TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DÖNMEZ....,
SUSUZLUKTAN SONRA KITLIK GELİR!
İnsan oğlunun yaşamına devam etmesi ve sağlıklı yaşayabilmesi için gereken en önemli maddelerden biriside sudur. Bu yüzden su hayattır. İnsanların su ihtiyacını beceriksiz ve hatalı tavırlarla karşılayarak, yani onların sağlıklı yaşamı için gereken suyu yeterince hiç karşılayamamak veya plansız, projesiz bir tarzda bol sulu vaatlerle müsrif olarak suyu düşüncesizce harcamak insanların hayatını sulandırmakla eş anlamlıdır.Bilinmelidirki susuzluktan sonra kıtlık gelir.Bu Doğanın kuralıdır.Eğer suyunuz yoksa tarlanızı ve bahçelerinizi sulayamaz ve kıtlıkla karşı karşıya kalırsınız.
Türkçü – Milliyetçi Kemalist ilkelerin ülkemizde hakim kılındığı 1923 – 1938 yılları arasında her branşta olduğu gibi su ihtiyaçlarının karşılanması ve suların düzenli kullanımı uygulamalarında eksiksiz ve mükemmel bir düzen inşa edilmiş, ülkemizin yeraltı ve yerüstü suları en uygun şartlarda milletimizin kullanımına sunulmuştur.
Bu nedenle dönemimizin en yüksek teknolojisi olan su arıtma tesisleri, içme suyu elde edilmesi, yerleşim birimlerinde konut ve iş yerlerinin içme suyu ve atık su şebekeleri başarıyla uygulanma ve yine dönemin en yüksek teknolojisiyle yerüstü akarsularımıza hidroelektrik santralleri yapılarak elektrik üretimine geçilmiştir.
1950 li yıllardan itibaren Atatürk döneminin Türk Milletine sağladığı reformlar ABD ve Avrupalı emperyalistlerin dünya globalsiyonist oligarşisinin yönlendirmesiyle alt yapıya ve milli üretime yapılan yatırım ve projeler rafa kaldırılmaz. Ülkemize hazır yiyicilik rolü biçilerek, gelişimler sekteye uğratılmıştır. İşbirlikçi yöneticilerin gayreti ve duyarsızlığıyla günümüze kadar olan süreçte sadece Doğu Anadolu da GAP projesi ile Fırat, Dicle nehirleri ve o bölgedeki topraklar menfaatine bir tek yatırım gerçekleştirilmemiştir.
Bu süreç içerisinde vahşi liberalizmin azgın ve kudurmuş insanları, halkımızın nehirlerini fabrika atıkları ve zehirle kirletmiş, ormanlarımızı yakıp yıkarak beton villalar yapmış; sulak arazilerimizi, sahillerimizi ve şehirlerimizin verimli arazilerini beton binalarla doldurmuşlardır.
Bunlar ve bunlara izin verenler el birliği ile sulak arazilerimizin, yerüstü ve yeraltı suları ile kapalı havza göllerimizi kurutmuşlar; ve ülkemizin bazı yerlerini bugün çöl haline getirmişlerdir. Bunu yapanlar vatan haini değil midir? Türk Milletinin düşmanı değil midir? Türk Milletinin geleceğinin düşmanı değil midir? Birde bunlara sorumsuz ve rüşvetçi kişiler eklenince millet ve vatan hainliğinin en alası ortaya çıkarak tadar.
Bugün gelinen noktada gümbür gümbür 10 yıl öncesinden ülkemizin sularının bu hain insanların beton bina tutkusu nedeniyle tehlikeye gireceği haber veriliyordur.Bunlar su havzalarımızın kenarına, göllerimizin çevresine ve yerleşim birimlerinde ise nehir kenarı ve havzalarına binalar dikmekteydiler. Oy kaygısıyla bu insanların yaptıklarına göz yumanlar; bugün gelinen susuzluk ve çölleşme noktasında hesap vermelidirler.Kıtılık olursa da bunun hesabını vermelidirler.
Global ısınma dünyayı bütünüyle tehdit eden bir tehlikedir. Ama bazı yöneticilerin 2 yıl öncesinden bilinen bu ısınmayı göz ardı etmesi ise ahmaklık değil midir? Birde ukalalık edip Manavgat suyu ile İsrail i susuzluktan kurtaracaktık hani? Hatırlar mısınız? Adama -Önce sen kendini susuzluktan kurtar- derler.
GAP projesinde Fırat ve Dicle üzerine yapılan barajlar ise de Suriye ve Kuzey Irak Kürtlerine su sağlıyor. Onların rahat ve huzuru için çalışıyoruz. Bu suları orta ve batı Anadolu ya kanaletlerle veya boru hatlarıyla taşıyacağımıza, Arapların ve Kürtlerin rahatına öncelik tanıyoruz.
Olur mu böyle bir tavır? Biz böyle bir tavrı kabul etmiyoruz.Ayrıca büyük kentlerimizde taşıma suyuyla yapılacak olan su hizmetlerine karşılık, Türk köylüsünün ve çiftçisinin söylediği bir deyişle -Taşıma suyla değirmen dönmez- diyoruz.
Bu nedenle her konuda olduğu gibi bu konuda da DSİ nin milli bir su politikasına kavuşturulması için gereken düzenlemelerin yapılmasını diliyoruz. Ayrıca derhal köy, kasaba ve kentlerde bütün Türkiye satışında tatlı su kaynakları, göl, akarsu, nehir ve hatta çayların bile kenarında bulunan tüm yapılaşmaların (konut, dinlenme tesisleri, kafeterya, restoran, fabrika, iş yeri vs.) yıkılmasını nehir, kaynak suyu, havzalarımız ve göllerimize hiçbir atık suyun veya kanalizasyonun atılmamasını temin için nehirlere giden bütün kanalizasyon ve atık su kanallarının sökülmesini, zehirli atığı olan bütün fabrikaların yasal olarak arıtma tesisi kurmalarını ve bunları yapmayanların en yüksek dereceden toplu katliama sebebiyet vermekten ve de insanlığa karşı suç işlemekten dolayı en yüksek mahkumiyet ile para cezasının verilmesini istiyoruz.
Bu Türk milleti için hayati bir durum arz etmektedir.Yine ülkede seferberlik başlatılarak her evlenen, her iş yeri açan, her okullardan mezun olan ve doğan çocuklar için çorak arazimize ağaç dikme kampanyası başlatmalıyız. Nehirlerimizin yataklarını islaha başlamalı, kuruyan kapalı havza göllerimize yağmur, kar ve çay sularının tekrar akmasını sağlamalıyız.
Bazı bölgelerde ise ütopya olmayan nehir sularını, tersine akıtıp çorak arazilerimize yönlendirmeliyiz. Orta Anadolu gibi su sıkıntısı çeken çorak bölgelerimize, Karadeniz e akan ırmaklarımız ile doğu Anadolu da Araplara ve kuzey Irak ta ki Kürtlere bedava gönderdiğimiz Fırat ve Dicle nehirlerinin sularını kanaletlerle Konya ovasına taşımalıyız.
Su bizim suyumuz, su bizim hayatımızdır. Bizim suyumuz yani ülkemizin suları öncelikli olarak milletimizindir. Bu bilinçle milli su politikamızı belirlemenin zamanı gelip de geçmiştir. Yinede geç kalmış sayılmayız. Yeter ki milli tavır ve milli duruş gösterilebilsin…
KÖKTÜRKLER PLATFORMU