TÜRKLERDE MİLLİ/ULUS DEVLET!

Üniter, Laik,Milli/Ulus devlet!
(Gerçek Türkiye haritası)
 
Genelkurmay Başkanı ''Türk Silahlı Kuvvetleri bize emanet edilen Cumhuriyet ve devletimizin ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısının her zaman savunucusu ve koruyucusu olmuştur. Bundan sonra da olmaya devam edecektir'' dedi.Tabi bu cümle; asker düşmanı, üniter yapı karşıtı, Ulus devlet allerjisi olan, laiklik karşıtı olan kesimde eleştiri konusu oldu..!Bazen düşünüyorum da; dünyanın hangi ülkesinin aydınları, gazetecileri, kendi askerine bu denli düşman olur. Yine ulus devlete, üniter yapıya, laik düzene karşı olan var mı?Birkaç aykırı tipler çıkar ancak onlar da marjinaldir, etkisizdir.. !
 
Ancak Türkiye’de öyle mi? İşbirlikçi, besleme gazeteci, besleme akademisyen oranı artıyor.
 
Öylesine ki; ABD fonlarından, Avrupa birliği fonlarından, Arap Rabıta dostlarından alınan paralarla servet edinenlerin yapacakları tek şey, efendilerinin sözcülüğünü yapmak.
 
Ülkenin varlığını, geleceğini düşünen, bunları kendi derdi yapanlar ise kıt kanaat maddi olanaklarının elverdiği oranda dik durmaya ülkenin değerlerini savunmaya çalışıyorlar..
 
Bazı naylon sözde aydın ve ünvanlı tipler ise TV ekranlarında;  “Bizim bu ulus devlet, üniter devlet... Daha çok hikâye bunlar” diye konuşabiliyor.
 
Gerekçeleri ise açık!
Diyorlar ki; Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamıştı, uluslararası tahkimi kabul etmişti, AİHM’nin yetkisini tanıyarak “yargı yetkisini ulus üstü bir kuruma devretmiş” bir ülkeydi...“Nerede o ulusal egemenlik, egemenliğin birliği, tekliği ilkesi? Böyle bir şey yok”tu artık! Bu çağda, “Şimdi biz bu 19. yüzyıldan kalma tekil ulus devlet, tekil egemenlik meselesine bağlı kalırsak, Türkiye Avrupa şampiyonlar liginde de oynayamaz”dı...
 
Onlara göre; “Federal devlet tartışılabilir. Bunun bir tabu olarak, Türkiye’nin varlığını tehdit eden bir unsur olarak konuşulması bence saçma. Çünkü on yıllardır var olan federal devletler var. Federal devlet devletsizlik değil ki o da bir devlet türü...”
 
Oysa tüm bu nereye bağlı oldukları, kim adına konuştukları belli olan özürlü tipler, her şeyi birbirine  karıştırıyorlar..
 
Uluslararası ilişkiler ve kurumlar gelişmektedir. Dünya ile arasına duvarlar ören eski anlayışlar yerine, karşılıklı bağımlılık yahut küreselleşme gibi teorilere yol açan ulus üstü kurumlar giderek güçlenmektedir..
 
Ancak; Türkiye yargı yetkisini AİHM’ye devretmiş değildir. Sözleşmeyi imzalayan  devletler gibi Türkiye de AİHM’nin sadece üst norm denetimi yapmasını kabul etmiştir.
 
Kavramlara ilişkin teknik yanlışlar büyük siyasi yorum hatalarına yol açar. Federasyon tezinin dünyadaki değişimin gereğiymiş gibi savunulması ciddi bir teknik yanılgının ürünüdür.
 
Federasyon ve üniter devlet tartışmalarının uluslararası değişimle hiçbir bağlantısı yoktur, tam tersine, bir devletin iç teşkilatlanmasının nasıl olacağı konusuyla ilgilidir.
 
İnsanlar etnik kimliklerine göre farklı hukuk kategorilerine ayrılırsa, (meclis üyeliklerini ve yargı dahil yüksek kamu kurumlarını etnik kimliklere göre paylaştırılırsa) ulus devlet’ten ve üniter devlet’ten çıkmış, çok uluslu devlete geçmiş olunur!.
 
Eğer bunu coğrafi bölgelere göre yaparsanız etnik federasyon olur! Bu fikirleri savunulabilir. Ancak bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Bakın, hem Federal Almanya hem üniter Fransa, pek çok ulus üstü kurumlara üyedirler.
 
Türkiye için federalizm, tarih boyuna olmamış olması olanak dışı bir yaklaşımdır.
Ayrı devletleri birleştirmek için federalizme gidildiği zaman birleşme dinamiği güçlü oluyor; ABD ve Almanya örneğinde olduğu gibi!...
 
Çok etnitiseli toplumlarda federalizm kötü bir sicile sahiptir.Köklü bir üniter devleti etnik kategorilere ve etnik federe bölgelere ayırmak ayrılma dinamiğini ve çatışmayı güçlendiriyor. Rakip etnik kimlikler bir de ayrı ayrı kamu kurumları oluşturduğunda daha şiddetli çatışıyor.
 
Türkiye’de üniter devletin sivil kültürel çoğulculukla bağdaşmayacağı konusundaki yanılgılar var. Sorunlar; üniter devletten değil, demokrasi kültürünün eksikliğinden kaynaklanmıştır.
 
Üniter devlet Türkiye için gereklidir..Çünkü üst kimlik Türklüktür.Alt kimlikler ise Türk Soyunun boyları ve oymaklarıdırlar.Onlar aslında ayrı bir milli etnik kimlik değillerdir.Bu Türk milleti üzerinde 1950 li yıllardan yani ABD Marshall yardımları ile gelen misyonerlerin Anadoluya yayılması ile uygulanan bir “Sevr hayalini” amaçlayan bir dezenformasyon faaliyetidir.Kamu erklerini etnik kimliklere göre bölmek büyük felaketlere yol açacaktır.
 
Günün Sözü; Kişinin ne söylediği, kimin adına konuştuğunu gösterir.
 
 
Üniter devlet; nedir, ne değildir! 
 
Bazıları ısrarla üniter yapının değiştirilmesi peşinde. Peki ama neden? Ülke bütünlüğü ile üniter devlet içinde çözüm isteyenler de var.. Federasyon isteyen de var.
 
Devletler, ülke bütünlüğünü sağlamak ya da korumak için farklı idari yapılara bürünebiliyor. İdari yapılanmanın bilinen üç temel biçimi var: Üniter devlet, federasyon ve konfederasyon.
 
Her ülke kendi toplumsal yapısına göre idari modelini seçmiş durumda. Ülke bütünlüğünü sağlamanın veya korumanın yolunu toplumsal uzlaşma ile belirlemişler..
 
Coğrafi bakımdan geniş bir alana yayılan, daha küçük devletlerin (eyaletlerin) bir araya gelmesiyle oluşan ya da çok-uluslu, yani birden fazla ulusun ya da etnik-dinsel grubun mevcut olduğu devletler, genellikle federasyon şeklinde örgütleniyor.
 
Eyaletlerine içişlerinde geniş özerklik tanıyan federal devletler, ABD ve Almanya örneklerinde olduğu gibi idari nitelikte olabildiği gibi; Hindistan, Rusya, Kanada, Belçika, İsviçre, Irak, vs. örneklerinde olduğu gibi etnik-dinsel temelli de olabiliyor.
 
Bugün BM'ye üye 200 dolayında devletin büyük çoğunluğu üniter yapıya sahip, yani eyaletlere bölünmüş olmayıp merkezden yönetiliyor. Federal devletler gibi, üniter devletler de tektip değil. Üniter devletler de merkezin yetkilerine göre farklı biçimlerde olabiliyor.
 
Merkeziyetçi yapıda olanlar; Türkiye'nin belki en aşırı örneğini oluşturduğu bu kategoriye, yüzölçümü olarak küçük ve kültürel bakımdan yüksek derecede türdeş Portekiz, Yunanistan ve İrlanda da giriyor.
 
Ademi-merkeziyetçi yapıda olanlar; Yani yerel yönetimleri güçlü olduğu; eğitim, sağlık, polis gibi hizmetlerin belediyelere bırakıldığı üniter devletler. Kuzey Avrupa ülkeleri İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya bunlara örnek. Bir zamanların aşırı merkeziyetçi yapısıyla Türkiye'ye de model olan Fransa bile 1982'de her biri kendi meclisine sahip 26 bölgeye ayrıldı; en geniş yetkiler de farklı bir etnik yapısı olan Korsika'ya tanındı.
 
Yetki devri yapanlar; Yani merkezî hükümetin bölgelere değişik ölçüde yetki devri yaptığı türden üniter devletler. Bunlara örnek İspanya ve Britanya(İngiltere). Tabii, üniter iken önce yetki devri yapan, sonra da federasyonu kabul eden Belçika örneği de unutulmamalı.
 
Federal yapılar eyaletlere yetki vermesi yanında yerel dille eğitim hakkı da tanır ancak genel olarak resmi dil tekdir. ABD, Federal Almanya , Rusya federasyonu gibi..
 
Üniter devlet çok farklı yapılara bürünebildiği gibi, bazı ülkelerde tek bir resmi dili zorunlu kılıyor. İspanya'nın ortak resmi dili Kastilyan’dır. Geniş özerkliği olan Bask, Katalan ve Galiçya tarihi bölgelerinde yerel diller de yarı-resmi statüye sahiptir. Üniter devlet kamu okullarında anadil eğitimine de engel değil. İsveç'in resmi dili İsveççe, ama okullarında 100'den fazla dilde seçmelik anadil dersi veriliyor.
 
Türkiye’ye gelince; sözde 36 etnik dil, anadil.Yani bir dilin tüm ağızlarını sanki yeni ve farklı bir dil imişcesine algılatmak isteyenler! Bu durumda bir bölgede toplu olunmayan durum var. Ülkenin hemen her bölgesinde dağılmış iç içe geçmiş topluluklar var.  Türkiye'de yerel yönetimlerin hangi etnik dille yürütüleceği, ciddi sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Zazalar, Kırmançlar,Soraniler,Lolaniler gibi Türkmen alt Oymakları,yığma birtakım Arapça ve Farsça kelimelerlerin yoğunluğu nedeniyle birbirleri ile anlaşamazken ve ülkenin her yerinde dağınık şekilde iken, seçmeli dersi kim verecek sorusu da boşlukta kalıyor..
 
Bunun birlikte diğer etnik dillerin eğitimini kim, nasıl, nerede, ne şekilde verecek sorusuna kimse cevap vermiyor, veremiyor. Yeterli talep olması halinde kamu okullarında her küçük grubun talebi doğrultusunda,  o dilin seçmelik ders olarak okutulması toplumsal dokuyu ne hale getirir acaba! Üniter devlet yapısıyla bu durum  nasıl bağdaştırılabilir..
 
Federasyon talebi de öyle.. Nerede, hangi bölgede federasyon olabilir ki? Güneydoğu kökenlerinin büyük çoğunluğu Batı, Güney ve Orta Anadolu’da. Buralarda olanların durumu ne olacak sorusu da cevaplandırılamamaktadır.
 
Kısaca; herkes uluorta konuşuyor, batı ülkelerinden örnekler veriyor. Ancak Türk toplumunun yapısı, örnek aldıkları hiçbir topluma uymuyor..
 
Üniter devletin korunması, Türkiye gerçeğidir. Aşırı merkeziyetçi idari yapı değiştirilip, yerel yönetimler güçlendirilebilir..
 
Türkiye jeopolitik ve jeostratejik konumu ile toplumun tüm unsurlarının içiçeliği nedeniyle, toplumsal bütünlük ve beraberlikle üniter yapısının korunmasının hayati bir önemi vardır.
 
Günün Sözü: Hayalle gerçek arasında ki farkı, farkedemiyorsan kararsız kalır, başkalarının sözüne göre hareket etmek zorunda kalırsın.
 
Ulusalcılık, Milliyetçilik, İslamcılık ve İşbirlikçilik!                                                 
 
Türkiye’de bir çok kesim kendi kendine kimlik tanımlaması yapmaktadır.
İslamcılık eşittir Arap -kürt kültür faşizmimidir?
  
Ulusalcılık, eşittir aşırı sağcılık mı yoksa işbirlikçiliğin karşıtı mı?! Farklı yorumlar yapılıyor.
 
Türkiye gündeminde taraflar netleşmiştir. İşbirlikçiler ve vatanseverlik ayrımı ön plana çıkmaya başladı. Ulusalcılık da, milliyetçilik de, muhafazakarlık da, demokratlık da, sosyal demokratlık da, liberallik de irtifa kaybetmiş durumda.
 
19. yüzyılda Avrupa’da Hausner’in geliştirdiği materyalist dincilik ve milliyetçilik anlayışı sosyal hayatımızda hakim kılınmak isteniyor.
 
Bir çok olay üzerine o geride kaldı, hangi çağda yaşıyorsun derken aslında bu da materyalist, Vülgermateryalizmin veya milliyetçi materyalizmin veya bugünkü adıyla işbirlikçi milliyetçiliğin en güzel ifadesidir.
 
Ulusal milliyetçilik diye Türkçe olmayan bir tabir kullanılır mı? Birçok kişi hayır  diyor ve ulusal milliyetçilik değil, materyalist milliyetçilik diyor.
 
Peki materyalist milliyetçilik olur mu? Olur. Materyalist milliyetçilik vardır. Çevrenizdeki bazı milliyetçilik ahkamı kesenlere dikkat edin.Milliyetçi geçinenler olduğu gibi Milliyetçilikten geçinenler de vardır!!!!Adam mafyalaşmış ve çete kurmuş ve Türk Milletinin köylüsünü ve Türk insanını yardım etmek ve sorununu çözmek bahanesiyle soyup onun evini,bağını,tarlasını ve servetini almakta ve bunları unutup yerine göre “Türk Milliyetçisi olabilmekte,üfürüp savurmakta ve hatta partiye üye veya delege olabilmektedir”Yani riyakardılk yapmaktadır!Etrafınıza bakın  Görürsünüz.!
 
Oysa; Milliyetçilik bir millete mensubiyet duymaktır.O Milletin insanını sevmek ve karşılıksız o mensup olduğu insanlarla beraber maddi çıkar düşünmeden birlikte yürümektir. Bunun materyalizm boyutu yaşam felsefesi açısındandır. Ülkeyi sevmek tamam da, yaşam felsefen materyalistse sen “milliyetçi materyalistsin”demektir .
 
Milliyetçiliğin, ülke sevgisi dışındaki açılımlarına karşı duran milliyetçidir. Kafatasçılık değil vatanseverlik önemlidir. Burada etnik farklılık önemini yitirir..
 
İslamcı materyalist olan var mı? Var hem de iktidar gücü ile. Kendi tabirleriyle materyalist muhafazakarlar var artık. Söylemde dini değerler ama yaşamda materyalist!
 
Metafizik düşünce yoluyla insanlığa eklenen bir şey var mı? Bir tane iyi şey var mıdır? Yaptıkları aklın yolunu kesmek, bilimi engellemek, sosyal hayatı akıldışı taşlaşmış bir karanlık dehlize çevirmek. Irkçılık, bağnaz dincilik, din ve mezhep savaşları içten içe var..
 
Tabii, buradaki her üç sıfatı da evrensel anlamlarında kullanıyorum.
Öteki korkusunu ve nefretini körüklemek, ırkçılığı ve şovenizmi kışkırtmak, içe kapanmacılığı yüceltmek, liberal ve özgürlükçü değerleri reddetmek, otoritarizmden totalitarizme meyletmek ve militarizmle flört etmek gibi, en temel unsurlar gündemde!
 
Tüm bunlar, klasik milliyetçilik de dahil, geleneksel sağın muhafazakar değerlerini çığrından çıkartarak onları aşırı, gerici ve faşizan kılan unsurlardır.
 
Dolayısıyla, sağ tanımını da izafileştirmek gerekiyor. Zira, liberal Locke ve Tocqueville’yi; hatta daha otoriter bir Renan veya Jünger’i bile kapsayan ve modern insanlığın büyük birikimleri arasında yer alan o içerikli sağ sıfatına eklemek gerekir.
 
Yine; şahıslarda Mussolini’den Franco’ya; örgütlerde ise Hırvat "ustaşi"den Macar oklu salip’e olduğu gibi, ulusalcılık da tıpkı diğer uç gericilikler gibi, muhafazakar sağın evrimciliğini reddederek, bir anlamda onu devrimcileştirmişlerdir.
 
Yani, legalle illegal arasında bocaladıkları ve birinden diğerine geçmek anını kolladıkları içindir ki de, yine o sağ’ın, aşırı kategorisine girmiş oluyorlar.
 
Her şey ortada, Avrupacı, Amerikancı, Rusçu, Arapçı,Şeyhçi,Şıhcı, taife neo çizgide buluşuyorlar.
Muhafazakarlığı, Materyalistliği, Dinciliği ya da Ulusalcılığı evrensel terminolojideki yerine oturtmak ve onun tarihteki benzerlerini vurgulamak, gerçeğin ancak bir bölümünü yansıtıyor. Teorik bir tahlilden öteye gitmiyor.
 
Zira, bizdeki ulusalcı-neo-ittihatçı akım ulusal/Milliyetçi de değildir! Dincilik din değildir! Avrupacılık Avrupa’nın insanı değerleri değildir! Amerikancılık Amerika’nın özgürlükçülüğü refahçılığı değildir! Asla değil! Her biri tanım getirmesine rağmen aslında her şeyiyle, çok boyutlu ve ahtapot kollu bir uluslararası enternasyonal’in içinde yer alıyorlar.
 
Özellikle; dil de ve şekilde İslamcıların yaptığı Aarap kültürü içinde gönüllü asimile olup Arapofil, Etnik ve kültürel bağlılarının yaptığı Eurofil, dolar zenginlerinin ve kariyer heveslilerinin yaptığı Amerikofil yanında ulusalcılar’ın öncülüğünü yaptığı şu Rusofil hayranlık ve tapınıcılığı modası yeniden başladı.
 
Türkiye Devleti odaklı Türk Milleti merkezli düşüncenin yeniden kimlik ve etkinlik kazanması ise kaçınılmaz gerçekliktir.
 
Türk Milleti’nin tarihi yol arkadaşları olan bir çok halk, 100 yıldan beri teker teker ayrılsa da yeniden büyük buluşma kaçınılmazdır.!TÜRKLER,VAROLMAK İÇİN  BUNU TEKRAR BAŞARMAK ZORUNDADIR!
 
Günün Sözü: Kendin olmadığın sürece, sendeler, sarsılır, hayal kırıklığı yaşarsın.
 
 
ABD’de, AB’de Türkiye’yi bölünmüş gösteriyor!
 
Türkiye’de Kürt açılım tartışmaları devam ederken, uluslar arası bir programda yayın yapan CNN, 21 Ağustos 2009 tarihinde böyle bir habere bir imza atıyor.. Programda Irak hakkında bilgiler yer verilirken yani oradaki terörizm hakkında bir şeyler konuşulurken Türkiye haritasının içinde bir Kürdistan haritası vermişler.
 
Onların sözcüsü olan yandaş medya ise haber veriyor. CNN’nin özür dilediğini yazıyorlar. Özür dilese ne dilemese ne! Dünyaya o haritayı yayınladıktan sonra..
 
Daha başka nerede yer almıştı acaba!
Bakın; batının bölünmüş Türkiye özlemi, Amerikalı albayın haritası olarak NATO toplantılarında Pentagon dergisinde yayınlanmıştı.
 
