Modernleşme’de Cemaat ve Tarikatlar!
Yazan:Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER Diyor ki;"GLOBAL EMPERYALİST SİYONİST OLİGARŞİNİN ELİNDE UŞAK OLAN KUKLALAR İLE ONLARIN ÜLKE İÇİNDEKİ "YES SÖR"DİYEN İŞBİRLİKÇİLERİ ASLA TÜRKLERE SEVR'İ KABUL ETTİREMEYECEK VE KEMALİST TÜRKİYE DEVLETİNİ TASFİYE EDEMEYECEKTİR.Türkiye Kürt islamcılığın bataklığı olan başta F-Tipi Çete örgütlenmeden ve Saidi Kürdinin Kürtçü-şeriatçi tezgahlarından kurtulamazsa artık bu ülkede adına TÜRK DENEN BİR MİLLET KALMAYACAKTIR.BUNLAR NAYLON SÜNNİ OLUP, ARAP-EMEVİ FAŞİZMİNİN PRATİĞİ OLAN ARAPCI-BAAS'cı BASKI YÖNETİMİNİN ARAP MİLLİYETÇİLİĞİNDEN BESLENEN DESPOTLUKLARINI TAKLİT EDİP UYGULAMAK İSTEMEKTEDİRLER.BİLİNDİĞİ GİBİ *BAAS'CI ARAP MİLLEYETÇİLİĞİ,IRAK DA SÜNNİ,SURİYEDE ALEVİ,MISIRDA FATİMİ VE SUUDİ ARABİSTANDA İSE VAHHABİ RENGİNDEDİR*ÜLKEMİZDEKİLER İSE GERÇEK MÜSLÜMANLIĞA BİLE KARŞI OLAN BAAS-EMEVİ ARAPCI YEZİDİN İZİNDEN GİTMEKTE VE SİYONİZME HİZMET ETMEKTEDİRLER.ÇÜNKÜ BUNLAR TÜRK'Ü YOK ETMEK İÇİN ARALARINDA İTTİFAK YAPMIŞ VE SADECE TÜRKLERE SALDIRMAKTADIRLAR."
Cumhuriyet Türkiye’sinde İslam, hem devlet yöneticilerinin İslam’la, hem muhafazakâr kesimin devletle kurduğu ilişkilere göre değişim geçirmektedir. Hem devleti yöneten kadrolar, hem de İslamcıların endişeleri açısından konu yorumlanmaktadır.
Birinci tarafta, dini bir sorun olarak gören Osmanlı-Türk modernleşmesi ve cumhuriyet ideolojisi var. Bunlara karşılık İslamcılık sorununu bir şekilde götürmek, halletmek, değiştirmek, dönüştürmek arzusunda olan bir Müslüman camia, İslami endişe sahipleri, İslamcılar, tarikatlar, cemaatler var. Aslında iki taraf için de, farklı nedenlerle de olsa İslamcılık bir sorun!
Cumhuriyet dönemindeki İslami hayat hep tartışma konusu edilmiştir.
Bir defa eğitim kademelerinden geçmiş Müslümanlar, İslami endişe sahipleri ve İslamcılar, aslında kafalarının çalışma tarzı itibariyle modernleşme süreçlerine, dolayısıyla cumhuriyetin din politikalarına şu veya bu düzeyde yakın olan veya onunla irtibat kurabilecek bir karaktere sahipler. Onların cumhuriyet ideolojisinden ayrıldıkları taraf yaklaşımdan ziyade din’in pratik taraflarıyla alakalıdır.
Din’in yaşanması söz konusu olduğu zaman cumhuriyet ideolojisiyle aralarında var olan mesafe din sorununa yaklaşım söz konusu olduğu zaman, tamamen olmasa da kapanıyor. Bu sorunu başörtüsünde de tekrar yaşadık. Burada işin felsefi ve pratik tarafları arasındaki boşluk sorunun anlaşılmasını zorlaştırıyor. Fakat işin halk tarafına baktığımız zaman, bu büyük Müslüman çoğunluğun sorununun zaten felsefi olmadığını görüyoruz. Sorunları kendilerine yetecek bir din eğitimi almak ve dini yaşayabilmekle sınırlı. Gerçekte ise; eğitim almış İslami endişe sahipleri, İslamcılar da halkın dindarlığından rahatsız.
Devlet ile İslamcılar’ın dışında, belki de her ikisine de eşit mesafede olan halk var..
Siyasi merkez acaba dini, Türkiye için vazgeçilmez bir kurucu unsur olarak mı görüyor yoksa bunu sadece toplumsal bir araç düzeyinde mi görüyor. Çok rahat evet ya da hayır diyebileceğimiz bir durum yok. Doğru ve gerçekçi yorumlar yapılması gerekiyor.
Temel sorun aslında cumhuriyetle değil modernleşmeyle alakalı. Modernleşmenin kendisinin dinle tabii olarak bir sorun var. Onun için dinle ilgili yaşadığımız sorunların büyük kısmı, aktüel taraflarının bugünle ilgisi olabilir ama derin tarafları cumhuriyetle sınırlandırılamayacak kadar geriye gidiyor ve önemli. Cumhuriyet bu meseleleri derinleştirmiş ve özellikle çok partili hayatla birlikte halkın din merkezli hareketlerini bastırmak ya da kontrol altına almak için müdahalelerde bulunmuştur.
Bence şu soru çok önemli: Bugün Türkiye’deki tartışmaların problemi İslam mı, aktif siyasi hareketler mi? Dar bir bakışla sanki İslami hareketlermiş gibi görünüyor. Oysa bütün modernleşme tarihimiz boyunca böyle olmamıştır. Esas mücadele İslam ile modernleşme arasında geçmiştir. Bu yüzden simgesel ikonlar üzerinden yürütülen mücadele esas İslam’la alakalıdır; siyasi simge filan bunun hikaye kısmıdır veya mücadeleyi meşrulaştırmak için kullanılan unsurlardan biridir. Şimdilerde ise yardım derneği konusu!.
Demokratikleşme İslam’ı öne çıkarmıştır. Eğer demokrasi bu topraklardaki halkla, ruhla irtibatlı hale gelecekse bu kaçınılmaz olarak İslam’ı öne çıkaracaktır. İttihatçılar ve cumhuriyeti kuran kadrolar da bunu biliyordu. Fakat demokratikleşmenin nasıl yürüyeceği de ayrı bir konudur..
Cemaatlerle ile ilgili bazı kesimlerde eleştirel tavır var. Dinlerarası diyalog faaliyetlerine açık eleştiri var. Oysa; bazı cemaatler bir başarı öyküsü olarak görülüyor ve gösteriliyor...
Cemaatler içinde bir hareketi müstakil olarak ele almak yanıltıcı olur. Mesela Türkiye’de cemaat ve tarikat hareketleri, bazı liberallerin dile getirdiği gibi bir sivil toplum hareketi değildir. Sivil topluma çalan tarafları var ama sivil toplum hareketi değiller. Bunun hem Türkiye’den kaynaklanan, hem cemaat yapılarından kaynaklanan sebepleri var. Onun için cemaat ve tarikat hareketleri, devletin şemsiyesi altında yeniden organize olmuş kuruluşlardır. Bu onların ikinci tarafta, yani İslami endişe sahibi, İslamcı tarafta yer almadıkları anlamına gelmez. Türkiye’deki cemaat ve tarikat yapılarının 1924’ten sonra devletin şemsiyesi altında varlıklarını sürdürdüklerini hesaba katmamız lazım.
Din’i din olarak, siyaset’i siyaset olarak, yönetim’i yönetim olarak algılamadığımız sürece tartışmada devam edecek gibi.
Günün Sözü: Dostluk ve arkadaşlık sakinleştirici iksirdir ancak sen yine kendinle ol.
Deve mi, Kuş mu: Münafıklar!
Demokrasi, demokratikleşme, açılım, millet arkamızda sakızı çiğneyenler ... Deve midirler, Kuş mudurlar?
Hikâyeyi bilirsiniz... Hani, devekuşuna sormuşlar ya; Deve misin, Kuş musun?.. O da, Ben deveyim demiş... O halde Koş demişler... Ben kuşum, koşamam demiş... Madem kuşsun, o halde uç! demişler... Ben deveyim, uçamam! demiş!..
Yani, ne develiğin gereğini yerine getirebilmiş, ne de kuşluğun!..
Bence, aynı soruyu, dinci görüntülü kişilere de sormak gerek... Siz; Müslüman mısınız, münafık mısınız?
Ne diyeceklerini, nasıl cevap vereceklerini gerçekten merak ediyorum... Çünkü bunların Müslümanlıkları da sahte, sözleri ve yaptıkları da!..
Aynen devekuşu gibiler!..
Ne develer, ne de kuşlar!..
Ama, şu da var:
İşlerine geldiğinde hem develiği, hem de kuşluğu çok iyi kullanıyorlar!..
Münafık kafirden daha alçak!
Her zaman söylemişimdir:
Türkiye’nin en büyük problemi, öyle olanlar değil, öyle görünenlerdir!.. İnsanlar, yanlış da olsa, samimi olarak bir yolda yürüyor ise, ondan bir zarar gelmez!..
Ama öyle değil de, öyle görünüyor ise; böylelerinden uzak durmak ve onlardan korkmak gerekir!..
Öyle görünenler olarak münafıkları gösterebiliriz...
Bakınız, Kur’an-ı Kerim’de 3 sınıf insandan söz edilir... Mü’minlerden, Kâfirlerden ve bir de münafıklardan!..
Ve buyrulur ki;
Münafıklar, kâfirlerden daha tehlikelidir!..
Ve hatta, daha alçaktırlar!..
Niçin?..
Çünkü, kâfir olanı herkes bilir ve ona göre tavır alır... Ama münafıklar; kâh Müslüman görünürler, kâh kâfirlerle iş tutarlar!..
Yani, fırıldaktırlar!..
Dolayısıyla, onlara güven olmaz!..
Aynı tehlike, ortalıkta eşlerinin türbanı görüntüsü ile müslümancılık oynayan münafıklar için de geçerlidir...
Müslüman geçinenlerden kork!
Zira, her zaman yazdığım gibi;
Bu ülkede, Samimi Müslümanlar evet vardır...
Ama, Müslüman geçinenler ile Müslümanlıktan geçinenlerin sayısı da yabana atılmayacak kadar çoktur!..
Aynı yargı, milliyetçi, demokrat liberaller için de geçerlidir...
Gerçekten de; Türkiye’nin bağımsızlığını ve bağlantısızlığını savunup, bu ülkenin peyk olup sömürülmesine karşı çıkan ve bunun da gereğini yapan samimi Müslümanlar, demokratlar, milliyetçiler vardır...
Ama, bunun yanı sıra; Müslüman geçinenler de vardır... Hem, Emperyalist ABD’nin Türkiye üzerindeki baskısına hayır diye nutuk atarlar, hem de ABD’nin sembolü olan Coca-Colayı içmekten, Marlboroyu tüttürmekten geri kalmazlar!..Kıçında “Bluejean” kot!..Ayağında Caterpillar bot!..Ama eşinin ve kızının başında türban!
Bu ne perhiz, bu ne turşu!..
Müslüman geçinenler böyledir işte!..
Bir de Müslümanlıktan geçinenenler var ki, onları hiç sormayın!.. Gazetelerdeki yazılar ve TV’lerdeki konuşmalara yansıyan diyalogları hatırlarsanız, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır...
Bunlar, Müslüman mıdırlar, Müslüman geçinenlerden midir, yoksa Müslümanlıktan geçinenlerden mi?..
Bir başka şekliyle sorarsak;
Devekuşu mudurlar, yoksa deve veya kuş mu?
Ama, şurası bir gerçek: cahil kesimi ve samimi insanları iyi aldatıyorlar ve malı iyi götürüyorlar!”
Günün Sözü: Yaşarken de, öldükten sonra da iyi anılmak istiyorsan dürüst ol.
İslam, Sömürü ve İstismar!
İnsanlık için, öncelikle Müslümanlara büyük görev düşmektedir. Yeryüzünü kan gölünü çeviren batılı emperyalistlere karşı güçlenmek etkin olmak ve caydırıcı olmak zorundadır.İslam; sömürmeye, istismara karşı mücadele demektir!
Ama nasıl?
Bilimde teknolojide atılımı nasıl ne şekilde yapacak?
Hemen her İslam ülkesinin başında işbirlikçiler var. Küresel güçlerin emirlerine göre hareket ediyorlar. Halkı zapturapt altında tutuyorlar.
Kurulan dünya düzeni batılı sömürgecilerin düzeni. Kurallar onların kuralı.
Son iki yüzyılın bütün dünyayı etkileyen savaşlarında dökülen kanlar, insan kanıyla yıkanmaya çalışılmıştır. Bir insanın kanı başka bir insanın kanına karışırsa, dünyada kan dökülmesinin önüne hiçbir güç geçemez. Savaş zamanlarında insan, barış zamanlarında kurban kanı dökülür. İnsan kanının dökülmesi, insan kanıyla değil, kurban kanıyla önlenir.
Dünyanın bütün şehirlerinde, insan kanına susamış, kan dökücüler cirit atıyor. Kimin, nerede, nasıl kan dökeceğini kimse bilmiyor. Dünya dehşet çağına girdi. Dehşet çağında, kan dökmek için, her yol deneniyor.
İnsan kanıyla kurban kanını birbirine karıştıranlar, dünyadaki kan tutulmasının önüne geçemezler.
İslam Devleti; Hz. Peygamber'in sağlığında, Avrupa büyüklüğünde, sınırları içinde milyonlarca insanın yaşadığı, geniş bir coğrafya olmuştur.
Kendisini rahmet ve savaş peygamberi olarak nitelendiren İslam Peygamberi'nin yönettiği savaşlarda, iki taraftan hayatını kaybedenlerin toplamı 354 kişidir. Hz. Peygamber, haksız yere bir insanın öldürülmesini, bütün insanlığın öldürülmesi olarak gördüğü için, savaş peygamberinden daha çok rahmet peygamberi olmuştur. Onun insan hayatına verdiği değeri kavrayabilmek için, adaleti, düzeni sağlamada izlediği stratejiyi, çok iyi bilmek gerekir.
Yobazlar tarafındanhemen herkes, inanç konusunda, bir şüphe bombardımanına tutulmaktadır. Modern insan olmayı, inançsız olmakla bir tutuyorlar.. Bir çok kişi şüphenin pençesinde..Kimisinin deist olduğunu, kimisinin ateist olduğunu yazıyorlar, konuşuyorlar.
Eleştiriyi insafsız denecek kadar sert yapmak moda oldu..
Yahya Kemal hakkında bile çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Ama bakın şu cümlelerdeki anlama ondan sonra önyargıyla insanlara bakalım.
**
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
**
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bugün mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
**
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses.
**
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
Ne kadar saf idi siması bu mü'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu.
Münafıkların; akıl ve ruhlarına maalesef artık hitap etmeyen gerçeklik budur.
Günün Sözü: Aklınla duygunu, gerçekler dünyasında kullan. Kullan ki mutlu olasın.
Akıl, İslam ve yobazlaşma!
İslam dünyasında; akla, bilime aykırı her türlü düşünce, İslam adına insanlara telkin edilmektedir. Ve bu da İslam ahlakı diye ifade edilmektedir.
Oysa; İslam, akıl demektir. Ancak hangi İslam? Sorulması gereken budur. Kur’an ahlakı mı yoksa gizli düşünce ve niyet sahiplerinin uydurduğu ahlak mı?
Akla ihanetin sembolleri var. İnsanları Kur'an'ın aydınlık dünyasıyla tanıştırmamaya çaba sarf ediyorlar. Allah ile de doğa ile de kendi benliğimizle de barışma imkanı sağlatmıyorlar..
Dinler tarihi; akla, sevgiye ve insan haklarına ihanetlerle doludur. İslam bile bu ihanetler tarihinin dışında kalamamıştır. Onun tarihi de akla ve aklı temsil edenlere ihanetlerle doludur.
Hayatın ve insanın yükselmesini istemeyenlerin temel düşmanları, aydınlanmacı beyinlerdir.
Her türden akılcı, bilinçli imanın değişmez düşmanı ise dinciliktir..
İslam'da bunlara, bu tiplere ‘yobaz', ‘mürteci' veya ‘mutaassıp' denir. Mürteci ve mutaassıp tabirleri Kur'an kaynaklıdır. Çünkü taassup ve irticadan en çok bahseden Kur'an'dır. Bütün mürteci ve mutaassıplar, öncelikle Kur'an'ın düşmanı olarak bilinmelidir.
Türkiye'deki sözde aydınlar, laiklik ve aydınlık adına bu gerçeği anlatacakları yerde, taassup ve irticayı sadece kendilerinin düşmanı gibi göstermişlerdir.
Taassup ve irticaya son zamanlarda dört müsibet-bela daha eklenmiştir.
- Siyaset dinciliği,
- Ekonomi dinciliği
- Mitolojik hurafe dinciliği
- Haçlılarla işbirliği dinciliği.
-
Dincilik; Haham-Papaz-Molla İşbirliği ve dinlerarası diyalog maskesi adı altında yürütülmektedir.
Hurafeciler ve siyaset dincileri, Kur'an'ın ismini zikrederek saygınlık elde etmektedirler ama adres olarak İslam’ı göstermektedirler. İslam’a Kur’an’a büyük bir iftira etmektedirler. Gösterdikleri yol, anlattıkları din, İslam değildir. Sakala, şalvara, cübbeye, türbana, laf ebeliğine indirgenen İslam’la karşı karşıyayız. Her türlü ahlaksızlıkla, yoksulu, mağduru istismar edenler, hakları gasp edenler örtü örtmektedirler. Örtü, İslam olmaktadır. Ki Kur’an’ın Allah yolunun en büyük düşmanı olarak ifade ettiği bu tiplerdir.
Bugün, insanlığın geldiği yere bakıp Kur'an'ın gösterdiği temel amaçlara yönelerek, yeniden yapılanmak gerekmektedir. Bu yapılanmanın yolunu açmada, sorgulayıcı bir beyne sahip olmak, okumak, öğrenmek ve anlamak moduna girmek gerekir..
İnsan; Kur'an'ın gösterdiği yola giderek din’le çağı ve aklı kucaklaştırmak için, dini kullananların kıskacından hem de dini hor gören inkar kıskacından kurtulmak zorundadır.
Türk insanının, Allah diyeni laiklik düşmanı ve laikim diyeni din düşmanı ilan eden bu iki aklı dışı kıskaçtan kurtarılması lazımdır.
Türk insanının, hava ve su kadar muhtaç olduğu temel iki değer budur. Bu değerleri anlamalıyız. Aksi takdirde, önündeki dönem çok ıstıraplı bir zaman olacaktır.
Dinlerine asıl amacından çıkarıp kendilerine benzeten batıl kesimler, Müslüman insanın kendine ve geleceğine sahip çıkmasını asla istememektedir. Sürekli bir biçimde tarihi değerlere karşı çıkmaları bu yüzdendir.
Düşünce dünyasında prangalanan akla karşı, işletilen akıl'ı temsil etmek gerekir.
Batı'nın, Türkiye ile ilgili olarak geliştirdiği politikalar, laikliğin dibini oyarak Müslümanların işletilen aklı yakalamalarına engel olan politikalardır.
Din istismarcıları biliyor ki, işletilen akıl devreye girmeden İslam’dan hayır görmek mümkün değildir. On nedenle de aklın sorgulayıcılığını önlemeye çalışmaktadırlar. Kur’an; akıl sahiplerine hitap eder.
Kur’an odaklı gerçek İslam'ın, gelişmeyle, değişmeyle, bilimle, akılla ve bunların ürünü modern hayatla sorunu olması mümkün değildir. Sokaklarda örneği verilen tiplerin, İslam alimi diye tanıtılanların anlayışının ise, değil modern hayatla, insanı insan yapan hiçbir değerle bağdaşması mümkün değildir.
Bu ‘çıkar için kullanılan İslam', İslam alimi diye yutturulan lanse edilen güruh, sırtımızda bir kamburdur. Bunu sırtımızdan atıp, İslam’ın anlamı olan Kur’an, tebliğ eden peygamber ve onu bugünlere örnek yaşayışları ile taşıyan seçkin temsilcilerin aydınlık dünyasıyla tanıştığımız zaman, kendi benliğimizdeki değişimi de görebiliriz.
Günün Sözü: Akıl insanın cevheridir. Aklını gönlünü gerçeklere kapatma, pişman olursun..
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER