TÜRKLERİN DİLİ(2)
BİR ESKİMO DİLİNDE TÜRKÇENİN İZLERİ
Amerika yerlilerinin konuştuğu dillerde bulunan Türkçe kelimeler, yıllardan beri hem bilim adamlarının hem de dil ve kültürle ilgilenen kimselerin ilgisini çekegelmiştir. Ancak bu güne kadar Kızılderili dillerinin Türkçe ile bağlantısı üzerinde epeyce durulurken, Eskimo dillerinin Türkçeyle ilişkisi konusunda pek çalışma yapılmamıştır.
Taino Kızılderililerinin dillerinde bulduğum birkaç Türkçe kelimenin diğer Kızılderili dillerinde izini sürerken, internette bir Eskimo dilinin karşılıkları İngilizce olarak verilmiş oldukça kapsamlı sözlüğüne rastladım. Yaptığım inceleme sonunda bu sözlükte birçok Türkçe kelimenin bulunduğunu fark ettim. Interactive Iñupiaq Dictionary (İnteraktif İñupiaq Sözlüğü) adı verilen bu sözlük, İñupiaq Eskimolarına aitti. Adı geçen sözlük, Donald H. Webster ve Wilfried Zibell tarafından hazırlanmış olan Iñupiat Eskimo Dictionary (İñupiaq Eskimoları Sözlüğü) –Fairbanks, Alaska, 1970– adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır Daha sonra Alaska’da yaşayanların kökenleri yanında yaşadıkları coğrafya ve bu coğrafyadaki yer adları, bölge insanının kültürel ve etnik yapısı gibi konularda araştırmalarımı sürdürdüm. Ancak yaptığım çalışmaları sınırlandırma ihtiyacını duydum ve bütün Eskimo dilleri üzerine bir çalışma yapmayı bırakıp İñupiaq Eskimolarının dilinde Türkçenin izini sürmeye devam ettim. İñupiaqça, Kuzey Alaska’da konuşulan bir Eskimo dilidir. “İñupiaq”, aynı zamanda bir veya iki Kuzey Alaska Eskimosunu ifade etmek üzere kullanılır. “İñupiat” kelimesi ise, çokluk belirtir. Yani söz konusu dilde “İñupiat”, “İñupiaqlar” demektir. Ancak üç veya daha fazla kişi için kullanılır. İñupiaqlar, Kuzey Alaska’nın kıyı bölgelerinde ve kutup bitki örtüsüyle kaplı olan daha iç kesimlerde yaşarlar. Daha iç kesimlerde yaşayan İñupiaqlar; Ren geyiği, kuş ve balıklarla geçimlerini sağlarken, kıyıda yaşayanlar; deniz memelileri, Ren geyiği, kuş ve balık avlayarak hayatlarını sürdürürmektedirler. Bitki ve sebzeler, İñupiaqların günlük besin ihtiyaçları arasında çok az bir yer tutar. Geleneksel alış veriş ve takas etme, hemen her yerde yaygındır. Öte yandan bu alış veriş biçimi, diğer gelenek ve göreneklerde olduğu gibi çok canlıdır.
İñupiaqça, Sibirya Yupik ve Merkezî Yupik dilleriyle ilişkili olmakla birlikte Grönland Adasında ve Kanada’da konuşulan Inuvialuit, Inuit ve Kalaallit dillerine daha yakındır. Bu gün İñupiaqların nüfusu 13.000 kadardır. Bu nüfusun ancak 3100 kişisi İñupiaqça konuşmaktadır ve bunların çoğunluğu kırk yaşın üzerindedir. Diğerleri yaygın olarak İngilizce konuşurlar. Yazılı iletişim ve kültür dili olarak da bu dili kullanmaktadırlar. Zengin bir sözlü edebiyatı olan İñupiaqçayı bazı İñupiaq yazarları, eserlerinde işletmişlerdir. Daha önceleri resimyazısı kullanan Eskimolar, 18. yüzyıldan bu yana misyonerlerin tesiriyle benimsedikleri Lâtin asılı alfabeyi kullanmaktadırlar Kuzey Alaska’nın büyük bölümünde konuşulan İñupiaqçaya en yakın dil olan İnuitçe, Kanada’da bulunan 31.000 İnuit’in 24.000’i tarafından; ayrıca Grönland’da bulunan 46.400 İnuit’in 46.000’i tarafından konuşulmaktadır. Anlaşılan İñupiaq Eskimoları, kendi ana dillerini pek koruyamamışlardır (http://www.flw.com/languages/inupiaq.htm).
Eklemeli dil özelliği taşıyor gibi görünen İñupiaqça ve buna yakın Eskimo dilleri, en girift ve en çetin dünya dilleri arasında sayılmaktadır. Belki de çok dilin karışımından oluşan yapay bir özellik taşımaları bunda etkili olabilir. Bu özelliklerinden dolayı, bütün çabalarına rağmen kâşiflerin ve tüccarların çok azı bu dilleri öğrenebilmişler; diğerleri Danimarka ve Hawai dilleriyle İspanyolca, İñupiaqça ve Yupikçe kelimeleri bir arada kullanarak oluşturdukları dar bir çevreye özgü dil (jargon) ile anlaşma yoluna gitmişlerdir Araştırmalarım esnasında ilk önce İñupiaqçanın Türkçe kökenli olup olamayacağı konusunda şüpheye düştüm. Bünyesinde şaşırma ifade eden alai; acı, üzüntü ve hayal kırıklığı ifade annaa gibi ünlemlerin yanında özellikle Altay dillerinde yaygın olan. Akrabalıkla ilgili kelimelerden birkaç örnek vermek istiyorum: İñu. aanaga “annem”, İñu. aapaga “babam”, İñu. aapiyaba “ağabeyim”, İñu. akkaga “amcam”, İñu. ataataga “dedem, büyük babam”.
Clauson, aba kelimesinin Moğ. abaga kelimesinden kısalma olduğunu, ab... ile başlayan diğer akraba adları ve benzerlerinin de Türkçeye yabancı olduğunu, bunların bazılarının sadece bir dil grubunda bulunduğunu, ancak kökenlerinin bilinmediğini ifade eder. Araştırıcı, ana ve ata kelimelerinin Eski Uygur Türkçesi dönmeminde görülmeye başladığını belirtir, ancak bunların kökeniyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmaz Dillerin aynı kökenden veya bir üst ana dileden gelip gelmediğini gösteren en önemli kıstaslardan ikisi, organ adları ve sayılardaki ortaklıktır. Bunlardaki ortaklık, dillerin aynı kökenden geldiğini önemli ölçüde belli eder. Bu konuda Türkçe ile İñupiaqçanın yakınlığı veya benzerliği bulunmamaktadır.
