TÜRK MİTOLOJİSİ !
|
ÇOLPAN YILDIZI |
|
ÇOLPAN YILDIZI
Kadir ZENGIN HÜRRİYET Gazetesi-DHA Antalya Bürosu
Hilal simgeli bayraklar Öntürk boylarında da kullanılmış.
Mührü Süleyman olarak adlandırılan yıldızın kökeni Orta Asyaya uzanıyor SUNA-İnan Kırac Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsünce ortaya çıkarılan Mührü Süleyman amblemli eski Türk bayrakları, Antalyada günün konusu olurken, bu çalışmaya bir destek de, Turkoguz Oluşumundan geldi.
Türkoguz Oluşumu adına bilgi veren İpekyolu Orta Asya Devran Grubu Başkanı Tarih Araştırmacısı- Yazar Serhat Kunar, Mührü Süleyman ve Hilal simgeleri taşıyan bayrakların, sadece Antalya ve Alanyada değil, Orta Asyada Öntürk boylarında da kullanıldığını açıkladı. Serhat Kunar, açıklamasında Mührü Süleyman diye adlandırılan bu yıldız simgesinin, Türk boylarında Çolpan Yıldızıi olarak tanımlandığını söyledi.
YARATAN VE YARATILAN
Öntürk boylarında, iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan altıgen yıldız şeklinin Tamga olarak kullanıldığını ifade eden Tarih Araştırmacısı Serhat Kunar, şunları söyledi: Öntürk Tarihinde iç içe geçmiş iki üç genden oluşan bu altıgen yıldızın Yaratan ve yaratılanı ifade ettiği i belirtilmektedir. Öntürrk boylarında bu yıldız Temur Kazık yani Kuzey yıldızını simgelemektedir. Daha sonra bu yıldızın adı , bazı Türk boylarınca Çolpan Yıldızı i olarak adlandırılmıştır. Çolpan Yıldızı, tüm Türk boylarınca, Yaradan Tanrının bir lütfu ve kendilerinin yol göstericisi olarak kabul edilmiş ve Temuk Kazık yani kırmızı renkli sabit yıldız olarak isimlendirmişlerdir.
KUTSAL ISIK (SALAMON)
İç içe geçmiş iki ters üçgenden oluşlan altı köşeli bir yıldız olarak betimlenen bu yıldızın, M.O. 4 binlerden itibaren, Orta Avrupada Idil-Ural ve Alplerde, Anadolu ve Mezopotamyada görülmüş çeşitli Gök=Kök Türklerinin damgalarında kullanıldığını ifade eden Kunar, bu simgenin Mezopotamyada da kutsal ışığı ifade ettiğini söyledi. Isolaman-Salamon denen kutsal ışığın Arap dilinde fonetik söylenişle Süleymana dönüştüğünü ifade eden yazar Kunar, açıklamasına şöyle devam etti:
SÜLEYMANIN YILDIZI
Zamanla, Mezopotamya kavimlerince bu yıldız, Süleymanin Yıldızı i olarak anılmıştır. Daha sonraları ise, 6. Yüzyıldan itibaren Hazar Denizinin kuzeyi ile Ural Dağlari arasındaki steplerde imparatorluk kuran ve Musevi inancını kabul eden Hazar Türk Imparatorluğunun bayrağı oldu. Ünlü Türk gezgini Evliya Çelebinin seyahatnamesinde, Antalyada Hazar Türklerinin torunlari olan Karaylara rastladığını ve onların eski Antalyada, 200 hanelik bir topluluk oluşturduklarini anlatır. Evliya Çelebi, Alanyada çok miktarda Musevi Karay Türklerinin bulunduğunu bildirmektedir. Nitekim Antalya ve çevresine yerleşen Teke Türkmenlerinden dolayı bu bölgenin adı Teke Sancağı olarak isimlendirilmiş ve 14 Mayıs 1373te Teke Beyi Mehmet Bey, Antalya burçlarına beyaz zemin üzerine kırmızı altı köşeli yıldız ve uçlarında Müslüman Türkleri de betimleyen altı adet hilal ekleyerek ve bayrak ucunda kutsallığı ve göksel ışığı betimleyen çift serit eklenmiş Hazar Bayrağını asmıştır. |
|
NEVRUZ /ULUGÜN/ANAROGHUZ |
|
NEVRUZ /ULUGÜN/ANAROGHUZ
DÜNYADAKİ TÜM TÜRK BOYLARININ EN BÜYÜK VE EN KUTLU TOY GÜNÜDÜR.
KÖKTÜRKLERİN CEHENNEMDEN KURTULUŞU/YENİGÜN
BU KUTLU TÜRK BAYRAMINI BİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SİMGESİ OLARAK KUTLAMAYA ÇALIŞAN VE BUNA DESTEK VERENLER İNSANLIK VE TARİH DÜŞMANI CİBİLLİYETİ -KİŞİLİĞİ OLMAYAN ETNİK ÖZÜRLÜ HALK DÜŞMANLARI OLUP ONLARI TÜRKİSTANDAKİ NEVRUZLARI GÖRMELERİNİ VE GERÇEK NEVRUZLA YÜZLEŞMELERİNİ DİLİYORUZ.
Serhat KUNAR Tarih Arş.-Yazar-Köktürkler Antalya
Yerkürenin Avrasya,Ortadoğu, Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya, Kuzey ve Orta Amerika yörelerinde yaşayan uluslarında, her yıl 21 Martta aynı ortak özelliklerle kutlanan ve özünde kozmogonik olduğu anlaşılan bir şenlik görülmektedir. Yörelere ve uluslara göre değişgen isimler alan bu kozmogonik şenlik, kökeninde her dilde Yenigün=Yeniden doğuş anlamındadır . Avrasya kıtasında tarihsel süreç içerisinde geniş bir alana yayılmış Türk ulusunun değişik boylarında da bu şenlik Noruz/Nevruz adıyla kutlanmış ve halen kutlanmaktadır.Kelimenin Gök=Köktürkçedeki orijinali Anaroghuz olup Anar=Nar ile Oghuz kelimelerinden oluşmaktadır. Nar,tarihin her sürecinde , Türk ulusunun Kutlu Meyvesi olup çoğulcu bereketi , bolluğu ve üremeyi simgeler.Nar aynı zamanda içerdiği vitamin,mineral ve kompleksleri ile insanoğluna Yaradanın bir armağanı olarak kabul edilir. Oghuz ise kendilerini fırka-i Naci olarak isimlendiren yani cehennemden kurtulmuş bir ulus olarak betimleyen Türklerin Tanrıdan aldıkları Yüce Bilinç=İlahi şuurun köktürkçemizdeki karşılığıdır.Böylece Anaroghuz/Noruz kelime olarak Yüce bilincin çoğulcu bereketi ile yeniden dünyaya yayılış anlamına gelmekte olup,insanoğlunun yeryüzünde Tufandan sonra suların çekilerek karaya çıkıp yeniden toprak üzerinde yaşamağa başladığı kutlu Yenigündür. Tesadüf olmasa gerek ki,Nar çiçeği de ilkbaharın ilk ayı olan Mart ayında açmaya başlar ve dünyaya doğanın ve yeryüzünde yaradılan herşeyin tekrar doğuşunu hatırlatır. Tarihsel süreç içinde milattan binlerce yıl önce Atayurttan çıkarak doğu ve batıya göçeden Proto Türk/Öntürk boyları gittiklere her yöreye bilgilerin,kültürlerini ve inanışlarını da taşımışlardır.Bu bağlamda tüm Avrasya ,Ortadoğu ,Anadolu ve Kafkaslarda kurulan kentlere, tapınaklara ve Kybele-Sibel isimli Umay Ana Tanrıçanın bereket sembolü olarak Nar motifleri kazınmış, bu motif çeşitli ulusların sancaklarında yer almış ve sikkelerine basılmıştır. Kahinlerin kehanette bulunduğu büyük tapınaklar olan Pessinus,Sinda,Katyanda,Didim Apollon ve Solomon tapınaklarında Nar meyvasının çekirdeklerine bakılarak ulusların ,ülkelerin ve kralların gelecekleri,başarıları ve verimlilikleri üzerinde kehanetlerde bulunulmuştur.Zamanla semavi dinlerin ortaya çıkmasıyla da önemini yitirmeyen bu bereketli kutsal meyva,musevi sinagoglarının yanısıra, hiristiyan fresk ve ikonalarında da çok miktarda işlenmiştir.İslamiyette de Nar verimliliğin simgesi olarak kabul görmüştür.
Kutlu Nar meyvasının yeniden Doğuş ile olan paralelliği dünyada yaşanan son Tufandan sonra Nuh Peygamberin gemisinin gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü Tanrı dağının Hantengri tepesine konması ile başlamıştır.Orta Asyada Orhun ve Yenisey anıtları olarak isimlendirilen Tonyukuk Yazılıtaşının dördüncü satırında Tufan ve sonrasında kurtulan Türk ulusunun dünyaya yayılışı şöyle anlatılmaktadır;
...Göktanrının yeryüzünü bir Tufan ile yok edeceğinin bildirmesinden sonra kıyam başlamıştır.Bu kıyamdan kurtulan Altın soylu Gök_köktürklerden dağda taşta kalmış yediyüz kişi Anaman-Nuh=Tufanyayok=Tonyukuk önderliğinde cehennemden kurtulmuştur.Bu kurtulan insanlardan iki bölümü sıcak ülkelere,bir bölümüm de dağlı ve yağışlı ülkelere göç ederek yayılmıştır.Bu insanların başındaki önder ise Tonyukuktur.... Tufan kutsal kitaplara göre 40 gün sürmüş ve bu süre içinde tüm yeryüzü anakarasını sular kaplamıştır.İçinde Nuh ve küçük oğul Sarıoğul/Yafesin bulunduğu birinci gemi 21 Mart günü Tanrı dağlarının Hantengri tepesine,büyük oğul Su uzun Oğul/Samın bulunduğu ikinci gemi Cudi Dağına ve ortanca oğul Balıksar/Hamın bulunduğu üçüncü gemi ise Orta Afrikadaki Elgon Dağına konmuş ve böylece Hamdan zenciler,Samdan samioğulları,İsrailoğulları ,Farsiler ve beluciler türemişlerdir.Tanrı dağına konan geminin içindeki Sarıoğul-Yafesden Türkler,Aryanlar,Yaban=Japonlar,Kitaylar,Runlar,Selcuk=Keltikler ve Nartlar(Kafkas halkları) türemişlerdir.Gemide bulundukları son 7 günde kalan son 7 çeşit yiyeceği bir kazanda kaynatarak Aşura/Kutlu aş yaparak üstüne de yanlarındaki meyva olan narın tanelerini ekerek yiyen Yafes kavminin torunları bunu hiçbir zaman unutmayarak ,her 21 Mart Noruz/Yeniden doğuş gününde 7 çeşit yiyecekten Aşure pişirmekte ve 7 çeşit çerez ,7 çeşit meyva ve 7 çeşit çörek yaparak bunları dostlarına ve konuklarına ikram etmektedirler.Çin kaynaklarının anlatımına göre Tüm Türk Boyları Kırlarda ve kentlerde büyük meydanlarda toplanarak at,cirit,ok atma ve güreş yarışmaları yapmakta Tongal isimli büyük bir ateşin etrafında türküler söyleyip eğlenmektedirler.Töreye göre eğlence sonunda herkes bu kutlu Tongal ateşinin üstünden 7 kez atlayarak kötülüklerden arınmaktadır.Bugün Türk Boyları için Yeniden doğuş günü olup cehennemden/Kıyamdan kurtuluşun bir şenliğidir.Türk ulusunun tüm boyları bu kutlu şenlikle Atalarını yadetmekte ,cehennemden kurtuluşlarını sevinerek yeniden başlayan yeni yeryüzü hayatlarını kutlamaktadırlar.Göç ettikleri her yöreye Türk boyları tarafından taşınan bu töre,bazı komşu kavimlerce de kabul görerek kutlanmış ve halen kutlanmaktadır. Tarihe bakıldığında bu kozmogonik bayramın Sümerlerce yeniden doğmak anlamına gelen Akitil adıyla kutlandığı görülmektedir.Yeniden canlanışın tanrısı ise Tamusdur.Diğer bir mezopotamya halkı olan Akadlar bu şenliğe Akitu adını vererek kutlamışlardır.Bu yeniden doğuş bayramı Babillilerce Zagmut adıyla aynı içerik ile Nisanın ilk haftasında kutlanmaktaydı.En eski Prototürk iskit boylarından olan Etrüslerde de Tanrı Turmuş adına her yıl Mart ayında yeniden doğuş ve türeyiş bayramları Yengikün adıyla kutlanmaktaydı.Bu bayramlarda ok atma,demir döğme ile at yarışları düzenlenmekte ve insanlar atlarıyla büyük ateşlerden atlamaktaydılar. Etrüsklerde yeniden doğuş şenliklerinde Türklerin ortak Asena yeniden türeyiş efsanesi Romus ve Romulüs kardeşlerin bir kurt tarafından emzirilmesini anlatan maniler ozanlar tarafından söylenmekteydi.Mısırlarda ise Hyksos yani Gökoğuzların M.Ö. 17.yy.da Mısıra girmesinden ve Gök=Köktürk Töresini oralara taşımasından sonra, Amon Ra adına her yılın mart ayında Natalis invicti soli yani yakınlaşan Güneş isimli bayramda yeniden doğuş , Doğanın tekrar uyanışı ve Doğa tanrıçası Osirisin yeniden doğuşu şenlikleri yapılmıştır.Bu şenlikler Luxordaki büyük Amon Ra tapınağında Karnak ve krallar vadisindeki yer altı mezarlarının bulunduğu yörelerde yapılmaktaydı.Anadolu halkı Luwilerde ise Ana tanrıça Kybelenin erkeği olan Attis/Adonis adına doğanın yeniden doğuşu şenlikleri kutlanmıştır.Bu şenliklerde Anadoluda Pessinus,Truva ve Katyanda da bulunan Kybele ve Adonis tapınaklarında ki kutsal odalarda Ateş yakılmakta ve rengarenk yeni elbiselerini giymiş tüm halkın katılımıyla çoşkun bir şekilde kutlanmaktaydı.Bu şenliklerde doğada yeni çiçek açmış ve filizlenmiş flora üstüne kurban edilen koçların kanı dökülerek ayinler yapılmakta ve Tanrıya dua edilmekteydi. Yine Antik çağda Anadoluda Hititlerde yeniden Doğuş ve bereket tanrısı Telepinu adına gece ve gündüzün eşet olduğu 21 Martta şenlikler yapılmakta ve yarışmalar düzenlenmekteydi.Anadoludaki gelenekler batı Anadolu halkı İonlarda Demeter,Galatlarda aynen Kybele,friglerde ve Likyalılarda ise Artemis adına devam etmiştir. Güney Azerbaycanda ortaya çıkmış Zerdüşizmde de aynı Nevruz Yeniden Doğuş içeriğiyle şenliklerle kutlanmıştır.Aryan boylarında en baş şenlik olarak kutlanan Nevruz,Firdevsiye göre Perslerde Orta Asya kökenli Maniizm ve Mitraizmin de etkisiyle Mihrican adıyla kutlanmıştır.Bugün Pekin müzesinde bulunan Çin yazılı kaynaklarında çinli Elçi ve tüccarların anlatımlarına dayanarak Kuzey Afganistan/Sogdiana-Türkmenistan steplerinde ,21 Mart günü ovalarda ve düz alanlarda biraraya gelerek meydanlarda Tongal isimli büyük ateş yakıp 7 kez üzerinden at ile atladıkları,birlikte yemek yiyip,kısrak sütü içerek türküler söyleyip çeşitli at ve güreş oyunları düzenledikleri anlatılmaktadır.Bu şenliklerde Türklerin birbirlerine soğan kabuğu ile boyanmış yumurta hediye ettikleri belirtilmektedir. Türkler tarafından kullanılan 12 Hayvanlı Türk Takvimi bu kutlu kurtuluş gününü yani 21 Martı yılın başlangıcı olarak almaktadır.Biruni 11.yy.da Ön ve Orta Asya halklarında yılbaşı olarak Nevruzun kutlandığından bahsetmektedir.Selçuklu devletinin ünlü veziri Nizamül Mülk yazdığı Siyasetnamede, Yılbaşı olarak Nevruzun Türkler arasında kabul edildiğini anlatmaktadır.Selçuklu Hakanı Melik Şah zamanında 21 Martı başlangıç sayan Celali Takviminide yapılan düzenlemeyle Meliki Takvimi ortaya çıkmış ve bu takvim de 21 Martı Yeniyıl olarak baz almıştır.Böylece Selçuklu devletinin Mali sistemi bu takvime göre yapılarak ilk mali dönem olarak bu günden itibaren vergi toplanmaya başlanmıştır. Kaşgarlı Mahmut ünlü yapıtı Divan-ı Lügat-i Türk de Türklerde Yeni yıl başlangıcının 21 Mart olduğunu söylemektedir.Bugün bazı Türk boylarınca da Nevruz Beyrem=Bayram olarak isimlendirilerek kutlanmaktadır.Afganistan ve Hindistanda Nevruz bilhassa Babürlüler zamanında yoğun olarak kutlanmıştır.Hindistanda yaşayan Parsilerce ve güney Taciklerince Jamschedi Nawroz adıyla kutlanan şenlikler görülmüştür.Akkoyunlu Türkmenlerinin ünlü hakanı Uzun Hasan tarafından düzenlenen ve Akkoyunlu Kanunları olarak da bilinen yasa sisteminde, 21 Mart yani Nevruz günü takvim başı olarak alınmış ve Anadoluda da İlk vergi toplama dönemi bu tarihe göre başlatılmış ve bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir.Osmanlı döneminde Nevruzun ne denli yoğun kutlandığı osmanlı şiirinde nevruzun ne kadar büyük yer tuttuğundan anlaşılmaktadır.Ayrıca IV Murad nevruz ile ilgili bir şiir yazmıştır.Günümüze kadar ulaşan Manisa mesir şenlikleri özünde bir nevruz geleneğidir.Kayı boyunun Karakeçili oymağının bugün Yörük bayramı olarak bilinen ve yüzlerce yıldır 21 Martta Ertuğrul Gazinin türbesi otrafında toplanarak at yarışları,cirit ve güreş oyunları düzenleyerek kutladıkları şenlik yeniden doğuş nevruz şenliğidir. Ayrıca Bektaşi geleneğine göre kurulmuş Yeniçeri ocağında Nevruz büyük çoşkuyla kutlanmakta ve hatta bu şenliklere padişahlar bile katılmaktaydı.Bu şenlikler 1826 da Yeniçeri Ocağının kaldırlmasıyla birlikte osmanlı yönetim çevresinde ve sarayda gündemden düşmüş sadece halkın yöresel olarak kutladığı bir şenlik haline dönüşmüştür.Anadolu Türklerinin Bektaşi,tahtacı,alevi,batıni ve yesevi boylarında Yörük ve Nevruz adıyla,sünni boylarında ise hıdırellez adıyla kutlanmaya devam etmiştir.Bu her iki şenlik de özünde ve içeriğinde aynı milletin aynı bayram ve aynı düşüncenen farklı isimlere sahip yorumlarıdırlar.Büyük Atatürk 1922 yılında bizzat Kavaklıdere bağlarında Nevruz şenliğini kutlamıştır. Ortadoğu kökenli olan Musevilik ve İseviliğin de bu büyük kültürel aktiviteden etkilenmesi gayet doğaldır.Bu bağlamda Musevi inancına göre Musa peygamberin Firavun baskısından yahudileri kurtardığı günün bayramı olan Pesah ile İsevilerce İsa peygamberin yeniden doğuşu anlamında kutlanan Paskalya da aynı şekilde yeniden varolmayı simgelemekte olup Nevruzun birer versiyonlarıdırlar. Bugün tüm Türkelinde ve Türk boylarının ulaştığı her yörede hangi dinsel inançdan olursa olsun tüm Türk boylarında aynı anlam ile Yeniden Doğuş yani Nevruz kutlanmaktadır.Türk ulusunun en büyük töresel bayramı bu günüdür.ATATÜRK her yıl Ankarada bu kutlu Türk bayramı olan Nevruzu kutlamıştır. Müslüman,İsevi,Musevi,Şamanist ve Budist tüm Türkler aynı folklorik ve töresel özelliklerle kutlanan Yeniden Doğuş yeryüzünün bugün en yaygın kutlanan töresel bir şenliği olma özelliğine de sahiptir.Kafkaslarda Kuman,Karaçay,Azeri,Malkar,Karaim,Kumuk,Nogay,Peçenek,Tatar ve Hazarlarda,Ortadoğuda tüm halklarda,İranda yaşayan tüm halklarca,Anadolu ve Balkanlarda Makoden,Arnavut,Kuman,Gökoğuz ve Traklarda ve Kuzey Amerikadaki kızılderili boyları ile Orta Amerikadaki Aztek ve Mayalarda geniş katılımlarla kutlanmaktadır. Maya ve Aztekler bu kurtuluş ve yeniden doğuş günü anısına Peru Urubambanın gorge bölgesinde Macha Piccu,Titicaca gölü kenarında Tiahuanaco piramitleri ve güneş kapısını inşa etmişlerdir. Her yıl 21 Martta bu ve bunun gibi kutsal yörelerde nevruz şenlikleri kutlanmaktadır. Diğer Güney Amerika yerlilerinden Şilideki Diagaita(Dağata) ,Bolivyadaki Aravak,Mayo ve Manası kızılderililerinde her yıl Mart ayında yapılan Yeniden Doğuş Şenliklerinde Şaman Büyücüler törenleri idare etmek için bazı kişiler görevlendirir.Tarihsel süreç içinde Sibirya Saka,Çutca,Hakas,Telvit ve Tuva bölgelerinden Kuzey ve Orta Amerikaya geçen Prototürk boylarından olan kızılderililerde de nevruz aynı folklorik ve anlam özellikleriyle kutlanmaktadır.Kaliforniya yöresinde yerleşik Yurok,Hupa,Yuki,Karuk,Modok ve Maydu kabilelernide Mart ortalarında kutlanan yeniden doğuş bayramı bir Şaman büyücüsü tarafından yönlendirilmekte ve meydanda ateş yakılıp etrafında dansedilmektedir.Bu kabilelerin inanışına göre köyün ortasına dikilen ve yeryüzünün direği olarak algınan büyük bir direk(Prototürk boylarında ve bugün dahi bizim dilimizde dünyanın direği/felek diye adlandırılmaktadır) aynı zamanda bir ve tek olan Tanrıyı simgelemektedir.Bu Tek Yaradan Tanrı ,Büyük Ruh(Great Spirit),Manitu(Tanrı) ve Wakan Tanka(Kutsal Ruh ) olarak da isimlendirilen Gök Tanrıdır. Tanrıya yakarış ve haykırışlarla ,kendi insanları için sıhhat ,mutlulukve bereket dileyerek bu direğe tırmanan Şaman büyücüsü, mistik dünya ile kabilesi arasındaki ruhsal köprüyü kurmaktadır.Kuzey Amerikadaki Crow(Karga) ve Kutenai(Kutanay) kızılderilileri köy ortasına dikilen kutsal direği ,Göktanrıya bağlılık anıtı olarak görmektedirler.Bu ulu Direk yani Felek bugün hala aynı anlamda Tuva,Hakas ve televit Türklerinde bulunmakta ve direğe tırmanış kutlu bir ibadeti sembolize etmektedir.Batı Kaliforniyada bulunan Yurok(Yörük) ve Delawaredeki Lenape ve Cheyenne(Çıyan) boylarına ait kızılderililerde Mart ayında Yeni Yılın Başı adıyla şenlikler kutlanmaktadır.Önceleri meydanlarda kutlanan bu şenlikler bugün dört köşesinde evren ve ortada büyük Göktanrı direğinin/feleğinin bulunduğu kutsal evlerde kutlanmaktadır.Yenilen yemekler ve danslarla Yaradan Tek Göktanrıya minnet duyguları dile getirilmektedir.New Mexikodaki Zunai (Sonay),Tewa(Tuva) ile Arizonadaki Hopi(Kop) kızılderililerinde Şaman büyücüler eşliğinde gizli tören odalarında mart ayında yapılan bereket,yağmur ve doğanın yeniden canlanışı törenlerinde Göktanrı ile Ulu Ata Kokoya dualar edilerek mevsimin ilk tohumları toprağa atılmaktadır.Bu törenlerde yakılan bir ateş etrafında sağlık ve enerji simgesi olarak Geyik ve Yılan dansları yapılmaktadır.Kuzey Amerikada yaşayan Kün-anaa(Günana) kızılderilileri Altay Türklerinin Güneş ve Hayat Tanrıçası Günana adını almışlardır.Bunlara bağlı oymaklar olan Athapascan(Atabaşkan) ve Beaver(Kunduz) kabilelerinin inanışında Dünya , Gök Tanrının yaratığı üç katmanlı ve dört köşede direkler üzerindedir.Bunlar tören meydanına büyük bir kutsal direk dikmekte ve bunun etrafında dansederek şükür ayinleri yapmaktadırlar. Mart ayında yaptıkları yeniden doğuş töreninde ise Tanrı ,Doğa ve Evren ruhlarına dualar ederek kurbanlar kesmekte ve bütün kabile genci ve yaşlısıyla birlikte yemekler yemektedirler.Aynı yönde törenlere Kuzey Kanada ve British Columbiadaki Siux(Su),Tanaina(Tanana) ve Kunduz kızılderilerlerde de rastlanmaktadır.Bunlar Mart ayında yapılan bu yeniden doğuş törenlerinde Ateşe et atarak onu harlamaktadır ve böylece Ateşe olan saygılarını göstermektedirler.Siux(Su)lar Mart ayına Ot biten Ay adını vermişlerdir.Bu ayda Atların çiftleştirilmesi ve bakımı sonucunda Doğanın Yeniden Dirilişi şenlikleri kutlanır.Navajo ve Apaçiler Mart ayında Doğanın canlanışı kutlamakta ve buna bağlı olarak da yazın yağmur yağması için dua etmektedirler. BÜTÜN BUNLARDAN ANLAŞILDIĞI ÜZERE NEVRUZ YANİ YENİDEN DOĞUŞ KÖKTÜRK BOYLARININ BİR KURTULUŞGÜNÜ OLUP ,TÜRK ULUSUNUN TÖRESEL VE FOLKLORİK MOTİFLERİNİ TAŞIMAKTADIR.
Bu Araştırma yazısı Yazarımız olan Tarih Arş. Serhat Kunara aittir ve referans olarak gösterilmesi zorunludur.
|
|
NEVRUZ |
|
NEVRUZ/YENİGÜN
Dünyada , Avrasya,Ortadoğu,Anadolu,Mezopotamya,Kafkasya,Kuzey ve Orta Amerika yörelerinde yaşayan uluslarda her yıl 21 Martta ortak özelliklerle kutlanan kozmogonik bir şenliğe raslanmaktadır.Yörelere ve uluslara göre değişgen isimler alan bu kozmogonik şenlik, özünde her dilde Yenigün=Yeniden doğuş anlamındadır .Avrasya kıtasında tarihsel süreç içerisinde geniş bir alana yayılmış Türk ulusunun değişik boylarında bu şenlik Noruz adıyla kutlanmış ve halen kutlanmaktadır.Kelimenin Gök=Köktürkçedeki orijinali Anaroghuz olup Anar=Nar ile Oghuz kelimelerinden oluşmaktadır.Nar, kadim zamandan beri Türk ulusunun Kutlu Meyvesi olup bereketi , bolluğu ve üremeyi simgeler.Oghus ise kendilerini fırka-i Naci olarak isimlendiren yani cehennemden kurtulmuş bir ulus olarak betimleyen Türklerin Tanrıdan aldıkları Yüce Bilinç=İlahi şuurdur.Böylece Aharoghuz kelime olarak Yüce bilincin bereketi ile yeniden dünyaya yayılış anlamına gelmekte olup kutlu bir gündür.Nar çiçeği ilkbaharın ilk ayı olan Mart ayında açmaya başlar ve dünyaya doğanın ve yeryüzünde yaradılan herşeyin tekrar doğuşunu hatırlatır.Tarih içinde milattan binlerce yıl önce Atayurttan çıkarak doğu ve batıya göçeden Proto Türk boyları gittiklere her yöreye kültürlerini ve inanışlarını da taşımışlardır.Bu bağlamda tüm Avrasya ,Ortadoğu ,Anadolu ve Kafkaslarda kurulan kentlere, tapınaklara ve Kybele/Sibel isimli Umay Ana Tanrıçanın bereket sembolü olarak Nar motifleri kazınmış, bu motif çeşitli ulusların sancaklarında yer almış ve sikkelerine basılmıştır.Kahinlerin kehanette bulunduğu büyük tapınaklar olan Pessinus,Sinda,Katyanda,Didim Apollon ve Salamon tapınaklarında Nar meyvasının çekirdeklerine bakılarak ulusların ,ülkelerin ve kralların gelecekleri ve verimlilikleri üzerinde kehanetlerde bulunulmuştur.Zamanla kutsal dinlerin ortaya çıkmasıyla da önemini yitirmeyen bu bereketli kutsal meyva, hiristiyan fresk ve ikonalarında da çok miktarda görülmektedir.Kutlu Nar meyvasının yeniden Doğuşile olan paralelliği dünyada yaşanan son Tufandan sonra Nuhun gemisinin gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü Tanrı dağının Hantengri tepesine konması ile başlamıştır.Orta Asyada Orhun ve Yenisey anıtları olarak isimlendirilen Tonyukuk Yazılıtaşının dördüncü satırında Tufan ve sonrasında kurtulan Türk ulusunun dünyaya yayılışı şöyle anlatılmaktadır....Göktanrının yeryüzünü bir Tufan ile yok edeceğinin bildirmesinden sonra kıyam başlamıştır.Bu kıyamdan kurtulan Altın soylu Gök_köktürklerden dağda taşta kalmış yediyüz kişi Nuh=Tufanyayok=Tonyukuk önderliğinde cehennemden kurtulmuştur.Bu kurtulan insanlardan iki bölümü sıcak ülkelere,bir bölümüm de dağlı ve yağışlı ülkelere göç ederek yayılmıştır.Bu insanların başındaki önder ise TonyukukturTufan kutsal kitaplara göre Tufan 40 gün sürmüş ve bu süre içinde tüm yeryüzünü sular kaplamıştır.İçinde Nuh ve küçük oğul Yafesin bulunduğu birinci gemi 21 Mart günü Tanrı dağlarının Hantengri tepesine,büyük oğul Samın bulunduğu ikinci gemi Cudi Dağına ve ortanca oğul Hamın bulunduğu üçüncü gemi ise Orta Afrikadaki Elgon Dağına konmuş ve böylece Hamdan zenciler,Samdan samioğulları,İsrailoğulları ,Farsiler ve beluciler türmişlerdir.Tanrı dağına konan geminin içindeki Yafesden Türkler,Aryanlar,Yaban=Japonlar,Kitaylar,Runlar,Selcuk=Keltikler ve Nartlar(Kafkas halkları) türemişlerdir.Gemide bulundukları son 7 günde kalan son 7 çeşit yiyeceği bir kazanda kaynatarak Aşura=Kutlu aşyaparak üstüne de yanlarındaki meyva olan narın tanelerini ekerek yiyen Yafes kavminin torunları bunu hiçbir zaman unutmayarak ,her 21 Mart Noruz=Yeniden doğuş gününde 7 çeşit yiyecekten Aşure pişirmekte ve 7 çeşit çerez ,7 çeşit meyva ve 7 çeşit çörek yaparak bunları dostlarına ve kunuklarına ikram etmektedirler.Kırlarda ve kentlerde büyük meydanlarda toplanarak at,cirit ve güreş yarışmaları yapmakta Tongalisimli büyük bir ateşin etrafında türküler söyleyip eğlenmektedirler.Töreye göre eğlence sonunda herkes bu kutlu Tongal ateşinin üstünden 7 kez atlayarak kötülüklerden arınmaktadır.Bugün onlar için Yeniden doğuş günü olup cehennemden /Kıyamdan kurtuluşun bir şenliğidir.Türk ulusunun tüm boyları bu kutlu şenlikle Atalarını yadetmekte ,cehennemden kurtuluşlarını sevinerek yeniden başlayan yeni yeryüzü hayatlarını kutlamaktadırlar.Göç ettikleri her yöreye Türk boyları tarafından taşınan bu töre,bazı komşu kavimlerce de kabul görerek kutlanmış ve halen kutlanmaktadır. Tarihe bakıldığında bu kozmogonik bayramın Sümerlerce yeniden doğmak anlamına gelen Akitil adıyla kutlandığı görülmektedir.Yeniden canlanışın tanrısı ise Tamusdur.Diğer bir mezopotamya halkı olan Akadlar bu şenliğe Akitu adını vererek kutlamışlardır.Bu yeniden doğuş bayramı Babillilerce Zagmut adıyla aynı içerik ile Nisanın ilk haftasında kutlanmaktaydı.En eski Prototürk iskit boylarından olan Etrüslerde de Tanrı Turmuş adına her yıl Mart ayında yeniden doğuş ve türeyiş bayramları kutlanmaktaydı.Bu bayramlarda ok atma,demir döğme ve at yarışları düzenlenmekte ve insanlar atlarıyla büyük ateşlerden atlamaktaydılar.Etrüsklerde yeniden doğuş şenliklerinde Türklerin ortak Asena yeniden türeyiş efsanesi Romus ve Romulüs kardeşlerin bir kurt tarafından emzirilmesi şeklinde ozanlar tarafından manilerle anlatılmaktaydı.Mısırlarda ise Hyksos yani Gökoğuzların miladdan önce 17.yy.da Mısıra girmesinden ve Töreyi oralara taşımasından sonra Amaon Ra adına her yılın mart ayında Vonci soli yani yakınlaşan Güneş isimli bayramda yeniden doğuş , doğanın tekrar uyanışı ve Doğa tanrıçası Osirisin yeniden doğuşu şenlikleri yapılmıştır.Bu şenlikler Luxordaki büyük Amon Ra tapınağında Karnak ve krallar vadisindeki yer altı mezarlarının bulunduğu yörelerde yapılmaktaydı.Anadolu halkı Luwilerde ise Ana tanrıça Kybelenin erkeği olan attis=Adonis adına doğanın yeniden doğuşu şenlikleri kutlanmıştır.Bu şenliklerde Anadoluda Pessinus,Truva ve Katyanda da bulunan Kybele ve Adonis tapınaklarında ki kutsal odalarda Ateş yakılmakta ve tüm halkın katılımıyla çoşkun bir şekilde kutlanmıştır.Bu şenliklerde doğada yeni çiçek açmış ve filizlenmiş flora üstüne kurban edilen koç kanı dökülerek ayinler yapılmakta ve Tanrıya dua edilmekteydi.Yine Antik çağda Anadoluda Hititlerde yeniden Doğuş ve bereket tanrısı Telepinu adına gece ve gündüzün eşet olduğu 21 Martta şenlikler yapılmakta ve yarışmalar düzenlenmekteydi.Anadoludaki gelenekler batı Anadolu halkı İonlarda Demeter,Galatlarda aynen Kybele,friglerde ve Likyalılarda ise Artemisadıyla devam etmiştir.Aryanlarda en baş şenlik olarak kutlanan Nevruz,Firdevsiye göre Perslerde Orta Asya kökenli Maniizm ve Mitraizm etkisiyle Mihricanadıyla kutlanmıştır.Daha sonra Azerbaycanda ortaya çıkan Zerdüşizmde de aynı Nevruz aynı içerikle şenliklerle kutlanmıştır.Çin kaynaklarında milattan yüzlerce yıl önceleri Türk boylarının 21 Mart günü ovalarda ve düz alanlarda biraraya gelerek meydanlarda Tongalisimli büyük ateş yakıp 7 kez üzerinden at ile atladıkları,birlikte yemek yiyerek türküler söyleyip çeşitli at ve güreş oyunları düzenledikleri anlatılmaktadır.Bu şenliklerde Türklerin birbirlerine soğan kabuğu ile boyanmış yumurta hediye ettikleri belirtilmektedir.Türkler tarafından kullanılan 12 Hayvanlı Türk Takvimi bu kurtuluş gününü yani 21 Martı başlangıç olarak almaktadır.Biruni 11.yy.da Ön ve Orta Asya halklarında yılbaşı olarak Nevruzun kutlandığından bahsetmektedir.Selçuklu devletinin ünlü veziri Nizamül Mülk yazdığı Siyasetnamede Yılbaşı olarak Nevruzun Türkler arasında kabul edildiği anlatmaktadır.Selçuklu Hakanı Melik Şah zamanında 21 Martı başlangıç sayan Celali Takviminide yapılan düzenlemeyle Meliki Takvimi ortaya çıkarılmış ve bu takvim de 21 Martı Yeniyıl olarak almıştır.Böylece Selçuklu devletinin Mali sistemi bu takvime göre yapılarak ilk mali dönem olarak bu günden itibaren vergi toplanmaya başlanmıştır.. Kaşgarlı Mahmut ünlü yapıtı Divan-ı Lügat-i Türkde Türklerde Yeni yıl başlangıcının 21 Mart olduğunu söylemektedir.Bugün Türk boylarınca göktürkçe Beyrem=Bayram olarak isimlendirilmiş ve kutlanmıştır.Afganistan ve Hindistanda Nevruz bilhassa Babürlüler zamanında yoğun olarak kutlanmıştır.Hindistanda yaşayan Parsilerce ve güney Taciklerince Jamschedi Nawroz adıyla kutlanan şenlikler görülmüştür.Akkoyunlu Türkmenlerinin ünlü hakanı Uzun Hasan tarafından düzenlenen ve Akkoyunlu Kanunuları olarak da bilinen yasa sisteminde 21 Mart yani Nevruz günü takvim başı olarak alınmış ve Anadoluda da İlk vergi toplama dönemi bu tarihe göre başlatılmış ve günümüze kadar devam etmiştir.Osmanlı döneminde Nevruzun ne denli yoğun kutlandığı osmanlı şiirinde nevruzun ne kadar büyük yer tututuğundan anlaşılmaktadır.Ayrıca IV Murad nevruz ile ilgili bir şiir yazmıştır.Günümüze kadar ulaşan bir nevruz geleneği olan Manisa mesir şenlikleri bir nevruz geleneğidir.Kayı boyunun Karakeçili oymağının bugün Yörük bayramı olarak bilinen ve yüzlerce yıldır 21 Martta Ertuğrul Gazinin türbesi otrafında toplanarak at yarışları,cirit ve güreş oyunları düzenleyerek kutladıkları şenlik yeniden doğuş nevruz şenliğidir.Ayrıca Bektaşi geleneğine göre kurulmuş Yeniçeri ocağında Nevruz büyük çoşkuyla kutlanmakta ve hatta bu şenliklere padişahlar bile katılmaktaydı.Bu şenlikler 1826 da Yeniçeri Ocağının kaldırlmasıyla birlikte osmanlı yönetim çevresinde ve sarayda gündemden düşmüş sadece halkın yöresel olarak kutladığı bir şenlik haline dönüşmüştür.Anadolu Türklerinin Bektaşi,tahtacı,alevi,batıni ve yesevi boylarında Yörük ve Nevruz adıyla,sünni boylarında ise hıdırellez adıyla kutlanmımaya devam etmiştir.Bu her iki şenlik de özünde ve içeriğinde aynı milletin aynı bayram ve aynı düşüncenen farklı isimlere sahip yorumlarıdırlar.Büyük Atatürk 1922 yılında bizzat Kavaklıderer bağlarında Nevruz şenliğini kutlamıştır. Ortadoğu kökenli olan Musevilik ve İseviliğin de bu büyük kültürel aktiviteden etkilenmesi gayet doğaldır.Bu bağlamda Musevi inancına göre Musa peygamberin Firavun baskısından yahudileri kurtardığı günün bayramı olan Pesah ile İsevilerce İsa peygamberin yeniden doğuşu anlamında kutlanan Paskalya da aynı şekilde yeniden varolmayı simgelemekte olup Nevruzun birer versiyonlarıdırlar. Bugün tüm Türkelide ve Türk boylarının ulaştığı her yörede hangi dinsel inançdan olursa olsun tüm Türk boylarında aynı anlam ile Yeniden Doğuş yani Nevruz kutlanmaktadır.Türk ulusunun en büyük töresel bayramı bu gündür.Müslüman,İsevi,Musevi,Şamanist ve Budist tüm Türkler aynı folklorik ve töresel özelliklerle kutlanan Yeniden Doğuş yeryüzünün bugün en yaygın kutlanan töresel bir şenliği olma özelliğine de sahiptir.Kafkaslarda Kuman,Karaçay, Azeri,Malkar,Karaim,Kumuk,Nogay,Peçenek,Tatar ve Hazarlarda,Ortadoğuda tüm halklarda,İranda tüm uluslarca,Anadolu ve Balkanlarda Makoden,Arnavut,Kuman,Gökoğuz ve Traklarda ve Kuzey Amerikadaki kızılderili boyları ile Orta Amerikadaki Aztek ve Mayalarda geniş katılımlarla kutlanmaktadır.Maya ve Aztekler bu kurtuluş ve yeniden doğuş günü anısına Peru Urubambanın gorge bölgesinde Macha Piccu,Titicaca gölü kenarında Tiahuanaco piramitleri ve güneş kapısını inşa etmişlerdir.Her yıl 21 Martta bu ve bunun gibi kutsal yörelerde nevruz şenlikleri kutlanmaktadır.Diğer Güney Amerika yerlilerinden Şilideki Diagaita(Dağata) ,Bolivyadaki Aravak,Mayo ve Manası kızılderililerinde her yıl Mart ayında yapılan Yeniden Doğuş Şenliklerinde Şaman Büyücüler törenleri idare etmek için bazı kişiler görevlendirir.Tarihsel süreç içinde Sibirya Saka,Çutca,Hakas,Telvit ve Tuva bölgelerinden Kuzey ve Orta Amerikaya geçen Prototürk boylarından olan kızılderililerde de nevruz aynı folklorik özelliklerle kutlanmaktadır.Kaliforniya yöresinde yerleşik Yurok,Hupa,Yuki,Karuk,Modok ve Maydu kabilelernide Mart ortalarında kutlanan yeniden doğuş bayramı bir Şaman büyücüsü tarafından yönlendirilmekte ve meydanda ateş yakılıp etrafında dansedilmektedir.Bu kabilelerin inanışına göre köyün ortasına dikilen ve yeryüzünün direği olmarak algınan büyük bir direk aynı zamanda bir ve tek olan Tanrıyı simgelemektedir.Bu Büyük Ruh(Great Spirit),Manitu(Tanrı) ve Wakan Tanka(Kutsal Ruh ) olark da isimlendirilen Gök Tanrıdır.Tanrıya yakarış sıhhat ve bereket için bu direğe tırmanan Şaman büyücüsü mistik dünya ile kabile arasındaki ruhsal köprüyü kurmaktadır.Kuzey Amerikadaki Crow(Karga) ve Kutenai(Kutanay) kızılderilileri köy ortasına dikilen kutsal direği Göktanrıya bağlılık anıtı olarak görmektedirler.Bu ulu Direk aynen Tuva,Hakas ve televit Türklerinde bulunmakta ve direğe tırmanış bir ibadeti sembolize etmektedir.Batı Kaliforniyada bulunan Yurok(Yörük) ve Delawaredeki Lenape ve Cheyenne(Çıyan) boylarına ait kızılderililerde Mart ayında Yeni Yılın Başışenlikleri kutlanmaktadır.Önceleri meydanlarda kutlanan bu şenlikler bugün dört köşesinde evren ve ortada büyük Göktanrı direğinin bulunduğu kutsal evlerde kutlanmaktadır.Yenilen yemekler ve danslarla Göktanrıya minnet duyguları dile getirilmektedir.New Mexikodaki Zunai (Sonay),Tewa(Tuva) ile Arizonadaki Hopi(Kop) kızılderililerinde Şaman büyücüler eşliğinde gizli tören odalarında mart ayında yapılan bereket,yağmur ve doğanın yeniden canlanışı törenlerinde Göktanrı ve ulu Ata Kokoya dualar edilerek mevsimin ilk tohumları toprağa atılmaktadır.Bu törenlerde yakılan bir ateş etrafında sıhhat ve enerji sembolü olarak Geyik ve Yılan dansları yapılmaktadır.Kuzey Amerikada yaşayan Kün-anaa(Günana) kızılderilileri Altay Türklerinin Güneş ve Hayat Tanrıçası Günana adını almışlardır.Bunlara bağlı oymaklar olan Athapascan(Atabaşkan) ve Beaver(Kunduz) kabilelerinde Gök Tanrının yaratığı üç katmanlı ve dört köşede direkler üzerindedir.Bunlar tören meydanına büyük bir kutsal direk dikmekte ve bunun etrafında dansetmektedirler.Mart ayında yaptıkları yeniden doğuş töreninde Tanrı ,Doğa ve Evren ruhlarına dualar ederek kurbanlar kesmekte ve birlikte yemekler yemektedirler.Aynı yönde törenlere Kuzey Kanada ve British Columbiadaki Siux(Su),Tanaina(Tanana) ve Kunduz kızılderilerlerde de rastlanmaktadır.Bunlar Mart ayında yapılan bu yeniden doğuş törenlerinde Ateşe et atarak onu harlamaktadır ve böylece Ateşe olan saygılarını göstermektedirler.Siux(Su)lar Mart ayına Ot biten Ay adını vermişlerdir.Bu ayda Atların çiftleştirilmesi ve bakımı sonucunda Doğanın Yeniden Dirilişi şenlikleri kutlanır.Navajo ve Apaçiler Mart ayında Doğanın canlanışı kutlamakta ve buna bağlı olarak yazın yağmur yağması için dua etmektedirler. BÜTÜN BUNLARDAN ANLAŞILDIĞI ÜZERE NEVRUZ YANİ YENİDEN DOĞUŞ TÜRK BOYLARININ BİR KURTULUŞ GÜNÜ OLUP ,TÜRK ULUSUNUN TÖRESEL VE FOLKLORİK MOTİFLERİNİ TAŞIMAKTADIR.
Saygılarımla
SERHAT KUNAR TARİH ARAŞTIRMACISI –YAZAR KÖKTÜRKLER-ANTALYA/TR |
GILGAMESH (BILGAMESH), SABIILER, MANDAEAN
(MANDA AY-HANLAR) VE SABALAR HAKKINDA
Türk dili bizlere tanitildigi gibi yakin zamanin dili degildir.Aksine dünyanin en önce gelismis dilidir. Ve yalniz Orta Asyada gelismis bir dil olmayip, Anadoluda, Orta Doguda, Iranda, Hindustanda, Misirda, Kuzey Afrikada, Avrupa da , Pasifik ve Atlantik Okyanuslari kiyilarinda da gelismis bir dildir. Elbetteki böyle büyük bir cografyaya yaygin bu dilin birbirinden uzak bölgelerde çesitli agizlarda konusulmasi da dogaldi. Bu sebeple yalniz Orta Asya Türkçesini örnek ve kaynak olarak almak hem yanlis ve hem de noksan olur. Örnek olarak: DRAVIDIAN diye tanitilan ad aslinda Türkçe "DR-AVI-DI-AN" < "DUR/TUR-EVIDI-LER", yani "TUR INSANLARI IDILER" anlaminda bir Türkçe sözden baska bir sey olmayip bu adi tasiyan insanlarin Türkçe konusan Tur/Türk insani olduklarinin kesin ifadesidir. Dravidian denen Tur insani eski Hindistanda pek etken olmus bir gruptur. Hindustan çografyasinda ki eski adlarin çogu incelendiginde Türkçeden yapilmis olduklari görülüyor. Bu da o bölgede eski çaglarda Türkçenin çok yaygin konusulan bir dil oldugunun isaretidir. Fakat ne var ki DRAVIDIAN sözcügü bir Türkçe deyim olmaktan çikmis veya çikarilmis, onun yerine taninmasi zor bir ad gelmistir. Bu adin sonundaki AN eki, Türkçenin en eski çogul eki olup Türkçenin "ON-LAR/AN-LAR " çogul sözünde de vardir. Bu ANLAR sözündeki LER/LAR eki gereksiz yere ikinci defa bu eski eke eklenmislerdir.
Görülüyor ki dilciler "DRAVIDIAN" dilinin Türkçeye benzedigini ima ederler, fakat bu benzerligin Hindistan'da (Hindustan) eski Tur/Türk insaninin ve dilinin varliginin isareti oldugunu söylemezler. Nedense "gerçegi" bulmaya çalisan dilciler ya bu gerçegi görmezler yahut ta görseler bile dile getirmek istemezler. Islem gerçek yüzünü "ilim" yapma kisvesi altinda gizlemise benziyor.
Denebilir ki en geç M. Ö. birinci bin yilda, Türkçe bu günkü kadar gelismis ve eski dünyanin pek çok yerinde konusulan ve en önde gelen bir dildi. Yalniz yazilirken, ünlüler daha az kullaniliyor bilhassa ünsüzler belirtiliyordu. Arastirmalarimizdan anliyoruz ki eski çaglarin Tur/Türk insani destan, masal, bilmece yaratma ve yazma konularinda çok ileri varmislardi. Dünyaya "GILGAMESH" adi altinda tanitilmis olan Sumer destani bu gelismisligin en mükemmel delili ve örnegi olup kaybolmus Tur/Türk dünyasinin medeniyetinin ne kadar ileride oldugunu kesinlikle belirtir. Bu arada bu görkemli medeniyeti ve dili çekemiyen gruplar bu kadar gelismis Türkçeden onun sözcük ve deyimlerini kirarak kendilerine yeni diller yaratmakta ustalasmislar ve birbirleriyle san ki yaris eder olmuslardi.
