sindirme, Türkiye Türkünün üstünde ki terör.. Bu olanların kendine ya da onlara uygulandığını sanıp çıkış yolu aramak boşuna. Bunlar BİZ'e uygulanıyor, önce bunu anlamak gerekir. Tek tek değiliz, BİR'iz beraberiz. Makedonda ayrı değil hepsinin toplamı BİR'dir..
.../.....