Öte yandan isim ve sıfat tamlamalarının dizilişi, Türkçedeki dizilişin tam tersi bir yapıdadır. Sıfat tamlamalarında Türkçede önce sıfat, sonra da nitelenen isim gelir. İñupiaqçada ise, önce isim sonra sıfat gelmektedir. Örnek olarak; İñu. inikitchuq “küçük ev, küçük oda” tamlamasında isim olan ini “ev, oda” önce, sıfat olan kitchuq “küçük” sonra gelmiştir. Bu örnekteki ini “ev, oda”, ET. i:n “vahşi hayvan ini” ile ilişkilidir. Aynı şekilde İñu. niqipiaq “kaliteli et” örneğinde isim olan niqi “et” önce, sıfat olan piaq “kaliteli” sonra gelmiştir. Yukarıda verilen sıfat tamlamaları, İñupiaqçada bitişik yazılmıştır.
İsim tamlamasıyla ilgili olarak da bir örnek verelim: İñu. aularuq nuna “yer sarsıntısı” tamlamasında ana nesne olan nuna “dünya, yer yüzü” (< Ar. dünyâ) sonra, onun bir durumunu anlatan aularuq “hareket etme, sarsıntı” önce gelmiştir. Türkçede “sarsıntısı yer” gibi bir tamlama şekli yoktur. Yani isim tamlamasında ana varlığın bir özelliğinden veya parçasından bahsedilir ve ana varlık önce, özelliği ya da parçası aradından verilerek isim tamlaması oluşturulur. Türkçeden çok farklı tamlama yapısı bulunan bir dilde Altay kökenli olabileceğini düşündüğümüz soru kelimelerinin varlığı dikkatimizi çekti ve bizi uzun müddet düşündürdü. Aşağıda bunlardan örnekler verilmiştir:
“qa” sesleriyle başlayan soru kelimeleri: qafa “ne zaman” (geçmiş zaman soru zamiri), qakugu “ne zaman” (gelecek zaman soru zamiri), qanuq “nasıl, ne, niçin”, qanutun “ne kadar; ne zamandan beri”, qapsieik “kaç tane”. “ki” sesleriyle başlayan soru kelimeleri: kia “kimin”, kiea “kim”, kisum “kimin”. “na” sesleriyle başlayan soru kelimeleri: naami “nerede”, nakiei “nereden”, nani “nere, neye”, nauf “nere, neye”, naukun “hangi yolla, nasıl”.
Türkçedeki kanı, kayu, kayda, kaydan, kaçan, neçe, neçük, neteg, negü, nereye, neden, kim gibi soru kelimeleri eskisi ve yenisiyle kelime başında ortak sesleri bulundurmaktadırlar. Organ ve sayı adlarındaki farklılığın yanında soru kelimelerindeki bu yakınlık ilgi çekicidir. Ancak küçük bir ayrıntı olarak Şinasi Tekin’e göre soru kelimelerinden “ne”nin Toharca alıntı olduğunu belirtelim İñupiaqçada, genelde Asya’da yaygın olan şamanizmle ilgili şu kelimelerin bulunduğunu tespit ettik: afatkubnaq “şamana benzeme”, afatkuq “şaman, tıp insanı, tedavi eden adam, büyücü doktor”, tuunbaq “şamanın yardımcı ruhu; şeytan”, tuunbaqtalik “şaman, yardımcı ruhla tatmin edilmiş, cin, şeytan, kötü kimse, kötü ruh”.
Anılan dilde şamanizmle ilgili kelimeler bulunmakla birlikte, son örneklerden şamanlara karşı olumsuz bir bakışın bulunduğu da sezilmektedir. İñupiaqçanın bir başka özelliği eklemeli dillere bezer görünmesi, hatta bazen hiç tanınmayan kelimelerde Türkçedekilere benzer eklerin bulunmasıdır: Örnek olarak; atuqtuuraq kelimesinin anlamı müzik aletidir. Bu kelimeden yapılmış atuqtuuraqti kelimesinin “çalgıcı, müzisyen” anlamı vardır. Bu kelimeye gelen ek, Türkçedeki meslek yapan “–çI” ekine çok benzemektedir. Bununla ilgili birkaç örnek daha verelim: afuniaqti “avcı”, afuyakti “savaşçı, asker”, aglautitaqti “daktilocu”, aqpaqsruqti “koşucu”.
Türkçe –çI ekiyle aynı fonksiyona sahip olan bu ekin İñupiaqçada –si şekli de bulunmaktadır: afaayuliqsi “papaz, misyoner”, iqsi “sinsice etrafı gözetleyici/gözetleyen”, ukpiqtuaguqatisi “inanıcı/inanan dostlarınız”. Aynı fonksiyondaki benzer bir ek, Saha Türkçesinde –CIt, –sIt şeklindedir: balıksıt “balıkçı”, emçit “ilâççı, hekim”, kömürcüt “köçmürcü” Benzer şekilde başka bir ek olan –taaq, Türkçe isimden isim yapma eki “–lIK”la fonksiyon ve anlam bakımından büyük benzerlik göstermektedir. Vereceğimiz örneklere dikkat edildiğinde bu durum daha iyi anlaşılacaktır: mafaqtaaq “açık grilik”, nutaaq “yenilik, tazelik”, qatiqtaaq “beyazlık” qibeiqtaaq “siyahlık”, qirbiaqtaaq “grilik”, quqsuqtaaq “sarılık”, sufaaqtaaq “yeşillik”, sufauraaqtaaq “mavilik”.
ET. –lIg ekinin Sahacada diğer türevlerinin yanı sıra –taax şeklinde kullanıldığı dikkate alındığında, GT. –lIK ekinin İñupiaqçada –taaq şekline girerek kullanılıyor olması ihtimal dahilindedir.
Yukarıda verilen kelimelerden nutaaq “yenilik, tazelik” örneğinde –taaq ekinin –lIK’a benzerliği çok açık bir şekilde görülmektedir. Çünkü kelimenin kökü olan nu, Hint–Avrupa dillerine ait bir ögedir. Bu gün Farsçada nev, İngilizcede new olarak geçer. İñupiaqça nunagluk “kırlık, kırsal” ile Türkçe olduğunu düşündüğümüz qablik (= kablık) “su geçirmez Eskimo çizmesi, botu; kürklü pantolon” ve tagluk “kar ayakkabısı” örneklerinde “–lIK” ekinin varlığı daha da açıktır.
Olumsuz bir anlam taşıyan “değil, yok” kelimeleriyle “–mA” ve “–sIz” ekleri, İñupiaqçada –chuq (= –chuk) şeklinde bir ekle karşılanmaktadır: Genel Türkçedeki yok kelimesiyle bunun bir ilgisi olabilir. Aşağıda –chuq ile biten İñupiaqça kelime örnekleri veriyoruz: alaitchuq “yırtılmamış, yırtık değil”, ieuitchuq “insanlar yok”, iqiitchuq “tembel değil”, isruitchuq “sonsuz, ölümsüz; kirli değil”, paqinbitchuq “bulmadı”, qieuitchuq “aceleci değil”, sayaitchuq “güçsüz, kuvvetsiz”, sibxibnaitchuq “zor değil”, tafibitchuq “vefasız, güvenilmez”, tuqunayaitchuq “ölmeyecekti”, uqalaitchuq “dilsiz”. uqalaitchuq “dilsiz” örneğinin kökünde İñupiaqça “kelime” anlamına gelen uqaliq (= uqalıq)’ın bulunduğunu düşünüyoruz. Çünkü aynı dilde “dil” anlamını uqaq veriyor. Saha Türkçesinde, “dilsiz” anlamını oldukça parelel bir yapıyla tıla suoh kelimeleri vermektedir. Buradaki suoh, Sahacada “değil” ve “yok” anlamlarına gelen Genel Türkçe yok kelimesinin bu lehçedeki biçimidir. Sahacadan aynı yapıda birkaç örnek daha verelim: atağa suoh “bacaksız”, küühe suoh “güçsüz, kuvvetsiz”, teñe suox “denk değil”, xaana suoh “kansız”, xaraağa suoh “kör, gözleri görmeyen” Sahacadaki xaraağa suoh “kör, gözleri görmeyen” kelimesi ile İñupiaqçada bulunan qieitlaitchuq “kör, gözleri görmeyen” kelimesinin aynı mantıkla yapılması çok şaşırtıcı, şaşırtıcı olduğu kadar da meraklandırıcıdır.
İñupiaqça ieuitchuq “insanlar yok” örneği, yok ile –chuq arasındaki benzerliği daha açık hâle getirmektedir. Bu kelimedeki ieut, ieuk’un çokluk şeklidir ve “insanlar” anlamına gelir. Aynı kelimedeki –chuq da “yok” anlamını vermektedir. GT. yok kelimesi, Sahacada olduğu gibi diğer Kuzey lehçelerinde de aynı yapıyla “–sIz” anlamını vermek üzere kullanılmaktadır: Örnek olarak; Tuv. arga “usul, tarz” demektir. argajok ise bu lehçede “usulsüz; imkânsız” anlamlarına gelir. Tuv. hamaan “ilgi, alâka; ilişki” anlamındadır. hamaançok ise aynı lehçede “ilgisiz, alâkasız; ilişkisiz; kayıtsız, umursamaz” anlamlarına gelmektedir İñupiaqçanın Asya kökenli bir dil olduğunu veya Asya’da doğup gelişen ya da konuşulan dillerden etkilendiğini gösteren bazı kelimeler bulunmaktadır. Bunlardan biri, nuna “dünya, yer yüzü” kelimesidir. Bunun Arapça dünyâ ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bir diğer Arapça kökenli kelime “bir şeyin üst tarafı, geminin suyun dışında kalan kısmı” anlamına gelen qaafa’dır. Bu kelime de Arapça kafâ ile ilişkili olmalıdır. Aynı kelimeyle ilişkili diğer bir örnek de qaafani “en üstte, tepede, başta” kelimesidir. Bu dilde qixam qaafa da “çatı, dam, tavanın üst kısmı” anlamını vermektedir.
Eski Hintçeden dünya dillerine yayılan bir kelime sayılan papa “biber” , Çince kaynaklı bir kelime olan saiyu “çay”, Soğdca unsurlar olabileceğini düşündüğümüz timi “vücut, ten” ve tammabvik “cehennem; ıstırap/acı yeri” Asya kaynaklı diğer kelimelerdir. Ethel G. Stewart, Dene ve Na–Dene Kızılderilileri –Cengiz Han’dan Amerika’ya Kaçan Türkler MS. 1233– adıyla Türkçeye çevrilen eserinde, Çin gemiciliğinin çok erken zamanlarda gösterdiği gelişme üzerinde durarak milâttan önce ve sonraları Alaska taraflarına Çinlilerin yaptıkları seyahatlerden bahseder. Ona göre MS. 1230’lu yıllarda Moğol istilâsından kaçan değişik milletlere ait gruplarla birlikte Uygur Türkleri de Çin gemileriyle Alaska’ya kaçmışlardır. Daha çok büyükçe bir kayığı ifade etmekle birlikte kemi kelimesinin Stewart’ın belirttiği tarihten çok önceleri XI. yüzyılda Türkler tarafından kullanıldığı biliniyor Dankoff ile Kelly, bu kelimenin İngilizce karşılığını boat, Arapça karşılığını da safîna olarak vermişlerdir. Aynı kelimenin geçtiği şiirin açıklamasını verirken Besim Atalay’ın “Ila” ırmağının “büyük bir ırmak” olduğunu vurgulaması da dikkat çekicidir Kızılderili kabilelerinin bir kısmının atalarının Uygur Türkleri olduğunu dile getiren Ethel G. Stewart, Uygurların yaşadığı Tarım bölgesinin etnik bakımdan çok karışık olduğunu, Türklerin yanı sıra Soğdların, Çinlilerin, Tibetlilerin, Kitanların bu bölgede iç içe yaşadıklarını belirtir. Bölge halkının bu derece karışık olması, lingüistik durumu da çok karmaşık hâle getiriyordu. Konuşma dilleri yazı dillerine oranla büyük faklılık gösteriyordu. Konuşma dilinde Türkçe, Toharca, Çince, Soğdca, Tibetçe, Kitanca, İpek Yolu Arapçası gibi birçok dile ait kelimeler İşte bir Eskimo dilinde geçen ve yukarıda verilen Arapça, Soğdca, Çince, Eski Hintçe kelimeler ile bildiri içerisinde üzerinde duracağımız Türkçe kelimeler de bu karışık mirasın günümüze kadar gelmiş uzantıları olmalıdır.
Biz, zaman zaman ayrı ve düşmanca yaşamalarına rağmen Uygur–Karluk birlikteliği tarihte önemli bir yer tuttuğu için Moğol istilâsı yüzünden Alaska’ya kaçan Uygur Türkleri arasında Karluk Türklerinin de bulunduğu kanaatini taşıyoruz. Çünkü Karluk Türkleriyle ilgili araştırmaları bulunan Hüseyin Salman, bu konuda yazmış olduğu uzun makalesinde Doğu Karluklarının 12. yüzyıldan sonra Çin kaynaklarında izine rastlanmadığını belirtir. Ethel G. Stewart’ın yukarıda zikrettiğimiz eserinde Moğol istilâsı yüzünden Türklerin Amarika’ya kaçış tarihi MS. 1233 olarak verilir.