GILGAMISH
"GILGAMISH" adi aslinda Sumerler tarafindan "GILGAMESH" seklinde degil "BILGAMESH" seklinde yazilmis bir addir. Fakat ne var ki birileri bu adi degistirerek "GILGAMESH" sekline sokmus, böylece Türk'ün ayaginin altindan haliyi çekip almis ve onu Türk dünyasindan uzaklastirarak Türklerle olan bagini koparmistir. Türk dünyasi bu konuyu, kendi dilinin ve tarihinin geregi, kendisi sorusturmadikca, baskalari "bu destan aslinda sizin geçmisinizle ilgilidir" demez. Nedense baskalari ne demisse bizler de "dogru diyorsun" deyip her kesin dedigini dogru gibi kabul ede gelmisiz. Anlasilan sudur ki GILGAMIS (BILGAMESH) Tur/Türk dünyasinin bilinen en eski destanidir.
Sumer dilinde arastirma yapan bazi arastiricilar bu Sümer adinin aslinda Sümer çivi yazisinda yazilis seklinin "BILGAMESH" seklinde oldugunu açiklamislardir. Daha baska da bir sey söylememislerdir. BILGAMESH deyiminin Türkçeye ait oldugu kendiliginden belli. Türklerin BILGE-KAGAN'i da ayni Türkçe deyimi kendine ad almis. Böylece gerek BILGE-KAGAN ve gerekse BILGAMES adlarinin ikisi de Türkçe olup ve ikisi de Türk-hakanlarinin ünvanlarinda yer alan tanimlama deyimleridir. Türkçede BILGE kisi "akilli, uslu, bilgili, ermis" bir kimsedir. (HERMES adi da Türkçenin ERMIS sözünden gelir). Gilgamis destaninda da GILGAMISH bu nitelikte bir karakterdir. Ilave olarak GILGAMESH Türkce gramer kurallarinda olan bir deyimdir. Ve adin önüne "A" ünlüsünü koydugumuz zaman "AGIL-GA-MESH" (AKIL-GA-MISH) Türkçe deyimi ile karsilasiyoruz ki bu dahi Türkcenin bir sözü olup o da "BIL-GA-MESH" deyimi ile ayni anlamda olan baska bir Türkçe deyimdir. Görülüyor ki sözde "GILGAMES" fakat gerçekte "BILGAMESH" ve/veya "AGILGAMISH/AKILGAMESH" olan bu destan Sümer Türklerinin en erken devirlerinde yazilmis veya daha öncesinden bilinen bir destan olarak yaziya geçirilmistir. Gerek "AGILGAMISH/AKILGAMESH" ve gerekse "BILGAMESH" adlari dil yapisi ve kök sözcükleri bakimindan tümüyle Türkçe olan adlardir.
Bu bulus ve/veya görüs Türk dilini Sümer dilinin en erken çaglarina (belkide en azindan M. Ö. 5000 yillarina) götürür. Dilciler bilirler ki bu ad içinde ki ekler de Türkçenin ekleridir. Bu demek oluyor ki çok olasilikla bütün bu Türkçe sözcükler, ekler, gramer kurallari ve daha ötesi destan yazma teknigi Türk dilinde belki de onbin sene evvelinden gelistirilmis bir sanat bicimi idi. Bu edebiyat bicimi günümüze dek gelmistir. Bunu bilmek günümüz Tur/Türk insanina düsen bir görevdir. Bunu bilince, insanin hem atalarindan ve hem de günümüzde ki Türk dünyasini birlestirebilecek bir dil olarak, Türkçeden gurur duymamasi imkansizdir. Bu kadar muhtesem bir dünya dili yaratmis olan eski çaglarin Tur/Türk insani gururla anilmalidir. Böyle bir dili yaratmis olmak kolay bir is olmayip ancak us (akil), mantik ister. Üstelik bütün bunlar Tur/Türk insaninin, Herodut'un dedigi ve ona inananlarin da tekrar ettikleri gibi, Sibiryada "kush-burnu (berry) toplamakla geçinen insanlar" olmadigini gösteriyor. Ümid ederim ki bunlari söylerken "kökten milliyetcilik" yapmiyorum. Dilerim ki Türkcenin geçmisi ile ugrasan dilciler bu konunun üstüne varirlar ve gerçegi gün isigina gerektigi sekilde cesaretle çikarirlar. Sumerlerle ilgili olarak web sayfamda "ANCIENT TURANIANS PART-1: SUMERIANS" baslikli yazimda pek çok bilinmeyeni açiklamis bulunuyorum. Su web adresime lütfen bakmanizi öneririm:
Sunu da bilhassa belirtmek isterim ki eski Tur/Türk dünyasinda ki yazarlar destanlarinda ve konusmalarinda bol miktarda cinas ve mecaz kullanmislar. Böylece, bir Türkce deyim içinde birden fazla anlami ifade edebilmislerdir ki bu Türkçenin en önemli özelliklerinden biridir. Bu GILGAMIS (BILGAMIS) Destaninda böyle oldugu gibi MANAS destaninda da böyledir ve Ogus-Kagan destaninda da böyledir. Homerin ILIAD ve ODYSSEUS destanlarinda da böyledir. Çünkü bunlarin hepsinin asli Türk dünyasinin törelerinden kaynaklanmaktadir.
ESKI TÜRK DINI VE DILI
Denebilir ki eski Tur/Türk dünyasinin dili ve dini beraber gelismistir. Türkçe denen dil bu eski Tur/Türk dininin bir ifadesidir. Eski Turan dünyasinin gelistirdigi bir üçlü Gök-Tanri dini vardi. Bu gök dininin temelinde evrende her seyi yaratan BIR-GÖK-ATA-TANRI ile onun yaninda yer yüzüne hayat veren bir GÜN-TANRI (GÜN/GÜNES) ve geçe gökünü süsleyen AY-TANRI (AY) ile tanimlanan üçlü bir "GÖK-TANRI" sistemi vardi. Bu tanimlamada Gök-Tanri BIR'di ve evreni yaratandi. Onun yarattigi Gün ve Ay, benzetmeli olarak, Gök-Tanrinin gözleri idi. Bu tanimlamada Gök-Tanri hem bir "KOR-TANRI" ve hem de cinas yollu "KÖR-TANRI" idi. Çünkü Gök-Tanrinin bir gözüne hiç bakilamazken digerine istenildigi kadar bakmak mümkündü. Gök-Tanrinin bakilamayan gözü yani çalisan gözü bir "OT/OD/UT" yani "KOR" (atesh) olan Gün/Kün/Günesh idi. Böylece Gök-Tanrinin bu gözü. Türkçe "KOR-GOZ/GÖZ idi. Gök-Tanrinin iyi çalismayan ikinci gözü AY (AY-TANRI) olup bu gözün kendi isigi yoktu ve bu sebeple o bir "KÖR-GÖZ" idi. Diger bir degimle, AY da Gök-Tanrinin KÖR-GÖZÜ idi. Bu anlayis içinde olmalidir ki eski Turan dünyasinin üçlü Gök-Tanrisi hem KOR-GÖZ ve hem de KÖR-GÖZ olarak bilinirdi. Ayrica Gök-Tanriyi temsil eden KOR-GÖZ ve KÖR-GÖZ adlarindan ötürü üçlü Gök-Tanrinin adi O-GOZ ve ondan dolayi da OGOZ / OGUZ / OGUS adi ile bilinirdi. Böylece, OGUZ adi eski Türk dünyasinin hem GÖK-ATA-TANRI'sinin, hem GÜN-TANRI'sinin ve hem de AY-TANRI'sinin ayri ayri adi idi. Eski dünyada, OGUS / OGUZ adi olasilikla evrensel bir ad idi. ZEUZ ve MUSA adlari Oguz'un adlari olan AZ-US (essiz-us (akil)) ve MA-US (muhtesem-us) anlamlarinda Türkçe deyimlerinden yapilmistir. Sonradan karalama anlamlari ile yüklenen "PAGAN" ve diger olumsuz yakistirmalar yardimi ile dünyanin bu en eski dini bilinçli olarak karalanarak gözden düsürülmüs ve sonradan da yeni dinler getirilerek bu eski evrensel dinin unutulmasi saglanmistir. Oguz adi ile beraber "Günese" tapma kavrami da yeni din yayicilari tarafindan unutturulmus, onun yerine AY-Tanri öne çikarilmistir. Ay-Tanri da hem AK-AY ve hem Kara-Ay seklinde yorumlanarak iki ayri sistem olusturulmustur.
