TÜRKİYENİN GÜNCEL GÜNDEMİ-1


       ANADOLUDAKİ TÜRKSOY BİRLİĞİ

5 BİN YILLIK TÜRK YURDU ANADOLUNUN TÜRKSOY BİRLİĞİ
 
Tarihsel süreç içinde Orta Asya/ Türkeliden Batıya doğru gerçekleşen ve binlerce yıl süren
Göç aslında Türk üst kimliğine sahip Köktürk oymaklarının kaderlerinin belirlendiği gerçek bir oluşumdan başka birşey değildir.M.Ö.4 binli yıllardan başlayarak batıya doğru yapılan bu kitlesel yer değiştirmeler ile önce Hazar kıyılarına ve buradan da Kafkaslar üzerinden Kuzey Karadeniz düzlüğüne ve nihayetinde Orta Avrupa ile Balkanlara ve Trakya üzerinden Anadoluya kadar ulaşılmıştır.Diğer bir göç yolunda ise Kafkaslara uzanan boylar, buradan güneyde Anadolu, Mezopotamya ve Mısır ve Nil Deltasına kadar inmişlerdir.Bu Türk üst kimliğine sahip Köktürkler göç ettikleri her yöreye Türk Töresini, At,At arabası,Ok,Yay ve Madenciliğin yanısıra kültür ve inanışlarını da götürmüşler ve tüm bunlar adı geçen bu Coğrafyaların tarihinin oluşumunda temel teşkil etmişlerdir.
 
Köktürklerin ilk boyu M.Ö. dörtbinlerde Kafkaslardan Anadoluya inen ve Batı Anadoluda Luwi adıyla yerleşimler kuran ve buradan da gemilerle Ege Adaları , İtalya ve Kenan ülkesi/Filistine geçen Etrüsklerdir. Bulundukları Kuzey Karadeniz steplerinde ve Kafkaslarda İskit adı ile de tanınan Etrüskler Anadolu ,Ortadoğu ve İtalyaya kökeni Gök=Köktürk alfabesi olan ve aynı harflere sahip Etrüsk alfabesini de taşıyarak tarihi olguyu başlatmışlardır. Tarihsel süreç içinde Prototürkler yani Öntürkler olarak da algınan bu Köktürk boylarının göçleri ve kitlesel yer değiştirmeleri 600 yıl öncesine kadar devam etmiş olup son büyük kitlesel Göç ise 1040 yılında Dandanakan savaşından sonra Türk Kurultayında alınan Batıya gidelim emri ile gerçekleşen ve Malazgirt savaşı ile gerçekleşen 1071 yılındaki göçdür.Bu son göçe kadar Başta Kafkaslar, Balkanlar, Anadolu ve Mozopotamyaya yapılan göçlerle 144 Ana Türk boyu göç etmiş bunlardan Sümerler, Gutiler, Luwiler, Etrüskler, Pelasglar, lelegler, İskitler, Hititlar, Hattiler, Haltiler, Medler, Hunlar, Messagetler, Ogurartuklar/Urartular, Turukkular, Traklar, Frigler, Galatlar, Paflagonlar, Likya/Lukkalar, Kilikler, Kapadoklar, Truvalılar, Lidyalılar, Hazarlar,Gökoguzlar/Uzlar,Peçenekler,Kumanlar Kıpçaklar,Akkoyunlular,Karakoyunlular,Selçuklular gibileri tarih sahnesinde devlet kurarak kendilerini göstermişler ve Kassitler, Kimmerler gibi bazıları da diğer boylar veya farklı uluslar içerisinde benliklerini yıtirerek kaybolmuşlardır.Bazıları ise Diğer Öntürk Boyları içinde yaşamışlardır.Yüce Atatürkün dediği gibi Anadolunun Beşbin yıllık Türk Yurdu olduğu gerçeği bu nedenle kesin doğrudur.  Anadolu ,Balkanlar,Kafkaslar ve Mezopotamyadaki kültür özelliklerinin analizinde olduğu gibi Dinsel İnançların da irdelenmesinde temelinde Köktürklerin Tek Göktanrı inancına bağlı olarak Göksel inanç motifleri ve Anaerkil törenin yapıtaşları olan kurallar dizini önümüze çıkmaktadır.Bu Dinsel temeller üzerinde Mezopotamya ve Anadoluda gelişen diğer dinsel İnanışların Köktürk motifleri taşımaları apaçık ortadadır. Göktanrı inanışı ve Anatanrıça kültü binlerce yıl Anadolu ve çevresindeki yörelerde aynen kabul görmüş bu inanış daha sonra ortaya çıkan inanışlara temel teşkil etmiştir. Anadoluda önce göçen Etrüskleri Luwiler ve Sümerler onları Hititler ve onları da Kimmerler ve diğer iskit boyları takip etmiştir.Bizans dönemi olan 4.yy. ile 13.yy arasında ise Balkanlar üzerinden Bizansa ve dolaylı olarak Anadoluya yoğun olarak Kuman, Kıpçak, Uz/Gökoguz,Hazar ve Peçenek akınları gerçekleşmiştir.Göktanrı eksenli Şamanışt inançlı bu Köktürk boyları zaman zaman Bizansla savaşmalarına karşın çoğu kez onların kurnaz siyasetine yenik düşerek Bizans ordusuna paralı asker olarak katılmışlardır.Bu durumda Bizans toplumu içinde ortodoksluğu benimseyen bu Türk unsurları türkçe konuşmaya devam etmiş ve türk isimlerini değiştirmemişlerdir.Zamanla doğudan gelen ve soydaşları olan islamiyeti kabul etmiş Türklere ve Müslüman Arap devletlerine karşı kalkan vazifesiyle bizanslılar tarafından Anadoluya yerleştırılmişlerdir. Ama tarihin gerçek övüncü olarak bu hiristiyan Türkler aynen 1071 de Malazgirtte olduğu gibi kendi soydaşlarının saflarına geçerek Anadolunun türkleşmesinde çok çok önemli bir rol oynamışlardır.Bazı tarihçilerin Anadolu 1071 ile 1190 yılları arasında nasıl türkleşti bu bilinemeyen bir durumdur? yorumunun gerçek cevabı ;İslamiyeti kabul etmiş Türkler 1071 de Anadoluya girdiklerinde zaten Anadolunun her köşesinde tarihin garip bir cilvesiyle hiristiyanlığı kabul etmiş soydaşları olan Peçenek,Hazar,Gökoğuz,Kuman , Kıpçak Türkleri ile Musevi Hazar Türk imparatorluğunun kalıntıları olan Türkler bulunmaktaydı.Bu nedenle Anadoluda zaten bir Türk birliği var idi.Eksik olan sadace inanç birliğinin olmamasıydı.Nitekim bu hiristiyan ve Türk boylarından Karamanlılar grek alfabesi ile ilk Türkçe eserlerini yazmışlardı.Musevi inançlı Hazar Türkleri ise mensubu oldukları dodurga boyunun tamgalarını ve bayrağını her yerde kullanmışlardır.Soydaşları yani kardeşleri olan müslüman Türklerle hiçbir sorunları yokdu.Bilhassa Bektaşi ve diğer tahtacı Türkmenleri ile çok iyi ilişkiler içindeydiler. Karsdan,Ispartaya,Bursadan ,Konya,Ankara Boluya ve Samsun ile silifkeye kadar tüm Anadoluda mezar taşları ve arşivlerde hiristiyan ve musevi Türk ahalisinin isimleri olarak;Kutalmış varlık,Yorgo oğlu Tanrıvermiş,Gebe oğlu Ali,Ayvaz oğlu Eftimos, Elvan oğlu Kökez,Varsak oğlu Çeken ve Avdik oğlu Bali gibi isimler öz ve öz Türk isimleridir.Böylece Anadolunun hiristiyan ahalisinin tamamına yakını Türk kökenli olduğu gün gibi aşikardır.Yanlış bir şekilde bu halka verilmiş ve halen kullanılan Rumadı bir millet adı olmayıp Rum yani Roma ilkesianlamındadır.
Maalesef büyük bir hatayla ve yanlış bilgilendirme yoluyla Türk kökenli bu hiristiyanlar Birinci Dünya savaşından sonra Yunan/Helen sanılarak Yunanistana gönderilmişlerdir.Hiç yunanca bilmeyen bu insanlar sırf dini inançları nedeniyle böyle bir yanılışlığa kurban gitmişlerdir.Ağlayıp sızlayarak kendilerini götüren gemi ve trenlerden atlayarak intihar eden soydaşlarını ve topraklarını terkeden bu insanlar halen Yunanistanda asimile olamamış olup gettolar şeklinde yaşamaktadırlar.Yunanistanın gerçek Elen halkı bu insanları halen Türkika poli yani Türk piçidiye isimlendirmektedir. Musevi Hazar Türklerinin bazıları ise aynı şekilde İsraile göçmüşler ve orada yine gettolarda yaşamakta ve İsrailoğulları tarafından horlanmaktadırlar.Balkanlardaki Vatikanın katolikleşterme politakaları ile Kuman ve Peçenek Türkleri ise Hırvatistan, Makodonya,Arnavutluk ve Kuzey italyada asimile edilmişlerdir.Sadece Kumanova gibi yöre isimleri bakiye kalmıştır.Kuzey Karedeniz steplerindeki Kıpçak, Tatar, Gökoğuz, Peçenek Sekel,Magyar ve Bulgar/Balkar Türkleri ise ortodoks diniyle slavlaştırılıp yok edilmişlerdir. Mezopotamyadaki Gökoğuz, Paleasglar, Celayirliler , Memluklar,Tolunoğulları gibi Türk boyları ise Arapların içinde eritilmiş ve benliklerini yitirmişlerdir.Bugün yapılması gereken hangi dinden ve hangi inanıştan olursa olsun Türk soydaşlarımızla ilişkiler kurmak bu ilişkileri Türk Soybirliği temelinde 21.nci yüzyıla taşımaktır.
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU........!
KÖKTÜRKLER
21.02.2005
        ATTALA/ATTAL(OS) GERÇEĞİ

ATTALA/ATTAL(OS) GERÇEĞİ
Tarihsel söylencelere göre Antalya şehrinin kurucusu olan Bergama kralı II. Attalosun kimliği üzerinde konuşmadan önce halkının ve bulunduğu bölgenin tarihsel sürecine bakmak gerekmektedir. Bergama yani antik Pergamon kentinin bulunduğu yöre M.Ö 3000li yıllardan itibaren Öntürk boylarından Etrüsk/İskitlerin çeşitli boy ve oymakları tarafından zaptedilmiş başta Truva ve Apasa/Efes gibi önemli kentler kurulmuştur. Nitekim Truva ve çevresinde yapılan kazılarda bulunan yüzük,mezartaşı,stel ve bazı metal eşyaların üzerinde Etrüsk alfabesi açıkca okunmaktadır. Öntürklerden Etrüsklerin Luwi boyları Batı ve Güney Anadolu ile Ege adalarına kadar inmişler ve buralara Anadolunun ilk kıyı kentlerini kurmuşlardır. Süreç içerisinde devam eden göçler nedeni ile M.Ö 2500lerde Hattiler Kafkasyadan Anadoluya inmişler bunu Lukkalar, Hayaslar,Galatlar, Kaskalar,Messagetler, Khaldeler, Turukkular gibi Öntürk kavimlerinin Anadolu ve Mezapotamyaya göçleri izlenmiştir.
Anadoluya Kafkaslar ve Balkanlar üzerinden yapılan Öntürk boylarının göçleri M.Ö 7. yüzyılda yüksek bir ivme kazanmış ve böylece Frigler,Paflagonlar,Kimmerler gibi sayısız Öntürk boyları Anadoluya girmişler ve önceki Öntürk beyliklerini yıkarak kendi hükümdarlıklarını kurmuşlardır. Bütün bu Öntürk kavimleri aynı kültür,inanış,dil,yazı,göçebe yaşayış tarzı içindeki at ve ok kullanma yeteneği ile madenleri işleme bilgisine sahiptirler. Askeri beylik ve hakanlık sistemleri tarihteki tüm Türk boyları aynı tarzdaydı. Yukarıda saydığımız Öntürk boylarından Frigler Hititlerin zoraki geri çekilmesiyle Kuzeybatı İç Anadoluya hakim olarak kendi krallıklarını kurmuşlardır. Etimolojik olarak Frig adının özünde göçebe ve hareket eden Yirik/Yörük kavramından geldiği bilinmektedir. Dilleri Öntürkçe Etrüsklerin bir lehçesi olan Frigler,Pargauwa yani yüksek tepede kurulu kent anlamındaki Pergamonu kurmuşlar ve diğer Türk boyları olan Hun,Kuman,Ogurlarda olduğu gibi kralları Attala olarak isimlendirmişlerdir. Attala adı tüm Türk boylarının lehçelerinde aynı anlamı taşımakta olup Atta=Büyükbaba ve -la eki ise cık-cuk anlamındadır. Bundan yola çıkarak Attala/Attila adı Türk lehçelerinde yüce büyükbabanın oğulcuğu anlamına gelmektedir. Attala görüldüğü gibi Öntürk boylarında tanrısal kral ünvanı dır. Bu nedenle Attala/Attila bir isim olmayıp Öntürk boylarının hakanlarına verdiği bir sıfat yani bir ünvandır. Tarihte sadece nal toplayan ve kendi kültürünü Mezapotamya ile Anadolu daki Öntürk boylarının kültürlerini taklit ederek yaratan Helenler,Anadoluda tüm sıfatlara,isimlere ve kent adlarına-os ekini ekleyerek Helen diline uydurmaya çalışmışlar ve böylece dünya tarihiniçarpıtarak insanları aldatmışlardır.
Antalya kentinin kurucusu olan ve kendi adını kente veren II.Attala,Helen tarihçilerinin çarpıtmasına uğramış ve isminin arkasına -os eklenmiştir. Böylece Öntürk-hakanı Frig hakanı Attala biden bire isminin arkasına -os eklenerek Helenleştirilmiş ve bu Helen ağızı Avrupalı tarihçilerin desteği ile dünya tarihine girmiştir.
Biz Köktürkler araştıran tarihçiler Atatürkün gösterdiği tarih ve dil yolunda ilerleyerek tarihimize ve Atalarımıza yapılan haksız nitelemeleri kamuoyuna duyurmak için çalışmaktayız bu çalışmalarımız tüm Avrasya kıtasını kapsamaktadır.Bilinen ve 19.yy.da dünyaya bir aldatmaca olarak sunulan ve her konuda büyük yanlış ve kasdi bilgileri halen içeren ingilizlerin ve batılıların hazırladıı tarihe ve tarihsel kronolojiye şiddetle karşıyız.Yalan ve uydurma tarih ve kronolojileri batılı tarihçilerin yüzüne yıllardır çarpıyoruz ama onlardan çıt çıkmıyor.Türkler ,M.Kemalin çocukları artık uyandılar diyorlar.Bu konuda her dilde her platformda tartışmaya hazırız.
Attalos adını aslında Attala olduğunu 8 Eylül 1995 tarihinde 02,98,08 sayılı Antalya 3. noterliğinden bir belge ile tasdik ve tescil yaptırmış bulunmaktayız.
Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi Attala, yani Helen ağız bozmasıyla ortaya çıkan Attalos bir Öntürk boyu olan Friglerin hakanının sıfatıdır. Bu sıfat ve ünvan Hun boylarında da açıkça kullanılan Tanrısal kral Attila/Attaladan başkası değildir.
2004 yılında Antalya kalekapısı meydanına dikilen ve üzerinde Attalos yazan Öntürk hakanına karşı değiliz Aksine taraftarız. Ancak helence olan -os ekinin kaldırılması ve ATTALA yazılması şartıyla. Ayrıca tarihsel bulgularda II.Attalosun ne bir tasviri nede bir sikkesi mevcuttur. I:Attalos ve diğerlerinin üzerinde portreleri bulunan sikkeleri vardır. Burada heykelin hangi mantık ve düşünceyle ve nereden kopya edildiği veya tahayyül edildiği sorusu aklımıza gelmektedir.
Amacımız gerçek açıklamalı ve Öntürk ifadeli Attalanın heykelini diğer Başbuğ Atatürk ve Önderlerimizin heykeli gibi kentimizde görmektir.

        KÜÇÜLEN DÜNYADA DOĞU TÜRKİSTAN

Süheyla Kebabcıoğlu Aksay    
Köktürkler Platformu-Antalya
KÜÇÜLEN DÜNYADA DOĞU TÜRKİSTAN
SAHİBİNİ ARAYAN YURT : DOĞU TÜRKİSTAN
Yirminci asrı yarıda bıraktık...Artık emperyalizmin baskılarının tarih sayfalarında kalması gerekir...Küreselleşmeden sık sık söz ediliyor.İkibinli yıllarının dünyasının genel hatları çizilirken görüyoruz ki sömürgeci baskılar,etnik ırkçılık, soy kırım gibi kavramlar gündemden inmiyor.Dünya küçüldü...Teknolojinin ve iletişimin hızlı gelişimi dünya ülkelerini yakınlaştırdı...Dünyanın bir ucundaki bir olay anında odalarımıza kadar girerek bize ulaşıyor.Bunun neticesidir ki dünya siyaset sözlüğüne küçülen dünyakavramı girdi.Buna rağmen insan hakları,demokrasi,özgürlük diye birbirine dayatma yapan bir çok batılı ülkelerin,bu konularda samimi olmadıklarını müşahade etmekteyiz.
Her ne kadar sömürgecilik dönemi,sona erdi diye düşünülüyorsa da görüyoruz ki,Batının şekil değiştirmiş emparyalist gücünün yanı sıra,doğudan da Çin emparyalizmin sebep olduğu çığlıkları duyuyoruz.Dün Osmanlı beldesi Bosnadan,Şeyh Şamilin ülkesi Çeçenistandan,Can Azerbaycandan,Kırımdan,Kerkükten Türkistandan yükselen feryatlar duyuyoruz.Bu feryatlar Çin emperyalizmin altında ezilen,soydaşlarımızın,kardeşlerimizin feryatlarıdır.
Yıllardır;Türklerin anayurdu olan Türkistanda göz yaşları durmadı.Çığlıklar susmadı...
Esarete baş kaldıran Kürşatların, Yusufların çığlıkları bunlar.
Kadir gecesinde dua eden müminlerin feryatları bunlar.
Arşa çıkan feryatlara sebep olan zulmün sebepleridir.
Tanrı dağlarından arşa yükselen yiğitlere katılan,yeni yiğitlerin Alper Tonga ya seslenişleridir,bu çığlıklar.
Doğudan batıya emperyalizmin zulmünü duyurmaktır bu çığlıklar.
İnsan hakları diye hamasi nutuklar atanlara bir uyarıdır...Bu feryatlar.
Bu yazı dizisi de Türkistandan gelen çığlıkların sebeplerinin kelimelere dökülüşüdür.
Zira asırlardır Türkistan Türklüğünü yok etmek isteyen Kızıl Çine rağmen 12 Kasım 1933 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan edildi.Merkezi Kaşgar olan bu Cumhuriyetin adı yazılarda kaldı.Zira 21.Yüzyılın eşiğinde insanlığın yüz karası olan zulümleri ile Doğu Türkistanı dünya haritasından silmek isteyenlere bütün dünya seyirci kalmamaktadır.
Yıllardır dünya kamuoyuna;Çin Kominist Partisi Lideri Jiangy ekolinde beyanatlar vererek Türkleri ayrılıkçı olarak gösterme gayreti içindedir.Amaç Türkleri asimile etmek,Türkistanın Çin ülkesi olduğuna dünyayı inandırmaktır.
En son geçtiğimiz ramazan ayında ibadet eden,Türklere saldırılar yapılan Çin hükümeti öldürülen Türkleri suçlamaktadır.
Bu olayları kamuoyuna anlatmaya çalışan;Doğu Türkistan Göçmenler Derneği,Doğu Türkistan Vakfı,Doğu Türkistan Dayanışma Derneği,Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Avrupa Doğu Türkistan Birliği ,İsa Yusuf Alptekin Vakfı gibi kuruluşlar mazlum Türkistanın sesini duyurmak için kurulan teşkilatlardır.Bu teşkilatlar aralarında belli beraberlikle mücadeleyi yürütmektedirler.Çin hükümet yetkilileri ise bu kuruluş ve temsilcilerini suçlamaktadır.
Bu araştırmamızın amacı Doğu Türkistanın dünü,bugünü ve orada neler olduğu konularında okuyucularımıza bilgi vermektir.Konuların genel hatları içinde özetlenmesinden ibaret olan bu çalışmamız en azından Türkiye Türkleri bazı gerçekleri bilmemize vesile olacaktır.Bugün Türkiyeyi Asya Türkistana bağlayan mesafe eski ipek yoludur.Harita incelendiğinde İpek Yolununyeniden canlanmasını istemeyenlerin bazı istikametteki belgelerde nasıl karışıklıklar meydana getirdikleri anlaşılmaktadır.
Özellikle Türkiye açısında önemli olan İpek Yolunun ilk durağı Azerbaycan,İrandan geçmektedir.Azerbaycanda olanları biliyoruz.İran ile düşmanlık duyguları sürekli körüklenmektedir.Tacikistanda da iç savaş vardır.Doğu Türkistan ise Çinin baskıları altındadır
Zaman zaman zirve yapan süper ülkelerin,özellikle ABD Rusya Devlet başkanlarının zirvelerinden sonra dünyanın bir yerlerinde mutlaka katliam ve beklenilmeyen olaylar olmaktadır.Bu itibarla son Helsinki zirvesinden sonra bakalım ne olacak.İşte bu yazı dizisinde kendini Asyanın süperi olmaya namzet gösteren Çinin yıllardan beri Türk yurdu üzerindeki baskı ve uygulamalarını gözler önüne koyarak okuyucularımıza bakış açısı getireceğiz.
TÜRK YURDU TÜRKİSTANI TANIYALIM
Türkistan ismi zaman zaman Orta Asya veya Türklerin ana yurdu gibi isimlerle anılmasına rağmen esas Asyada bir bölgenin ismidir ve çok geniş bir alana sahiptir.Dünyanın bir çok ansiklopedilerinde Türkistan detayla anlatılmıştır.Türkistan unutulmamıştır.Amerikan ansiklopedisi olan Encyclopedia Americananın 27cildinin 246.sayfasında Türkistan Orta Asyada bir bölgenin adıdırifadesi yer almaktadır.
1959da ABD Kongresinde kabul edilen Esir Milletler Haftasıkanunda ise Türkistanın esir olduğu zikredilmiştir.Ve 13 Aralık günü her yıl Türkistan günü olarak kutlanmaktadır.
Ancak birçok Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinde Orta Asya ismi kullanılması yaygınlaşmaktadır.Bunun da sebebi Çin ile ilişkileri bozmak istemeyişleridir.Ve çok daha geniş manada bu termilojiyi kullanmaya devam etmektedirler.Çünkü Doğu Türkistan ismini Sinkiang (Sincan)olan Çince bir isimle değiştirmişlerdir.Geri alınan yer anlamına gelen bu yurtun özellikle Çin toprakları olduğuna inandırmak için bu isimlerle anılması istenmektedir.
Türk olan herkese düşen görev Türkistanın binlerce yıldan beri Türk beldesi olduğu ilelebette bu isimle anılacağını anlatmak olmalıdır.Zira bugün Türkistanda anılan dağ,köy,nehir isimleri ile Türklerin yerleştiği her yerde rastlamamız bir gerçektir.Mesela Türkistanı Doğu ve Batı diye ayıran dağların adı Allahüekber Dağlarıdır.Çin hükümeti bu dağların adını Tiyanşu dağları diye değiştirmiştir.Afganistan ile İran arasındaki Horasan bölgesindeki kalan dağların adı da Tangrı Tagdır.Ancak bu dağları da o yöredeki Türkler Allahüekber Dağları diye anmaktadırlar.Bu kadar da değildir.Sarı Kamış Göle ile Bardız Oltu arasında Karadenizi ayıran dağların adı da Allahuekber Dağları diye bilinmektedir.Hatta 1914-1915de I.Cihan savaşında Sarıkamış harekatı diye bilinen muhaberede soğuktan 90.000
Kişi öldüğünde yakılan ağıtlarda bile Allahuekber Dağı geçmektedir.
Enver Paşa hücum dedi
Yarıldı,Moskof ödi
Zalim Allahuekber Dağı
Nice aslan yiğit yedi
Bu örnekler çoğaltılabilir.Ancak konumuz Türkistanı tanımaktır.
Binlerce yıldan beri göz yaşı döken,vatanlarını kaybetmemek için bağımsızlık mücadelesini,babadan oğula devreden Türkistan,ağzımızdan çıktığında uzaklardan ama bizimle olan...Gönlümüzde köz,dilimizde özlem olan...Tarihin derinliklerinde özümüz olan yer.
Yığlama yurdum,eğerci bol küninde yok bahar
Gelgüsi günlerinde baht yıldızı oynap kalar
Böyle ağlıyor bugün Türkistandaki akrabalarımız.Gardaşlarımız...Ağlamak değil elbet, Türklerin kaderi.Ağlamak olmamalı.Ama ne var ki tarih yaprakları korkuyor çağdaş emperyalistleri...Türklerin Bağımsızlık aşkı,haksızlığın karşısındaki manevi gücü ürkütüyor...Bunlardır belki yapılan zulümler,baskılar.
Oldum olası Türk diyarları saldırılara maruz kalmışlardır.Saldırılar her zaman,barışı ilk bozan Türk düşmanları olmuştur.Bazen Mogol,bazen Çin,saldırmış.Gün olmuş Persten,Romadan saldırı gelmiş.Gün olmuş,Araplarda almış saldırıdan nasibini...Yine de kimse esir edememiş Türk Milletini.Bağımsız ve hür yaşamak Türk Milletinin özelliğidir.Vasfıdır,onun içindir bu direnmeler,destanlar. Türkistan Türklerin Anayurdudur.İslamın Türk dünyasına girdiği ilk yerdir. Uluğ TürkistanBütün Türk milletinin Anayurdudur.Aynı zaman da en eski medeniyet ve kültür merkezidir
Uluğ Türkistanın Batısında Hazar Denizi,Doğusunda Altay ve Altın Dağları,Güneyde Horasan ve karakurum Dağları,Kuzeyinde Ural ve Sibirya yer almaktadır.(5.000.000)beş milyon kilometre kare topraklara sahip büyük bir ülkedir.Bu ülkenin ikiye ayrılınca Batı Türkistan Rus emperyalizmin baskısında kalırken,Doğu Türkistan Komünist Çin baskısına maruz kaldı.