İşte 12. yüzyıldan sonra Çin kaynaklarında izlerine rastlanmayan Doğu Karlukları, 13. yüzyılın ilk yarısında Amerika’ya kaçmak zorunda kaldıkları için Çin kayıtlarından düşmüşlerdir. Karlukların Alaska’ya kaçışlarının en önemli delili Alaska’da bulunan yer adlarıdır: Karluk Köyü, Karluk Irmağı, Karluk Gölü Yer adlarının anlamları çok defa bilinemediği için, Karluk adına şüpheyle yaklaşanlar çıkabilir. Ancak Alaska’da anlamı bilinen bazı Türkçe kelimeler de yer adı olarak kullanılmaktadır. Örnek olarak; 1800’lü yılların ortalarında Alaska’da yaşayan Ingalik Kızılderililerinin yaz aylarındaki balık avlama yeri olan Chuathbaluk adında, baluk kelimesinin korunduğunu düşünüyoruz. Bir başka yer adı olan Atqasuk (= Atkasuk), anlamı çok iyi bilinen iki kelimeden oluşan bir yer adıdır. Atqasuk, Türkçe at kasuğı “at tulumu” şeklindeki isim tamlamasından kıslama yoluyla oluşmuş bir yer adı olmalıdır. kasuk, Kaşgarlı Mahmut’un sözlüğünde “içine su veya süt konulan ve at dersinden yapılan tulum” olarak anlamlandırılmıştır). Bir başka yer adı olan Kasigluk (= Kasıgluk) aynı sözlükte yer alan kasuklug “ekşitilmiş süt tulumuna sahip olan” ile ilişkili olsa gerektir. Clauson’a göre kasuklug, kasuk kelimesinden türetilmiş bir isimdir.
İñupiaqçada kullanılan bazı Türkçe kelimelerdeki ses özellikleri de bu kelimelerin bir kısmının 13. ve 14. yüzyıl Doğu Türkçesine ait olabileceğini göstermektedir. Söz konusu kelimelerde hem bir ünlü yuvarlaklaşması bulunmakta hem de kelime sonlarındaki “–g” ünsüzlerinin sedasızlaşarak “–k”ye döndüğü görülmektedir.
İñu. qaluk (= kaluk) “balık” örneğinde, OT.’deki yuvarlak ünlülü biçim olan baluk) aynen korunmuştur. Bir yer adı olan Chuathbaluk’ta ise OT. baluk daha açık bir şekilde yer almıştır. İñu. qablik (= kablık) “su geçirmez Eskimo çizmesi, botu; kürklü pantolon” örneğinde ise, “–lıg” ekinin son sesi olan “–g”, sedasızlaşarak “–k” olmuştur. Bu sedasızlaşma da OT.’de gerçekleşmiş olmalıdır.
Biz, asıl bildiri konumuz İñupiaqçadaki Türkçe kelimeler olduğu için şimdilik diğer bahisleri bırakıp bunlar üzerinde duracağız. İñupiaqçadaki Türkçe ögeleri morfolojik açıdan incelediğimizde iki türlü tabaka görülmektedir: Basit kelimeler, türemiş kelimeler. Bunların hepsini tek bildiride ele almak mümkün olmadığı için “türemiş kelimeler”i inceleyip “basit kelimeler”i bir başka çalışmada değerlendireceğiz. İñupiaqçadaki türemiş kelimeler, Türkçe unsurların ana tabakasını oluşturmaktadır ve bunları dört grupta ele almak mümkündür: I. İsimden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler II. İsimden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler III. Fiilden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler IV. Fiilden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler I. İsimden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
İñupiaqçada bu türün iki örneği bulunmaktadır: 1. İñu. qablik (= kablık)* “su geçirmez Eskimo çizmesi, botu; kürklü pantolon”. ET. *ka:blıg kelimesiyle ilişkili olmalıdır. Su geçirmeyen çizmelerin bir kısmı kaplıdır; içleri ayağı sıcak tutacak malzemelerle kaplanır. Kürklü pantolon da hayvan kürküyle kaplanmakta veya tamamen kürkten yapılmaktadır. Dolayısıyla bu kelimenin Türkçe olduğu anlaşılıyor.
2. İñu. tagluk “kar ayakkabısı”. Bu kelimenin, ET. *ta:glık kelimesiyle ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Kar, yüksek dağlık bölgelere daha çok yağar. tagluk, karların daha yoğun olarak bulunduğu dağ kesitlerinde rahat yürümek ve soğuktan korunmak için yapılmış özel bir kar ayakkabısı olmalıdır. Ancak bu kelimedeki ünlü yuvarlaklaşmasının açık bir sebebi görülmüyor. II. İsimden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
İñupiaqçada isimden fiil yapma eki almış sadece bir kelime bulunmaktadır:
1. İñu. akiruk (= akıruk) “aykırı, zıt, ters, karşı”. Bu kelimenin ET. arkuru ile ilgisinin olduğunu düşünüyoruz. Clauson, arkuçu “aksi, ters” kelimesinden yola çıkarak arkuru kelimesinin arku isminden yapılmış bir fiil olan arkur–’ın zarf–fiil şekli olduğunu düşünmekte ve turkuru kelimesiyle birlikte kullanıldığını belirtmektedir III. Fiilden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler İñupiaqçadaki Türkçe kelimelerin çoğunluğu, fiilden yapılmış isimlerden oluşmaktadır. Bu türün on altı örneği bulunmaktadır. Bunları da kendi içerisinde üç grupta ele almayı düşünüyoruz:
A. Bağımsız Türkçe Kelime Hâlinde Olan ve Türkçe Fiil Kökünden Türetilen İsimler 1. İñu. akmaaq (= akmaak) “çakmaktaşı”. Bu kelime, ET. ve OT. çakma:k kelimesiyle ilişkilidir. Aslına bakıldığında kelime başı ç– ünsüzü düşmüştür. Kelime başındaki ünsüz düşmelerine Türkçenin kuzey lehçelerinden biri olan Sahacada da rastlanmaktadır: Sah. arbuz “karpuz” ve Sah. emis “semiz” örneklerinde olduğu gibi. İñupiaqçada aynı kelimenin afmaaq şekli de bulunmaktadır. çakmak ismi, Türkçe çak– “çakmaktaşı ve çeliği birbirine sürterek ateş yakmak; kibrit vb. ile ateş yakmak” fiilinden gelmektedir. İñupiaqçada kullanılan akmaaq kelimesinin sonunda bulunan fiilden isim yapma eki “–mak”ın uzun ünlü ile kullanılması bu kelimenin Türkçe olduğunun bir diğer delilidir. Çünkü çakmak kelimesinin sonunda bulunan “–mak” eki Eski ve Orta Türkçe dönemlerinde uzun ünlülüydü. yak– fiiliyle çak– fiilinin ilişkisinin bulunup bulunmadığı ayrıca düşünmeye değer.