Oguz'un en önde gelen hayvan simgesi ise OGOZ / OKOZ / ÖKÜZ, diger bir adi ile "yabani BOA/BOGA idi. Çatalhöyük'te bulunan "BOGA" resimlerinin OGUZ-ATA nin temsili resimleri oldugundan süphe edilmemelidir. O resimler ki M. Ö. 7,000-8,000 senelerine varir. Bu da eski Türk dininin ne kadar gerilere gittiginin isaretidir. Bunun yaninda Oguz'un binlerce adlari vardi ki onlar Gök-Tanrinin çok çesitli yönlerini ifade eden adlardi. Zaten günümüzde bile TANRI'nin yahut ALLAH'in binlerce adi vardir denir. Bu deyis Islam kültüründen degil ondan çok daha eski olan eski Türk dünyasinin törelerinden kaynaklansa gerek.
Bütün bu adlar günümüze kadar gelen essiz bir dil olan OGUZ-KAGAN dilini yani Türkçeyi, baska bir degimle "GÜN-TANRI" (GÜNESH-dilini) yahut "TUR-DILINI" olusturmustur. Tur/Türk dünyasinin inancinda degismeyen, oldugu gibi kimligini ezeli ve ebedi koruyan yalniz Gök-Tanridir ve onun simgesi (çalisan gözü olan) günestir. Onun için dilimizde derler ki "DÜSMEYEN KALKMAYAN YALNIZ TANRIDIR". Bu sebeple dilinde de her kavrama ad verirken Türk insani Gök-Tanriyi kaynak olarak almis ve alpfabesinin harflerine de Tanrinin özelliklerini tanimlayan çesitli adlar vererek her sözcük içinde onun varligini saglamistir. Bu seref te tarihte TUR/TÜRK insani olan KÜN-HAN'lara / KAN-HAN'lara (Kanan, Kenan, Canaan, ve diger adiyla "FENIKELILERE") nasip olmustur.
Elbetteki bunu bilenler bu Tur/Türk insaninin kimligini degistirerek kendilerine seref payi almaya çalismislardir. Bu inanç Türk insaninin çok eskiden beri olan inancidir. Tur/Türk dünyasinin insani Gök-Tanriyi "BIR-TANRI", "BIR-ATA" adiyla bilir. Gök-ATA-Tanrinin simgesi T harfidir. Bu harfin ilk sekilleri + (artI) isareti seklindedir. Türkçe ATA sözü dahi bir adalet terazisinin isaretidir. ATA yazisi bir teraziye benzer. T harfi bu adalet terazisinin ortasindadir. Çünkü, Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanrisi "HAK VE ADALETI" temsil eder. O AK-HAN dir. KARA-HAN onun tersini temsil eder. Onun içindir ki Türkçe bir sayisinin adi da BIR dir ve Tanrinin adidir. Türkçe birinci tek-kisi kisisel zamiri Tanrinin baska bir adi olan MAN adidir. Misirlilarin AMAN/AMUN/AMEN/AMIN Tanri adi bu Türkçe sözdür. Bir duadan sonra "amen" yahut "amin" dedigimiz de Gök-Tanrinin adini aniyoruz.
Arapça diye bilinen ADALET sözcügü Türkçe "ATA-ELiDi" (Tanri Elidi) anlaminda bir Türkçe deyimden yapilmis olup yalniz Tanrinin elinin "adil" oldugunu isaret eder. Diger bir yorumunda : ADALET < TR. "ATA-AL'DE" (ATA-AL'DI" yani "Gün-ATA-dir") anlaminda eski Türk dünyasinin Gün-Tanrisini tanimliyor. Günes hiç bir ayrilik ve gayrilik gözetmeden her yana ayni sekilde IShININI ve ISISINI yayinlar. O "kösesi" olmayan "yuvarlak" bir varlik olup her yaniyla ayni görüntüyü verir. Böylece O adaletin timsalidir. ADALET deyiminin bunlardan baska yine Tanriyi tanimlayan Türkçe baska sekilleri de vardir.
TERAZI burcunun adi olan "LIBRA" adi Türkçe "BIR-AL" ("BIR" ve "AL") seklinde "Gök-Ata-Tanriyi ve Gün-Tanriyi tanimlar ve "BIR-EL" seklinde bakildiginda Tanrinin adil elini isaretler. TERAZI adi ise "T-ER-AZ-I" seklinde bakildiginda Türkçenin "aTa-ER-AZ-I (Bir)" deyimi ile Tanrinin "ESSIZ BIR ATA-ER" oldugunu tanimlanir. Diger taraftan "TE-RAZI" Türkçenin "aTI-RAZI" ("adi "terazi" ile verilene razi olma") anlaminda bir deyim olup yine "adaleti" tanimliyor. RAZI sözü ise "RA-aZ-I" seklinde eski TUR Masar/Misir dünyasinin Gök-Tanrisi (Bir-Az-Er) ve Gün-Tanrisini (RA) tanimlar.
SABILER (SABIANS yahut SHABIAN)
Asagida "dipnot" olarak çesitli kaynaklardan alinti yoluyla verdigim bilgilerde belirtilen adlar üzerinde durmak istiyorum. Zira bu adlar bu gruplar hakkinda bir hayli bilgi aktarmaktadir:
Türkçe - Ingilizce Redhouse Sözlük SABI adini Ingilizce olarak "SABEAN, pagan (dinsiz), idolator (puta tapan)" seklinde tanimliyor. Bu tanimlamadan SABI lerin Bati kaynaklarinda SABEAN [1] adi ile anildigini görüyoruz. "Pagan" diye tanimlandiklarina göre, SABIlerin (SABIAN) eski Türk dünyasinin "Gök-Tanri" dini inancinda olduklari dolayli sekilde anlatiliyor. sabian adi bir kaç anlam içermektedir:
1) SABI-an Türkçe Sabi-ler anlaminda olup, an eki eski Türkcenin çogul ekidir.
2) SABI-AN seklinde Türkçe "Gök-SABI-ler" anlaminda olup Gök-Tanriya taptiklarini isaretler. Bilindigi gibi böyle bir deyimi Gök-Türk adinda da görüyoruz.
3) SABI-hAN seklinde alindiginda, ad kendilerinin bir Türk grubu oldukalarini isaretliyor.
4) SABIAN adi da "SA-BI-AN" seklinde alindiginda Türkçenin "AS-BEy-AN" ("Bir/Essiz-Gök-Beyi") anlamiyla deyimi oldugu ve eski Türk dünyasinin Gök-Tanrisini tanimladigi görülüyor.
5) SABIAN adi da "S-AB-I-AN" seklinde alindiginda Türkçenin "aS-ABa-I-AN" (Essiz Bir Gök APA/ABA/ATA) anlaminda yine eski Türk dünyasinin Gök-Tanrisini tanimliyor.
6) Bazi yazarlar bu adi "iSA-BEy-AN" ("Gök-Beyi-ISA") seklinde almis olmali ki onlara "yari-Hiristiyan" (yari-Hiristiyanlik nasil olunuyorsa) tanimini vermis.
Fakat bütün bu deyimlerden anlasilan önemli husus SABIlerin olasilikla Türk olduklari ve Türklerin üçlü Gök-Tanrisina taptiklari hususudur. Nitekim adlari Koran'da "ash-Sabi'un" seklinde geçtigi belirtilen [1, 2] Sabilerin, Yahudiler ve Hiristiyanlar gibi "tek-ilahli" bir dine sahip olduklari belirtiliyor. Zaten adlari da Gök-Tanriya inandiklarini anlatiyor.
Ilginçtir ki dipnot olarak EB'dan verdigim alintida [1] Peygamber Muhammed'in de bunlardan oldugu ima ediliyor: [bak: "Curiously enough, the name "Shabian" was used by the Meccan idolaters to denote Mohammed himself and his Muslim converts"]. Ayrica yine ilginçtir ki Peygamber Muhammed'in yakinlarina da "Sahabe" denilmektedir. "Sahabe" ile "Shabian" adlari arasinda büyük benzerlik görülüyor.Aktaran Köktürkler
|
|