1997 Ramazan ayından itibaren Çin zulmüne maruz kalan Doğu Türkistan ‘ın yüzölçümü ise 1.828.418km2dir.
DOĞU TÜRKİSTANIN COĞRAFİ VE SİYASİ KONUMU
17,05,1997
SAHİBİNİ ARAYAN YURTDOĞU TÜRKİSTAN
Bugünkü Almanyanın 4,Türkiyenin 2.5,Urdünden25,Kongodan 5,Pakistandan 3 kat büyük,bütün Çin toprağının beşte biridir.
Bugünkü Almanyanın 4,Türkiyenin 2.5,Urdünden25,Kongodan 5,Pakistandan 3 kat büyük,bütün Çin toprağının beşte biridir.
Doğu Türkistanda yüzey şekilleri,coğrafi yapı zıtlıklar arz eder.Bir tarafta çok verimli araziler,ormanlıklar bir tarafta ise çöl,vaha,çorak toprakları görmek mümkündür.
Bütün tabiat şartlarının bir arada olduğu bu güzel Türk yurdunun başkenti Urumçidir.
Bir zamanların İpek Yolu diye anılan Asya ile Avrasya arasındaki en önemli ticaret yolu Doğu Türkistandan geçmektedir.Bu işlek ticaret yolunun binlerce yıl öncesinden beri Türkler elinde olması;Tarih boyu Çinin saldırılarına ve tecüvüzlerine sebep olmuştur.
Tarihçi Dr Wolfram Eberhard Çin Tarihi kitabında şu ifadelerle bu ticaret merkezinin önemini anlatıyor.
M.Ö 140-130 seneleri arasında Türkistan,ticari sayfada bir mevki sahibi idi.Bu ticaretten yalnız tüccarlar değil,yolun geçtiği il ve köylerdeki memurlar da kazanıyordu.Ve bu ticaret mani olunmamasında büyük menfaatler vardı.
Batı Çindeki memurlar;kervanlarının muntazam gitmelerine yağma edilmemeleri için bu yolları menfaatleri icabı kendi kontrollerine geçirmek istemekte idiler.Bu sebepten dolayı Çin,hiçbir zaman güçlü ve ticaret yoluna sahip bir Türkistan istemiyordu.Bu emeli uğruna da tarih boyu Türkistana saldırı düzenlemişler,her defasında Türkler yeniden toparlanıp güçlenmişlerdir.
Bu ticari merkezin önemi günümüzde daha da artmıştır.
Artı Doğu Türkistanın yeraltı ve yerüstü zenginliği bu bölgede gözü olan sömürgeci güçlerinin iştahını kabartmıştı.Dünyanın en zengin topraklarına sahip Doğu Türkistan dünyada ikinci olan uranyum,altın,petrol kaynaklarına sahip.Çin kaynaklarından öğrenildiğine göre yeryüzündeki kıymetli madenlerin 118 türü yine bu topraklardadır.
Türkistanın Tanrı Dağları ile Altay dağları arasında yer alan Cungarya Havzasında altın madeni,kömür,demir,bakır ve petrol bulunduğu 1934-1943 yılları arasında Sovyet Rusyanın Doğu Türkistana hakimiyetleri sırasında Rus araştırmacılar tarafından tespit edilmiştir.Hatta Rus araştırmacılar raporlarında;Doğu Türkistanda
5 yerde uranyum
5 yerde volfram
13 yerde kalay
32 yerde kurşun
50 yerde altın
46 yerde demir
70 yerde kömür
2 yerde civa
6 yerde amonyak
bulunduğunu belirtmişlerdir.
Ayrıca 120.000.000 ton petrol rezervi,18.500.00 ton altın rezervi olduğu da 1953 yılında 26.000 km2 sahada yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır.Doğu Türkistanın petrol rezervlerinin,İran ve İraktaki rezervlerin on misli kadar zengin olması da dikkat çekmektedir.
Özellikle madenler arasında fosfor,kömür,alüminyum,kurşun,mangenezin çok fazla olduğu,kömür rezervinin ise yılda 1.000.000 ton çıkarılırsa 600 sene işletilebileceği de dünya devletinin dikkatini çekmiştir.Sadece uranyum kaynaklarının 12 tirilyonun üstünde olması bile bu toprakların önemini açıklamaya kafidir.
Bu zengin maden yatakları komünist Çinin hizmetinde kullanıldığı için sanayi yönünden de doğal olarak gelişmiştir.Bu sanayileşmenin sonucudur ki!tarihi İpek Yolu hattı halen kullanılmaktadır.
Bunlara ilave olarak doğudan batıya kuzeyden güneye ve Asya ülkelerini birbirine bağlayan yollar Doğu Türkistandadır.Türk tarihinde sık sık karşımıza çıkan Kaşgar,Turfan,Holen,Yarken,Aksu,Kumul,Karaşehir,Karahocagibi şehirler de Doğu Türkistandadır.Bugün bu yer isimlerine Anadolunun da birçok yerlerinde rastlanmaktayız.
Bir batılı tarihçi Adriyatikten,Çin Seddine kadar,seyahat eden ve Türkçe konuşan bir şahsın hiçbir zorluk çekmeden ve tercümana ihtiyaç duymadan anlaşabilirifadesinde bulunmaktadır.Buna birde Ardiyatikten Çin Seddine Türklerin yaşadığı her yerde coğrafi isimlerde benzerlik ve aynılık görmek mümkündür,ifadesini eklememiz gerekir.
Özellikle Türkistanda çok sade bir Türkçe lehçesi hakimdir.Doğu Türkistanda eskiden kurulan Karahanlılar döneminde bu lehçe devlet dili olmuştur.Kaşgar şehri 11 ve 12.yüzyıllarda Türk Kültür Merkezi olduğu için ilk Türk lugatı ve grameri burada yazılmıştır.Kaşgarlı Mahmut;adından belli olduğu gibi Kaşgarda doğup,büyümüştür.Yusuf Has Hacip ise Doğu Türkistan‘ın Balasagun şehrinde doğmuştur.
Bugün Türkiye Türkçesi ile Doğu Türkistan Türkçesinin aynılığı Türk düşmanlarını fazlası ile ürkütmektedir.Batılıların Urumçide yaşayan Türklerin,Edirnede yaşayan Türk ile anlaştığı gibi Pekinde yaşayanlarla anlaşamadığı gerçeğini bilmeleri onları harekete geçirmiştir.Amerikalı yazar Sulzberger daha 1965de The Newyork Timesde yazmış olduğu yazıda bunu açıklamıştır.
Gerek Rus,gerekse Çin emperyalizmin baskıları, Türkistanda Türk Dil ve Kültürünün yaşamasını engellemişlerdir.Bir Türk beldesindeki tarihe mal olmuş kültür hareketi bütün Türk dünyasına mal olmuştur,Türk kültürüne geçmiştir.
Mesela Nasrettin Hoca Doğu Türkistandan Nasreddin Ependiolarak anılır.Azerbaycanda Molla Nasrettindiye anılır.Fıkra ve hikayeler aynı Anadoludaki gibi diğer Türk yurtlarında da anlatılır.Ata sözleri,deyimler,efsaneler içinde aynı tespit yapılmıştır.Bir atasözünden örnek Sürüden ayrılan koyunu kurt yersözü Doğu Türkistanda Topdan ayrılgan koynı,köri yerşeklinde söylenmektedir.
Kültür ve edebiyat dili olarak Kaşgar Türkçesi konuşulan Doğu Türkistanda daha 1913 yılında 115 medresenin olması Türklerin eğitime verdiği önemi göstermektedir.
Doğu Türkistan Türklüğü miladi 934 yılında büyük hakan Sultan Saltuk Buğra Hanın İslamiyeti kabul etmesi ile;Türkler devlet ve halk olarak İslamiyete geçmişlerdir.Türk toplumunda Arap yarım adasında görülen halifelik ve mezhep kavgaları olmamıştır.
İslam ve Türk alimleri de Doğu Türkistanda yetişmiştir.Mesela Hadis ilminde otoritelerden;Sahihi Buhari,Sahihi Müslüm,Sünini Tirmizi,Sünene Nese gibi mükemmel kitaplar Türkistanda yetişen alimler tarafından yazılmıştır.
Aradan binlerce yıl geçmesine rağmen bu eserlere emsal eserleri kimse meydana getirmemiştir.
Aristo felsefesini Türk İslam dünyasında anlaşılır hale getirilmesini sağlayan Farabi de Doğu Türkistanlıdır.870-950 yılları arasında yaşayan Türk asıllı Muhammet bin Tarhan bin Uzkuğ el Farabi yaşadığı döneme kadar olan ilmi gelişmelerin ağırlığına eş değer çalışmalar yapmıştır.
İmam Maturidi nice alim yetiştiren,İslamın ilmi ve rasyonalist yönünü ortaya getiren alimdir.Kuranı Kerimde Ümmeti Vasat sıfatına haiz olan Türk İslam kültürünün mimarları olan bu alimler İslamın çevresinde yapılan fikir anarşisini yok etmişlerdir.
Ayrıca matematik,astronomi,tıp vb alanlarda da ilme hizmet eden Türk asıllı alimler Doğu Türkistanda yetişmiştir.
Mesela Uluğ Beyin idaresi döneminde Buhara ve Semerkant medreselerinin duvarlarına, ilim tahsil etmek erkek ve kadın her müslümana farzdırhadisi şerifini yazarak İslamiyrt adına cehalet yapmak isteyenler engellenmiştir.
Astronomi alanında da ileri giden bu medreselerde Kadızade Rumi,Uluğ Beyin yaptırdığı rasathanelerde ders veriyordu.Bu rasathaneden bizzat Uluğ Bey yıldızları inceliyor ve izliyordu. Heyeti Cetvel ve Yıldızlarının Fihristiadındaki eser de Uluğ Bey adına düzenlenmiştir.Teleskopun icadına kadar astronomide en üst seviyeye böylece Türkler ulaşmıştır.Ünlü Şair Sekaki bu dönemde yetişmiştir.
Ayrıca Türkistanın bağımsızlığı için ömrünü veren,her saniyesini mücadele ile geçiren büyük Türkçü,İsa Yusuf Alptekin Cennet mekanı olsun Doğu Türkistanın yetiştirdiği müstesna insanlardan birisidir.
Bugün Doğu Türkistanın maruz kaldığı zulüm ve baskıların tarihten gelen siyasi ve sosyal sebepleri vardır.Ayrıca genel hatlarını ortaya koyduğumuz bu kadar zengin ve kıymetli bölgenin Türkkimliğinin kaybolması amacı ile yapılanlara batı ülkeleri de seyirci olmaktadır.
Yapılan zulümlere ve sebeplerini analizden önce Doğu Türkistanın tarihini de incelemekte fayda vardır.
SAHİBİNİ ARAYAN YURT DOĞU TÜRKİSTAN
18.05.1997
DOĞU TÜRKİSTAN TARİHÇESİ
Yalnız Doğu Türkistan değil Türkistan olarak anılan Orta Asyanın Türk Yurdu olarak M.Ö 8250 yıllarına kadar uzanan bir geçmişi vardır. Doğu Türkistan da bu coğrafyanın bir parçasıdır.Bu kadar uzun ömrü olan büyük bir milletin yaşadığı bu bölgelerin tarihide de rin,köklü ve hacimli olacaktır.Ancak esas amacımız Doğu Türkistanı ilgililerin gündemine almaktır.Bu sebeple tarihçesini kronolojik özet halinde ele alıyoruz.
Hun İmparatorluğu Dönemi:
Hun İmparatorluğunun kuruluş tarihi kesin belli değildir.M.Ö 2205 yıllarında Hun varlığından Çin yazılı kaynaklarından söz edilmektedir.M.Ö 206 yılında Hunlar Türkistanda tam hakimiyet kurmuşlardır.Büyük Hakan Mete Hanın vefatından sonra M.Ö 108 yıllarında Çin Türkistana saldırmaya başlamıştır.Daha önce korkularından Çin seddinin arkasına sığınanlar,bu tarihten sonra saldırılar arka arkaya devam etmiştir.M.Ö 101 yılında ise Doğu Türkistana hakim olmuşlardır.Ancak Türklerin mücadelesi devam ettiğinden M.Ö 10 yılında yine Çin tarafından istila edilmiştir.Bu istila ve işgaller 49 yıl sürmüştür.M.S 74 yılına kadar mücadele sürmüş ve birkaç defa el değiştirmiş bu tarihten itibaren 30 yıl yine Çin hakimiyetinde kalmıştır.Üç asırdan fazla bir zaman diliminde 101 yıl Çin esareti altında kalmıştır.
M.S. 436 yılında Hun İmparatorluğunun yıkılmasından sonra da Doğu Türkistan yine Türk beldesi olarak kalmış,bölgedeki Türk Devletlerinin idaresinde yaşamıştır.
Göktürk İmparatorluğu Dönemi:
Göktürkler Türk tarihindeki kurulan en büyük devletlerden biridir. Göktürklerin başına 552 yılında Bumin Kağan geçince bütün Türkistanda onun itaatı altına girerek Çin baskılarından uzak gerçek Türk devleti olarak yaşadılar.89 yıl bu huzurlu devlet devam etmiştir.640 yılında yine Çin saldırıya başlamıştır.660 senesinde de Çin Türkistan istila etmiştir.
Türkistanın kuzeyinde kurulan Türkeş Devletinin yardım ve desteği ile 690 senesinde bu istiladan kurtulmuşlardır.17 yıl süren bu Göktürk Devletine Bağımlılık 716 yılında Türkeş Devletinin bağımsızlığını ilan etmesi ile Doğu Türkistanda bu devletin idaresi altına girmiştir.Ancak 744 yılında Türkeş Devletinin yıkılması ile Çin yine saldırmıştır.Bu saldırılara Talas Meydan Muharebesi ile neticelenerek Doğu Türkistan bağımsızlığına kavuşmuştur.Tam 1760lara kadar önemli bir istila ile karşı karşıya gelmemiştir.Ve bu topraklar üzerinde çeşitli Türk Devletleri kurulmuştur.
Uygurlar Dönemi:
840 Yıllarında Moğalistandan göç eden Uygur Türkleri Doğu Türkistanın içlerine kadar yerleşerek Kumul,Beşbalık,Turfan ve ili bölgelerinde Uygur Devletini yeniden kurarlar.Bu Türk bağımsızlığının ve Kültürünün temsilcisi olarak güçlerini ortaya koyarlar.
İkinci Uygur Devleti veya Uygur Beyliği adı ile anılan bu devlet,Çinin korkulu rüyası olmuştur.Ve çevredeki Diğer Türk ülkelerini de nimaye etmişlerdir.Aynı dönemde Türkistandaki diğer bir Türk beyliği ise Karahanlılar beyliği idi.Bu iki Türk beyliği güçlenerek Karahanlılar imparatorluğunu meydana getirmişlerdir.
Uygurlar zamanındaki Türk medeniyetinin işaretleri ve önemli eserleri Türkistanda görülmektedir.İslamiyet öncesi Türk kültürünün son dönemi olarak oldukça değerli sanat unsurları meydana gelmiştir.
Doğu Türkistan Karahanlılar Hükümdarlığı döneminde İslamiyet ile tanışmıştır. Ve ilk Türk-İslam devleti olarak Türk tarihindeki İslami dönemin başlangıcıdır.
Karahanlılar döneminde Türkistan:
840 ile 1212 yılları arasında var olan bu dönemde Türkistannın tamamen Türk Yurdu olan dönemidir. Karluk, Oğuz, Çiğil, ve Uygur Kabilelerini ve diğer Türk beyliklerini bir araya getiren Karahanlılar Doğu ve Batı Türkistanı Türk İmparatorluğunu meydana getirmiştir.
Bu dönemde Çin saldırıları olmuş Türkistan huzurlu bir Türk İmparatorluğu kanatları altında asırlarca sulh ve sukut içinde Türk vatanı olmuştur. 1023 yılında Karahanlılar İmparatorluğu Hıtay sülalesinden gelen, Karahıtaylıların isyanı ile yıkılmıştır.
Karahıtaylar Döneminde Doğu Türkistan:
Hıtaylar Doğu Türkistana 1120 yılında Doğu Türkistana yerleşen Karahıtaylar diye anılan Türklerdir. 1123 yılında Karahan devletine baş kaldırdılar ve Karahanlılar devletinin ikiye bölünmesine sebep olarak daha sonra da aynı topraklar üzerinde Karahıtay Devletini kurmuşlardır.Bu devletin kurulmasından sonra Hazır Devlet nizamına uyum sağlamışlardır.
1211 yılına kadar yaşamıştır. Bu dönem Türkistandaki bazı beylikler hanlık hanlıklar Türk-İslam medeniyetini devam ettirmişler. Ancak Karahıtaylar İslamiyete girmeden kendi varlıklarını sürdürmüşlerdir. (12)
Moğollar Döneminde Doğu Türkistan:
Cengiz Han 1218 de doğu Türkistanı, 1219da da Batı Türkistan ı alarak Karahanlılar devletini ve Karahıtayların Devletine son vermiştir. Cengiz Han ın ölümünden sonra Doğu Türkistan Çağatay Han tarafından idare edilmiştir.
Cengizın oğlu olan Çağatay Han Doğu Türkistanı da Batı Türkistanı da 1369 yılına kadar yönetti.
Timurlenk bu bölgeleri ele geçirdikten sonra tek Doğu Türkistan ı alamadı.Bu bölgeyi alabilmek için on yıl mücadele etmiştir. Ancak zaptedememiştir ve Çağatay Hanlığı 1939 yılına kadar sürmüştür. 1389 yılında bir iç çekişme neticesi 1397 yılında yıkılmış ve dağıtılmıştır.
Doğu Türkistan 1760 yılına kadar küçük küçük devletler halinde bir çok defa el değiştirmiştir. En son kalmakların idaresi altında iken iç isyan ve karışıklıklar neticesinde Mançulardan yardım adı altında müdahaleler oldu. Bu müdahaleleri Çin takip etti.1760 yılında ise Çin istila etti.1863 yılına kadar Mansur ve Çin!in saldırısına maruz kalan Doğu Türkistan 103 yıl el değiştirdi.Bu 103 yıl çok zulüm ve acı olaylarla geçmiştir.
DOĞU TÜRKİSTANDA GERÇEKLEŞTİRİLEN ZULÜM VE BASKILAR
Türkistanın özellikle Doğu Türkistanın sık sık Çin ve Mancur baskılarına,saldırılarına maruz kaldığını önceki bölümlerde gördük. Bu bölgede yaşıyan Türkler her saldırıda katliamlarla karşılaşmıştır. Bu katliam ve zulümlerin en çok zaiyat verenlerini günümüzdeki son katliama kadar sıralayalım.
1760daki Mancur istilasında kadın,erkek,yaşlı,genç ayırt edilmeden 1.000.000 civarında Türk öldürmüşlerdir. Yüz binlerce insan sürgüne gönderilmiş halkın malları yağmalanmış ve şehitler ateşe verilmiştir. Bu konuda ciltlerle kitaplar yazılmıştır.
Bu katliamlardan kurtulanlar ise Çin aleyhine davranmaktan sürgün edilip mallarına el konulmuştur. Bu katliamların arkasına Çinin Doğu Türkistana yerleşmesi ve yayılması kolaylaşmıştır.
Mütakip katliamda ise 60.000 Kalmuğun 18.000i öldürülmüş,12.000 ise Kazakistana sürülmüş,24.000 salgın hastalıkta ölmüş 6.000 ise yaşayabilmiştir.
Ayrıca yakılan yıkılan şehri imar etmek adına 6383 hane kalan müsliman Türklerin ikamet yerlerini değiştirip, yetiştirdikleri ürünleri gasp ederek zulüm yapmışlardır.
Müslüman Türk yurdu olan Doğu Türkistanı bir Çin ülkesi haline getirmek için tarihin eski devirlerinden beri planlı programlı uygulamalar ve saldırılar yapılmıştır.
Özellikle 1760dan sonra bu plan ve saldırılar daha sistemli olarak uygulanmıştı.1860 yıllarında Osmanlı Devletinin Türkistan politikası Doğu Türkistanın bağımsızlığı doğrultusunda olmuş Hazine-i Celilet bu konuda yardımlar bile yapılmıştı. Ancak Devletin zayıf düşmesi iç karışıklıkların artması sebebi ile bu ilgi yetersiz kalmıştır. Özellikle Sultan Abdülazizin bu kamuoyu teşebbüslerinde bulunduğu andan tahtan indirilmesi ile plan yarım kalmıştır. Türklerin bağımsızlık için mücadeleleri on milyon şehide mal olmuştur.