2. İñu. ayak “mızrak direği/kazığı; balina avlama zıpkını”. ayak örneği, ET. tayak “destek, dayanak, mesnet” ile ilişkilidir ve Türkçe taya– fiilinden yapılmış bir isimdir. Bu örnekte de kelime başı ünsüzü (t–) düşmüştür. Kelime başında ünsüz düşmesi, akmaaq kelimesinde de vardı. Bu iki kelimede düşen t– ve ç– sesleri, ortak özellikleri bulunan seslerdir.
3. İñu. igalaaq (= ıgalaak) “çatı penceresi”, igaliq (= ıgalık) “çatı penceresi; pencere”. Bu kelimeler de ET. kalık ve kalak kelimeleriyle ilişkilidir.
Yakın seslere sahip olan İñu. qaluk (= kaluk) “balık” örneğinde, bu kelimelerde olduğu gibi, başta bulunan ünsüzün baskın söylenmesinden dolayı bir ünlü türemesi meydana gelmiş ve iqaluk (= ıkaluk) şekli ortaya çıkmıştır. kalık ve kalak kelimelerinin İñupiaqça şekli olan igalaaq (= ıgalaak) ve igaliq (= ıgalık) kelimelerinde de benzer bir ses gelişmesi olmuş; kelime başında bulunan “g–”lerin baskın söylenmesinden dolayı başta bir ünlü türemesi meydana gelmiştir.
Clauson’a göre normalde “hava, atmosfer” anlamına gelen kalık, kalı– fiilinden gelir. Bu kelime, kök kalık şeklinde eş anlamlı ikileme olarak da kullanılır. kök kalık ikilemesinin anlamı ise, “(açık) gök yüzü”dür. kalık, bazı durumlarda “göğe açık herhangi bir yapı” anlamına da gelir. Öte yandan kalık, tek başına da “gök, gök yüzü” anlamını taşımaktadır. Clauson, kalık’ın “balkon” ve “pencere” anlamlarına da geldiğini belirtmiştir. Aynı araştırıcı, kalık ve kalıma örneklerinin her ikisinin kalı– fiilinden geldiğini ifade etmiş ve bu fiilin anlamını şöyle vermiştir: “Herhangi bir şey göğe yükselmek”. Tek yerde geçtiği belirtilen kalıma’nın anlamı ise Clauson tarafından “balkon” olarak verilmiş ve Arapçasının al–ğufra olduğu belirtilmiştir adlı Uygurca eserde üzerinde durulan kelime, iki şekilde geçer: kalık “kule; sema, gök”, kalak “kule; sema, gök” (TEKİN 1976: 400). Eski Anadolu Türkçesinde bulunan kalakla– “dalgalanmak”, kalaklan– “havalanmak, kendini yüksek görmek”, kalaklu “yüksek, büyük”, kalkı– “sıçramak, hoplamak, kalkmak”, kalkıt– “sıçratmak, hoplatmak” (Tarama Sözlüğü IV 1969: 2179, 2191) örnekleriyle Türkiye Türkçesi yazı dilindeki kalk– fiili ve Anadolu ağızlarında geçen kalak–II “gelin tacı”, kalak–III “burun, burun ucu; boynuz”, kalak–IX “gurur, kibir”, kalak–XI “büyük”, kalaklı “gururlu” (Derleme Sözlüğü VIII 1975: 2608), galak–I “boynuz”, galak–III “burun kemiği”, galak–IV “kibir”, galakla– “ayağı takılıp sendelemek” (Derleme Sözlüğü VI 1972: 1897, 1898) örnekleri de aynı kelimenin (kalık / kalak) benzerleri ve türevleridir.
Bütün bu örnekler dikkate alındığında kalı–/kala– fiillerinin temel anlamı “yükselmek” olmalıdır. kalık “yüksek, yükselmiş” temel anlamlarıyla birlikte “gök, gök yüzü” anlamına kullanılmıştır. kalk– fiili de kalıkı–’tan gelmiştir. Nitekim bu fikrimizi EAT.’de geçen kalkı– “sıçramak, hoplamak, kalkmak” örneği desteklemektedir.
kalık ve kalak örneklerindeki a ~ ı nöbetleşmesi Türkçede seyrek de olsa vardır. İñupiaqçada igalaaq (= ıgalaak) ve igaliq (= ıgalık) şeklinde “ı”lı ve “a”lı olarak bulunması, Uygur Türkçesindeki ikili kullanımı (kalık ~ kalak) hatıra getirmektedir.
4. İñu. Karluk “Alaska’da bir yer adı”. Clauson, karlıg kelimesinin anlamını “karlı, karla kaplı” şeklinde vermiştir Bir Türk boyunun adı olan Karluk kelimesini “kar” ile açıklamaya çalışanların görüşünden çok Doerfer’in görüşü gerçeğe yakındır. Doerfer, karışık boy ve sülâlelerden oluşan bir boy olarak düşündüğü Karluk boyunun adını, karıl– fiiliyle ilişkilendirmektedir (SALMAN 1981: 169). Bu durumda söz konusu kelime, bir fiilden fiil yapma ekinin ardından fiilden isim yapma eki almış görünüyor.
5. İñu. qayaq (= kayak) “deriyle kaplanmış olan ve kürekle yürütülen dar, uzun, hafif tekne; Eskimo kayığı”. qayaq, ET. kayguk “kayık” ve OT. (14. yüzyıl) ka:yga:k “kayık” kelimeleriyle ilişkilidir. Clauson’a göre kayguk ve ka:yga:k, kay– fiilinden türetilmiştir. İñupiaqçadaki qayaq kelimesi, 1757 yılında Eskimocadan İngilizceye geçmiştir). İngilizceye kayak şeklinde isim olarak girmiş ve bu dilin özelliğinden dolayı aynı kelime hem isim hem de fiil olarak kullanılmaya başlanmış, daha sonra İngilizcede kayaks, kayaker ve kayaking gibi biçimleri ortaya çıkmıştır. Bu kelimeler, Alaska’daki turizmle ilgili İngilizce internet sitelerinde çok yaygındır.
İñupiaqçada kullanılan ve “dalgalanmış/hareketlenmiş kar yüzeyi” anlamına gelen qayuqjaq kelimesinin de Türkçe kay– fiiliyle ilişkisi olabilir.
6. İñu. kiiraq (= kıırak) "kıvrık, buruşuk, kırışık, bükülmüş”. ET. kıvırgak “kıskanç, cimri” kelimesinin somut anlamlı biçimiyle ilişkilidir. Clauson, Eski Türkçede kullanılan kıvırgak kelimesinin muhtemel bir *kıvır– fiilinden geldiğini düşünmektedir (CLAUSON 1972: 587). Ancak varsayım olan bu kelime (*kıvır–), Türkçenin ilk devirlerine ait olmakla birlikte soyut bir anlam taşımaktadır. Söz konusu kelimenin türevlerinde somut anlam OT.’de belirmiştir: kıvırcuk “kıvırcık”, kıvur– “kıvırmak” İñupiaqçada kiiraq (= kıırak) kelimesiyle ilgili iki kelime daha bulunmaktadır: kigiraqtuq / kiiraqtuq "kıvrılan/bükülen tabanlar”.
7. İñu. isiq “ev/bina içindeki duman, sis”. isiq, ET. isig/ısıg “ısı, sıcaklık” kelimeleriyle ilişkili olabilir. isig/ısıg kelimelerinin kökü, isi–/ısı– “sıcaklaşmak, sıcak duruma gelmek, ısınmak” fiilleridir (. Clauson sözlüğünde bulunmayan is ve sis kelimelerinin Türkçenin yeni zamanlarında ortaya çıktığı anlaşılmaktadır ve temelde bu kelimeler yanma veya ısınmayla ilgili olmalıdırlar.
İñupiaqçada isiq kelimesinden isiqsiruq “iyice dumanla dolmuş olma, dumanla kaplanma” kelimesi türetilmiştir.
8. İñu. patiktuq ( = patıktuk) “pataklar”. Çuvaşçada “baston; sopa”, Türkiye Türkçesinde ise “dayak, kötek” anlamlarında kullanılan patak kelimesinin Rus. batog “değnek, sopa, baston” kelimesinden geldiği yolunda bir görüş vardır . Gerçekten bu kelime patak haliyle, adı anılan Türk lehçelerine Rusçadan geçmiş olabilir. Ancak biz bu kelimenin daha öncesinde Rusçaya Türkçeden geçtiğini düşünüyoruz. ET. butı– “budamak” fiili yanında bu fiilden yapılmış butık “dal –ağaç için–” biçiminde bir isim bulunmaktadır. Daha sonraki dönemlerde Türkçe içerisinde bu ismin butak ve budak biçimleri yaygınlaşmıştır (CLAUSON 1972: 300–302). butak, özellikle Kıpçakçada kullanılmıştır. Rusçaya söz konusu kelimenin Kıpçakçadan geçtiğini düşünüyoruz. Bu kelimelerdeki “dal, değnek, sopa, baston” anlamları ise; bir ağaç dalının sopa ve baston olarak kullanılabilmesinden dolayı birbirine uzak anlamlar değildir. İñupiaqçadaki patiktuq (= patıktuk) kelimesinin ilk iki hecesinin de ET. butık ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Kelimenin bundan sonrasında İñupiaqça unsurlar devreye girmişe benziyor. Çünkü bu kelimeye “pataklar” anlamının verilebilmesi için bir fiil yapıcı unsura ve bir de zaman ekine ihtiyaç vardır. Ancak bunları Türkçenin imkanlarına göre izah etmekte zorlanıyoruz.
9. İñu. qabruq “kabuk; deniz hayvanı kabuğu”. Clauson sözlüğünde “kabuk” anlamına gelen ve benzer ses özelliği taşıyan bir kelimeye rastlayamadık. Clauson, “kapı” anlamındaki ET. kapıg, kabag ve “kapak, örtü” anlamındaki kapga:k, kapkak, kapak kelimelerinin *kap– fiilinden geldiğini düşünür. Ancak Clauson, muhtemel *kap– fiilinin anlamını vermemiştir. Clauson tarafından *kap– fiilinin anlamının “kapamak, kapatmak, örtmek” olarak düşünüldüğünü sanıyoruz. Hasan Eren de kapı kelimesinin etimolojisi üstünde dururken bu kelimenin kap– veya kapa– fiilinden geldiğini belirtir Günümüz Türk lehçelerinde kabuk yanında özellikle kabık şeklinde yaygın olan kelimenin de muhtemel bir *kap– fiilinden gelmiş olduğunu düşünüyoruz. Eski Anadolu Türkçesinde “kaplamak, istilâ etmek” anlamına bir kap– fiili bulunmaktadır 10. İñu. qiruk (= kıruk) “yakacak kuru odun; kurumuş ölü ağaç”. qiruk örneği, kurı– fiilinden türemiş bir isim olan ET. kurug/kurıg “kuru, kurumuş” (CLAUSON 1972: 652–653) ile ilişkilidir. İñupiaqçada qiruk kelimesinden şu kelimeler türetilmiştir: qiruksiruq “içeriye odun taşır”, qiruktaqtuq “yakacak odun sağlar”.
11. İñu. sauniq (= saunık) “kemik” < ET. süñük “kemik”. Clauson, ET. süñük kelimesinin birçok söylenişi olduğu için aslî biçimini tahmin etmenin güçlüğüne değinir, ancak bazı verilerden yola çıkarak bunun süñök olabileceğini belirtir (CLAUSON 1972: 838–839). Araştırıcı, bu kelimenin muhtemel bir *süñ– fiilinden yapılmış isim olduğu görüşündedir, fakat bu muhtemel fiilin anlamını vermemiştir.
12. İñu. tikiq “yüksük; işaret parmağı”. ET. tikig ile ilişkili olmalıdır. Clauson bu kelimenin manasının tam olarak anlaşılamadığını belirtmiş, ancak rahatsızlık ifade eden “batma, saplanma” gibi anlamlara gelebileceğini ifade etmiştir. Aynı bilim adamı, ET. tikiglig kelimesiyle ilgili yaptığı açıklamada bu kelimenin “dikili, dikilmiş –elbise vb. için–” anlamına geldiğini belirtir (). Bu durumda aslında ET. tikig kelimesinin “dikme, dikiş” anlamlarının da bulunması beklenirdi. Çünkü ET. tik– fiilinin birkaç anlamı vardır: “sokmak, içine yerleştirmek; dik bir şekilde yerleştirmek; dik hâle getirmek; ağaç dikmek; dikiş dikmek”. Bütün bunlara bakarak İñupiaqçada tikiq kelimesinin “yüksük” ve “işaret parmağı” anlamlarına gelmesinin çok normal olduğunu düşünüyoruz. Belki eski insanlar da bir şeye işaret ederken günümüzdeki değişik milletlere ait insanlar gibi işaret parmaklarını kullanıyorlardı. İşaret parmağının İngilizcesi index finger’dır. Buradaki index, “işaret” anlamına gelmektedir. Öte yandan bu iki anlam (“yüksük” ve “işaret parmağı”), İñupiaqlarda ve bu kelimeyi aldıkları Türklerde yüksüğün işaret parmağına takılarak kullanıldığının da bir göstergesi olabilir. Yüksük takılmış parmak biraz dik durur. Gösterme esnasında işaret parmağı da dik durumdadır.
İñupiaqçada bulunan ve “üç parmaklı eldiven, üç bölümlü eldiven” anlamına gelen tikilik kelimesinin de yukarıda yer verdiğimiz ET. tikiglig kelimesiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bu kelime, Eski Türkçede “dikili, dikilmiş” anlamlarına geliyordu. Bu eldivenin, üç bölümü arasında dikişler bulunmalıdır.
13. İñu. titiq (= tıtık) “çizgi, damga, iz, işaret”. ET. çız– “çizmek; çizgi çizmek; resim çizmek” fiilinin Çağataycada sız– şekli bulunmaktadır. çiz– biçimi ise, sonradan ortaya çıkmıştır. İñupiaqçadaki titiq (= tıtık), ET. muhtemel bir *çızıg kelimesinden geliyor olmalıdır. İñupiaqçadaki tittaq (= tıttaq) “çizgi, damga, iz, işaret”, aynı dilde bulunan titiq (= tıtık)’ın, ses değişmesine uğramış bir başka biçimi olsa gerektir. İñupiaqçadaki titibaa (= tıtıbaa) “çizer, üzerine çizgi çeker, işaret koyar” ve titiqtuq (= tıtıktuk) “çizer, çizgi çeker, işaret koyar” kelimeleri de Türkçe çız– fiiliyle ilişkili diğer kelimelerdir.
14. İñu. tuutuq (= tuutuk) “bağlama sırımı –çerçeve vb. için–”. “Tutmak, yakalamak, kavramak” anlamlarına gelen tut– fiilinden yapılmış bir isim olduğunu düşündüğümüz bu kelime, ET. tutuk “bulutlu hava; tutulmuş dil; felç olmuş vücut; kapalı perde” ile ilişkili olmalıdır. Ancak anlamı biraz farklılaşmış durumdadır.
15. İñu. tuvaq (= tuvak) “kara ile kuşatılmış buz”. Türkçe tugak kelimesiyle ilgili olmalıdır. Eski Türkçede “kapak, örtü” anlamında tug kelimesine rastlayamadık. Bu anlamla ilgili olarak hem tug hem de tugak Kaşgarlı’nın sözlüğünde bulunmaktadır. Hasan Eren, duvak kelimesinin etimolojisi üzerinde dururken bu kelimenin OT. tuğ “örtü, kapak” kökünden geldiğini, “–(a)k” ekinin de küçültme eki olduğunu belirtmiştir. Eren, söz konusu kelimenin bu gün bazı lehçelerde kullanılan biçimleriyle birlikte Yeni Uygurcadaki biçimi olan tuvak’ı da vermiştir. Gerçi bu kelime, Türkçenin yeni dönemleriyle ilgilidir. Ancak tuğ kelimesinden yapılmış eski ve yeni türevlerde “örtmek, kapamak; örtü, kapak” ile ilgili çekirdek anlam, Türkçenin her devrinde var olagelmiştir.
Robert Dankoff ve James Kelly, tug kelimesini, tu– “örtmek, kapamak, kapatmak” kelimesinin bir türevi olarak değerlendirmişlerdir (DANKOFF–KELLY 1985: 198). Bu durumda tugak aslında iki yapım eki almış bir kelime sayılmalıdır. İçerisinde önce fiilden isim, daha sonra da isimden isim yapma eki bulunmaktadır.
16. İñu. upkuaq “kapı”. Ses özellikleri bakımından ET. kapıg “kapı” kelimesinden çok ET. kapga “büyük giriş kapısı, şehir kapısı” kelimesiyle ilişkili olmalıdır. kapga kelimesi, bu gün Türk lehçelerinden Çuvaşçada hapha “kapı” , Kazan Tatarcası ve Kırgızcada kapka, Kazakçada ise göçüşmeli olarak kakpa biçiminde yaşamaktadır Ceylan, Çuv. hapha’nın Kazan Tatarcasından (kapka) alındığını düşünmektedir. B. Bir Tarafı Türkçe Olan ve Türkçe Fiil Kökünden Türetilen İsimler
İñupiaqçada kullanılan bazı kelimelerin baş tarafı başka dile aittir, ancak son kısımlarında Türkçe kelimelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. İñupiaqçada “ağrı”yı ifade etmek üzere kullanılan kelimelerin sonu aruq (= aruk) ile bitmektedir: İñu. anniiyaruq “ağrılı, acılı, ağrıyan, acıyan”, İñu. atniiyaruq “ağrılı, acılı, ağrıyan, acıyan”, İñu. avaalaruq “ağrıyla/acıyla havlar”, İñu. ibbialaruq “ağrıyla/acıyla havlar; ağrıyla/acıyla bağırır”, İñu. ixasrailaruq “ağrı/acı ile ağlar; acı acı bağırır, çığlık atar”, İñu. mabaalaruq “ağrıyla/acıyla havlar”, İñu. nipaalaruq “acı acı bağırır, çığlık atar”, İñu. quluularuq “mide gurultusu; karın ağrısı”.
Bu kelimelerin son kısmında bulunan aruq (= aruk) kelimesinin ET. agrıg “ağrı, sızı, acı; acı verici, sızlatan” ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz. agrıg ise, ET. agrı:– fiilinden türemiş bir İñu. utuqqauruq “yaşlı, ihtiyar; eski” kelimesinin ikinci kısmında bulunan qauruq (= kauruk), ET. karı:– “yaşlanmak, ihtiyarlamak” fiilinden yapılmış bir isim olan muhtemel *karıg/*karug kelimesiyle ilişkili olabileceği gibi Eski Uygurcada kullanılan karıyuk “yaşlanmış, yaşlı” ile ilişkili de olabilir (CLAUSON 1972: 645).
İñu. iyabijhaq (= ıyabıjhaq) “bıçak kını” kelimesinin son kısmında bulunan bijhaq (= bıjhak), bıç– “kesmek” fiilinden yapılmış ET. bıçak “bıçak” ile ilişkili olmalıdır İñupiaqçada yine “bıçak kını” anlamına gelen yabisrhaq’taki bisrhaq (= bısrhak) da aynı kelimenin bir başka şeklidir.
C. Bir Tarafı Türkçe Olan ve Türkçe İsim Kökünden Türetilen İsimler
Yukarıda İñupiaqçada kullanılan bazı kelimelerin baş tarafının başka dile ait olduğunu, ancak son kısımlarında Türkçe kelimelerin bulunduğunu belirtmiştik. Bu örnekler, fiil kökünden yapılmış isimler şeklindeydi. İñupiaqçada kullanılan bazı kelimelerin son kısmında ise isimden isim yapma ekiyle yapılmış isimler bulunmaktadır. Bu isimlerin, “ikisi beraber, ikisi birlikte” anlamına gelen ET. ikegü (CLAUSON 1972: 105) ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz: İñu. aniqatigiik “kardeş çifti, ikiz”, İñu. aullaqatigiiksut “onlar birlikte ölür”, İñu. ieuuqatigiik “aynı günde doğmuş iki kişi, gündeş”, İñu. ixisaqatigiiksut “onlar birbirine öğretir”, İñu. piqatigiiksut “birlikte, beraber”, İñu. piqatigiiktuk “birlikte, beraber”.
ET. ikegü ise, sayı adı iki ile, sayılara gelen ve birliktelik ifade eden isimden isim yapma eki “–egü”nün birleşmesinden meydana gelmiştir.
IV. Fiilden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
Bu türün tek örneği bulunmaktadır:
1. İñu. qupiruq (= kupıruk) “koparır, yarar, kırar, böler”. qupiruq, ET. kop– fiil kökünden yapılmış bir fiil olan kopur– “kaldırmak, yukarı kaldırmak, yükseltmek ile ilişkili olmalıdır. Ancak bu fiilin “koparmak” şeklindeki anlamı, Türkçenin daha sonraki döne” (lerinde ortaya çıkmışa benziyor. Çünkü bu anlam, Eski Türkçede bulunmuyor. Yerde köklü bulunan bir şeyi söküp çıkaran bir kimse, o nesneyi hem yukarı kaldırır hem de koparır. “koparmak” anlamına geçiş, bu şekilde bir anlam ilişkisinden doğmuş olsa gerektir. Burada ilginç olan, İñupiaqçada kullanılan bir Türkçe kelimenin, Türkçenin ilk devresinden sonraki dönemlerde ortaya çıkan anlamını taşımasıdır. qupiruq (= kupıruk) “koparır, yarar, kırar, böler” kelimesinin son kısmında bir geniş zaman ekinin bulunması gerekir. Bu kısım, İñupiaqçaya ait bir unsur olmalıdır. İñupiaqçada “koparmak, yarmak, kırmak, bölmek” anlamına gelen quppaq (= kuppak) örneği de ilginçtir. Bu örnekte mastar eki “–mak”ın varlığı ortadadır. quppaq (= kuppak)’ın da Türkçe kopurmak ile ilişkili olduğunu, ancak söz konusu kelimede bir hece düşmesi meydana geldiğini düşünüyoruz.
DEĞERLENDİRME
İñupiaqçadaki Türkçe ögeler ve bunların giriş yollarıyla ilgili varsayımlarımızı şöyle sıralayabiliriz. Bu varsayımlar; kelimelerle alâkalı olmayıp bunların giriş yollarıyla ilgilidir:
1. İñupiaqça içinde gelişen alt türevleri hariç, bu dildeki Türkçe türemiş kelimelerin sayısı yirmi beş (25)’tir.
2. İñupiaqlar; Alaska’nın çok eski yerlileri olabilir ve bu dildeki Türkçe kelimeler, Asya’dan Alaska’ya geçen Türklerin dilinden alınmış olabilir.
3. İñupiaqlar; Alaska’nın çok eski yerlileri değil de Asya’dan göçmüşlerse, İñupiaqçadaki Türkçe kelimeler, İñupiaqların Asya’da yaşadıkları dönemde Türklerden aldıkları kelimeler olarak kabul edilebilir ve bu kelimeleri, Amerika’ya geçtikten sonra da muhafaza etmiş olabilirler.
4. İñupiaqlar; Türkçe ögeleri, Türklerle siyasî ve kültürel işbirliği yapmış ve onlardan kelime almış bir başka kavmin dilinden de almış olabilirler.
5. İñupiaqlar, değişik sebeplerden dolayı hep Türklerle iç içe yaşamış bir kavim olabilir ve Asya’dan Alaska’ya da birlikte geçerek yaşamaya devam etmiş olabilirler. Bu kelimeler de onların ortak yaşantısının mirası olarak günümüze kadar yaşayagelmiş olabilir. Nitekim son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda bu geçişin özellikle Moğol akınları sırasında olduğu ortaya konulmuştur. Bu araştırmalarda bir grup Uygur Türkünün Tunguzlarla ve başka milletlerden olan topluluklarla birlikte Moğollardan kaçarak Alaska’ya geçtiği vurgulanmıştır (STEWART 2000: 7, 38, 89, 119–125, 162, 173–174, 261, 279–181, 296–299, 359). Zaman zaman ayrı ve düşmanca yaşamalarına rağmen Uygur–Karluk birlikteliği tarihte önemli bir yer tutar. Alaska’daki Karluk yer adını da dikkate alarak bu geçişte Uygur Türklerinin yanı sıra Karluk Türklerinin de rol aldığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bu kelimeler, Uygur ve Karluk Türklerinden kalma kelimeler olarak düşünülebilir.
6. nuna “dünya”, timi “ten, vücut”, qaafa “bir şeyin üst kısmı”, tammabvik “cehennem” örnekleri; İñupiaqçadaki Türkçe kelimelerin Uygur–Karluk Türkleriyle ilişkisini gösterecek diğer veriler olarak değerlendirilebilir. Verilen kelimeler, Arapça ve Soğdcadır. Eski Uygur Türkleri, Soğdcadan bazı kelimeler almışlardı. Karluklar, Araplarla Çinliler arasında yapılan savaşta Arapların yanında yer almışlardı. Arapça kelimeler de bu dönemde ve sonrasında Karluk Türkçesine girmiş kelimelerin İñupiaqçaya geçmiş biçimleri olabilir. Ancak Arapça kelimelerin, İpek Yolu tüccarları aracılığıyla Uygurlar veya bölgedeki diğer milletler tarafından alındıktan sonra değişik iletişimlerle Alaska’da yaşayan İñupiaq Eskimolarının diline geçmiş olması da muhtemeldir.
7. Eğer çok önceleri Altay kavimleri ve bunlar arasında Türkler, Alaska’ya geçmiş iseler, o zaman bu Türkçe ögelerin bir kısmının daha eski Türkçe döneminden kalmış olduğu da düşünülebilir. Toplumlar birbiriyle farklı zamanlarda iletişim içinde olabilmektedirler. Buna paralel olarak kelime alış verişleri de birkaç farklı zaman diliminde gerçekleşmiş olabilir.
8. İñupiaqlar ve diğer Eskimo gruplarıyla Türklerin kültür ve dil ilişkileri konusunda daha derin araştırmaların yapılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.
AKTARAN
KÖKTÜRKLER
|
|