MANDA ANAYASASI
Altı kişiden oluşan bir komisyon, 2007 yılında seçilmiş mevcut İktidar için sipariş üzerine yeni anayasa taslağı hazırlamaktadır. Önce, bu komisyonun üyelerini medyada pek yazılmayan yanlarıyla tanıyalım.
•Prof. Dr. Ergun Özbudun
•- Komisyon Başkanı olan Prof. Dr. Ergun Özbudun, Bilkent Üniversitesi öğretim üyesidir.– Bilkent Üniversitesi, Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından kurulmuştur.Peki, Prof. Dr. İhsan Doğramacı kimdir? 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapan Amerikanın oğlanları cuntacılar, ülkemizin vatansever insanlarını korkunç bir kıyımdan geçirdikten sonra, üniversitelerimizi Türk Üniversiteleri olmaktan çıkarma ve geleceğimizin güvencesi olan çocuklarımızı potansiyel tehdit olarak algılayıp onları susturup sindirme görevini Prof. Dr. İhsan Doğramacıya vermişlerdi. Yalnız üniversitelerimize değil, vatanımıza da ihanet eden bu ABD ve AB Mandacısı, verilen görevi eksiksiz yerine getirmişti. – Bilkent Üniversitesinde öğrenim dili, İngilizcedir. Amaç, Türk çocuklarına önce anadilini unutturmaktır. Bu yöntem, sömürgecilerin en temel uygulamalarındandır. Avrupada anadili dışında bir dilde eğitim ve öğrenim yapan tek bir üniversite yoktur. – Bilkent Üniversitesinde, Avrupa Birliği (AB)nin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Bu programın temel amacı, çocukların ulusal kimliklerini eritmektir. Öğrencilere, kendilerini Türk olarak değil, Avrupalı olarak görüp hissetmeleri öğretilir. Bu program sayesinde Türk çocukları, kendi kültür ve tarihlerini önce unutup sonra aşağılayacaklar, bir süre sonra da Avrupa tarihi ve kültürü ile bütünleşeceklerdir.– Erasmus Programını uygulayan profesörlere, Erasmus Profesörü denilmektedir. Bu nedenle, yeni anayasa taslağı hazırlama komisyonu başkanı Prof. Dr. Ergun Özbudun, bir Erasmus Profesörüdür. Erasmus Programını uygulayan profesörler, doğal olarak AB Mandacısıdır. Bu nedenle, Prof. Dr. Ergun Özbudun da bir AB Mandacısıdır.– Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Demokrasi Vakfı (TDV)nin başkan vekilidir. TDV, 1997-2004 yılları arasında ABden sözde üç proje karşılığı yaklaşık 903.000 Avro hibe almıştır.1 Peki, yaklaşık bir milyon Avro kimler arasında nasıl paylaştırılmıştır? Sakın böyle bir soruyu, Prof. Dr. Ergun Özbuduna sormaya kalkmayın! Çünkü o şimdi, 70 milyon insanımız için bir anayasa taslağı hazırlamaktadır!ABden hibe alan kuruluşlar, Anadolunun bağrına sokulmuş birer Truva Atıdır. Truva Atları, sıkı AB yanlısı, yani AB Mandacısıdırlar.