Ayrıca Doğu Türkistandaki Türk-İslam eserleri yok edilmiştir. 1881de ise Doğu Türkistan ismi geri alınmış belde anlamında Sinkiang ismi ile değiştirilmiştir. (14)
Türklere karşı yapılan zûlüm
19.05.1997
SAHİBİNİ ARAYAN YURT DOĞU TÜRKİSTAN-IV
ÇİN DEVLET POLİTİKASINDA DOĞU TÜRKİSTANI ÇİN EYALETİ YAPMA PLANLARI VE UYGULAMALARI
Türk Kültürünü Kaybetme Planları
1- Doğu Türkistan Türkçe konuşan ve Müslüman Türk yurdudur.Ancak yukarıda özetlediğimiz gibi istila ve saldırıların neticesinde Çinin politikası ile bir çok eserler,gelenekler kaybolmamış, Doğu Türkistan Türkleri varlıklarını koruma mücadelesi vermişlerdir.
2- Çin Türk bölgelerinde Türk İslam kültürünü yok etmek için önce müşterek dil baskısı yapmışlardır.
3- Anadolu Türkçesinin (Kaşgarlı Mahmutun ortaya koyduğu)şivesini konuşan Doğu Türkistanda Çince konuşma serbestti getirilmiş,Çin diliyle öğretim yapılan okullar açılmıştır. Bu okullara çocuklarını göndermek isteyen Müslüman Türk ailelere çok büyük cezalar verilmektedir. O okullara giden çocuklara ise Çin Hükümetinin emrinde çalışarak Türk İslam benliğinden uzaklaşmış oluyorlar.1963de 210.000 öğrencinin tahsil yaptığı,bunların ilk,orta ve yüksek okullarda kayıtlı oldukları Çin kayıtlarında yer almıştır. Çin politikası gereği bu okullarda Türk medeniyeti,Türk Tarihi ve Türk büyükleri hakkında dersler okutturamaz,Çince ağarlıklı Çin medeniyeti ve tarihi okutturulmaktadır
4- 934 yılından beri İslamiyet ile tanışan Türkistan Türklüğü İslami esasına uygun anlayan ve yaşayan Müslümanlardır. Anacak Çinin politikası ile dini zayıflatıp dini geleneklerin yerine Çin geleneklerini yayma politikası uygulanmaktadır.
5- Aileleri çökertmek ve yıkmak için her aileden bir kişiyi seçerek onu aile reisi olarak görevlendirip,aileler hakkında dış rapor vermeye zorlanmaktadır. Bazen bu aile bireyi çocuk dahi olabiliyordu.
6- Dinleme Koklama grupları oluşturulmuş,bunlar halkın aleyhine casusluk yaptırılmakla, halkın ne yaptığı, ne konuştuğu, ne yiyip içtiği izlenmekte, tespit edilmektedir.
7- Aileler arası ziyaretler sınırlanmış, kim nereye, ne için ziyarete gideceğini polise bildirmek zorunda kalmıştır.
8- İzinsiz seyahat yasaklanmış. İzin alarak seyahate çıkanın gittiği yerin polisine bilgi vermek, ayrılırken yine polise rapor vererek ayrılması, uygulaması getirilmişti.
9- Gıda maddeleri Türklere karne ile verilmektedir.
10- Halk arasında sevgi birlik ve beraberliği yok etmek için casusluk, ispiyonculuk teşvik edilmiş. İnsanların birbirinden kuşkulanmaları,selamı kesmeleri sağlanmıştır.
11- Postaneler komünist casusların kontrolünde,bütün mektuplar kontrol edilip,açılıp okuma,okunamayanlar şifre kabul edilerek sahiplerine işkence yapılmaktadır.
12- Zaafı olan insanlar (milli duygulardan uzak,şeref ve haysiyeti zayıf,dini vecibesi olmayan,vicdanı,sevgi ve merhameti olmayanlar)seçilerek baskı ve casusluk işlerinde kullanılarak onlara Çin yönetiminde görev vermiş olarak taltif edilmektedir.
13- Türk nüfusu birbirine düşürmek için çatışmalara zemin hazırlayarak mücadeleyi zayıflatmak amaç edilmiştir.
14- Milli ve dini fikirler,zararlı fikirler olarak tanıtılmıştır.
15- Milli şair ve edebiyatçıların komünist olmaları için baskılar yapılmaktadır. İftiralar atılmakta ve onlara işkence ile onur kırıcı itiraflar yaptırılmaktadır. Halk mahkemelerinde baskı ile ifadeler düzenlenmekte,haksız yargılanmalar yapılmaktadır.
16- Doğu Türkistanın en güzel yerlerine Çinliler yerleştirilmekte,Türk kızları ise zorla beş yıldızlı otellerde fuhuşa zorlanmaktadır.
17- İslam dinin kötülenmesi amacı ile aleyhinde propogan da yapılmakta,bunun için sinema,basın,tiyatro,konferans ve sergiler kullanılmaktadır.
18- Din adamları ve dindar Türklerle mücadele edilmektedir. İslam dinin kanunlara aykırı olduğu ilan edilmiştir.
19- Medrese ve camiler kapatılmış,din öğretimi yasaklanmış. Camilere Maonun heykelleri dikilmiştir.
20- Din kitapları yaktırılmış,toplatılmış. Din adamlarına işkence ile  Allah yoktursözleri söylettirilmiştir.
21- Şehirlerin sokaklarına meydanlarına müslümanlık aleyhinde yazılar ve pankartlar asılmış,bu pankartlarda şu cümleler yer almıştır.
Din afyondur.
Din emperyalizmin hizmetindedir.
İslam dini Arap zenginlerinin icadıdır.
Dini adetler iktisadi nizamı bozar
Komünistlerin dine karşı mücadele etmeleri şarttır.
Bütün camileri kapatın.
Dini kuruluşları dağıtın.
Çindeki İslâmi kuruluşları lağvedin
Kuran öğrenimini kaldırın
23-Hacca gitmek,namaz kılmak,oruç tutmak yasaklanmıştır.
24 Hükümetin dini konuların dışında bir çok yasakları günlük hayatta uygulanmıştır.Doğu Türkistanda yaşayanlara getirilen yasaklar:
Türk ve Türkistan kelimelerini kullanmak
Yabancı radyoları dinlemek
Kitap,dergi ,gazetelerden Çinin yayınladıkları dışındakileri okumak
Evlere yatılı misafir almak
İzinsiz seyahat yapmak
Evlerde milliyetçileri saklamak
Milliyetçilere maddi manevi yardımda bulunmak
Ölülere saygıda göstermek
İdam edilen yakınlara yas tutmak
Hizmetçi kullanmak
Hükümet sırlarını açıklamak
Düğün ve cenaze merasimleri yapmak
Çinlilere saygısızlık yapmak
Etli ve pahalı yiyecekler yemek
İpekli ve yünlü elbise giymek
Yeni giyinmek.(bir elbise üç yıl giyilecek. Sonra tersi çevrilecek. Üç yıl giyilecek.
Evde para ve kıymetli eşya saklamak
Hükümetten izinsiz doğum yapmak
Mal sahibi olmak ve hükümete bildirmemek
Üç mile kadar olan mesafeye arabaya binmek
Hayatlarından şikayet etmek
Maoya diri Allah diye hitabet etmek.
Komünistlerin emir ve isteklerine karşı gelmek,itiraz etmek.
Evlerinde iki oda olanlar,birisini Çin kolonilerine tahsis etmekÖlülere yapılan işkencelerden örnekler:
Çin zulmünde ölülere bile işkence yapılmıştır.
Dünyanın en büyük vahşeti ölülere yapılan işkence ve tecavüzlerdir. Ve Çin bu uygulamaları, Doğu Türkistandaki Müslüman Türklere yapmaktadır.
Türk asıllı dini ve milli liderlerin idamından sonra cesetler sahibine verilmez,caddelerde dolaştırılarak halka korku verilirdi.
Sivil cesetler ise yine ailelere verilmez,nemli ve haşereli yerlere attırılmıştır.
Mezarlar toprağı işgal edecek korkusu ile yaptırılmamış,ölülerin yakılması mecbur tutulmuştur.
Devletin koyduğu vergiyi ödeyemediği için intihar edenlerin cesetleri halkın gözü önünde kırbaçlanmıştır.
Eski mezarlar açılmış,kemiklerin hepsi toprağa doldurulmuş,mezarlar sürdürülerek tarla yapılmıştır.Türk isimlerinin Çince isimlerle değiştirilmesi:
-Türk ili olarak tanınan yerleşim bölgelerinin,şehirlerin adları değiştirilmiştir. İsmi değiştirilen şehirler şunlardır.
-Türk ili olarak tanınan yerleşim bölgelerinin,şehirlerin adları değiştirilmiştir. İsmi değiştirilen şehirler şunlardır.
TÜRKÇE ADI ÇİNCE ADI OKUNUŞU
-Türk ili olarak tanınan yerleşim bölgelerinin,şehirlerin adları değiştirilmiştir. İsmi değiştirilen şehirler şunlardır.
-Kura ChaoSu Cavsu
-Çerçer ÇhiehMo
Çeme
Çingil CingHeCinghe
Kumul Hami Hami
Kulca İming Yiming
Karaşehir Yenchi Yençi
Yarkent SoChe Saço
Aksu Vensu Vinsu
Urumçi TiHuva Dihua
Kaşgar(Eskişehir) ShuFu Sufu
Kaşgar(Yenişehir) Shule
Sule
Türklere Çince okumak,yazmak mecburiyeti getirildi. Müslüman Türk ahlakını bozmak için genelev,meyhaneler açtırıldı ve yaygınlaştırıldı.
Çinli memurlara gördükleri yerlerde ayağa kalkarak selam verdirilerek,Türklere kompleks aşılandı.
Bu yasak ve uygulamalar uymayanlara halk mahkemeleri adı altında keyfi uygulamalarla cezalandırılmaktadır.
(15 Aslan Alptekinden alınan bilgiler)
DOĞU TÜRKİSTANDA ASİMİLE HAREKETLERİ VE ZÛLÜM
20.05.1997
SAHİBİNİ ARYAN YURT DOĞU TÜRKİSTAN
DOĞU TÜRKİSTANTA TÜRKLERİN KOMÜN HAYATI Komün hayatına maruz maruz kalan Doğu Türkistanın müslüman Türkleri tüyler ürpertici olaylar karşısında adeta facia yaşamakla başbaşa kalmış,binlerce Türk ölmüş bimlercesi de her şeyini kaybetmiştir.Türklere uygulanan bu yaşayış biçiminden kısaca örnekler verelim.
