ULUSLARARASI VİZE KONUSU
Yazan:Cengiz SAVAŞERİ
Yeryüzünde bir ülkeden bir ülkeye seyahat etmek eski çağlardan beri yapılan olağan hareketlerdendir.
Eski çağlarda sınırlar kesin belli olmadığı için ülkeler arası seyahatler rahatlıkla yapılabiliyordu.
Yeni Çağın başlamasıyla birlikte ve özellikle Yakın Çağda kurulan BM ve onun tanıdığı sınırlar çerçevesinde ortaya çıkan ülkeler arası ilişkilerde ve her ülkede açılan konsolosluklar vasıtasıyla alınan vize adı verilen özel izinlerle ülkeler arası seyahatler gerçekleşmektedir.
1800’lü yılların sonundan itibaren işgal edilen ve parçalanan Osmanlı topraklarında konsoloslar, emperyalist düşüncelerle hem geniş Osmanlı topraklarına gözetim hakkı elde etmiş hem de Osmanlı vatandaşlarının Müslüman kısmına zorluk çıkarmaya başlamışlardır.
İşgal yıllarının verdiği fütursuz tavırlar Atatürk Türkiye’sinin kurulmasıyla kesilmiş ve Atatürk’ün “kısasa kısas” ve de “iyi niyete karşı iyi niyet” politikalarıyla son bulmuştur.
19. yüzyılda emperyalist-sömürgeci zihniyet tekrar hortlamış, pasif kalan hükümetlerimizin de yanlış politikalarıyla T.C. vatandaşlarına önce Avrupa, sonra ABD ve yeryüzündeki diğer ülkeler vize koymaya başlamışlardır.
Yapılan vize uygulamaları, insan hakları beyannamesine tamamen aykırıdır.
Konumuz ile ilgili olarakAkdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi; Vizesiz Avrupa Araştırma Grubu Başkanı Prof. Harun Gümrükçü, çalış tay başlatmış ve kamuoyunu bilgilendirmek için bildiri yayınlamış, verdiği bilgilere ve emeğine milletimiz adına teşekkür ederiz.
Bu çalışma Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin Türk vatandaşlarına uyguladıkları vizenin hukuki olmadığını ortaya koymakta.
Bu konuda, 12 Eylül 1963’te imzalanan Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması (Ankara Antlaşması) ve 23 Kasım 1970’de imzalanan ve 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol, A(E)T/AB-Türkiye ilişkilerinin tarihsel seyrini değerlendirmede iki önemli belgeyi oluşturmakta.
Prof. Harun Gümrükçü’ye göre, Ayrıca A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 1964 ile 2009 yılları arasında değişik tarihlerde aldığı 49 Ortaklık Konseyi Kararı bulunmaktadır. A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararları’ndan yola çıkılarak Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin, ‘Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ve Yerleşim Serbestisi’ alanlarında ve üye ülkelere Türkiye’den yapılacak hizmet sunma ve hizmet edinimi amaçlı seyahatlerde; Türk vatandaşlarının mevcut haklarını geriye götürecek yeni uygulamalar ve hukuki düzenlemeler getiremeyecekleri açıktır.
Antlaşmaların ortaya koyduğu bu temel hükmün yanı sıra, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) Ocak 1987 ile Ekim 2009 tarihleri arasında Türk vatandaşları ve şirketlerinin taraf olduğu 49 farklı dava kararı da bulunmaktadır. AB üye ülkelerinin bu en yüksek ve son yargı mercii olan ve merkezi Lüksemburg’ta bulunan ATAD’ın vermiş olduğu mahkeme kararları da Türk vatandaşlarına uygulanan vizenin hukuki olmadığı yanında vize ötesi hakların olduğunu teyit etmektedirler.
Aynı durum, AB’nin Türkiye’ye dönük yazdırttığı ilerleme raporlarında ve Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye konusunda hazırlattığı tüm raporlarda da görülmekte ve bu belgelerde bu haklar tamamen görmezden gelinmektedir.
Bu durum biz T.C. vatandaşlarını yani Türk milletini derinden yaralamaktadır. İnsan haklarına da aykırı olan bu tutum ve davranışların sonucu T.C. vatandaşlarının yani Türk milletinin sanki yeryüzüne ait bir millet olmadığı hissi doğurmaktadır. Hiçbir kurum ve kuruluşun ihracat, ithalat, turizm bahanesiyle bu konuyu savunmaları ve bahane göstermeleri kabul edilmemeli, dünyanın en güzel kültürel ve doğal güzellikleriyle en iyi otelleriyle hizmet veren Türkiye bu ucuz fiyatlarıyla zaten cazibe merkezidir. Ayrıca unutulmaması gereken bir konu da ithalat ihracat dengesizliği ve bütçe açıklarıdır.
Turizmden elde edilen gelirlerin aksine, yurt dışına çıkan vatandaşlarımızın, tahsile giden öğrencilerin ve yapılan lüks ithalatların ve yurt dışına çıkan gayri resmi fuhuş ve kaçakçılık paralarının, önemli olduğu ve dış ülkeler için vazgeçilemeyecek olduğu dikkate alınmalıdır.
Bu ulusal konuda, şahsî çıkarlar millet çıkarlarının önüne geçmemelidir.
Mütekabiliyet-karşılıklılık esası üzerine düzenlemeler yapılmasını yetkililerden bekliyoruz.
Gerekirse Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları mahkemelerine tüm sivil toplum örgütlerinin başvurmalarını tavsiye ederim.
Cengiz Savaşeri
Gazeteci-Köşe Yazarı
KÖKTÜRKLER