MEŞRU MÜDAFAA

MEŞRU MÜDAFAA
Adam öldürmek, yani cinayet işlemek hukukun ve yasaların olduğu her ülkede suçtur, cezası ağırdır. Ancak adam öldürene verilen cezanın ağırlığı, cinayetin işlendiği koşullara göre de değişebilmektedir. Eğer cinayet önceden tasarlanmış ise, katil çok ağır bir cezaya çarptırılır. Yok eğer bir kişi, yoğun bir biçimde kışkırtılır ve onuruna , şerefine ağır hakaretler edilmesi sonucu elini kana bularsa, mahkemeler bu koşulları hafifletici nedenler olarak var sayıp, göreceli olarak çok daha hafif bir ceza verebilir.
Bunlar herkesin bildiği şeyler.
Ancak adam öldürmenin suç sayılmadığı koşullar da vardır. Buna yasalarda, meşru müdafaa (yasal savunma) deniliyor. Açık anlamı şu: Canı, malı, namusu, onuru ve şerefi çok tehlikeli bir saldırıyla karşılaşan bir kişi, eğer tüm olanaklarını kullanıp saldırganı püskürtemezse, son kertede gözü dönmüş saldırganı öldürmek zorunda kalabilir ve işte buna Meşru Müdafaa denilir.Kuşkusuz, meşru müdafaayı kanıtlamak oldukça güçtür, bu nedenle mahkemeler böyle bir olasılığı titizlikle inceledikten sonra karar verirler. Ama sonuçta, meşru müdafaa nedeniyle adam öldürdüğüne karar verilen kişi, mahkemeden katil olarak değil; canını, malını, namusunu, onurunu ve şerefini azılı bir saldırgana karşı savunmuş, başı dik, özgür bir kişi olarak çıkar.
Peki, kişilerin meşru müdafaa hakları var da, ulusların böyle bir hakkı yok mu?
Ulusların da meşru müdafaa hakları vardır.
(Birleşmiş milletler)
Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 51. Maddesinde bu hak açıkça belirtilmiştir:
Nothing in the present Charter shall impair the inherent right of individual or collective self-defence if an armed attack occurs against a Member of United Nations…
Türkçesi:
Eğer Birleşmiş Milletlerin bir Üyesi silahlı bir saldırı karşısında kalırsa, halihazır Tüzükteki hiçbir madde, saldırı altındaki ülke insanlarının doğal olarak sahip olduğu meşru müdafaa hakkını bireysel yada toplu olarak kullanmasını engelleyemez…
Başta Michael Walzer olmak üzere çoğu batılı ünlü düşünür, bireysel meşru müdafaa ile ulusal meşru müdafaa arasında ciddi bir benzerlik olduğunu savunmaktadırlar.
Uluslararası yasaya göre, bireylerim meşru müdafaa hakkını kullanırken bulunması gereken ölçütler, ulusların da meşru müdafaa hakkını kullanması sırasında bulunmalıdır. Bu öçütler şunlardır: Kesin gereklilik, tehlikenin çok yakın olması, savunmada orantılı güç kullanılması.
Uluslararası yasada, bir de çok önemli şu ön koşul bulunmaktadır: Ancak egemen bir devlete sahip ulusların meşru müdafaa hakları vardır.
 (Türk ulusunun/milletinin tepkisi!)
Öyleyse, Birleşmiş Milletlerin bir Üyesi olan, egemen bir devlete sahip Türk ulusunun, uluslararası yasaya göre meşru müdafaa hakkı bulunmaktadır.
Peki, şu anda Türk Ulusunun meşru müdafaa hakkını kullanma koşulları oluşmuş mudur?

Bu sorunun yanıtını birlikte bulalım.

*Türk Ulusunun neredeyse tüm maddi varlıkları zorla ve  hile ile elinden alınmıştır.Yeraltı, yer üstü madenleri, fabrikaları, işletmeleri ve limanları yağmalanmıştır.Türk Ulusunun vatan toprakları yabancılara peşkeş çekilmektedir.
(Petkim ermeni/siyonistlere verildi!)

*Türkiye Cumhuriyeti Devleti tehlikededir.Türk ulusunun egemen devleti Türkiye Cumhuriyeti, zorla ve hile ile sokulduğu Avrupa Birliğine üyelik sürecinde, bölünüp parçalanmanın eşiğine gelmiştir.

*Türk ulusunun can güvenliği tehlikededir.
Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Anti Laik, Dindar-Dinci, Türbanlı-Türbansız türünden yapay ayrımlar yaratılmış, insanlarımızın birbirine düşman olması tasarlanıp kışkırtılmıştır. Her ne kadar bu düşmanlıklar bugüne kadar yoğun bir silahlı çatışmaya dönüşmemişse de, sömürgeciler ve onların içimizdeki işbirlikçilerinin çakacağı bir kıvılcım, korkulan silahlı çatışmayı da başlatabilir. İşte, öylesi bir ortamda Türk halkının can güvenliği kalmayacaktır.
(KARDEŞLERİ KİMSE BÖLEMEZ!)

*Türk Ulusunun onur ve şerefi çiğnenmektedir.
Türk Ulusu için temel ilke, onurlu ve şerefli yaşamaktır. Türk Ulusu bunun da ancak tam bağımsız olmakla sağlanabileceğinin bilincindedir. Oysa Türkiye yi yönetenler, kayıtsız şartsız Türk Ulusuna ait olan Ulusal Egemenliği, Hıristiyan Avrupa Birliğine teslime hazırlanmaktadır.
 
Açıkça görülmektedir ki; ulusal devleti, maddi varlıkları, canı, onuru ve şerefi dıştan ve içten ağır bir saldırıyla karşı karşıya kalan Türk Ulusu için, meşru müdafaa hakkının tüm koşulları oluşmuştur.
Peki, Türk Ulusu hain saldırganlara karşı meşru müdafaa hakkını nasıl kullanacaktır?
Ulusal devletine, maddi varlıklarına, canına, onur ve şerefine haince saldıran dış ve iç düşmanlarına karşı Türk Ulusu, meşru müdafaa hakkını ancak silahlı olarak kullanabilir.
(BAŞI EZİLMESİ GEREKEN YILANLAR!)
Türk Ulusunun silahlı gücü ordusudur.
Türk Silahlı Kuvvetleri TSK nın bu gücü kullanma görev ve yetkisi, TSK İç Hizmet Kanununun 35. Maddesinde açıkça  yazılıdır:
Silahlı Kuvvetlerin vazifesi, Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.
Bu yasaya göre hazırlanan yönetmeliğin 85. maddesi de, TSK nın görevini şöyle tanımlamıştır:
Türk yurdu ve cumhuriyetini içe ve dışa karşı lüzumunda silahlı korumak…
 (ŞANLI TÜRKLER ATANIN İZİNDE!)
Şimdi özetleyelim.
Ulusal devleti, tüm maddi varlıkları, canı, onur ve şerefi dıştan ve içten çok ağır bir saldırıyla karşı karşıya olan Türk Ulusunun, hem uluslararası yasalara göre hem de TSK İç Hizmet Kanununun 35. Maddesine göre, meşru müdafaa hakkı doğmuştur.
Bu hakkın kullanılmasında gösterilecek en küçük bir tereddüt yada erteleme, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sonunu getirecek, ulusal devletini kaybedecek Türk halkını sömürgecilerin kölesi yapacak durumları yaratabileceğinden Ulus olarak çok dikkatli olmamız ve bağımsızlığımıza sahip çıkmamız Millet olarak asli görevimiz olmalıdır.
 
 
Şimdi Dükkan kapama zamanı değildir!
 
YILMAZ DİKBAŞ
KÖKTÜRKLER