TÜRKİYE'DE DÖNÜŞÜM BAŞLATTILAR!

DÖNÜŞME, KOKUŞMA VE BAŞKALAŞMA
 
Evet Türkiye’de ciddi anlamda çok boyutlu değişim yaşanıyor. Olayın bu
boyutundan ziyade; bu dönüşmenin, bu başkalaşmanın, bu yozlaşmanın, bu
kokuşmanın, bu çürümenin sebepleri önemli!
Sahi, bu toplum nasıl bir hâle geldi?..İşte bunu düşünürken, Mustafa
Saka'nın yazısı çekti dikkatimi... İşte dedim, bu çürümenin temelinde
İsviçre Hastalığı var!..
Mustafa Saka; Dr. Serol Teber'in teşhislerinden yola çıkmış!..
Dr. Serol Teber, 1938 İstanbul doğumlu. İstanbul üniversitesi Tıp
Fakültesi Nöro-Psikiyatri Kliniği'nde uzmanlık eğitimi alan Teber, 12 Mart
sonrası Almanya'ya iltica etmiş. Yirmi yıl, psikiyatri kliniklerinde ve
Düsseldorf üniversitesi'ne bağlı Mandeklinik Viersen'de çalışmış.
10’dan fazla kitap yazmış. Türkiye'ye döndükten sonra da yazmaya devam
etmiş.
Tarihçi Heredot, günümüzden 26 asır önce, Kendi kentinden başka yerlere
gidenlere, görülmeyen şeytanın eşlik ettiği söylenir diye not almış.
Demek ki, kendini bırakıp da başka bir yere giden insana bir tuhaflıklar
oluyor, ki şeytan eşlik etti diye düşünülüyor diyor Dr. Serol Teber.
Göçmenlik üzerine ilk hekimâne çalışma, (İsviçre) Dr. Johannus Operius'a
aitmiş; 1678'de, "Nostalgia oder Heimweh" (Geçmiş veya Vatan Sızısı) adlı
bir kitap yazmış. çalışmak için Basel'e gelen bazı dağ köylülerinde
zamanla iç sıkıntıları, sebepsiz korkular, gaipten ses duymalar,
halüsinasyonlar, hezeyanlar, kusmalar, ishal ve mide rahatsızlıkları
görülmüş.
İsviçre Hastalığı denmesi bu yüzden.
Fransız Dr. Larey, bu hastalığa yurtsama demiş... Daha ciddi bir çalışma,
Avusturyalı Dr. Alain tarafından yapılmış. 1. Emperyalist Paylaşım
Savaşı'nda Avusturya ordusuna esir düşen üç Müslüman Tatar'ı
birbirlerinden ayırmış Dr. Alain.
Dillerini bilmedikleri Avusturyalı askerler arasında tutulan bu üç
Tatar'da da depresyon, korku ve hezeyanla karışık bir tablo belirmiş bir
süre sonra... Alman Psikiyatr Grepellin ise, Kökten Kopma Sendromu diye
isimlendirmiş tabloyu.
Sadece mekândan kopuş bile çok önemli. çünkü farklı bir psişik zamanı
oluyor her mekânın; zaman akışı farklı oluyor. Akıştaki farklılığa anlam
veremeyecek durumda olanların durumu daha da kötü! diyor Dr. Teber.
Her kas kasılmasının psikopatolojik bir öyküsü vardır demiş Wilhelm Reich.
Yaygın sırt, bel, baş ve mide ağrıları, içinde yaşandığı halde ait
olunamayan bir yerde duyulan korkunun sonuçları. Bu kasılmalar,
benliğimizin kendini bir zırhla örtme çabasıdır, dış dünyanın
saldırılarına karşı bir tür koruma refleksidir. Görünmeyen, bilinmeyen
düşmanın hep arkadan geleceği zannedilir; hayvanlarda da bu böyledir, önce
ense kasları kasılmaya başlar" diye ekliyor.
Mustafa Saka'nın demek istediği özetle şu: Bu millet, ruh köklerinden
koparılamadıysa da, fena halde örselendi!..Yerli kültürden yabancı kültüre
adeta göç ettirildi!.Göç olayı da, başlı başına bir travmadır!..
Herhalde bilirsiniz;Yerinden sökülen bir çam fidanı bile, eğer aynı yöne
bakacak tarzda dikilmezse tutmaz ve kururmuş!..
Peki, köklerinden koparılan ve yönü Batıya döndürülen Türkiye ne yapsın?..
Ne yaptığı ortada!..Değişiyor!.. Dönüşüyor!.. Başkalaşıyor!..Yozlaşıyor!..
Kokuşuyor!.. çürüyor!..Yılbaşında, işte bu kokuşmayı yaşadı Türkiye!..
Şu parti bu parti ayrımına gerek yok. Her partinin yönetim kademesi
gerçekte birbirinin aynı! Yaşam anlayışları, dünyaya bakışları, halka
verdikleri anlam aynı!
Yani her partinin halktan kopuk ve mutlu azınlığın partisi olduğunu öteden
beri yazarız... Her parti, halktan kopukluklarını örtbas etmek için, bir
diğer partiye yüklenir!.. Halkın yoksulluğunu istismar ettiğini iddia
ederler!..
Siz de yardım edin, biraz da siz istismar edin diyenlere diyecek söz
bulamazlar!.. Ama, Yılbaşı dolayısıyla gördük ki, Etnik kimliği savunan
partide, MHP’li CHP’li AKP’li de farklı değil. Nutuk  dağıtımı
yapıyorlar.. Hem garibanlara hem de ensesi kalınlara!..
GüN SözÜ: İnsanlardaki farkı fark edebiliyorsan aldatılmazsın...
KENDİNİ TÜRK HİSSETMEYEN VE TÜRK ADINI AĞZINI BİLE ALMAYAN TÜRKİYELİLERE ÖNEMLE DUYURULUR!
 
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER