NAYLON -TERÖRİST DEVLET ERMENİSTAN İLE ERMENİ DİASPORASININ GÜNÜMÜZDEKİ ORTAK FAALİYETLERİ!
SSCBnin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991de bağımsızlığını ilan eden bu günkü Ermenistanın önemli devlet belgelerine bakıldığında Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğüne yönelik tarihi gizli emellerin açıklık kazandığı görülmektedir.
Ermenistan Cumhuriyetinin 01 Aralık 1989da ilan ettiği bağımsızlık bildirgesinin 12nci maddesinde Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistanda 1915 ermeni soykırımının uluslar arası alanda kabul edilmesi için sürdürülecek çabaları destekleyecektir. İfadesine yer verilmiştir.
Ermenistan anayasasının başlangıç kısmında Ermenistan bağımsızlık bildirgesinde tespit edilen milli hedeflerin esas alındığı belirtilmektedir. Diğer bir ifadeyle, soykırım iddiaları ve Doğu Anadolu bölgemizi de içine alan büyük Ermenistan emeli ermeni anayasasının bir parçası haline getirilmiştir.
Bağımsızlık bildirgesinin hemen ardından Ermenistan parlamentosu 06 Aralık 1989da Türkiye ile Rusya arasındaki 16 Mart 1921 tarihli Moskova Dostluk Anlaşmasını fesih kararı almıştır. Bu olay Ermenistanın bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırının tespit edildiği 13 Ekim 1921 tarihli Kars antlaşmasını tanımadığını teyit etmektedir.
Koçaryanın 1998de Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra; Ermeni diasporası ve Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiyeye yönelik sözde Ermeni soykırımının uluslar arası forumlarda onaylanmasını ve 24 Nisan tarihinin sözde soykırımı anma günü ilan edilmesini bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, dünya kamuoyunda zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, başta ABD olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslar arası kuruluşları, Ermeni davası lehine çevirmeye çalışmaktadırlar.
Bunun sonucunda, Ermeni diasporasının Türkiye aleyhindeki girişimlerinde belirgin bir artış meydana gelmiş ve Ermenistan büyükelçilikleri bu çabaları açıkça yönlendirmeye ve desteklemeye başlamışlardır.
Ermeni devleti ve diaspora, soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak Türkiyeye yönelik faaliyetlerini Dört T politikasıyla uygulamaya koymuştur. Ermenistan bu politika ile şu hedeflerin gerçekleştirilmesine çalışmaktadır:
• Tanıtma : Ermeni milliyetçiliğinin yeniden canlandırılması.
• Tanınma : Sözde soykırımın Türkiyeye kabul ettirilmesi ve dünya çapında tanınmasının sağlanması.
• Tazminat : Osmanlı Devletinin varisi olarak Türkiye cumhuriyetinden tazminat alınması.
• Toprak : Büyük Ermenistana ait olduğu iddia edilen Türkiyenin doğu ve kuzey doğusundaki bazı toprakların Ermenistana iade edilmesi.
Halen sözde ermeni soykırımı iddialarına uluslar arası kabul sağlama girişimleri ile bu planının ikinci safhasının uygulanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Ermenistan cumhurbaşkanı Koçaryan, Los Angelesta düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, Ermenistan hükümetinin sözde soykırımın tanınması yönünde çaba harcadığını ve diasporanın bu amacın gerçekleştirilmesi için siyasi yardım sağlamasını beklediklerini ifade etmiştir.
Koçaryan; Eylül 1998de, Kaliforniyada ileri gelen ermeni örgütlerinin temsilcilerine yaptığı konuşmada da; Türkiyeden soykırım dolayısıyla tazminat ve gasp edilen toprakların iadesi yönünde yapılacak talepler, soykırımın Türkiye tarafından resmen kabul edilmesi sonrasında ele alınacak hususlardır. Bu aşamada kesinlikle gündeme getirilmemelidir. Anadolu kökenli Ermenilerin, vatanları ile bağları canlı tutulmalıdır. görüşlerine yer vermiş,
20-21 Kasım 1998 tarihlerinde Gürcistana gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Gürcistan devlet başkanı ile düzenlediği basın toplantısında batı Ermenistanın işgal altında bulunduğunu belirtmiş,
Yönetiminin; söz konusu iddiaları, üçüncü ülkelerin ulusal veya yerel parlamentolarında kabul edilen karar ve yasalar aracılığıyla ülkemiz üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak istediği ve bu iddialarını Türkiyeye böylece kabul ettirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.
Ermenistanın sözde soykırımı kabul ettirme politikasını yürütmesinde Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerin oluşturduğu ve diaspora olarak adlandırılan etkin ermeni cemaatleri en önemli rolü oynamaktadır. ABDde 1-1,5 milyon ermeni asıllı Amerikan vatandaşı, Fransada ise 420 bin Ermeni asıllı Fransız vatandaşı yaşamaktadır.
Fransa ve özellikle ABDde etkin ve güçlü olan Ermeni lobisi, Türkiyeye karşı oluşan ittifaklar içinde yer almakta ve özellikle güçlü Rum lobisi ile işbirliği yapmaktadır.
Uluslararası politik platformlara taşıma işini ise Ermenistan devleti üstlenmektedir. Ermenistan bunun karşılığında diasporadan para ve yardım almaktadır.
Asılsız İddiaların Hukuksal Değerlendirmesi
Batılıların Ermeni sorununu, dolayısı ile sözde soykırım iddialarını anlamak için kullandığı kaynakların büyük çoğunluğu batı kaynaklı, Ermeni sempatizanı şahıslar tarafında yazılmış veya yazdırılmış taraflı yayımlardır. Ancak, bizim bilimsel eserlerimizin bir türlü yer alamadığı dünya kültür, düşünce ve akademi platformlarını, Ermeniler ve Ermeni severler 80 yıl boyunca, kendi görüş, düşünce ve değerlendirmeleri doğrultusundaki 30 binin üzerinde yayın ile adeta işgal ve dünya kamuoyunu kendi tezlerinin doğru olduğuna büyük ölçüde ikna etmişlerdir.
Kendi tarihçi, hukukçu ve araştırmacılarımız ile gerçekçi sonuçlar ortaya koyan yabancıların yaptığı çalışmalardan faydalanılarak, haklılığımızı ortaya koyabilecek her türlü yayım ile görsel ve işitsel eserlerin kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla kullanılması bu konudaki eksikliğimizi gidermeye ve dış kamuoyundaki imajımızı değiştirmeye yönelik olumlu etkileri olacaktır.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryanın, 31 ocak 2001 tarihinde, bir televizyon kanalımızda, sözde Ermeni soykırımını kastederek bizim herhangi bir kuşkumuz olsaydı, bu tarihçilerin sorunu olabilirdi. Bu, bizim için ve uluslar arası platformda kuşkuya yer vermeyecek bir gerçekliktir diyebilmesini, bu alanda hem kendi elde ettikleri başarı ile övünme hem de bizim yetersizliğimizi yüzümüze vurma olarak algılamak mümkündür.
Sözde Ermeni soykırımı iddialarının hukuki açıdan değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu konuda Emekli Büyükelçi Gündüz Aktanın Ermeni olayına, hukuki yaklaşım konulu müstesna çalışmasına istinaden açıklayacağım.
Soykırım kavramı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı sistematik kırımı tanımlamak üzere düşünülmüş ve ortaya çıkmış hukuki bir kavramdır. Polonya asıllı Yahudi Amerikalı hukuk profesörü Raphel Kepkin Genocide kavramını önermiş ve bu kavramın devletler hukukuna girmesine ön ayak olmuştur. Bugün için soykırım suçunun hukuki tanımı, sadece 1948 yılında kabul edilen ve 12 Ocak 1951de yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin 2 nci maddesinde yer almaktadır.
Bu sözleşmenin, kabulünden yaklaşık 40 yıl öncesinin olaylarına uygulanmasındaki güçlükler ortadadır. Sözleşme öncesi dönemde mevcut olmayan ve sözleşme tarafından oluşturulan soykırım dahil bir çok kavramın, geriye dönük uygulanması hukukla bağdaşmamaktadır. Buna rağmen, bazıları geçmiş olayları soykırımla tanımlayabildiğine göre, sanki bu olaylar bugün oluyormuş ya da soykırım hukuku o günlerde de geçerliymiş gibi bir tür spekülatif yaklaşım içerisinde konuyu değerlendirmekte fayda görüyoruz.
Bu sözleşmede, soykırım; milli, etnik, ırki veya dini bir grubu bu niteliği nedeniyle kısmen veya tamamen yok etmek amacıyla işlenen beş tip eylem çerçevesinde tanımlanmaktadır. Bu eylemler;
• Grup mensuplarını katletmek,
• Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve zihinsel zarar vermek,
• Grubun fiziki bakımdan tümüyle veya kısmen yok olmasını sağlamayı amaçlayarak, yaşam şartlarını bilinçli şekilde bozmak,
• Grup içinde doğumları önlemek maksadıyla tedbirler almak,
• Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmektir.
Soykırım tanımlaması şu üç unsuru içermektedir.
• Ulusal, etnik, ırki ve dini bir grubun bulunması,
• Grubun fiziki varlığını sona erdirecek uygulamaların mevcut olması,
• Söz konusu grubu kısmen veya tamamen yok etme kastının mevcut olması.
Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğunun toprakları üzerinde önce otonomi, sonra bağımsız devlet kurmak için siyasi ve silahlı faaliyetlerde bulunduklarından, siyasi grup niteliğinde olup, sözleşmenin 2 nci maddesinde belirtilen dört grup arasına girmemektedirler.
Osmanlılarda Ermenilere karşı ırkçı bir nefret bulunmadığından, tehcir, Ermenileri grup olarak yok etmek amacıyla yapılmamıştır.
Osmanlı hükümetinde soykırım sözleşmesinin 2 nci maddesinde aranan, Ermenileri yok etme iradesi bulunmamaktadır. Yok etme niyetini kanıtlayacak yazılı ve sözlü belgeler olmadığı gibi, tüm belgeler tam tersine Ermenilerin korunmasını ve rahatça iskan edilmelerini öngörmektedir.
Katolik ve Protestan Ermenilerle, İstanbul, Aydın ve Kütahya Ermenilerinin tehcire tabi tutulmaması, Osmanlıların gücünün yetersizliğinden ziyade, diğer bölgelerdeki Gregoryan Ermenilerin Ruslarla aynı mezhepten olmaları ve Rus ordularının ilerleme hattı üzerinde bulunmaları nedeniyle tehcir edildiğini göstermekte ve olayın siyasi nedenini teyit etmektedir.
Bu nedenlerle tehcirin soykırım suçu olarak değerlendirilmesi ve sözde Ermeni soykırımı iddiasının hukuki bir çerçeveye oturtulması mümkün görülmemektedir.
Sonuç
Tarihimizde 1683 yılında Viyana önlerinden, Tuna boylarından başlayan ve 1921 yılında Sakarya kıyılarında son bulan 238 yıllık bir büyük çekilme dönemi vardır. Buna Kafkas Dağları eteklerinden Kızılırmak ve Fırat boylarına kadar çekilmemizi de ilave etmek gerekir. İki buçuk asra yaklaşan bu zaman sürecinde, çilekeş milletimiz, düşman ordularının önünde her türlü tecavüz, katliam ve talana maruz kalarak yaptığı zorunlu göçlerin büyük acılarını yaşamıştır. Büyük vahşetlerin yaşandığı Sırp ve Yunan isyanlarını bir tarafa bıraksak bile, sadece 1912-1913 yıllarında cereyan eden balkan savaşlarında 1.450.000 Türk, Arnavut ve Pomak Müslümanın ölmüş, 410 bin kişinin de saldırgan orduların önünden kaçarak Anadoluya sığınmış olduğu gerçeğini kimse görmezden gelemez. Türklerin 500 yıldır vatanı olan bir bölgedeki varlıklarına şiddet ve dehşet yoluyla son verilmiştir. Ancak, o cefakar insanlar Türk ve Müslüman oldukları için, adlarına mersiyeler okuyacak Lord Byronlar, Victor Hügolar çıkmamış, o hunharca hadiseler Türkler tarafından yazılan tarih kitaplarında birkaç sayfa teşkil etmekten başka bir yankı bulmamıştır. Yaşadığı ızdırapları kalbine gömen bu asil milletin Ermenilere soykırım uygulamakla suçlanması haksızlık ve adaletsizliğin ötesinde talihin garip bir cilvesi olsa gerektir.
Ulu önder Atatürkün; Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. sözleri ile işaret buyurdukları tehlike maalesef Ermeni meselesinde karşımıza çıkmıştır. Ancak, Ermeni ve Ermeni sever tarihçilerin yazdığı tarihte, yazanın yapana sadık kalmasını ve değişmeyen hakikatin ifade bulmasını da bekleyemezdik sanırım. Bu son sözlerime örnek olarak, tarih profesörü Lowrynin, 15 aralık 2000 tarihinde, Bilkent Üniversitesinde yapılan bir seminerde, değindiği ve önemli gördüğüm bir bölümü konuşmacının kendi ifadeleri ile ve yorumsuz olarak arz etmek istiyorum: Batıda Türkiyenin olumsuz taraflarını görme eğiliminde olan bir entelektüel kitle var. Bunu kabul ediyorum. Türkiyedeki her olumsuzluğa inanmaya hazır Türk entelektüelleri de var. Bu daha da rahatsızlık verici bir durum. Ermeniler Türk seçkinleri arasında görüşlerini paylaşan insanlar bulabiliyorlar. Bu yeni bir unsur. Bu seçkinler Ermenilerle oturup bunu (sözde soykırımı) Türkiyenin niye yaptığını tartışıyorlar. Bu daha da rahatsızlık verici.
Türk milleti, ebedi başkomutanı Mustafa Kemal Atatürkün önderliğinde, 1919-1922 yıllarında büyük fedakarlıklar pahasına verdiği milli mücadele ile, zamanın büyük devletlerinin oyununu, tam şark meselesini arzu ettikleri ve planladıkları biçimde çözdüklerine inandıkları bir zamanda bozmuştur. Unutulmamalıdır ki asırlar süren büyük oyunun aktörleri halen dünya sahnesindedirler. Ancak, bugün de aynı oyunu ister ermeni sorunu isterse başka bir sorun mihverinde oynamaya teşebbüs edecekler veya etmekte olanlar, artık karşılarında tarihten gerekli dersi almış Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve tarihin tekerrürüne fırsat vermeyecek uyanıklıkta Atatürk nesillerinin bulunduğunu hesaba katmak zorundadırlar .
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI TANIYAN ÜLKELERİ ÖZELLEKLE AB ÜLKELERİNİ PROTESTO EDİYORUZ.,...
KÖKTÜRKLER