8.15 iş başı
12.00 yemek paydosu
12.15 tekrar iş başı
19.20 paydos Akşam yemeği. Yemekten sonra tekrar çalışma. Bir işçinin çalışma süresi 18 saati geçmektedir. Ancak bu süre içinde doyacak kadar yemek verilmeden,dengeli beslenme sağlanmadan. Kış yaz farkı gözetmeksizin 18 saat çalışma zorunluluğu getirilmiştir. Kışın 30, yazın +30 derecede sadece çalışmaları istenmektedir.
Aile olanlar için çalışma yerleri ayrı komünlerde ise eşler günlerce görüştürülmez, ancak cumartesi akşam yemeğinden sonra boşaltılan bir barakada resmi makamların müsaade ettiği sürece içinde görüşebilirler. Cumartesi günleri bu barakalar önünde evli eşler görüşme sıralarını beklemek için uzun kuyruklar oluşturur.
Eğer eşlerden birisi çalışma anında ölürse diğerine işini aksatmasın diye haber verilmez. Cenaze merasimi yapılmadan bir çukura atılırdı. Ölü sahibi ne ölüsünü görebilir nede yas tutabilir.
İşçi kadınlara sadece üç gün doğum izini verilir,üçüncü günün sonunda bebek komün yöneticilerine teslim edilir ve iş başı yapılır. Bu şartlarda çocukların birçoğu hastalanır veya ölür.
Evleneceklere düğün töreni yapılmaz,nikah izni bile çok zor verilir. Nikah olur olmaz herkes işine devam eder.
İbadete gitme izni verilmez. Yorgunluktan ve gıdasızlıktan çalışamayacak şekilde hasta olanlara doktora gitme izni verilmez. Çalışmayacaklarını söylerlerse kurşuna dizilir.
DOĞU TÜRKİSTANDA ASİMİLE HARAKETLER
Doğu Türkistanın zenginliği,doğal kaynakları Çinin iştahını kabarttığı için baskı ve zulümlerden vazgeçmesi mümkün değildir. Bu baskı ve zulümler Kızıl Çin hükümetinin planlı programlı sistemli uygulamaları ile yapılmaktadır.
Asimile programlarının yanı sıra Cenosit (soykırım)veya imha programları da adım adım uygulanmaktadır. Bu uygulamaların amaçları kısaca şudur.
1- Doğu Türkistanın Türk yurdu değil Çine ait toprak parçası olarak göstermek,dünyayı inandırmak.
2- Türk nüfusu azaltmak,Türklerin yerine Çin nüfusunu arttırmak.
3- Türk ve İslam kültürünü tamamen kaybetmek,yok etmek.
Bu amaçlara ulaşmak için yapılan uygulamadan bazı örnekleri inceleyelim
1- 18 saat soğuk sıcak ayrımı yapmadan en kötü şartlarda rutubetli,buzlu karlı yerlerde Türkleri çalıştırarak ölümlerine sebep olmak.
2- Türkler kitle halinde ıssız dağ yamaçlarına götürülerek sözde çalıştırılmak istediklerini söyleyip,orada karlar veya buzlu yerlerde dinamitler patlatarak sel,çığ gibi afetlerde toplu imha etmek.
3- Türklerin oturduğu nehir kenarlarına yapay barajları taşırarak sellerle toplu ölümleri sağlamak
4- Çürük maden ocaklarında çalışan Türk işçileri ocaklarda iken suni çöküntüler ile toplu öldürmek.
5- Tedaviye muhtaç yaşlılar darülacezelere bırakılarak bakımsızlıktan veya etkisini yavaş yavaş gösteren yanlış ilaçlar verilerek öldürülmesine sebep olmak.
6- Çocuk yuvalarındaki Türk çocuklarına bakılmadığı,hastalar tedavi edilmediğinden ölümlerine sebep olmak.
7- Çalışma kamplarında ağır şartlara dayanamayıp Türklükten vazgeçenlere karne usulü yiyecek verilir diğerleri ölüme terk edilmesine sebep olmak. Bu uygulamada verilen gıda karnesinde ise dağıtılacak yiyeceklerin sınırı şöyledir.
Her ay fert başına 14 kilo hububat. Bunun 2 kilosu buğday unu,6 kilosu mısır unu,2 kilosu pirinç,4 kilosu da çeşitli kuru hububatlar.(darı,arpa,bezelye,100 gr şeker,bir adet el sabunu üç ayda bir 250 gr çay)verilirdi. Bu karneyi kaybedenlere yeniden karne verilmez. Giyecek olarak da yılda bir çift ayakkabı 5 metre kumaş hakkı tanımak.
8- Doğu Türkistanı Çin vatanı şehir,nehir,köy,dağ isimlerini değiştirmek
9- Çinlileştirme politikaları çok eski yıllara kadar uzandığından basamak basamak bu politikalar uygulanmıştır. Bu sebeple Türk günde yüzlerce Çinliyi yerleştirmek,Türklere ait yerlerde onları ikamet etmek ve onlara geniş serbestlik ve özgürlük tanımak.
10- Türk kızlarını zorla Çinli gençlerle evlendirmek ve doğan çocuklara Çinli hüviyeti vermek. Bu evliliklere karşı gelen kızlara zorla kaçırıp Çinin büyük şehirlerinde beş yıldızlı otellerde fuhuşa zorlamak.
11- Türk gençleri ise Çinli kızlarla evlendirmek, Doğan çocuklara Çin hüviyeti vermek . Çinli kızlarla evlenen gençlerin ayda 45,50 dolar olan gelirlerini bu evliliği yapınca 1000 dolara çıkarmak.
12- Türk genci evlendiği Çinli kızdan ayrılmak isterse veya çocuğuna Türk kimliği verilmesini isterse boşanma karşılığı 2500 dolar nafaka almak. Böylece gençleri bunalıma sürüklemek ve intihara sürüklemek
13- Bütün okullarda Çin tarihi okumak,Türklerin Çin soyundan geldiği propagandaları yapmak
14- Türk mahallelerini dağıtarak Çinlilerle karma oturmalarını sağlamak
15- İkinci Cenosit uygulaması ile amaçlı doğum kontrolü getirmek. Bu plan gereğince şunlar yapılıyor. Şehirlerde yaşayan Türkler azınlık görülerek iki çocuk hakkı tanımak,köydekilere ise üç çocuk müsadesi vermek.1990 dan sonra buna kota uygulamakla 1 çocuğa indirilmiştir. Bunun neticesi ikinci çocuğa hamile olanlar sağlıksız hastanelere götürülerek çocuklarını imha etmek veya ölü doğumlara sebep olmak.
16- İkinci hamileliği gizleyenlere ağır para cezaları vermek.
17- Müsaade edilmeyen hamileleri hayvanlar gibi kamyonlara doldurularak zorla kürtaj yaptırmak,kısırlaştırmalara sebebiyet vermek,sağlıksız şartlarda kadınların ölümlerine sebep olmak veya sakat kalmalarına zemin hazırlamak.
18- Kürtaj neticesinde elde edilen ceninleri ticare amaçla kullanmak.
19- Türk çocuklarını kaçırıp kanlarını yaşlı Çinliler için kullanmak.
20- Doğu Sağlık Teşkilatının raporlarına göre nükleer denemeleri Türklerin yoğunlukta olduğu bölgelerde yaparak 210.000 kişinin ölümüne sebep olmak.
DOĞU TÜRKİSTANDA ASİMİLASYON UYGULAMALARI
21.05.1997
SAHİBİNİ ARAYAN YURT DOĞU TÜRKİSTAN21-Nükleer atıklar etkisi ile hastalıkların artmasına tarım ürünlerinin zehirli sularla sulanmasına ve kalitenin düşmesine sebep olmak.
21- Türk gençlerine üniversite mezunu olsa bile iş vermemek.
Çin yönetimi Doğu Türkistanı sömürürken,oralara hiç imar etmemiş, Türkleri aç,susuz,ücretsiz çalıştırmışlardı. Köklü tarihe,zengin doğal kaynaklara,zengin kültür ve kütüphanelere sahip olan Doğu Türkistan bu baskı ve zulümler karşısında geri ülke durumuna düşmüştür. Bir zamanlar Asyanın kültür merkezi olan bu ülke bugün Çin zulmü ile yok edilmek ,tarihten silinmek istenmektedir.
Doğu Türkistan Türklüğünün idaresi ve azmi bağımsızlık mücadelesi bir abide gibi yükselmektedir. Bunun korkusu ise Kızıl Çin hükümet politikalarının her gün yeni bir plan uygulamasına sebep olmaktadır. Bu planların en sonuncusu ise 1997 yılının başlarında yeniden gündeme gelmiştir.
DOĞU TÜRKİSTANDAKİ SON GELİŞMELER
Özellikle Orta Asya Türk Cumhuriyetinin bağımsızlıklarına kavuşmalarında Çin yönetiminin Doğu Türkistandaki siyasi baskı eritme ve sömürücü siyaseti son yıllarda tahammül edilemez bir duruma geldi.
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde esasen bağımsızlık havasının Doğu Türkistan Türklerine sirayet etmesinden son derece tedirgin olan Çin yönetimi Doğu Türkistan Türklerine göz dağı vermek maksadıyla keyfi tutuklama,işkence ve idam cezalarını arttırdı.
Çin Devlet Başkanı Jıang Zemin başkanlığında 19 mart 1996 tarihinde Pekinde toplanan Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Polit Büro üyeleri Doğu Türkistan müslüman Türk halkına karşı Merhametsiz Savaş yürütülmesi konusunda bir gizli karar kabul etti
Bu kararın alınmasından sonra Doğu Türkistanda insan avı başlatıldı.
Bizzat Çin basının verdiği bilgilere göre 25 nisan 1996 ile 15 haziran1996 tarihleri arasında Doğu Türkistanda Devrim aleyhtarı Pan Türkis, Pan İslamist, Bölgüncü Unsurgibi suçlarla suçlanan 2.700 kişi tutuklandı ve 9 kişi idam edildi. Ama gayri resmi olarak Doğu Türkistandan gelen haberlere göre tutuklanan ve idam edilenlerin sayıları çok daha yüksek olarak belirtilmektedir.

        KÖKTÜRKLERİN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

            Z.ABİDİN SEZER
            KÖKTÜRKLER PLATFORMU
 
 
Dikkatli Aklı Selimle Okunması Ve Düşünülmesi Dileğiyle
 
MİLLİYETÇİLİK
 
 
Neden Milliyetçilik ?
Nasıl Bir Milliyetçilik?
Milliyetçilik Nedir?
Milliyetçiliği Nasıl Algılamalıyız?
Milliyetçilikten Ne Anlamalıyız?
Biz Kime Milliyetçi Demeliyiz?
Milliyetçilik Mensubiyetmidir?
Milliyetçilik Birleştirici-Bütünleştirici Olabilir Mi?
Milliyetçilik Ve Milliyetçiler Neyi Amaçlamalı?
 
 
Gerek ansiklopedilerde gerekse bilim adamlarımız ve düşününler tarafından yapılmış Milliyetçilik tarifleri var.Ayrıca konu yeni de değil. Milliyetçilik hakkında yazılmış bir çok kitap ve söylenmiş bir çok söz var.
Ancak kavramların birbirine özellikle karıştırılmak istendiği (millet:ulus örneğinde olduğu gibi) “içinde bulunduğumuz” dönemde Vatan’ı isimden, Millet’i Ümmetten, Türk’ü Şovenist kafatasçıdan ayrı düşünüp yorumlayarak en önemlisi de çatışma yaratmamak ayrışmayı kutuplaşmayı körüklememek için MİLLİYETÇİLİĞİ, BAĞIMSIZ YAŞAMAK İSTEYEN ULUSUN BİR DEĞERİ OLARAK GÖRÜP TARİF ETMEK ZORUNDAYIZ. Eğer yaşamımızı emperyalizme uşaklık yaparak geçirmek istemiyorsak Ve de bizi sistematik şekilde teslimiyet noktasına sürüklemek isteyen zihniyetle mücadele edeceksek buna mecburuz.
 
NEDEN MİLLİYETÇİLİK ;
 
Çünkü, emperyalizme-globalleşmeye küreselleşmeye ne derseniz deyin sömürü düzenine, zenginler rejimine karşı yeniden bir kurtuluş savaşı verme sürecinde Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak isteyen iç ve dış çevrelere karşı mücadelede en güçlü politik sosyal insani gücü oluşturmak için sömürülmeden özgürce ve tam bağımsız yaşamak için ve de tüm Türk ulusunun egemenliği için MİLLİYETÇİLİK .
 
NASIL BİR MİLLİYETÇİLİK ;
 
• Bölgecilikten uzak ülkenin tamamını kucaklayan birleştirici bütünleştirici olan,
• Vatanını kanını canını vicdanını haysiyetini satmayan,
• Bu yöndeki her türlü baskıyı reddeden,
• İnsan olmayı esas alıp sevgi-saygı çerçevesinde güven içinde birlikte mutlu huzurlu yaşayabilme duygusunu tüm benliğinde hissedip bu yaşam felsefesini yaşantısında da uygulayan ve  bizden olmayana ölüm demeyen,
• Kendisiyle tabiatla evrenle barışık olan,
• Sevgi barış kardeşlik huzur güven kelimelerini slogan yerine yaşamında uygulayan çok çalışan, üreten ve rekabet eden MİLLİYETÇİLİK.
• Türk’üz türkü söyleriz ile  yetinmeyen MİLLİYETÇİLİK.
 
MİLLİYETÇİLİK NEDİR?
 
Günümüz koşullarında nasıl bir milliyetçilik tarifi yapmalıyız. Milliyetçilikten ne algılamalıyız ve ne anlamalıyız. Biz kime milliyetçi demeliyiz. Milliyetçilikten ne amaçlıyoruz. Milliyetçi dediğimiz insan nasıl olmalı?
 Bu sorularımın cevabına gelince ,
Milliyetçilik, 
Siyasal görüşü inancı etnik kökeni ne olursa olsun yaşadığı toprağına “VATANIM” diyen antikapitalist antiemperyalist toplumcu ulusalcı iç-dış sömürüyü reddeden sınıfsal ayrışımları ortadan kaldırmayı benimseyen “hamasi söylemler yerine milletin sorunlarıyla bire bir ilgilenip çözümler üreterek milleti-vatanı için çalışan içinden yetiştiği toplumu-milletini hor görmeyen vatansever-yurtsever-ulusalcı-ATATÜRKçü ideolojidir. İnanç ve amaç ortaklığıdır. Duygu bütünlüğüdür.
Milliyetçilik ne ırkçılık ne kafatasçılık ne de diğer insanlara kin ve nefret duymak değildir. Mensubiyet duygusu ile ve bir insan olarak insanca yaşamak için kendisine-ailesine-milletine-vatanına sadakat temelinde bağlılık duyarak milletine hizmet etmeyi benimseyen ilimin ve bilimin ışığında çok ama çok çalışan, sabırlı ve milletine-vatanına yönelen tehlike ile kötülüklere karşı mücadele eden ancak diğer milletlerden de kana kan nefret etmemektir. Hiç kimse eğer kendisi insansa önce insan olmayı benimsemişse milliyetçilikten korkmasın.
 
MİLLİYETÇİLİK
 
Sadece mensubiyet bağı ile bir yerden olmak da değildir, olmamalı da. Diğer bir deyişle mensubiyet  tek başına milliyetçi olmak için yeterlimi olmalı?
Veya mensubiyet bağından dolayı ben milliyetçiyim diyen ama insan olmanın hiçbir değerini taşımayan “ÖRNEK ; Tembel ve miskin,
           Sevgiden yoksun-saygısız,
           İnançsız ve ahlaksız,
           Parayı, dini ve imanı olarak gören,
           Hiçbir insani değer yargısı olmayan,
Varlık sadece mensubiyetten dolayı milliyetçi denilerek el üstünde mi tutulmalı?
Tabi ki HAYIR. Buna göre milliyetçilik ; ecdadına atasına karşı asla ihmal edilmez görevleri ve minnet şükran borcu olduğunu bilen, vatanına milletine bağımsızlığına haysiyetine sahip çıkan, dış-iç her türlü psikolojik savaş taktikleri ile milletini yok etmek isteyen zihniyetlerle mücadele eden tarihine ve geçmişine sahip çıkarak Türklüğü ile gurur duyup iftihar eden ve Türklüğü yücelterek dünya gücü yapmak için çok ama çok çalışmaktır. Milliyetçi milletine layık ve sadık olup milleti ile gönül bağı kurandır. İnsan hakkı tanımayan emeğe saygı göstermeyen gelir adaleti tanımayan zihniyet milliyetçilik değildir.
Bu bağlamda biz kime milliyetçi diyeceğiz?
Elbette mensubiyeti esas alacağız. Ay diyet mensubiyet duygusu kadar tabii bir şey yoktur. Dolayısıyla inançta amaçta bütünleşerek vatanını yurdunu sevene ve bu uğurda mücadele eden herkese milliyetçi diyeceğiz. Ancak sadece tanımlamakla yetinmeyeceğiz. Milliyetçilik kavramının içini dolduracağız. Milliyetçiliğin ELMAS gibi  her koşulda değerli olmasını hal ve hareketlerimizle ve sergilediğimiz davranışımızla yaptıklarımızla göstereceğiz.
Nerede mi? Doğumdan ölüme yaşamımızın her safhasında.
Nasıl mı? yaşam boyu tüm hayatımızda yaptıklarımızla söylediklerimizle ve yaşam biçimimizle .
 
                    MİLLİYETÇİYİ NASIL TANIYACAĞIZ?
 
Bir insanın nereli ve kim olduğuna değil ne yaptığına bakacağız. Hangi partinin / derneğin üyesisin diye sorup rozetine bakmayacağız. Değerlendireceğimiz kişinin ETKİ ve İLGİ ALANINA bakacağız. Ne diyor? Ne yapıyor? Söylemle eylem birbirini tutmalı.
Kişi ilgi alanında konuştuğunu-savunduğu değerleri tenkit ettiklerini yaşamında ailesinden başlayarak uyguluyor mu? yoksa ilgi alanında ahkam keserken etki alanında aman sendecimi
Milliyetçilik ilgi alanında ahkam kesmek değildir. Milliyetçilik etki alanında her kişinin kendi görevini en iyi şekilde yapması ülkesinin milletinin değerlerine sahip çıkarak yüceltmesi ülkesini ve milletini dünya ülkeleri ve milletleri içinde saygın hale getirmek için var gücüye ilmin ve bilimin yol göstericiliğinde çalışmasıdır. Bilinçli örnek insan olmasıdır. Yürekli ve ulusal düşünen insanlara ihtiyacımız var.
Oğuz Kaan dan Fatih Sultan Mehmet’ten Atatürk’e tarihimize bakalım. Türk olmak bilinçli insan olmayı gerektirdiği için üstünlüktür.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Gazi Mustafa Kemal diyor ki;
Milletin tarihinde bazı devirler vardır ki; muayyen maksatlara erebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete sevketmek lazım gelir. Bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. Aynı cinsten kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir.
Coğrafi farklılıklar yaratmak insani ve vicdani duygulardan uzaklaşmak milliyetçilik değildir. Kin ve nefretle bir yere varılmaz da, gidilmez de. Kardeşliği-sevgiyi-insanı esas almalıyız. Tarih bölünerek parçalanmış ve yok olmuş isimleri unutulmuş milletlerin örnekleri ile doludur. Türk milletinin milliyetçiliği de demokrasisi de insanlık ve kardeşlik üzerinedir. 
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU........!
KÖKTÜRKLER PLATFORMU /ANTALYA