•Prof. Dr. Levent Köker- Gazi Üniversitesinde öğretim üyesidir.– Prof. Dr. Levent Köker, Kemalizm karşıtı olduğunu şöyle anlatıyor:2 Kemalizm…kendi kendisini yenilemesi gerekiyor. Yenilendiği zaman Kemalizm, Kemalizm olarak kalır mı? Kalmazsa da kalmaz. Öyle bir derdimizin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Prof. Dr. Levent Köker, daha da ileri gidiyor. Türkiye AB sürecinde eğer ileriye gidecekse, Kemalizmin ortadan kalkacağını, hatta kalkmak zorunda olduğunu söylüyor. Savını güçlendirmek için bir yabancıdan alıntı yapıyor.…Nathalle Tocci adında bir bilim insanı, Kemalizm olduğu sürece Türkiyenin Avrupayla entegrasyonu gerçekleşemez türünden bir yargıyı temellendirecek bazı çalışmalar ve raporlar yayınlandı. Haksız değildi. Bugün de aynı noktadayız…Aslında, Nathalle Tocci doğru söylemiş. Kemalizm ayakta durduğu sürece, Türkiyenin ABye katılması gerçekleşemez. Çünkü, ABye katılmanın ön koşulu, Ulusal Egemenliği Hıristiyan ABye teslime hazır olmak demektir. Oysa Kemalizmin özünde, Egemenlik hiçbir anlam, hiçbir biçim ve hiçbir renkte ve anlatımda ortaklık kabul etmez ilkesi yatmaktadır. Prof. Dr. Levent Köker, Kemalizm üzerine konuşmasını sürdürüyor. Kemalist Türkiyenin, siyaset ve sosyal bilimciler tarafından vesayet rejimi veya vesayet ideolojisi olarak adlandırılmış olduğunu hatırlamak lazım. Kendi kendini yönetme yeteneğini yitirmiş insanlara vasi tayin edilir, senin aklın yok, işlerini yürütemezsin, senin yerine bir başkası yürütsün diye. Türkiyede de Kemalizm bunu çok vurgulayan bir ideoloji oldu. Bunları okuyan bir kişi, Prof. Dr. Levent Kökerin vesayet ilkesine karşı durduğunu, hatta Türk halkının ne türden olursa olsun vesayet altına girmesinden ciddi rahatsızlık duyan bir ulusalcı olduğunu sanır, değil mi? Ancak, kazın ayağı öyle değil!AB yanlısı olmak demek, Kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olan Ulusal Egemenliği, Hıristiyan ABye teslime razı olmak demektir. Yani, ABnin vesayetini kabul etmek demektir.Prof. Dr. Levent Köker, Kemalist vesayete karşı çıkıyor, ama Hıristiyan AB vesayetinin şakşakçılığını yapıyor! - Prof. Dr. Levent Kökerin hukuk dersleri verdiği Gazi Üniversitesi, 30 Mart 2007 tarihinde ABden sözde üç proje karşılığı toplam, 573.642,07 Avro hibe almıştır. Şimdi aklınızdan hangi sorunun geçtiğini biliyorum! Aman sakın, Prof. Dr. Levent Kökere bu paraların kimlere, nerelere harcandığını sormayın! Çünkü şimdi o, televizyon kanallarında boy gösterip rol keserek, hazırlanmakta olan anayasa taslağını halkımıza yutturmaya çalışıyor! ABden hibe alan kurum ve kuruluşlar, Anadolunun bağrına sokulmuş birer Truva Atıdır. Truva Atları, çok ateşli AB yanlısı, yani AB Mandacısıdırlar. – Gazi Üniversitesinde ABnin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Bu programın temel amacı, hangi ülkede uygulanırsa uygulansın, o ülke çocuklarının ulusal kimliklerini eritmektir. Gazi Üniversitesinde uygulanan Erasmus Programıyla, Türk çocuklarının Türk kimlikleri eritilip yok edilmek istenmektedir. Türk çocuklarının kendilerini Türk olarak değil, Avrupalı olarak görüp hissetmeleri hedeflenmektedir. Türk çocukları, kendi kültür ve tarihlerini önce unutup sonra aşağılayacaklar, bir süre sonra da Avrupa tarihi ve kültürü ile bütünleşeceklerdir. Bu dönüşüme, Erasmus Programının Avrupa Boyutu (European Dimension) adı verilmektedir.– Erasmus Programını uygulayan profesörlere, Erasmus Profesörü denilmektedir. Bu nedenle, Prof. Dr. Levent Köker de bir Erasmus Profesörüdür. Erasmus Profesörleri, doğal olarak AB Mandacısıdırlar. Prof. Dr. Levent Köker de bir AB Mandacısıdır.
Prof. Dr. Zühtü Arslan - Polis Akademisinde Anayasa Hukuku dersleri vermektedir. – AB kurumlarıyla çok yakın ilişkiler içinde olan Prof. Dr. Zühtü Arslan, şu projelerde çalışmıştır: *** Avrupa Birliği Komisyonu tarafından desteklenen, Türkiyede İfade Özgürlüğü konulu projede uzman ve kitap yazarı olarak yer aldı (2001-2003).Bu kitap için Prof. Dr. Zühtü Arslan, ABden ne kadar para aldı? Bu sorunun cevabını öğrenmek için kendisini onlarca kere telefonla aradım, cevap vermedi. Aradığıma dair notlar bıraktım, hiç oralı olmadı. Cep telefonuna mesaj yolladım, umursamadı. Hem yakın arkadaşı hem de Polis Akademisi Güvenlik Birimleri Müdürü Prof. Dr. İbrahim Cerraha aracı olması için başvurdum. Hem telefonda rica ettim hem de e-posta gönderip dileğimi tekrarladım, ne yazık ki ondan da cevap alamadım. AB ile çalışmış olmalarından kıvançla söz eden bu profesörlere, ne kadar Avro aldıklarını sorduğumda, sağır duvarlara dönüşüyorlardı!*** Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu tarafından desteklenen Dinlerarası İişkiler: Seküler ve Demokratik bir Sistemde Barış İçinde Birarada Varoluş Arayışı başlıklı projede kitap yazarı olarak yer aldı. (2004). Bu kitabı için Prof. Dr. Zühtü Arslanın ne kadar Avro almış olduğunu öğrenemedim. AByi överken ya da başları sıkıştığında hesap verebilirlik, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, demokrasi sözcüklerini ağızlarından hiç eksik etmeyenler, konu kendilerinin ne kadar para aldığına geldiğinde, ne şeffaflık tanıyorlardı ne de hesap verebilirlik!*** Avrupa Konseyinin Kolluk ve İnsan Hakları-2000 Ötesi (Police and Human Rights-Beyond 2000) programı çerçevesinde Eğitimcilerin Eğitimi (Train the Trainers) projesinde uzman öğretim üyesi olarak çalıştı.Bu projedeki çalışmaları karşılığında Prof. Dr. Zühtü Arslanın para alıp almadığını aldıysa ne kadar aldığını hiç bilmiyoruz, çünkü bir devlet sırrı gibi saklıyor ***İngiliz Büyükelçiliği ile İçişleri Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü Mülki Amirlerin Kolluk Denetim Kapasitesinin Artırılması konulu projede uzman olarak yer almaktadır.Yeni anayasa taslağını hazırlayan komisyon üyesi Prof. Dr. Zühtü Arslan, çeşitli televizyon kanallarında boy gösterip demokrasi, şeffaflık, ifade özgürlüğü gibi kavramlardan ağız dolu söz edip rol kesiyor, ama yazdığı kitaplar, yaptığı projeler karşılığı ABden ve diğer kurumlardan kaç para aldığı sorulduğunda, Üç Maymunları oynuyor!- Prof. Dr. Zühtü Arslan, Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından yürütülen, Türkiyede Güvenlik Sektörü-Almanak/2005 projesinde, Hükümet bölümünün yazımından sorumlu yazar olarak yer almıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)nın siyasetteki rolünü tartışmaya açan bu projedeki makaleleri nedeniyle, Polis Akademisindeki şu öğretim üyeleri hakkında soruşturma açılmıştı:Prof. Dr. İbrahim Cerrah (Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürü), Doç. Dr. Bedri Eryılmaz (Enstitü Müdür Yardımcısı), Doç. Dr. Zühtü Arslan (Ana Bilim Dalı Başkanı), Doç. Dr. Önder Aytaç (Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı) ve Doç. Dr. Ertan Beşe (Öğretim Üyesi). Bu kişiler savunmalarında özetle şunları söylüyorlardı:AB yolunda ilerleyen Türkiyede hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve demokratik gözetim olmazsa olmaz unsurlardır… İyi niyetle yazdığımız makaleler yüzünden ceza alırsak, bu Türkiyeyi AB nezdinde sıkıntıya sokar. Görüyorsunuz değil mi, sıkıştıklarında hemen gelsin şeffaflık, demokratik gözetim, hesap verebilirlik… Peki, biz de sizlerin ABden ne kadar para aldığınızı iyi niyetle sorduğumuzda niçin cevap vermiyorsunuz, sığındığınız o kutsal değerler nereye gidiyor? Prof. Dr. Zühtü Arslanın makale yazarak projesine katkıda bulunduğu TESEVin dosyası hayli kabarıktır. Kısaca bir göz atalım.** TESEV, ABden sözde iki proje karşılığı 686.129 Avro hibe almıştır.4 ABden hibe alan kurum ve kuruluşlar, Türkiyenin bağrına sokulmuş birer Truva Atıdır. Truva Atları, kayıtsız şartsız AB yanlısı, yani AB Mandacısıdırlar.** Türkiyede sivil hareketinde, hangi taşı kaldırsanız altından TESEV çıkıyor. TESEVde hangi projeye ya da yönetim kademesine baksanız, içinde eski devlet görevlileri, eski solcular, eski ve yeni sosyal demokratlar, eski ve yeni işadamları, büyük şirketlerin dışarda ve özellikle Amerikada eğitim görmüş profesyonel yöneticileri, türlü boydan vakıfçıları, dolarlı akademik projelerin başında yer alan ABD eğitimli profesörler çıkıyor.5 ABD değil, İngiltere eğitimli Prof. Dr. Zühtü Arslan, Sorostan da para alan TESEVin Almanak/2005 projesinde çalıştığını, internette yayınlanan özgeçmişinde halka açıklıyor, ama bu emeğinin karşılığı para alıp almadığını, aldıysa ne kadar aldığından söz etmiyor! Peki, o dillerinden düşürmedikleri şeffaflık ilkesi nerede? – Prof. Dr. Zühtü Arslanın Anayasa Hukuku dersleri verdiği Polis Akademisinde ABnin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Hangi ülkenin üniversitesinde uygulanırsa uygulansın, bu programın amacı o ülke çocuklarının ulusal kimliklerini eritmek, onun yerine Avrupa kimliği yerleştirmektir. Polis Akademisinde Erasmus Programı uygulayan Prof. Dr. Zühtü Arslan da, Türk çocuklarına kendi kültür ve tarihlerini unutturmaya, onları Avrupa tarihi ve Hıristiyan Avrupa kültürüyle bütünleştirmeye çalışmaktadır.– Erasmus Programını uygulayan profesörlere Erasmus Profesörü denildiğinden, Prof. Dr. Zühtü Arslan da bir Erasmus Profesörüdür. Erasmus profesörleri doğal olarak AB Mandacısı olduğundan, Prof. Dr. Zühtü Arsaln da bir AB Mandacısıdır.
Prof. Dr. Yavuz Atar - Selçuk Üniversitesinde Anayasa Hukuku dersleri vermektedir. – Selçuk Üniversitesi ve Konya Ticaret Odası işbirliği yaparak, sözde iki proje karşlığı ABden toplam 380.797,91 Avro hibe almışlardır. Şimdi biz Prof. Dr. Yavuz Atara sorsak, ABden alınan hibeler Selçuk Üniversitesi ile Konya Ticaret Odası arasında nasıl kırışıldı diye, bize cevap veremez! Çünkü AByle para ilişkileri bir sır gibi saklanır.– Selçuk Üniversitesi, Süt İneği Yetiştiricileri Eğitim Projesi adı altında ABden 99.072,10 Avro hibe almıştır. Demek ki, Selçuk Üniversitesinin Veteriner Fakültesi, Hıristiyan ABye el açmadan, süt ineği yetiştiricilerine eğitim bile veremiyor! Peki, yüz bin Avroya yakın hibe kimlere, nasıl dağıtılmış, işin o yönünü hiç karıştırmayın, şimdi işimiz yeni anayasa taslağı hazırlamak! – Selçuk Üniversitesinde ABnin Erasmus Programı uygulanmaktadır.Önemi nedeniyle yukarıda sık sık tekrarladık, Erasmus Programı, bir ulusal kimlik eritme uygulamasıdır. – Erasmus Programını uygulayan profesörlere, Erasmus Profesörü denildiğinden, Prof. Dr. Yavuz Atar da bir Erasmus Profesörüdür. Her Erasmus Profesörü gibi de, doğal olarak bir AB Mandacısıdır.
Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem - Dicle Üniversitesinde hukuk dersleri vermektedir. – Dicle Üniversitesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile birlikte, Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Parkı Projesi adı altında, 27 Haziran 2007de ABden 78.705 Avro hibe almıştır. Bu hibenin Dicle Üniversitesi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi arasında nasıl paylaştırıldığını sakın Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdeme sormayın! O şimdi çok daha büyük işlerle uğraşıyor, 70 milyonun anayasasını hazırlıyor!– Dicle Üniversitesinde Erasmus Programı uygulanmaktadır. Bu programla, Türk çocuklarının ulusal kimlikleri eritilmekte, onun yerine Avrupalı kimliği yerleştirilmeye çalışılmaktadır. – Bir Erasmus Profesörü olan Fazıl Hüsnü Erdem, AB Mandacısıdır.
Doç Dr. Serap Yazıcı - Bilgi Üniversitesinde öğretim görevlisidir.– Bilgi Üniversitesinin kurucularını tanıyalım: * Oğuz Özerden: 900lü hatlarla seks kanalları açarak para sahibi olmuştur.* Bülent Akarcalı: ABden sözde üç proje karşılığı 903.098,48 Avro hibe alan Türk Demokrasi Vakfı (TDV)nin kurucularındandır.* Zafer Mutlu: Batık Etibankın sahibi Dinç Bilginin adamıdır.* Prof. Dr. Asaf Savaş Akat: Erasmus Profesörü, AB Mandacısı, televizyon izleyicileri tarafından Televole profesörü olarak adlandırılmaktadır.* Prof. Dr. Toktamış Ateş: Şeriatçılarla canciğer kuzu sarması, Atatürkçü, Türkiye-Avrupa Vakfı Danışma Kurulu üyesi, AB Mandacısı.– Bilgi Üniversitesinde eğitim dili, İngilizcedir. Burada, Türk çocuklarına önce dillerini unutturmak istenilmektedir. Çok örneği vardır, anadilini unutmuş toplumların sömürgeleştirilmesi çok kolay olmaktadır.-Bilgi Üniversitesinde, Erasmus Programı uygulanmaktadır. Anadili unutturulacak Türk çocuklarının ulusal kimlikleri bu programla eritilecektir. Bu çocuklar bir süre sonra dillerini, tarih ve kültürlerini aşağılayacak, Hıristiyan Avrupa tarihi ve kültürü ile bütünleşeceklerdir. – Erasmus Programı uygulayan Doç. Dr. Serap Yazıcı, bir AB Mandacısıdır.
Ortak Özellikleri
Yukarıdaki özet bilgilerden sonra, AKP adına yeni anayasa taslağı hazırlayan komisyonun altı üyesinin ortak özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.
• Hepsi üniversitelerde öğretim üyesidir. Hepsi de Hıristiyan ABnin Erasmus Programını uygulamaktadır.
• Hepsi Türkçülük ve Türk Milliyetçiliği olan Kemalizm karşıtıdır.
• Hepsi AB Mandacısıdır.
• Ya doğrudan ya da dolaylı olarak ABden hibe, parasal destek almışlardır/almaktadırlar.
• Hepsi de İslamcı basın tarafından desteklenmektedirler. İşaretler, Fethullahçılarla, öteki tarikatlarla ilişkileri olduğunu göstermektedir.7
Asıl Hedef
Yeni anayasa taslağının Egemenlik üst başlığı altındaki maddelerini okuyalım.
Madde 5 – (1). Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.
(2). Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
(3). Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
(4). Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.
5. Maddenin ilk üç bölümünü okuduğunuzda rahatlayabilir, Ulusal Egemenlik hakkımıza dokunulmamış diye düşünebilirsiniz. Ama gerçek, bunun tam tersidir!
5. Maddenin en altına, 4. bölüme yerleştirilen cümleyi bir kez daha okuyalım. Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.
Peki, milletlerüstü kuruluş ne demektir?
Avrupa Birliği (AB) demektir!
Yukarıdaki madde, Ulusal Egemenliğimizin temeline yerleştirilmiş bir dinamittir! Çünkü bu maddenin tam açık anlamı şudur:
Egemenlik, üyelik gerekçesiyle ABye devredilebilir.
Yeni anayasa taslağını hazırlayan, bir Yahudi gibi kurnaz komisyon üyeleri, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan ABye deveredilebileceği hükmünü, taslağın 5. maddesinin en altına sinsice gizlemişlerdir.
Mevcut anayasa ile, yani 1982 Anayasası ile Ulusal Egemenliğimizin devri asla mümkün değildir. İşte bu nedenle ben, Avrupa Birliği Yanlıları Anayasal Düzeni Değiştirmek İstiyorlar!9 başlıklı makalemde, AB Mandacılarının 1982 Anayasasındaki, Ulusal Egemenliğimizi güvence altına alan, 6, 7, 8, 9, 81 ve 102. maddelerini zorla değiştirmek istediklerini öngörmüş, bu eylem içinde olanların vatana ihanete teşebbüsten yargılanmalarını talep etmiştim. Ancak açıkça görülmektedir ki, bir Yahudi gibi kurnaz komisyon üyeleri, Ulusal Egemenliğin devri önünde duran 6, 7, 8, 9, 81 ve 102. maddelerin tek tek değiştirilmesi risk ve zahmetine girmiyorlar, hepsini birden bir çırpıda kaldırıyorlar!
Yeni bir anayasa hazırlamaktaki temel amaç, Kayıtsız Şartsız Türk Milletine ait olan Ulusal Egemenliğin Hıristiyan ABye devredilebilmesini sağlamaktır.
İşte bu korkunç gerçek, Türk Milletinden saklanmakta, gözlerden kaçırılmaya çalışılmaktadır.
Nasıl mı?
Bir örnek verelim.
23 Eylül 2007 Pazar günü, TV8de Sedat Yazıcıoğlunun sunduğu Sağduyu Programının konusu şuydu: Yeni Anayasa Taslağı. Bu konuyu tartışacak stüdyo konukları ise şunlardı: Prof. Dr. Hikmet Sami Türk (Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi, Eski Adalet Bakanı), Prof. Dr. Zühtü Arslan (Polis Akademisi Öğretim Üyesi) ve Sadullah Ergin (AKP milletvekili, AKP Grup Başkan Vekili).
Tartışmada sıra, Egemenliğin ABye devredilmesi konusuna gelince, çarçabuk geçiştirildi, hiç karşı çıkan olmadı. Bülent Ecevitin ünlü adalet bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk de diğer iki konukla aynı görüşteydi! Egemenliğin ABye devredilmesi konusunu hızla geçen konuklar;
Gelelim asıl kıyametin koptuğu yere, başörtüsü konusuna!
diyerek gerçek yüzlerini gösterdiler. Bu ünlü konukların gözünde, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan ABye devri değil, asıl başörtüsü kıyamet koparıyormuş!
Konuklardan biri:
Başörtüsü, üniversitelerde serbest olacak mı?
diye soruyor, öteki:
Türkiye; İran, Cezayir, Malezya olur mu?
diye sözde kaygılarını dile getiriyor ve tartışma bu eksende sürüyordu…
Artık şu gerçek açıkça ortaya çıkmıştır.
22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde ve hemen sonraki cumhurbaşkanı seçiminde Türbanı öne çıkaran Mandacılar, yeni anayasa taslağı hazırlanırken de aynı taktiği uygulamakta, yüz binlerce şehit ve gazimizin kanıyla kazandığımız Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan ABye devredileceği kararının da üzerini Türbanla örterek halkımızı kandırmak, aldatmak ve uyutmak istemektedirler. Bu hıyanet içerisinde olanlar, yalnız yukarıda sözünü ettiğimiz televizyon programının konukları değildir.
Üniversite rektörleri de yeni anayasa taslağına bakın nasıl karşı çıkıyorlardı.
Rektörler, Anayasa değişikliğinde türban konusunda sert tepki göstermeye hazırlanıyorlar. Rektörler, Anayasa değişikliğinde üniversitelere türbanla girişin serbest bırakılması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidecekler.10
Rektörler, Ulusal Egemenliğimizin devrine karşı değiller.
Peki, ulus devlet yıkıldıktan, ulusal egemenlik elden gittikten sonra, ulus olma niteliğinin yitirileceğini, Türk Ulusunun köleleşmiş sıradan bir halk topluluğuna dönüşeceğini, bu anlı şanlı üniversite rektörleri bilmiyorlar mı? Öyle bir topluluğun içinde, kimilerinin türban, kimilerinin de sarık bağlamasının hiçbir önemi kalmayacağını göremiyorlar mı?
Üniversite rektörlerinin tamamı, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan ABye devredilmesinde görüş ve karar birliği içerisindedirler. Ancak bunu açıkça Türk Milletine şimdilik söylemiyorlar, bir Yahudi kurnazlığıyla bu gerçeği Türk Milletinden saklayıp üzerini türbanla örtüyorlar…
Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkayanın uyarısı bir gazetede manşet oluyor:
Türban yasallaşamaz. Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, hem Türkiye mahkemelerinin hem de AİHMnin yasakladığı türban gibi fiillerin yasalaştırılmaması gerektiğini vurguladı. Yalçınkaya, anayasanın temel ilkelerinin sıralandığı başlangıç bölümünün de değiştirilemeyeceğini belirtti.11
Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, mevcut anayasamızdaki ulusal egemenliğimizi güvence altına alan 6, 7, 8, 9, 81 ve 102. maddelerin de değiştirilemeyeceğini söylemiyor! Bütün kaygısı, tasası Türban! Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan ABye tesliminden yana mı? Eğer değilse, neden asıl dikkatleri, yeni anayasa taslağında Ulusal Egemenliğimizin devredilme tehlikesiyle karşı karşıya olunduğu gerçeğine çekmiyor?
Ulusal Egemenliğimiz; ulumuzun onurlu ve şerefli yaşamasını sağlayan en temel değerimizdir. Ulusal onur ve şerefini kaybetmiş, Hıristiyan Avrupalının sömürgesi durumuna düşmüş sıradan bir halk topluluğunda, kadınların başında türban olsa ne yazar!
Son zamanlarda sıra dışı açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da yeni anayasa taslağı üzerinde görüşlerini açıklıyor.
Bu bir sivil anayasa hazırlığı değil, sivil darbedir. Dinci oligarşik bir yapının teşebbüsüdür. Bu sivil darbe teşebbüsüne sadece sivil toplum örgütlerinin değil, laik demokratik Cumhuriyetin inanmış her vatandaşının, her yurttaşının her türlü olanakla ve kendi gücüyle karşı çıkması şarttır.12
Aralarında laiklik ilkesinin de bulunduğu Cumhuriyet Devrimleri, bir bütündür. Gerçek Cumhuriyet Devrimcileri, devrimlerin tümüne birden sahip çıkar, tümünü birden korur ve savunur.
Aralarında laiklik ilkesinin de bulunduğu Cumhuriyet Devrimlerinin temelinde, Ulusal Egemenliğimiz bulunmaktadır. Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan ABye devretmek demek, Cumhuriyet Devrimlerini temelden yıkmak demektir! Ulusal Egemenliğimiz elimizden gittikten, Cumhuriyet Devrimleri temelden yıkıldıktan sonra, onlardan biri olan laiklik ilkesini korumak mümkün olabilir mi?
İşte bu nedenle, gerçek cumhuriyetçilerin, laiklik ilkesini koruyabilmek için, her şeyden önce Ulusal Egemenliğimize sahip çıkmaları, korumaları ve savunmaları gerekmez mi?
Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, yeni anayasa taslağına Ulusal Egemenliğimizin devredilmesine olanak sağlayan bir maddenin sinsice yerleştirilmiş olmasından neden hiç söz etmiyor!
Sabih Kanadoğlundan, Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan ABye devteremeye hazırlanan iktidara ve her alandaki yandaşlarına karşı tüm Türk Milletini ayaklanmaya çağırmasını beklemez miydiniz?
Yeni anayasa taslağındaki, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan ABye devredilmesine olanak sağlayan maddesine; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet, Milletvekilleri, Genelkurmay, Yargı, TBMMde temsil edilen siyasi partiler, işveren sendikaları, üç büyük işçi konfederasyonu, meslek odaları, üniversiteler ve medya karşı çıkmıyor!
Peki, bu Manda Anayasasına kim karşı çıkacak?
Atatürkün Gençliğe Hitabının adını şöyle değiştirmeliyiz:
Atatürkün Türk Gençliğine Yazılı Görev Emri.
Türk Gençliği, kendilerine Büyük Devrimci Atatürk tarafından verilmiş olan Yazılı Görev Emrini çok dikkatli okuyacaklar, gereğini yapacaklar ve Manda Anayasasını yırtıp parçalayarak Tarihin çöplüğüne atacaklardır!
Yılmaz Dikbaş
KÖKTÜRKLER