Britannica'dan skandal!!!
Britannica Ansiklopedisi 2008 baskısında Güneydoğu'yu Kürdistan'a ait gösterdi

Geçmiş yıllarda gazetelerin yaptığı promosyonlarla hemen hemen her eve giren Britannica Ansiklopedisi 2008 baskısında Güneydoğu'yu Kürdistan'a ait gösterdi

İnternette İngilizce olarak yayınlanan ansiklopedide Diyarbakır, Van, Bitlis sözde Kürdistan toprağı olarak gösteriliyor. Ayrıca haritada İç Anadolu kesimlerinin bir kısmı ve İstanbul'un bir kısmı yine Kürdistan toprağı olarak gösteriliyor.

www.britannica.com adresindeki sayfada Kurdistan maddesi için, Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarına dağılan bölge tarifi yapılıyor ve bu sözde bölgenin önemli şehirleri arasında Türkiye'den Diyarbakır, Bitlis ve Van sayılırken, Irak'tan Musul ve Kerkük, İran'dan Kırmanşah sayılıyor. Maddede, "1920 yılındaki Sevr anlaşmasıyla 'Kürdistan' topraklarının" birbirinden ayrıldığı ve bu durumun kabullenilemediği yazılıyor...

Sitede PKK için yazılan ayrı bir maddede ise terör örgütü için Kürt Ulusal Partisi adı kullanılıyor ve bu "parti"nin Türk hükümetiyle savaş halinde olduğu iddia ediliyor!

Ansiklopedide ayrıca "1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nda bölge, Kürtlere bırakılmak istense de bu asla onaylanmadı." gibi bilgiler de göze çarpıyor. En sık ziyaret edilen arama motoru Google'ın uydu görüntülerini aktardığı programı Google Earth'te de Britannica'nın çirkin ifadeleri yer buldu. Bir Google Earth kullanıcısının Kars ve Muş üzerinde işaretlediği noktalarda Kürdistan'ın Türkiye'de 190 bin, İran'da ise 125 bin kilometrekare alan üzerinde var olduğu da ileri sürülüyor.
 
Oxford'dan Türkiye aleyhine ifadeler
Oxford Üniversitesi'nin yayınladığı bir kitapta Türkiye aleyhine ifadeler kullanıldığı anlaşıldı.

TBMM Başkanlığına sunulan soru önergede, Oxford Üniversitesi'nin İngilizce öğretmenleri için hazırladığı, Resource Books For Teachers isimli İngilizce Öğretmenlerine Kaynak Kitabı'nda yayınlanan bir makalede, terörist başının ''Kürt gerilla lideri'' olarak nitelendirildiğini belirterek, ''Türk ordusu ve polisinin Kürt halkına karşı savaş açtığı ve azınlık olarak görmediği'' iddialarına yer verildiği belirtiliyor..

Önergede başka hangi sorular var: ''Oxford Üniversitesi Yayınları Türkiye'de hangi bayii tarafından dağıtılmaktadır? Bu yayınları dağıtan bayiinin, Türkiye'de öğretmenlere dağıttığı kitaplar Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu tarafından denetlenmiş midir? Denetlendiyse, kitaptaki bu ifadeler denetimden nasıl geçmiştir? Denetlenmemişse, bu durum görevi ihmal kapsamına girmekte midir? Kitaptan Türkiye'de ne kadar dağıtılmıştır? Bahsi geçen kitabın toplatılması için bir girişimde bulunulmuş mudur? Türkiye'de Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan kaç kitap kaynak olarak kullanılmaktadır? Bu yayınlar ve kullanımı hakkında tavır alınması düşünülmekte midir?''
 
Şimdi siz AKP’lilerin niye iyi şeyler olacak sözünü ve yıl sonuna kadar bu açılımı yapmalıyız sözünü niye söylediklerini anlıyor musunuz?
 
Verilen sözler var, yapılacak işler var. İşbirlikçiler açılımı övüyor, kaçınılmaz diyor. Diyorlar da diyorlar. Peki ama kimin adına ne için? Yeteri kadar anlaşılmıyor mu?
 
Biz boşuna Osmanlının dönme ve devşirme damat Feritleri işbaşında demiyoruz. İbretle görmek gerekir.
 
Günün Sözü: Tarihten ders almayan, kendini güçlü zannedenlerin akibeti, her zaman aynı olmuştur.
 
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER