İSLAM'A YAKIŞTIRILAN NAYLON AYRILIKLAR!

 
ILIMLI İSLAM VE DİNLER ARASI DİYALOG NEDİR ,
NE DEĞİLDİR!
PEKİ ÖYLEYSE,HAÇLILAR VE SİYONİSTLER MÜSLÜMANLARA NEDEN SALDIRIYORLAR!
BATI’NIN İSLAMI AYRIŞTIRMA PROJELERİ!
ABD yeni cepheyi Yemen’e açtı. Ve yeni terör paranoyasının gereği olarak da yine İslam ülkeleri vatandaşlarına vize başta olmak üzere ABD’ne girişlerinde sıkı denetim getirileceğini açıkladı.
Geçen yüzyılda; İngilizlerin İslam ülkelerindeki vahdaniyeti bozma girişiminde uyguladığı yöntemi, bu kez ABD ılımlı İslam dinlerarası diyalog safsataları ile uygulamaya çalışıyor.Bakın; Osmanlı İmparatorluğunun şemsiyesi altındaki Ortadoğu coğrafyasını, İngilizler hangi stratejik planla ele geçirdiler?Yaşanan tarihi gerçekler doğru değerlendirilirse, bugün yaşananların pek de farklı olmadığı görülecektir.İngilizler; Hz. Muhammed'in anne ve babasının kabrini yok eden, Peygamberimizin kabrini yıkmayı isteyecek kadar sapkın bir mezhep olan Vahabi Mezhebinin (ki bu yıkıma Atatürk engel olmuştur) Arap yarımadasını ele geçirmesini sağlayarak; Arapların Osmanlıyı arkadan vurmasının temellerini atmıştır.Dört hak mezhepten biri olmayan ve kendi dışında diğer mezhep inananlarını dışlayarak kafir ilan eden Vahabi mezhebinin; bugün Kutsal topraklara sahip olması İngilizlerin sayesinde olmuştur. Haçlı zihniyetinin neler yapabildiğine örneklerden biridir Vahabilik mezhebi.Bu mezheple ilgili en ilginç bilgi ise Saddam arşivlerinin Amerika'ya götürülüp tercüme edilmesi ile gün yüzüne çıkmıştır. Mart 2008'de Washington Post gazetesinde yayınlanan bu haberde Vahabiliğin kurucusu olan Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab'ın dedesi Bursalı bir Yahudi. Washington Post'un köşe yazarı Al Kamen Pentagon'un; Saddam dönemine ait kamyonlarca yer tutan arşiv belgelerinden önemli bulunanları, İngilizce'ye çevirterek beş cilt
halinde bir araya getirilmesini sağladığını yazdı.
 
Tercüme edilen bu belgelere göre, Şeyh Abdülvahhab'ın dedesinin adı Süleyman değil Şulman'dı. 16. Yüzyılda Bursa'da yaşayan Yahudi bir tüccar olan Şulman, daha sonra Şam'a göç etti. Sakal bıraktı, Müslüman sarığı sardı; ancak büyücü olduğu suçlamasıyla Osmanlı yönetimi tarafından Şam'dan kovuldu.
 
Batı öteden beri; kendisi savaşmak yerine ülkeleri ve halkları birbirine düşman etmeyi ve onları savaştırmayı başarmıştır. Yüzlerce yıl Doğu topraklarını istila etme teşebbüsünde bulunan emperyalist Batı; savaşla elde edemediğini hile ile elde etmiştir. Batı akılcı, Doğu ise kadercidir. Bu yüzden Doğu insanlarını birbirine düşürmek için en iyi yöntem; din olarak
belirlemiş ve bu konuda da başarılı olunmuştur.
 
İngilizler; toplumları birbirine düşürme hedeflerini gerçekleştirmek için Arabistanlı Lawrence'den çok önce İngiliz ajan Humpher'ı görevlendirmişti. Humpher; kaleme aldığı hatıralarında görevini açıkça yazmış: "1710 yılında İngiltere Sömürgeler Bakanlığı beni Mısır, Irak, Hicaz ve Osmanlı Halifelik merkezi İstanbul'da casusluk yapmak ve gizli bilgiler toplamak için gönderdi. Benim görevim Müslümanları birbirine düşürmek ve sömürüyü İslam ülkelerine sokabilme yollarını aramak için yeterli bilgileri toplamak idi. Bu amaçla Ebu Hanife'den çok bildiğini ve Sahih-i Buhari kitabının yarıdan fazlasının hiçbir işe yaramadığını iddia eden Abdülvahhab'la dost olmuştum; Sürekli olarak onu, Allah seni büyük bir dahi olarak yaratmış, sana Ali ve Ömer'den daha fazla akıl vermiş diye tahrik edip, eğer sen Peygamber zamanında yaşasaydın, kesin olarak onların yerine geçerdin diyerek yüreklendirdim.".Batı’nın 1700'lü yıllardaki istila ve sömürü isteği; günümüze kadar artarak devam etmiştir. Her biri emperyalist Batı'nın ajanı olarak çalışan misyonerlerin başkanı Samaul Zouimer;  sömürgeci Hıristiyanların fikirlerinde bir değişiklik olmadığını 1935 yılındaki beyanında açıkça göstermiştir: "Sizden Müslümanları Hıristiyan yapmanızı istemiyorum. Sizin asıl göreviniz Müslümanları İslam'dan uzaklaştırmaktır. Eğer bunda başarılı olursanız, İslam memleketlerinin sömürge haline gelmesi için fetih yollarını aşan ileri karakollar kurmuş olursunuz"  
Bugün Katolik/Protestan misyoner çok yönlü faaliyetlerine devam ediyor. Devasa mali kaynağa sahip yeni dini örgütlenmeleri görünce tarih tekerrür ediyor demek lazım.
GünüN SözÜ: Rakibinin ne yaptığını ve ne yapacağını bilmezsen, oyuna her zaman gelirsin.
ILIMLI İSLAM PROJESİ!
Ilımlı İslam Projesi Soğuk savaş döneminin sonlarında Sovyetler Birliğini güneyden çevrelemek için ABD tarafından düşünülen ve uygulanan bir projedir. Amaç, ABD ile uyumlu İslami gruplarla, Komünizme karşı müşterek hareket.Papa II. Jean Paul 24 Aralık 1999'da Vatikan'ın; diğer dinler ve özellikle İslam dini ile ilgili düşüncesini; "Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım" diye özetlemiştir.455 yıl sonra İtalyan olmayan birini neden Papa yaptıkları da bu açıklama neticesinde anlaşılmıştır. Amerikan Başkanı Bush; Papa'nın bu isteğini 11 Eylül saldırısından sonra Afganistan ve Irak işgali için Haçlı Savaşı ismini verdiği katliamlarla yerine getirmiştir. Türkiye için de durum farklı değildir. Türkiye'nin Ilımlı İslam adı altında İsevileştirme programı, hızla devam etmektedir.Emperyalist Batının radikal İslam'ı yaratması ve ardından radikal İslam'ın Ehlileştirilmesi anlamına gelen Ilımlı İslam'ı bize empoze etmesi stratejik amaç taşır. 
Ilımlılık kavramı ilk olarak Komünizm üzerinde denenmiş ve başarılı olmuştur. Gorbaçev ile hayata geçirilen perestroika (yeniden yapılanma) komünizmin ılımlaştırılmasından başka bir şey değildir. Perestroika (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) ile komünizm; komünizm olmaktan çıkartılmış ve ardından da Sovyetler dağılma sürecine girmiştir. Ilımlı İslam ile İslam dini de İslam olmaktan çıkartılmaya ve İsevileştirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda Vatikan; misyonerlerden ve dinler arası diyalogculardan faydalanmaktadır.Vatikan'ın hedefi; Müslümanları kendi dinlerinden uzaklaştırmak ve sonrasında Hıristiyanlaştırmak değil de; insanların birbirini dini görüşleri ile birlikte kabullenmeleri ve değiştirmeye çalışmamaları anlamına geldiği söylenen dinler arası diyalog olsaydı; dünyanın dört bir yanına ve tabi ki Türkiye'ye binlerce misyoner gönderir miydi? Türkiye'de milyonlarca bedava İncil dağıtılır mıydı? AKP'nin yasa değişikliği ile açılmasını kolaylaştırdığı Kilise Evlerinin sayısı 25 bini geçti. 
Katoliklerin ruhani lideri olan ve Üçüncü bin yılda Asya'yı Hıristiyanlaştıralım diyen Papa II. Jean Paul ile el sıkışan, dinler arası diyalog kavramını Türkiye'nin gündemine oturtan, Abant toplantıları ile bunu kurumsallaştıran, kendi ismiyle özdeş hale getirenler;dinler arası diyalogun İslam'ın gereği olduğunu söylemektedir. Hatta bunu ispatlamak için İslam Peygamberini örnek verme cesaretini dahi göstermektedirler.Bir ilahiyatçı olan diyalogcu; "Ey örtüsüne bürünen peygamber, kalk akrabalarını inzar et" ayetiyle; Peygamberin; yakınlarından başlayarak, çevresindeki herkesle, müşriklerle, putperestlerle, Yahudi ve Hıristiyanlarla görüştüğünü, panayırlara gittiğini, oraya dışardan gelen insanlara dinini anlattığını ve bunların diyaloga örnek olduğunu söylemiştir.  
Türk halkının maneviyatının; Vatikan'ın amacı doğrultusunda sömürülmesi için Peygamberin dünyaya geliş amacı olan İslam dinini tebliğ etmesini dahi, dinler arası diyalog olarak yansıtmaktan çekinmemektedirler.
Diyalogcular amaçlarını; "İnsanların dini farklılıklarını değil; ortak değerlerini öne çıkartma, inandırma, kendine çekme, tebliğ etme olmadan; farklı dinlerden kişilerin birbirine saygı duymasını sağlamak" şeklinde açıklamıştır. Hz. Muhammed ise diyalogcuların savunduğunun aksine; İslam'ı tebliğ etmek ve insanları Müslüman olmaya davet etmek için onlarla görüşmüştü.
Vatikan'ın; hedefine ulaşmak için; karşılıklı hoşgörü ve birbirini olduğu gibi kabul etme amacı taşıdığı söylenen dinler arası diyalogu kullandığını görmemek için kör olmak gerekir. Zaten Allah Kur'an da bunu açıkça belirtmiştir: "Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden
Diyalogcular dinler arası diyalogu haklı çıkartmak için Hz. Muhammed'i ve Kur'an'ı kullanması bana Giordano Bruno'nun bir sözünü hatırlatıyor: Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır;
Ilımlı İslam projesi ile İslam ülkelerinin denetim ve kontrolünü sağlamaya çalışan ABD, Irak ve Afganistan direnişi ile hayal kırıklığına uğramış görünüyor.
 Başta Doğu Avrupa, Orta Asya ve en son İran da, CIA odaklı okulların kapatılması artık İslam ülkelerinde ambalajlı zehirin ne olduğunun anlaşıldığını göstermektedir.
Tabi henüz Türkiye Müslümanları bunun farkında değil. Kısa sürede burada da anlaşılacaktır.
 Dinler arası diyalog literatüre ilk olarak 1962’de girdi. Papa 23. Jean; Vatikan Konsilini toplayarak dinler arası diyalog kararı aldı ve bu işi yürütmek için bir bakanlık kurdu.Dinler arası diyalog; iki ya da daha çok kültürün karşısındakine kendisini tanıttığı, barış içerisinde bir arada yaşamak amacıyla insani temellere dayanan bir ilişkiyi; zorlama, inandırma, kendine çekme, tebliğ etme olmadan yürütmesi anlamına geliyor.Diyalogla hedeflendiği söylenen iki şey var. Bunlardan ilki; örneğin bir Hıristiyan’ın İslam’ı, bir Müslüman’ın tanıttığı gibi kabul etmesi ile dinler arası çatışma ortadan kalkacak.İkincisi ise; tüm inananların ateistlere ve dinsizlere karşı ortak hareket etmesi.Dinler arası diyalogun gereksiz ve hatta belli amaçlara hizmet için yapıldığı görülmektedir.Böyle bir dünyada İbrani dinlerinin temel farklılıkları asla yok olmayacağı için kaos ve savaş daha da artacaktır. Her ne kadar dinler arası diyalog; birbirini olduğu gibi kabul etmek amacına dayansa da bunun bir hayal olduğu aşikardır. Hıristiyanlar; İslam’ın yükselişinden, Müslümanlar ise; Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerinden ve Yahudilerin Vaat edilmiş topraklar isteğinden endişe duyacaktır. Kaldı ki din egemen bir dünya demek; din egemen devletler anlamına geleceği için devletlerin Laiklik ilkesi de yok olacaktır. Birden çok dine mensup kişilerin bulunduğu ülkelerde Laiklik ilkesinin yok olması; o ülkede çoğunluğa rağmen azınlığın haklarının gözetildiği Demokrasi yönetiminin de sonunu getirecektir.
Kendilerinin yok edilmesi amacıyla bir araya gelen İbrani dinlere mensup dini liderlere bir eleştiri de Ateist ve dinsiz bu kesimden gelmektedir. Onlara göre din; dünya var olduğundan beri egemen güçlerin savaş çıkartmak için kullandıkları bir maşadır. Her şeyden öte ateist veya dinsiz olma haklarının ellerinden alınması kabul edilebilir bir durum değildir.Siyasetçilerin dini, din adamlarının da siyasetçileri kendi çıkarları için kullandığı bir dünyada dinler arası diyalogdan ve barıştan söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki siyasetçiler ve din adamları farklı dinleri bırakın, kendi içlerindeki farklı mezheplerle dahi diyaloga girilmesini engellemişler, aynı dinden fakat farklı mezhepten olanların inanç özgürlüğünü yok saymışlardır. Dünyada; yaşadığı bölgede sayısı az olan bir mezhep inananının, farlı bir mezhebe bağlı ama sayıca çok olanlar tarafından; aforoz, sapkın ilan edilme, lanetlenme gibi çeşitli yollarla boyunduruk altına almaya çalışıldığı çok örnek vardır.
Dinler arası diyalog masaldan öteye gidemez: İbrani dinlere mensup kişiler böyle bir çabayı boşuna gösteriyorlar. Farklılıkların değil; benzerliklerin ortaya konması gibi bir şey; Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler tarafından hiçbir zaman tam olarak kabul görmez. 
Dinler arası diyalogcu siyasetçilerin ve din adamlarının hareketleri ve söylemleri çelişkilerle doludur. Koyu Katolik olan Bush’un, dinler arası diyalogun mimarı Papa’yı ruhani lider olarak görmesine rağmen, Irak’a ve Afganistan’a saldırması, dinler arası diyalogun; güçlünün güçsüz üzerindeki tahakkümünü engelleyemeyeceğinin açık delilidir.
Papa XVI Benedikt’in; Peygamberimiz Hz. Muhammed için sarf ettiği “Muhammed nasıl bir yenilik getirdi? Göster bana! -O'nda- bulacağın şeyler, tıpkı temsil ettiği inancı kılıçla yaymayı emretmesi gibi, hep kötülük ve insanlık dışı şeyler” sözleri; bu diyalogun aslında bir maske olduğunun açık göstergesidir. Diyalogcuların; karikatür krizinde de Papanın sarf ettiği bu sözde de tepki koymaması; bu maskenin boyutunu gözler önüne sermektedir.
Dinler arası diyalogun mimarı olan Vatikan’ın amacı; tüm dünyayı Katolikleştirmektir. Çünkü Vatikan; sadece İslam’ı ve Hz. Muhammed’i tanımamakla kalmamakta; aynı zamanda Ortodoks ve Protestan Kiliselerini de kendisini tanımadığı için Kusurlu ilan etmektedir. Bu durum farklı mezhepten olanlara dahi hoşgörü göstermeyen Vatikan’ın; dinler arası diyalog konusunda samimi olmadığının kanıtıdır.
Papanın söylediği söz; dogma niteliğindedir ve kiliseyi temsilen söylenmiştir. Vatikan bir din devletidir. Hiç değişmeden hatasız olduğu kabul edilen kilise dogması nedeniyle Papa, sözlerini geri almaz. Yani Papalık makamında; “Benden önceki Papanın sözlerine katılmıyorum, sözlerimi geri alıyorum, özür dilerim ya da ben böyle düşünüyorum” demek mümkün değildir. Katolik kilisesinin yüzyıllardan bu yana değişmeyen belli dogmaları vardır.
Geçmişten günümüze Müslümanlar, Yahudiler, Ortodokslar ve Protestanlar için böylesi ağır ithamlarda bulunan bir kilisenin gerçek amacı dünya barışı ve hoşgörü olsaydı; Irak’ta, Afganistan’da,  Müslümanların katledilmesi karşısında Vatikan tepki gösterirdi.   
 
MEDENİYETLER İTTİFAKI NEDİR NE DEĞİLDİR?
Savunanlar; Medeniyetler İttifakı'nın çatışma kültürüne 'dur' deme, bu yanlışlığın önüne geçme projesi olduğunu belirtiyorlar.
   
2006 yılında yayımlanan Medeniyetler İttifakı üst düzey grup raporunda üzerinde durulan en önemli konuların Obama'nın TBMM'deki konuşmasında yer alması ve bunların ifade ve anlam bakımından birbirlerine yakın olması çok dikkat çekiciydi..
 
6-7 Nisan 2009 tarihinde İstanbul'da Medeniyetler İttifakı İkinci Forumu gerçekleştirilmişti.
 
Türkiye ve İspanya'nın eş başkanlığında yürütülen Medeniyetler İttifakı projesi, medeniyetler çatışması kavramının nereden doğduğunu iyi değerlendirmek gerekir.
 
11 Eylül saldırıları medeniyetler çatışması'nın bir sonucu gibi algılandı. Ancak medeniyetler çatışması tezi saldırılardan en az 4-5 yıl önce ortaya çıktı. Saldırıların ardından pek çok olay bu tezle açıklanmaya başlandı, bu ise yanlış, yıkıcı ve dağıtıcı bir gidiş oldu..
 
Bu yanlışlık aslında gösterilmesi gereken bir yanlışlıktır. Medeniyetler İttifakı projesi, İspanya ve Türkiye'nin girişimiyle başlatılan projedir.
 
Ortaya çıkış nedenleri farklı konulara göre yorumlanmaktadır.
Genel olarak söylenen şu; 'Bu bir medeniyet savaşı, kültürler arası savaş değil.
Oysa;  menfaatlere, güç kullanımına, enerji kaynaklarıyla, arkasında askeri hakimiyet olan bir savaş yapılmaktadır. bu bugünün savaşı değil yüzyıllardır süren bir savaş. 
 
Dünyaya dair büyük resim açıklanırken inanç, medeniyet ve kültür kavramlarının kullanılmasıyla duygusallık işin içine karıştırılıyor. Bu da sokağı daha çabuk galeyana getiriyor ve karşı argümanları doğuruyor. Çatışma kültürü de böylece güç kazanmış oluyor. Medeniyetler İttifakı evvela buna 'dur' deme, bu yanlışlığın önüne geçme projesidir, deniliyor. 
 
Ama gerçekten öyle mi? Irak işgalini başlatan ABD başkanı, bu bir haçlı savaşıdır derken, atılan füzelere dini simgeler konulurken, Camiler yakılıp yıkılırken, çizmelerle kirletilirken,  medeniyetler ittifakı deyimi nasıl zemin bulabilir ki?
 
Proje kapsamında İspanya Hıristiyan, Türkiye de İslam medeniyetini temsil ediyor. Oysa bir medeniyet temsilciliği söz konusu olabilir mi? Zapatero Hıristiyan dünyayı, Erdoğan da İslam dünyasını temsil etmiyor. Böyle bir temsil söz konusu değil. Zaten öyle bir temsil yetkisi kimseye verilmiş de değildir.
 
Ancak dünya kamuoyuna bu düşünce ısrarla yansıtılmaya çalışılmaktadır.
 
İttifak dostu ülke sayısı 100'e ulaşmış durumda. Bu ülkelerin ulusal programlarını hazırlamasıyla Brezilya'da 2010 yılında üçüncü forum toplantısı yapılacak.
 
Hıristiyan batı; Müslümanlarla, İslamla bir savaş oluyormuş izlenimini vermemesine rağmen, ABD-İngiltere tarafından işgal edilen ülkeler, İslam ülkeleri. Batı uygarlığı için tehdit görülen ülkeler İslam ülkeleri, işgal edilen askeri operasyonlar yapılan, iç kargaşalık çıkarılan ülkeler İslam ülkeleri. Gerçekte medeniyetler de kültürler de çatışmaktadır. Bu izlenim dünya kamuoyuna yerleşmiştir.
 
Obama; Bush’tan farklı olarak  ''ABD hiçbir zaman İslam ile savaşta değildir, olmamıştır, olmayacaktır'' sözleri yaşanan son Yemen müdahalesi ve Afganistan’a daha fazla asker göndermesiyle anlamını yitirmiştir.
 
Batıda İslam dendiğinde akla hep terör gelmektedir. Batı için İslam endişesi, batı ülkelerinde yayılmaktadır. Karikatürler yayınlanmakta, İslami simgelere yasaklar konulmaktadır.
 
Avrupa'da ve İslam dünyasında ittifaktan memnun olan ve olmayan taraflar var. Oysa BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda konunun kapsamlı ele alınması ve batının kendisinin oluşturduğu bu imajı değiştirmesi gerekir.
 
Ancak böyle bir durumda şimdilik görünmemektedir. İran’a askeri müdahalenin konuşulduğu, Yemen ve Somali’nin hedef görüldüğü ortada iken inandırıcı olamıyorlar.
 
Kaldı ki; ABD’nin son açıkladığı ülkeler zinciri tamamen İslam ülkeleridir. ABD için tehdit İslam ülkeleridir.
 
O zaman Medeniyetler ittifakından nasıl bahsedilebilir! Batıya tamamen teslim olmuş bir İslam dünyası stratejisi yürürlükte iken, Türkiye’nin rolün sorgulanmalıdır.
 
GünüN SözÜ: İnsanlığın ortak akılla, insan gerçeğine varması, liderlerin ve aydınların çabası ile mümkün olabilir.
 
Prof.Dr.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER