Ülke iyi mi yönetiliyor?
AHMET KAYA GİBİ TÜRKLERE ŞEREFSİZ DİYENLER İLE SAİDİ KÜRDİ GİBİ,KÜRT İSLAM DEVLETİ KURMAK İSTEYEN, SAHTE MÜSLÜMAN VE KÖKTENTÜRK DÜŞMANLARININ DÜŞÜNCELERİ VE ONLARIN SAVUNANLARINI, TÜRK ÜLKESİNİNİN ESAS KURUCULARI OLAN "TÜRK MİLLETİ" TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE ELBET BİRGÜN YARGILAYACAKTIR!!
Yazan:Prof.Dr.Nurullah AYDIN
Günlük gazete manşetleri, TV ekranları Ergenekon, açılım, terör, Kürt, Ermeni sorunu ile, o dedi bu dedi ile dolu..!Oysa halkın yaşamında bunlar yok.. Ya ne var?
Bakın; Bazıları rüşvet sever.“Ülkelerin yolsuzluktan ne kadar arınmış olduklarını liderlerin beyanları değil, uluslararası objektif ölçümler tayin eder.
Bu ölçümlerden belki de en iyi bilineni Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından hazırlanandır. Örgüt her yıl yayımladığı Yolsuzluk Algılama Endeksi ile ülkelere ayna tutuyor.Birkaç gün önce yayımlanan son endeks Türkiye’nin dürüstleşme ve temizlenme konusunda daha bir fırın ekmek yemesi gerektiğini gösteriyor.
Türkiye 180 ülke arasında 58’inci sıradadır....’Buna bakıldığında’ diyor Uluslararası Şeffaflık Örgütü ‘Türkiye’nin yine sınıfta kaldığı, en hafif ifadeyle, oldukça başarısız bir seviyede bulunduğu ifade edilebilir’”.Alkol tüketiminde ürküten rapor
Din, Allah, kitap kurani ayet hadis diyerek ülkeyi yönetenlerin yönettikleri halkın durumu ortada!
Nasıl mı?
Bakın;
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Gebze Şubesi'nin hazırladığı rapora göre, Türkiye'de kişi başına yıllık alkol tüketimi 15.4 litreyi bulmuş.Raporda, ülkemizde sadece geçen yıl 3.3 milyar doların alkole harcandığı da belirtilmiş..
Şarap, rakı ve likör tüketiminin hızla arttığı vurgulanan raporda, en çok tüketilen içkinin bira olduğu ifade edilmiş..!Ülkemizde cinayetlerin yüzde 85'inin, tecavüzlerin yüzde 50'sinin, şiddet olaylarının yüzde 50'sinin, trafik kazalarının yüzde 65'inin, akıl hastalıklarının yüzde 60’ının alkol nedeniyle olduğu belirtilen raporda, alkolün hafıza kaybı, körlük, mide kanaması, kalp yetmezliği ve erkeklerde iktidarsızlığın en önemli nedenlerinden biri olduğu kaydedilmiş..Kürt Baronların bilerek ve planlı olarak sattıkları Eroiin ile gençlerimiz zehirleniyor,yüzlercesi altın vuruş ile intihar ediyorlar!Hepsi planlı programlı olarak Türk gençliği yokediliyor!Esrar,Ot ve Sigara içme yaşı neredeyse ilkokula kadar indi.Raporda, değerlendirme de yapılıyor ve deniliyor ki;
"Sadece Yeşilay değil herkes alkol sorununa el atmalı. Daha genç yaşta bira içen çocuğuna 'içsin, aslanıma yarasın' diyen ebeveynler, çocuğu büyüdüğünde de rakı parasını cebine koymak zorunda olduğunu bilmeli. Alkol masum değil. O çok can aldı. Bizler dur demezsek daha da alacak."
Başka;‘60 bin kadın, bedenini satmak için sıraya girmiş durumda’
Türkiye’nin, ekonomik krizi en ağır yaşayan ülkelerden biri olduğu artık gizlenemiyor. Birileri krizi fırsata çevirdi ve gelir adaletsizlik giderek derinleşti. Sokaktaki insan kan ağlıyor. KİMSE KİMSEYE GÜVENMİYOR.HERKES BİRBİRİNE KAZIK ATIYOR!DOSTLUK,ARKADAŞLIK VE HATTA AKRABALIK DEĞERLERİ BİLE BU SİSTEMİN SİSTEMATIĞİ İÇİNDE YOK EDİLDİLER.KOMŞULUK İLİŞKİLERİ SIFIR.HERKES TAKİYYE YAPIYOR!MENFAAT BİRİNCİL YAŞAM GÖRÜŞÜ OLDU!TEMİZ VE SAF OLANA APTAL GÖZÜYLE BAKILIYOR.NAMUSSUZLAR NAMUSLULARI BASTIRDILAR.BUNU YAPARKEN DE DİN VE TARİKATLARI KULLANARAK YAPIYORLAR.SOSYAL AHLAK ÇÖKTÜ.KİMSENİN KİMSEYE SAFGISI KALMADI.HERKES GÜNÜ HANGİ MENFAAT VE ÇIKAR HESABI İLE GEÇİRECEĞİNİ PLANLIYOR!AMA TARİATÇILIK,ŞEYHLİK,ŞIHLIK,SAHTE İSLAMCILIK VE ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ PATLADI!EVET PATLADI.ARAPÇAYI VE ARAP ALFABESİNİ RESMİ DİL YAPSALAR VE HERKES ARAPTIR DESELER KİMSENİN ÇITI ÇIKMAYACAK!!!!!KİMSE TÜRK ATALARI VE SOYU SOPU İLE İLGİLENMİYOR!HERŞEY ARAP SÜNNİ BAAS MİLLİYETÇİLİĞİ,SAPIK ARAP EMİRLERİ,KÜRT VE ERMENİ İÇİN!!!!!ARAKASI DA GELECEK GÖRÜNÜYOR:SIRADA GÜRCÜLER,ÇERKEZLER,ABHAZALAR DA VAR!!!!!!AYNI BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI DÖNEMLERİNDE OLDUĞU GİBİ!!!!!!!!!!Bu tablonun devam etmesi durumunda sosyal patlamaların yaşanacağı göz ardı edilmemesi gereken durum. Çiftçi, işçi, emekli perişan durumda, işsizlik artıyor. Bir yandan da birilerinin mal varlığında artışlar oluyor.Böyle bir ortamda nasıl oluyor da birilerinin mal varlığında süratli artışlar oluyor? Kimdir bu birileri? Bu birileri, açıklanmalıdır. 20 yıl önce kiralık evde otur.. İl başkanı iken genel merkezden maaş al.. Belediye başkanlığı ile başbakanlıkla servete kavuş.. Örneği tabiî ki dünyada da çok. Tabi ki krizden etkilenmeyecektir. O villalara da medyaya açılmalıdır. Kendi geleceğini nasıl garanti ettiğini Türk toplumu görmelidir.Ülkede örtülü bir faşizmi uygulanma yolunda. Her alanda ciddi baskılar görülüyor.. Millete din iman söyleminde bulunuyorlar. Ancak, bir bakıyorsunuz ki 60 bin kadın, hayat kadını olarak geçimini sağlamak için sıraya girmiş durumda. Bu acı tabloları, medyanın, gündeme getirmesi lazım. Yandaş medya yarattılar. Türkiye’yi güllük gülistanlık gösteriyorlar. Sadaka kültürünün normal bir ekonomi politikası haline geldiğini görüyoruz. Sadaka kültürü insanları ötekileştiriyor. İnsanlar aş alırken yüzlerini kapatıyorsa, bu utanç kimin utancıdır acaba!
Hayalle gerçeğin farkını görmeye çalış ki hayal kırklığı yaşamayasın.
Ülke tabiî ki iyi yönetilmiyor.O zaman Kimin morali iyi ki?
Türk Milletinin morali bozukmuş!
Pazar Araştırma Şirketi Millward Brown, krizde tüketici davranışlarını ve tüketicinin kriz ile birlikte ortaya çıkan yeni tüketim trendlerini ortaya çıkaran bir araştırma gerçekleştirmiş..
Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu İtalya, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Almanya, Hollanda, Polonya, Romanya olmak üzere toplam 9 ülkede gerçekleştirilen Millward Brown Idea Blog çalışmasına, Türkiye çalışması için 132 kişi düzenli katılım göstermiş ve Türkiye'de kriz ile birlikte tüketicinin davranışları analiz edilmiş!
Araştırma, Avrupa ülkelerinde ki tüketiciler ile Türk tüketicinin arasında ki krizde ki davranış farklılıklarını ortaya koyuyor.Araştırmaya göre, Türkiye'de geçen yıla oranla kişisel finansal durumunun yüzde 14 daha kötü olduğu, ülke ekonomisin yüzde 44 daha kötüye gittiği ve halkın moralinin ise diğer yıllara oranla yüzde 36 daha kötü olduğu ortaya çıkmış.Araştırmaya göre tüketici ilk tercihlerini değiştirmemiş görünüyor. Ancak, premium markaların, ilk tercih skorlarında ciddi düşüşler söz konusu olurken, ana markalar ve market markaları düşüş yaşamıyor. Tüketicilerin büyük bir çelişkiye düştükleri görülmüş.
Giderleri kıs düşüncesi hakimken hayat tarzını sürdür düşüncesi de var.
Gelirlerin yüzde 51 aynı kaldığı ve harcamalarında ona paralel olarak yüzde 44 arttığı gözlenmiş. Türk insanının eğlence giderleri yüzde 26 azalmış..
Bir diğer çarpıcı sonuç ise krize rağmen insanların bazı alışkanlıklarından taviz vermediğidir. Örnekler; Temel gereksinim (Düzenli alışverişler, 'Ailemin bunlara gereksinimi var'), Ruh sağlığı (Bir bardak kahve, gazete 'günün stresini üzerimden atmalıyım'), Yaşam tarzı (Daha kişisel ve büyük kalem alışkanlıklar 'her gün spor yapmalıyım, çocuklarım piyano dersi almalı'), Eğlence (Ödüller 'dışarıda pahalı bir yemek, harika bir gece...' )
Millward Brown Türkiye Genel Müdürü Betül Khan,a göre; Krizle baş etme stratejileri krizin yağını çıkarmak’tır.. İtalyanlar veya Portekizler gibi ümitsizliğe ve çaresizliğe kapılmıyorlar, ya da Çekler ya da Romanyalılar gibi durup beklemiyorlar. Krizde farklı iş olanakları, ya da promosyon, indirim kampanyaları gibi fırsatların doğacağına inanıyorlar.
Bu nispeten daha olumlu havayı üretici sektörlerin ve markaların değerlendirmeleri ve marka ve ürünleri tüketme konusunda tüketici iç görüsüne dayanan çekici ve yaratıcı reklam kampanyalarıyla tüketimi canlandırmaları mümkün. Vermeleri gereken alt mesaj tüketimin israf olmadığını hissettirmek, duygusal tarzlı ama ürün ve hizmetlerin fonsiyonel / fiziksel faydalarını hatırlatan kampanyalara yer vermeli; tıpkı maden suyu üreticilerinin 'içiyorsam sebebi çok' kampanyasında olduğu gibi...”
Bu ülkede bazı avantajlara sahip olmak için AKP’li olmanız ya da desteklemeniz gerekiyor.
Yaşanan sel felaketinden bile halkı sorumlu tutan bir yönetim anlayışı var.
Ampullerin 7 yıllık iktidarında ilerleme sağlanan olumlu bir icraat var mı? Ama bakın her alanda geriye gittiğimizin bir kaç örneğini verelim. Futbolda dünya üçüncüsüydük şimdi ilk yirmide bile yokuz. Baskette Avrupa şampiyonuyduk şimdi en alt sıralarda..Atletizmden bilardoya birçok alanda şampiyonluklardan artık eser yok..Ya ne var? Açılım da açılım!
Ahlaksızlığın soygunculuğu talanın bölücülüğün kin ve husumet tohumlarının yeşertilmesi için çabalar artarak devam edip gidiyor..Gençler sınav maranonuna sokularak bilinçsizleştiriliyor ve kişiliksizleştirilliyorlar.Anneler ve babalar çocuklarını yatırım aracı görüp 18-30 yaş arasındaki çocukların yakasını bırakmıyor ve onların her şeyine karışarak hayatı zehir ediyorlar!Geleceğin Türk Anneleri ve Türk Babaları zor durumda ve yitikler!Kısaca Türkiye her alanda sapır sapır dökülüyor…, Şapır şupur ise soyuluyor..
Gelir uçurumu artıyormuş, yoksullaşma oranı ve zenginleşme oranı tersten artıyormuş.. kimsenin umurunda değil! Adalet ve kalkınma dedikleri bu!.
Gençler ya kendini Sheakspirin avrupalı torunu ya da Arap Çöllerinin Bedevi bilmemne sahabesinin torunu sanıyor!!!!!!!Kendini Türk olarak görmeleri kasıtlı olarak engelleniyor!!!!!!!Ortada Türk kültürü ve Töresi ile Türklük bırakılmamaya çalışılıyor!!!!!!
Sonra da bazı nemalananlar çıkıp, utanmadan insaftan bahsediyor..
At gözlüğü ile bakan, düşünen, hareket eden devlet malı deniz yemeyen domuz tekerlemesine inanmış güruh, maalesef ülkenin satılacak bir şeyini bırakmadı.. Öylesine ki, Ankara’da cami bile satışa çıkarıldıktan sonra!!
Bütün bunlara rağmen,sanki hiçbir olumsuzluk olmuyormuş gibi ülkede hala Konuşanlar ve susanlar var!
Ya da şöyle diyelim; konuşturulanlar ve susturulanlar!
Ağzı olan konuşuyor. İncir çekirdeğini ya da fındık kabuğunu doldurmayacak ölçüde konuşanlar var. Ağzı torba değil ki büzesin..
Bırak konuşsunlar diyeni de var, susturun şunu diyeni de!..
Son günlerde olan bitenler karşısında bu cümleler ağızlardan dökülüyor..
Karanlıkta ışık yakanlar tehdit altında.
Sistemli bir tedirgin etme süreci yaşanıyor/yaşatılıyor.
Elbette her karanlık gecenin bir sabahı vardır.
Bu gerçek yok sayılamaz.
Güneşin doğuşu engellenemez.GÜNEŞ TÜRKLÜK BİLİNCİNDEN DOĞACAK.TÜRK TÖRESİNE DİLİNE VE KÜTÜRÜ İLE ONUN KUTLU DEĞERLERİNE SARILMAKTAN SONRA DOĞACAK.AYNI MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN VE TÜRK BOYLARININ TÜRK DÜŞMANLARINA KARŞI KAZANDIĞI KURTULUŞ SAVAŞINDA OLDUĞU GİBİ!!!!!!
Ne var ki, Ama güneş doğacak diyenlerin bunu görememeleri mümkün.
Galileo, iddiaları, kitapları nedeniyle zindana atılmıştı.
Taş duvarlar arasında kör oldu.
Son sabahında da doğan güneşi görememişti.
Herkes her gün konuşuyor..
Tarafların temel konulara bakış açısından yeni ne var, yeni ne olabilir sorusunu düşündüm.
Var mı yeni bir şey?
İnandırıcı olabiliyorlar mı?
Beni ikna edemiyorlar, ya sizleri?
Türkiye’de asker, siyaset, medya, sermaye ilişkilerinin demokrasilerdeki olağan yerine oturması için hem zihinsel hem yasal değişiklikler gerekiyor. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından bu ihtiyaç uzun yıllardır orta yerde duruyor.
Kurumların saygınlığı...
Bazı önyargılarla ve demokratlık kisvesi altında kurumların saygınlığını sarsmak isteyenler yargıyı, TSK’yı, demokrasiyi engelleyici bir kurum olarak görüyor.
Siyasete doğrudan dolaylı müdahaleler, Türkiye’de demokrasi ve hukuk düzeninin yerli yerine oturmasında olumsuz rol oynamıştır.
O kadar çok örneği var ki.
Böyle düşünmek, ne önyargılı olmaktır, ne de demokratlık kisvesi altında devleti yıpratmaya çalışmaktır.
Tam tersine. Demokrasi ve hukuk düzeni içinde kurumların doğru yerini savunmak, onun saygınlığını korumak ve kollamakla eşanlamlıdır.
Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde ‘ulus-devlet’in kuruluş aşamasındaki bazı aşırılıkları ve bunların bugüne dönük kötü mirası üstünde daha çok düşünmeli.
Bu acıların tümünden eğer dersler çıkarıp bu ülkede demokrasi ve hukuku oturtacaksak, böyle bir niyetimiz varsa, herkesin kendi içine dönerek köklü bir özeleştiri mekanizması çalıştırması gerekir.
Sorumluluk uygusu; hem demokrasi ve hukuk, hem de kurumların saygınlığı açısından şarttır.
Kurumları ve o kurum yetkililerini eleştirmek, devlet hele hele hükümet düşmanlığı değildir.
Siyasi iktidar yetkilerini bazı bakımlardan eleştirmeyi, devlet-hükümet düşmanlığı’ içine sokmak, yanlışları sorgulamayı önlemektir ki, bu da demokrasileri demokrasi yapan özgür tartışmaya büyük bir darbe indirmek olur.
İktidar partisi, eşittir, devlet anlayışı, tehlikeli bir gidiştir.
Farklı düşünenlerle bir tartışma ihtiyacı, bir diyalog kapısı aralama ihtiyacından doğabilir.
Türkiye’nin daha fazla gerilmemesi, kutuplaşmaması için özgür tartışma ve diyalog ortamlarına kesin ihtiyacı var.
Ancak yine de Türklere Kin kusanlar, milletin emanetine ihanet edenler görülmektedir!
Ampullerin kongresi yapıldı.Hazretleri konuştular.. Aldıkları şaibeli % 47 oyu Ayetmiş gibi göstererek ,Güya Milletten başka bir güç tanımadığını üzerine basa basa ilan ettiler... Yargıya ve TSK’ya güya mesaj veriyorlar..
Peki ama TBMM mutlak yetki sahibi midir? Meclis çoğunluğu, devlet midir?
Demokrasi kuramlarında böyle bir anlayış ve yaklaşım yok.. Devlet teorilerinde de böyle bir anlayış ve yaklaşım yok..Kısaca cumhuriyet, demokrasi ve devlet kavramlarında böyle bir düşünce söz konusu değil…
Anayasalarda da yok.. Anayasalar; halkın egemenliğinin organlar eliyle kullanacağını yazar.. Meclisler de bu organlardan biridir. Devlet; yargı, yasama ve yürütmeden meydana gelir.. Yasama yani meclis, tek ve mutlak yetkili sahibi değildir.
Hukuk devleti; siyasi iktidarın, keyfi uygulamalarına karşı hukuk kuralları ile denetlenebilirliğini ifade der. Aksi halde tek parti diktatörlüğü, oligarşik yönetim olur.. Bunun için hukuk devleti kabul edilmiştir. Demokrasi ise çoğunluğun mutlak otoritesi değildir. İktidar çoğunluğunun hukuk içinde değişebilirliğini, azınlığın haklarının güvencesini yansıtır..
Bir dönemin yüzde 50 üzerinde oy alan iktidar partileri DP, AP, ANAP bugün yoklar.. Çoğunluğu kazanan partiler de bugün halkın tercihi ile devre dışıdır. Yani bugün çoğunlukla ta olunabilir ama yarın halk iradesi ile iktidar dışında olabilirsiniz. Kalıcı olan devlet kurumlarıdır. Devletin varlığı ve devamlılığı anayasal kurumların varlığı ve eşgüdümü ile sağlanır..
Bunları yok saymakla ne amaçlanıyor? İyi düşünmek gerekir. Bakalım görelim..
Şimdi siz böylesine duyarlılığın yüksek olduğu bir ortamda böyle açıklama nasıl ve neden yapılıyor dersiniz?
Ülkede yüzyıllardı var olan toplumsal ortak doku parçalanmak için dinamit üzerine dinamit konuyor..
Ne yazık ki, halkın oyu ile iktidara gelenler eliyle yapılıyor..
Milletin vergisiyle ödenen maaşla devletin kurumlarına, devletin ve milletin birliğine her gün hakaret üzerine hakaret edenler daha ne zamana kadar kin kusmaya devam edecek?
Peki bu ne zamana kadar böyle devam edecek dersiniz?
Oysa halkın geçimi konusu gündemde bile yok.. Tartışılmıyor.
Bakın; Sanayi yüzde 9.4 küçüldü
Aylık Sanayi Üretim 2009 yılı Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.4 azalarak 107.4’e geriledi. Mevsim ve Takvim Etkilerinden Arındırılmış Endeks ise bir önceki aya göre yüzde 0.8’lik artışla 101.2 oldu. GSYH, son üç çeyrektir azalmaya devam ediyor.
IMF: Türkiye yüzde 6.5 küçülecek
İstanbul’da düzenlenen IMF-Dünya Bankası Yıllık toplantısı çerçevesinde Dünya Ekonomik Görünümü raporu yayımlandı. Rapora göre Türkiye, bu yıl yüzde 6,5 oranında küçülürken, gelecek yıl ise yüzde 3,7 oranında büyüyecek, bu yıl sonunu yüzde 6,2 enflasyonla tamamlayacak Türkiye’de, gelecek yılın enflasyonunun ise yüzde 6,8 olacağı öngörüsünde bulunuluyor.
IMF, Türkiye’nin 0.60 olan kotasını yüzde 1’in üzerine çıkartılırken, fondan çekebileceği kredi miktarı artacak, maliyeti ise azalacak. IMF’deki kota artışı bu kurumda daha çok söz sahibi olmasına imkan tanırken, ayrıca daha az maliyetle, daha çok kredi için esnek koşullar sağlıyor.
Türk-İş'in raporu: IMF'den bize dost olmaz
Türk-İş tarafından hazırlanan IMF-Dünya Bankası Kavşağında Türkiye-Sendikal Yaklaşım isimli raporda, “IMF’den Türkiye’ye dost olmayacağı, önerilerinden reçete çıkmayacağı”… “Türk-İş olarak IMF-Dünya Bankası patentli politikaların terk edilmesi çağrımızı yineliyor ve siyasi tercihin bu yönde oluşmasını talep ediyoruz” deniliyor.
TİSK ise ümitsiz: 2010 yılı daha da zor geçecek.
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), yılın son çeyreğine girilen bir dönemde açıklanan veriler ile birlikte Orta Vadeli Program ve Mali Planı’nın da göz önüne alındığında Türkiye için 2010 yılının çok zor geçeceği uyarısında bulunuyor.
TİSK Eylül Ayı Ekonomi Bülteninde, 2009 yılı ikinci çeyrek GSYH rakamları ile Türkiye’nin 2008 son çeyreğinden, 2009’un ilk iki çeyreğine, üç çeyrek üst üste küçülerek resesyona girdiğinin kesinleştiği ifade edilerek, krizin Türkiye’yi ağır bir biçimde etkilediği belirtilen bültende, sanayi üretimi ve kapasite kullanımının yılın üçüncü çeyreğinde de krizin etkisinin güçlü bir şekilde devam ettiğini gösterdiği belirtiliyor.
Konuk cumhurbaşkanı gibi!
Tüm bunlar ülkede olmuyormuş gibi şüpheli olarak zirvede oturan kişi, TBMM açılış konuşmasına Türk Devleti’nin cumhurbaşkanı değil de bir başka ülkenin konuk cumhurbaşkanı gibi konuşuyor ve ısrarla ve inatla TÜRK ADI , Türk Devleti, Türk Milleti deyimlerini kullanmamaya özen gösteriyor.. HERKES ANLASIN ARTIK!!!!!!KİMİN, HANGİ ETNİK KİMLİKLER İÇİN MÜCADELE ETTİĞİNİ!!!!!!!!TÜRK OLMASIN DA NE OLURSA OLSUN MANTIĞI HAKİM ARTIK!AYNI OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN YIKILIŞ FERMANLARI OLAN TANZİMAT DÖNEMLERİNDE OLDUĞU GİBİ!!!!!!!Bölücülerin, ayrılıkçıların, işbirlikçilerin, AB’cıların, ABD’cilerin ekmeğine yağ-bal sürüyor. Oy verenler düşünsün mü diyeceğiz ?
Sorun herkesin sorunu!
Günün Sözü: Bugün sana zararı olmayan durumun yarın en büyük zararı sana verebileceğini göz ardı etme.
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER