TÜRK’LERİN MİLLİYETÇİLİĞİNE ÇETE DEDİRTEN DÜNYAYI SÖMÜREN ABD'NİN KENDİ
ÇOCUKLARINA YAPTIRDIĞI ANGLOSAKSON-EVANJELİST MİLLİ YEMİNİ!
SALAKLARA İTİNAYLA DUYURULUR!

Anayasa değişikliği gündemde. Peki ama niye gündemde 177 maddenin özgürlüklerle ilgili 80’e yakın maddesi değişmişken daha ne isteniyor? Hangi maddelerinden rahatsızlık duyuluyor. Temel konu; anayasa’dan Türk sözcüğünü çıkarmak ve Türkiye’nin Türk Milleti’ne ait ülke olmadığını anayasaya yazmak.Bakın; Türkiye’de okullarda yapılan yeminlere tepki gösterenler var. Başka Ne Mutlu Türküm sözünden rahatsız olanlar var. Öylesine rahatsız olanlar var ki şu anda cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan da geçmiş konuşmalarında dile getirmişti.Rum lideri de Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti bayrağına dil uzattı.Türkiye’yi yönetenler de Türk bayrağına, Türk ismine dil uzatmıyor mu?Bazı Ampullerin Ne Mutlu Türküm sözüne tepkilerinin örneklerini bir kaç kez yazmıştık.Yine biri; Türk bayrağı için ne demişti, bez parçası.Yine O; demokratik açılım ile ilgili aktör Kevin Costner'in bir açıklama yaptığını belirterek, “Yerli veya yersiz bir beyan. Bunu alay konusu haline getirmek çok doğru değil, bugün bu sözünden dolayı eleştirenler, kendisi Türkiye'ye geldiğinde, başındaki şapkada, 'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazısı yazdığında susmuşlardı” demişti.Oysa bakın; ABD'de çocuklar her sabah sınıflarında andlarını söylüyorlar.ABD'de de okul öğrencilerine sabahları ders öncesinde, sınıflarında ayağa kalkarak hazır olda şu yemin ediyorlar: (bu yemini Lise sona kadar söylüyorlar)
" I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all."
Yani diyorlar ki:
“Amerika Birleşik Devletleri'nin BAYRAĞINA
Ve o bayrağın simgelediği CUMHURİYETE
Bağlılık için and içiyorum.
Herkes için özgürlük ve adaletle, ALLAH'ın gözetiminde, BÖLÜNMEZ, TEK MİLLET"
Peki ya Türkiye! Açılım saçılım projeleri ile toplumun ortak dokusu paramparça ediliyor..
Türk Milleti; dili Türkçesine sahip çıkmalıdır.Dünya bir takım örgütlerle ve teşkilatlarla yönetilmektedir. Bu yapılanmalar toplumlara bu tür yönetimlerin adını Demokrasi diye sunmaktalar.Devlet; dil, din, ırk, millet gibi ortak özellikleri olan ortak kültür ve tarih,aynı topraklar üzerinde yaşama ve aynı geleceği paylaşma ,ülkü birliği gibi amaçları olan halkın oluşturduğu bağımsız,hukukla ve kanunlarla yönetilen ve bu yapıyı koruyabilecek, gelişmesini sağlayabilecek bütün kurumları kapsayan sosyal bir sistemdir.Türkler; bu devlet yapısını kurarken, Ahilik, Bektaşilik, Mevlevilik, Yesevilik vb. örgütlenmelerle sağlamış ve yürütmüştür. Anadolu da 11.,13.yüzyıllar arasında oluşan ve gelişen tarikat yapılanmaları bugünkü Türkiye’yi de kurmuştur. Ahiliğin önde gelen altı ilkesi de Türk kültürünün ana yapısını gösterir.
-Elini açık tut
-Sofranı açık tut
-Kapını açık tut
-Gözünü bağlı tut
-Beline sahip ol
-Diline sahip ol
Bu ve benzeri anlayışlar insanlara ruh katmış olup, Türk Milleti’ni asırlardır dünya coğrafyasında varlığını sürdürmesinin özü olmuştur. Ne zaman ki Türkler bu değerleri terk ettiler veya terk ettirildiler, coğrafyadaki yerleri sıkıntıya girdi.Devlet yapılanması olmayan milletlerin veya toplumların kaderini bir takım kuruluşlar veya örgütler şekillendiriyor. Bütün dünyayı Türkçe konuşturuyoruz diye öğünüyoruz, festivaller yapıyoruz. Türkçe şarkılar söyleyen başka milletlerin çocukları için övgüler yağdırıyoruz. Kendi devlet sınırlarımızdaki çocuklara Türkçe öğretmemek için hatta Türkçe dışı sözcükler tabelalarda.. Dil eğitimi, üniversitelerde.. Konuşmalar öğretmek için bütün kurum ve kuruluşlarımızla bodoslama dalıyoruz.Türkiye ve Türk Milleti; dünyayı yöneten gizli güçlerin oyuncağı durumundan çıkmadan kendine gelemez.GünüN SözÜ: Bir milleti ve devleti var eden dilidir. Dili bozulan milletin, ayakta kalması mümkün değildir.
ABD'NİN GÜNAH GALERİSİ!
ABD Başkanı Barack Obama gerek Amerikan halkında gerekse dünya kamuoyunda ciddi güvensizlikle karşı karşıya. Özellikle Müslüman ülkelerdeki hayal kırklığı artmış durumda.
Obama’nın; Bush’un vahşi askeri işgallerine karşı duruşu görüntüsünün tersyüz olması, halkların beklentilerini boşa çıkardı.Dönüp kendi geçmişine bakmayan, katlettiği Kızılderilileri hatırlamayan, dünyada yaptığı soykırımları dile getirmeyen ABD başka ülkelerde de bunların konuşulmasına engel oluyor.Göreve gelir gelmez Dünyada geçmişteki ve günümüzdeki bütün katliamlar artık gizlenmeyecek, mağdurların feryadı duyulacak mesajını veren ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni işgal senaryolarını uygulamaya koyması yeni cepheler açması dünyada büyük tepkilere sebep oldu. Dünya kamuoyu Obama'ya katledilen Kızılderililer için neden Amerikan mahkemelerinin tazminat uygulamasına gitmediğini ve Kızılderililerin gasp edilmiş topraklarına iade taleplerinin neden yerine getirilmediğini soruyor.Ayrıca Obama'ya, ABD yönetimlerinin Latin Amerika ülkelerinde, Japonya'da ve Afrika'da yaptığı katliamlar ile 1991 yılında Ortadoğu'ya yönelik başlattığı işgal sürecinde katlettiği milyonlarca insanla ilgili bugüne kadar hiçbir somut adım atmadığı hatırlatılıyor.Soykırımla dolu geçmişinize bakın!ABD'nin ve Avrupa'nın yaptığı katliamlar hiçbir şekilde görülmüyor. Peki ama neden? Fransızlar zamanında 1,5 milyon Cezayirliyi katletti. Hıristiyan Avrupalıların geçmişlerinde, Osmanlı'nın yaptıklarını iddia ettikleri katliamların 10 misli var. Amerikalıların Kızılderili soykırım var. Bunlarla ilgili İran ve Venezuela başkanları konuşuyor, başka yok. 25 milyon Kızılderili Anglo Sakson lar,Fransızlar ve Huspanikler tarafından katledildi.Kristof Kolomb 1492'de Amerika'ya ayak bastığında 27 milyon olan Kızılderili nüfusu, 1892'de 1.5 milyona düştü. 20. yüzyılın başında Kızılderili nüfusunun yüzde 95'inin katledildiği gazete ilanlarında iftihar olarak yayınlanıyordu. 24 Eylül 1863 tarihli Winona Dayly Republican gazetesindeki ilanda; “getirilen her ölü Kızılderili için 200 dolar ödül” vaad ediliyordu. ABD Başkanı Roosevelt, gazetelerde yayınlanan demeçlerinde “En iyi yerli, ölü yerlidir” diyordu. Bugün yapılan araştırmalara göre, eğer Kızılderililer yok edilmeseydi, Amerika'daki nüfusları Avrupa nüfusunun bir buçuk katı kadar olacaktı. ABD'de 25 milyon Kızılderilinin katledildiği tahmin ediliyor.İşte ABD’nin yüzyıllık günah galerisinin bilançosu;1898'de Meksika ABD tarafından işgal edildi, aynı yıl Küba'ya girildi ve her iki ülkede bir yılda 30 bin kişi katledildi.
1921'de ABD Nikaragua'yı işgal etti. 1945'te Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine ABD güçleri tarafından atom bombası atıldı ve 350 bin kişi katledildi.
1950-53 tarihlerinde Kore'yi işgal etti ve yüz binlerce Koreli katledildi.
1950-59 tarihlerinde Küba'da ABD güçleri tarafından 60 bin kişi katledildi.
1965 yılında Endonezya'da ABD'nin çıkardığı karışıklıklar nedeniyle 1 milyon insan hayatını kaybetti.
Aynı yıl Dominik'te ABD paraşütçüleri tarafından 10 bin kişi katledildi.
1975 yılında ABD Vietnam'dan çıktığında geride 170 bin ölü, 80 bin de sakat Vietnamlı bıraktı.
1970-75 tarihlerinde Kamboçya ve Laos'ta 1 milyon kişi ABD tarafından katledildi. 1973'te Şili'de CIA darbesi ile 30 bin kişi katledildi. Aynı yıl Arjantin'de 30 bine yakın insan katledildi.
1983 yılında Lübnan'da 14 bin Amerikan deniz piyadesi binlerce Lübnanlıyı katletti. Aynı yıl 6. Filo Lübnan'ı günlerce bombaladı. Yine aynı yıl Grenada'yı işgal eden ABD, burada 2 bin kişiyi katletti.
1986'da Libya'yı bombalayan ABD birlikleri, bine yakın sivili katletti ve bu ülkeye yıllardır ambargo uyguluyor.
1989'da Panama'ya asker çıkaran ABD, 5 bin Panamalıyı öldürdü. 1991'de Irak'a saldıran ABD, bu savaşta 100 bin Iraklıyı katletti.
2001 yılında ikiz kulelere yapılan saldırıyı bahane eden ABD, İslam coğrafyasına karşı Haçlı Seferi başlattığını ilan ederek, Afganistan'ı işgal etti ve on binlerce Afganlıyı katletti.
Aynı plan çerçevesinde 2003 yılında Irak'ı işgal eden ABD, bu güne kadar Irak'ta 1 milyon 250 bin civarında Iraklıyı katletti.
ABD, her konuyu, ülkelere karşı bir şantaj unsuru olarak kullanılıyor.
ABD ve Avrupa'ya dönüp kendi kirli geçmişinize bakın demek gerekir. Ama kim diyecek?
ABD’nin gündeme getirdiği demokrasi, insan hakları konusu kabak tadı verdi. Bu kavramların neyi örttüğünü halklar anlamaya başladı..
EMPERYALİST ABD BAŞKANI’NDAN DÖRT İLKE!
ABD; 1776 yılında bağımsızlığını ilan ederek, dünyanın ilk anayasal devleti olarak kuruldu.
Kuruluşundan itibaren eyaletlerin birleşim girişti. Ama daha sonra kuzey güney savaşlarına sahne oldu. Kızılderilileri etkisizleştirdikten ve iç birliği sağladıktan sonra sanayileşme ve endüstrileşme sürecine hızla girdi. Dünyanın düşünen üreten yaratıcı beyinleri ABD’ye akın etti. Uygun ortamda teknolojik çalışmalar semereseni verdi.Her ABD başkanı yeni ekibiyle ABD’yi bir adım ileriye götürdü. Patinaj yapmadı.ABD başkanları yeni dünyanın imparatorları olarak küresel doktrinler ortaya koydular.En son Bush doktrini ile küresel askeri topyekün ülke işgal harekatına girişti. Haçlı doktrin ya benden yanasın ya karşısın temeline oturmuştu.ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünya liderlerine hitaben yaptığı konuşmada yeni bir dünya düzeni çağrısında bulunmuş ve bu yeni düzenin 4 ilkesini
1 Nükleer silahsızlanma
2 Barış ve güvenliğe teşvik
3 Gezegenin korunması
4 Herkese fırsat sunan küresel ekonomi
açıklamıştı. Bu ilkeleri de çok taraflı işbirliği döneminin prensipleri olarak duyuran Obama; Dünyanın yeni bir yönelim alması için zaman gelmiştir. Yeni dünya için görevimizin başlaması gerekiyor” demişti.ABD Başkanı, dünyanın karşı karşıya bulunduğu tehditlerle mücadele edebilmek için çok taraflı işbirliğinde yeni bir çağ başlatılmasını istemiş, geleceği garanti altına almak için 4 ilkenin izlenmesi gerektiğine inandığını belirtmişti.Aşırıcılıkla mücadele ediyoruz. Afganistan ve Pakistan’da da liderlik yapmamız için birçok grup bize yardım ediyor diyen ve Ekonomik krizden çıkmak ve küresel ekonomiyi düzene sokmak için ortak çalışmalar yaptıklarına dikkat çeken Obama; Dünya ile yeni bir ilişki kuruyoruz. Hepimizin sorumluluğunu yerine getirerek, küresel sorunlarla küresel olarak çalışmak gerekiyor. Eğer başarısız olursak aşırı dinciliğin gelebileceğini biliyoruz.Bunlar devam ediyor, şiddet devam ediyor, nükleer silahı olan ülkeler artabilir, yaygın hastalıklar ve fakirlik artabilir. Bunlardan korkmamalıyız ama bunları görmeliyiz.Büyük uluslar ya da küçük uluslar bunu yapamaz. Barış, işbirliğine dayanmalı ve bu kelimeler çok da doğru aslında. Ortak olarak refaha inanıyoruz, bunun için de birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Gelecek nesillere 20’inci yüzyılın düşmanlıklarını 21’inci yüzyıla aktaran nesil olarak ya da öngörülü bir nesil olarak aktarılabiliriz ki bu da kurumun adının hakkını vermek demektir. ABD’nin istediği budur. Ancak tüm ulusların görevlerini sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir” demişti.
Peki bu açıklamayı yapan Obama; göreve geldiğinin birinci yılında söylediklerini gerçekleştirebildi mi? Hayır! Bakın başkanlığının birinci yılında ABD halkı memnuniyetsizliğini her alanda ifade ediyor. Bush’un askeri stratejisini uygulamaya devam etti. Üstelik yeni cepheler açarak. Yemen ve Pakistan’ın kuzeyine ne yeni saldırlar yapılırken Afganistan ve Irak’ta bocalaması devam ediyor.NATO ile Afganistan’da ama Irak’ta NATO gücü kullanımını, Türk ordusu karşı çıktığı için gerçekleştiremiyor. TSK ile AKP iktidarı arasındaki sorunlarının başında ve temelinde bu yatıyor. Irak işgali sırasında Türk topraklarının kullanımının 1 Mart tezkeresi ile reddi üzerine soğuyan ve gerginleşen ilişkiler, çuval giydirme olayı ile derinleşmiş, Muvanet zırhlısının,Org.Bitlisin uçağının sabote edilerek düşürülmesi ve Türk helikopterinin vurulması eklenmiştir.Afganistan’a istenen muharip güç talebi yine Türk Ordusu tarafından reddedilmiştir.Öyle görünüyor ki, darbe belgeleri iddialarının kamuoyuna sızdırılması NATO askerlerince TSK’nın merkezlerinden bir yolla alınıp piyasaya sürülmektedir. TSK’nın etkisizleştirilmesi projesi devam etmektedir.
Yoksa Bush’un gitme ile Obama’nın gelmesi ile ABD küresel politikasında değişiklik olmaz. Sadece yöntemde değişiklik olur.ABD için sadık müttefikliğe giden yolda epey mesafe alınmış görünüyor. Ama Türk Milleti, dünün çapulcusu bugün katliamcısı Amerikalılara teslim mi olacak. Bakacak göreceğiz.Küresel düşünemeyen devlet adamı, bir başka devletin emrine girer.
ABD GÜCÜ’NÜN SONUNA MI GELDİ?
Obama yeni programlar ortaya koymaya devam ediyor ama ABD ekonomisi son çeyrekteki sürpriz büyümeye rağmen 2009 yılı genelinde yüzde 2.4 küçüldü. Bu performansla 1946'dan beri en kötü yılını geçirmiş oldu. Dünyada en fazla borcu olan ülke ABD. Senaryoları artık inandırıcı olmuyor.Bakın; Rus siyaset bilimcisi İgor Panarin, ABD’nin bölüneceğini ilişkin öngörülerde bulunuyor. Hatta bu düşüncesini sürelere bağlıyor.Rus yetkililerin hemen her fırsatta Sovyetler Birliği’ni dağıtan ABD’nin benzeri şekilde dağılmasını dile getirmeleri batı dünyasında yankı yapıyor.SSCB’nin para birimi Ruble’yi etkisizleştirerek, ABD’nin dolarla SSCB ülkelerinde gladnost ve perestroyka adıyla açıklık ve değişim sözcükleri ile sloganlaşan uygulamalarını unutamayan Ruslar, benzeri stratejik hamlelerde bulunuyor..
Moskova Belediye Başkanı, Yuri Lujkov devletimi uyarıyorum, değişim değeri olarak doları kullanmasın diyor.Doların mal ve hizmet değişim aracı olup olamayacağı hep tartışıldı. Çin ve Rusya halen tartışmaya devam ediyor. Amerikan Doları, karşılığı olmayan bir paradır. Yani enflasyona uğramayan bir para..Basılan kağıtlar yer yüzüne dağıtılıyor.
Çin yeni para birimi konusunda görüşmelerini çok yönlü sürdürürken ABD’nin dolar imparatorluğu sallanıyor.ABD’nin GSMH’sı 13 trilyon dolardır. Küresel ölçekte bu devasa rakamdır. Doların arkasındaki asıl güç üretim değildir. Asıl güç devasa askeri gücüdür.Askeri harcamalarda; ABD yılda 500 milyar dolar harcama yaparken, Rusya aynı kaleme, 60 milyar dolar harcama yapabiliyor.Üretim kalemlerinde aynı durum söz konusu! Çelik’te, Çin 526 milyon ton çelik üretirken, ABD 90 milyon ton çelik üretebiliyor.Devasa ABD’nin ekonomik gücü eriyor. Yıllık gayri safi milli hâsılası, 1950’den beri düşüyor. ABD; 1950’de dünya gayri safi hâsılasının %50’sini üretirken, şimdi %19’unu üretiyor.Bu durum son büyük krizle dünyanın gündeminde yer almaya başlamıştır.ABD’nin dünyayı yönetme iradesi felç olmuştur. Nasıl mı? Bakın;.
-ABD, Birinci Körfez Savaşında, 29 ülkeyi yanına katarken, bu gün Afganistan için asker bulmakta zorlanıyor.
- Dünya kamuoyunda büyük itibar ve güven kaybettiği görülüyor. Siyasi yenilgi var..
-Gürcistan-Rusya meselesinde gösterdiği acziyet artıyor.
ABD’nin askeri harcamalarının çoğu, dünyadaki, 700 adet üssünde beslediği karargâhlar tarafından emiliyor.
-Askeri harcamalarının, gene büyük bir kısmı, istihbarat savaşları, kamuoyu oluşturmak için medyaya harcanan bedellerden geliyor.
Hükümet devir, hükümet kur ve bunlar için propaganda savaşı gerçekleştir. Bunların maliyetli işler olduğu aşikâr.
-ABD şimdiye değin yaptığı savaşları, hep kendi topraklarının dışında yaptı. Savaşlardan, Amerikan halkının doğrudan etkilenmediği aşikâr.
-Gelişmeler ve gidişat, öyle göstermektedir ki, bundan böyle olabilecek bir savaş, artık ABD topraklarında da olabilecektir.
Krizden sonra psikolojik savaş her alanda sürüyor. ABD merkezli psikolojik savaşın artık tek taraflı olmayacağı ortaya çıkmıştır. Dolar üzerinde ve Amerika’nın geleceği üzerine oturacak bu psikolojik savaşın nerelere uzanacağı da görülmeye başlamıştır.Biz yalnızca Amerikan medyasından beslendiğimiz için, belki bunu kısa zamanda göremeyiz. Ancak Batı medyasından gecikmeli de olsa yansımalarını alırız.Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de devasa şirketleri özellikle TV şirketlerini satın alan, kamuoyu oluşturmak için akademisyen ve gazetecilere yatırım yapan ABD’nin yeni sürprizlere açık olmalıyız. Aslında sürpriz değil, ama haberler filtrelendiği için sürpriz olur.
ABD’nin DARBE OKULLARI
Türkiye’de darbe tartışmaları yaşanıyor..Kurutuluş savaşı sırasında ülke işgal edilirken, yüzyıllarca Türk Milleti’nin engin hoşgörüsü altında can ve mal güvenlikleri sağlanmış dilleri ve dinleri korunmuş gayrimüslimler işgal kuvvetleriyle işbirliği yaptılar.. Müslüman Türk köylerini bastılar, yaktılar, yıktılar.Bazı yerli işbirlikçilerde onlarla işbirliği yaptılar.. Kurtuluş savaşına karşı çıktılar. Mandacılığı köleliği kabul edip işbirliği yaptılar. Soyları sopları bozuk bu tipler, din adına mal ve canlarını koruma kaygısıyla şerefsiz yolu tercih ettiler. Şimdi bunların çocukları zenginleştiler ve ne yazık ki tarikat cemaat kimliği altında yine yaşamları dine karşı olmakla geçen aydın bozuntularıyla işbirliği içine girdiler. Dedelerinin Türkiye’yi sömürge yapma özlemini şimdi kendileri gerçekleştirme peşinde.!
Evet çağdaş sömürü çarkı için bu gerekliydi. Ama Türk Milleti bir yandan açık düşmanla bir yandan içindeki devşirilmiş işbirlikçi ajanlara karşı mücadele verdi. Daha sonraları ise 1952 yılında NATO ya girişle ABD ile askeri ve eğitim anlaşmalarıyla küçük Amerika hülyaları başladı. Bu dönemde ABD Sovyetler Birliği’ne karşı komünizmle mücadele edecek ajanlar yetiştirdi. Yandaş olmayan ülkelerde, yetiştirilen ajanlarla darbe yaptırdılar.Şimdi Türkiye’de; 1952-1990 arası milliyetçilerden yararlanırken şimdi dinci tarikatçı, cemaatçi ve etnik unsurlardan yararlanmaya başladılar. Onları eğittiler. Kimi siyasetçi, kimi akademisyen, kimi gazeteci, kimi sivil toplum örgütü mensubu olarak iktidara getirdi. Bu sadece Türkiye’de değil birçok ülkede oldu. Bu yeni işbirlikçilerle ülkeler yönetiyor. ABD; elindeki her türlü bilgi ve belgeleri işbirlikçilere aktarıyor. Yeni CIA eğitiminden geçmiş kişiler artık ABD’nin sadık elemanlarıdır. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük, açılım saçlım papağan gibi ezberlettirilen sözcükler.Oysa bakın ; ABD Başkanı Wilson 5 Ağustos 1919 yılında; Türkiye haritadan silinmelidir. Türkiye'yi parça parça edelim demişti.Ayni tarihlerde 1920'li yıllarda İngiliz Başbakanı Lloyd George ise; Türkler Avrupa'dan atılacaklardır diyordu.Türklerle ile ilgili batılı liderlerin o kadar çok beyanı var ki!Bakın; Amerikan yüzyılı için Rooswelt 4 özgürlükten söz etmişti. Konuşma, ibadet, yaratma, yaşama özgürlüğü. Bu kavramlarla yürüyen bir Amerika gerçeği.Batılı yazar Chomsky de; 5. özgürlük diyor. Bunlar; Soyma, sömürme, hüküm altına alma, güce başvurmadır.
Bakın; ABD amacı için kendi ajanları yanında o halkın mensuplarını alıp eğitmek için okullar açtı. ABD ilk darbe okulunu Fort Gullic'i 1946 yılında Panama'da kurdu. Sonra okul Fort Benning'e getiriliyor. Ankara’da sosyal okul adıyla eğitim veriyor. Akademisyenler, gazeteciler, katiller, darbeciler, bu okuldan yetişiyor. Okul, 1984'e kadar kalıyor.Bütün bu okulların en büyüğü Fort Bragg denilen yerde. Buna aynı zamanda Kennedy Özel Savaş Okulu da deniyor. En üst düzeydeki sivil/asker darbeciler de bu okulda yetişiyor. Bu okullara School Of Americas (SOA) deniliyor.ABD Denizaşırı Kuvvetler Komutanlığı bütün dünyaya bu anlamda hükmediyor. İstihbarat eğitimi ağının bir ucu da Almanya'da Bad Tolz isimli kentte. NATO unsurları, Bad Tolz'de bulunan 20. Özel Kuvvetler Komutanlığının emrinde çalışmaktadır.Okullar arasında eğitim bağlantısı var. Fort Bragg ana okul. Ona bağlı olarak Amerika'da Fort Benning okulu var. Yabancıların, akademisyen, gazeteci, iş adamı gibi her meslek grubundan kişinin eğitim gördüğü Fort Benning'deki Amerikalılar Okulu (SOA) var. Fort Benning denen cinayet okulunun bulunduğu yer. United States Army Infantry School/Amerikan Ordusu Piyade Okulu askeri ama sivil eğitimde verilen okul.Yine; Yol levhalarında NATO Schule ve NATO School yazan Avrupa merkezi olarak berammergau’da Ayaklanmaları Bastırma ve İstihbarat Okulu adında özel okul var.ACC denilen (Allied Coordination Center /Gizlilik Koordinasyon Merkezi) ise bir yeraltı örgütü. Burası bütün NATO ülkelerinin yeraltına kumanda ediyor. Yani açık ve gizli ağın bir ucu Washington'dan, Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel SHAPE karargahı’nageliyor.Türkiye’de devletin temeline dinamit koyan, saldıran; siyasetçisi, akademisyeni, gazetecisi hangi CIA, MI5, FBI eğitiminden geçti de böyle konuşuyorlar sorusunun cevabı böylece ortaya çıkmıyor mu?
ABD’NİN YENİ DÜNYA DÜZENİ SENARYOSU!
Türkiye’de son dört yılda yaşanan olaylar aslında bir senaryonun uygulanmasından başka bir şey değildir. Yazan ABD, oynayan ne yazık ki Türkiye’deki bazı kişiler.Nasıl mı; Önce ikinci dünya savaşı öncesi ile başlayan süreci, dünyada oynanan oyunları ve sonuçlarını görelim. Bunlar ışığında sizler de Türkiye’de oynanan oyunu yorumlayın.Bakın; Nazi destekçisi Almanya’nın silah fabrikası Farben’di. Bu şirketin ortağı Amerikan Rockfeller’e ait Standart Oil Company’di! Her iki şirket de savaşın üzerinden zenginleşti.Savaş ABD’ne milyarlarca dolara mal oldu. Bu para Dış İlişkiler Konseyi’nin denetimindeki Amerikan Merkez Bankası’ndan borç alınarak harcandı. Amerikan Merkez Bankası bir şirketti. En tepedekiler Dış İlişkiler Konseyi üyeleriydiler. Amerikan bankacılık sistemi tefecilik üzerine kuruluydu. Savaşlarda en çok onlar kazandı.Preston Bush’un bankası, savaştan en çok kârlı çıkan bankaydı. Oğlu ve torunu onun izinden gittiler. Tüm Bush sülalesi, CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi’nin), kafatası ve kemikler olarak bilinen gizli ırkçı örgütlerin üyesiydiler. Torun Bush, 2001’de ikiz kuleleri bahane ederek, Afganistan ve Irak’ı kana bulayacak, milyonlarca dolara el koyacaktı. Savaşlar çok kârlıydı! Bahaneler yaratılmalıydı.Çünkü; Savaşlar için geniş kitleleri ikna edecek bahaneler lâzımdır.II.Dünya Savaşı’da Pearl Harbour’a saldırı bahanesi, Vietnam’a gemilere saldırı bahanesi ileri sürüldü. Ama daha sonra bunlar yalanlandı. Ortadoğu ve Orta Asya’ya girmek için de bir bahane lâzımdı. 11 Eylül ve kimyasal silahlar. Bahanesi, medya çarkıyla halka sahnelediTerörle savaş lâfı tekrarlandı, durdu.. Bir şey çok tekrarlanırsa, herkes inanır.11 Eylül şokundan sonra dünyanın her tarafında onlarca bilim adamı bu anlaşılmaz olayı anlatmaya çalıştı. Kimse anlayamadı. Medya, 11 Eylül’ü paketledi ve Amerikan halkına sattı.Gerçek ve yalan birbirine karışmıştı, ikiz kulelerle ilgili tüm deliller karartılmıştı. Öyle ki, New York Belediye Başkanı Giuliani, deliller araştırılmadan, binalardan kalan her şeyi ortadan kaldırmıştı. Olay yerinde inceleme yapılmasına imkân tanımamıştı.El Kaide ile Usame Bin Ladin, Rockfeller’in dediği gibi, hiç bulunamadı. Medya insanların beynine El Kaide, Taliban, Terör, Savaş kelimelerini kazıdı.Senaryoya göre, büyük kriz kapıdaydı. Kriz, küresel seçkinlere yeni fırsat kapıları açacaktı. Dünyada boyun eğmeyen uluslar vardı, kriz bu ulusları yola getirecektiRockfeller’e göre, Yeni Dünya Düzeni topyekûn bir değişimle gelecek, küresel kriz bu değişimi tetikleyecekti! 1994’te şöyle diyordu: ‘Küresel bir değişimin eşiğindeyiz. Beklentimiz, tam zamanında gelecek bir bunalımdır. Uluslar Yeni Dünya Düzeni’ni o zaman mecburen kabul edeceklerdir!”Rockfeller: “Dünyada bir devlet oluşturduğumuzda, modern dünya daha mükemmel ve daha istikrarlı olacaktır. Halkların kendilerini yönetme hakları, artık dünya bankerleri ve aydınları olan bir avuç seçkin’e geçecektir. Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur.”Henry Kissinger: “Hangi yol seçilirse seçilsin, Birleşik Devletler’e ve Avrupa’ya dayanan çokuluslu şirketler, küreselleşmeyi yönlendiren lokomotifler olarak gözükmektedir. ABD’nin Avrupa’nın çokuluslu şirketleri, gelişmekte olan ülkelerin şirketlerini yutacaktır.”George Kenan: “Dünya servetinin %50’sine, buna karşılık nüfusunun %6,3’üne sahibiz. Bu durumda kıskançlık ve kızgınlıklara hedef olmamız gayet normaldir. Önümüzdeki dönemde bu ayrıcalıklı konumun sürmesini sağlayacak bir ilişki ağı kurmalıyız. Korku salarak dünyayı sindirmeliyiz.!”
Rahmi Koç ne diyor: “Dünyada yeni bir global sistem oluşmuştur. Dünyanın en büyük 5 ekonomisi artık devletler değil, özel şirketlerdir.”CIA ve FBI eğitiminden geçenler Türkiye’ye döndüler.. Sonrası ise malum senaryoları yazdılar uygulamaya başladılar. İşittiklerimizin, okuduklarımızın bizim anladığımız anlama gelmediğini, şunu şunu demek istediğini, medya’da tekrarlıyorlar. Ya öyle mi, Acaba, Ya doğruysa sözünü her ortamda söyletinceye kadar. Türkiye’de oynanan oyunu, aktörlerini, figüranlarını da siz düşünün olmaz mı
YENİ DÜNYA DÜZENİ
500 Yıllık Düzen, Soğuk Savaşın bitimi ve ABD'nin tek süper güç olarak belirmesiyle sona erdi. Ardından, Başkan George Bush'un, Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft ile tasarladığı Yeni Dünya Düzeni kavramı dalgalar halinde gündeme sokuldu.Bu yeni Düzen, bir tür Pax Americana’ydı. Yani; ABD'nin önderliğinde daha özgür ve barışçı bir dünya düzeni.Körfez Savaşı ile başlayan süreçle, dünyada zorbalık çağının sona erdiği açıklandı. Fakat bu yeni Düzen, gerçekleşmedi. Soğuk Savaş bitmiş, ideolojik çatışmalar büyük ölçüde geri kalmıştı ama dünyanın belli bölgeleri, eskisine oranla çok daha fazla çatışma doğurdu.Etnik ve mezhep çatışmaları; özellikle Müslüman coğrafyalarda gerçekleşti. Yeni Dünya Düzeni kurulacağı ilan edilmişken, eskiye göre çok daha fazla kan akmaya başladı. Ve bu kanların önemli bir bölümü Müslüman kanı oldu.Soğuk Savaş'ın bitmesi, sosyalizm ve kapitalizm arasındaki uzun çatışmayı sona erdirmişti ve artik birleşmiş olan modern dünyaya karşı tek alternatif ve muhalefet İslam'dı. Yeni Dünya Düzeni, bu yeni kutuplaşmanın bir ifadesiydi.
Amerikalı stratejist Samuel Huntington dünyanın gelecek yüzyılda, artık ideolojilerin öldüğünü ve dinlerden kaynak bulan çağa geri dönüldüğünü medeniyetler çatışmasına sahne olacağını açıkladı.Ona göre; çatışma, Batı ve İslam arasında yaşanacaktı. Medeniyetler çatışması ile artık saflar belirlenmişti. İslam dünyasının öteki bölgelerindeki çatışmalara da dikkat çekerek İslam'ın kanlı sınırları olduğundan söz etmişti. Bu "kanlı sınırlar"dan ise, Müslümanları sorumlu tutuyordu, temsilcisi olduğu Batı medeniyetini temiz göstermek için.
Bazıları ise; Yeni Dünya Düzeni'nin pembe tablosunu savunmaya devam ediyorlar. Onlara göre, ortada büyük bir çatışma yoktu ve olmayacaktı da. İslam coğrafyalarında akan kanlar, yerel bir takım saldırganlıkların sonucuydu ve Yeni Dünya Düzeni'nin bir parçası değildiler.
Yeni Dünya Düzeni, bu olumsuzlukları ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Bu iki farklı yorum taraftarları aynı görüşlerini sürdürmeye devam ediyorlar.Yeni Dünya Düzeni ile dünyaya barış ve adalet dağıtmak için tasarlandığı iddiası yaşanan olaylar sonrası öyle olmadığı kabul edilmeye başlanmıştır.Yeni Dünya Düzeni'ni kurmaya soyunan medeniyet, kendinden olmayanlara, dostluk daveti perdesi arkasında komplo içermektedir. Yeni Dünya Düzeni'ni ilan eden medeniyeti tanımak gerekir.. Batı medeniyetin soykırıma, yağmaya, sömürüye, yıkıma vahşete dayalı olarak kurulan, maddeye dayalı medeniyettir. Batı tarihi bunlarla doludur.11 Eylül saldırıları bahane edilerek Afganistan işgali ve kimyasal silahlar bahane edilerek Irak işgali gerçeği batının yalanlar üzerine kurulu bir medeniyet olduğunun açık göstergesidir.1950’lerden sonra demokrasi bayraktarlığı ile dünyanın kapitalist siteme entegre edilmesini böylece kitlelerin kendilerini yönettiği yanılgısıyla yaşayacağı sistemi kurdular. Demokratikleşme, özgürleşme sloganları arkasında çağdaş kölelik ve sömürge ağını kurdular. 1960’lardan sonra ise insan hakları kavramı ile halkları kendilerine hayran bıraktılar aşağılık kompleksine ittiler.. Batılar için insan hakları ama kendi dışındakiler için ise ötekileştirme uyuşturucu ile halklara verildi.Dünya; para birimi dolar ile finans kapital sömürü çarkını kendi lehlerine işletilir hale getirdiler. Hukuk devleti dediler ayrıcalıklı sınıflar oluşturdular.Evrensel hukuk ilkeleri dediler kendileri için geçerli olan ilkeleri diğer halkalara çok gördüler.. Hak, hukuk kovboy hukukuna dayalı olarak sürdürüldü.
Japonya’ya atılan atom bombalarının daha küçük ölçeklilerini Vietnam’dan Panama’ya, Somali’den, Sudan, Afganistan ve Irak’a kadar her yere attılar. Milyonlarca insanı öldürdüler. Tarihi kentleri yaktılar yıktılar. Kimi ülkeleri işgal ettiler, kimi ülkeleri yandaşlarına sivil darbe yaptırarak ele geçirdiler.Evet yeni dünya düzeninin kurulduğu zannedildi. Ama dünya’da yaşanan olaylar, halkların uyanışı ile gerçekler görülmeye başlandı. .
HAYDUT DEVLET VE BATIK/GÜÇSÜZ DEVLET KİM?
Israrla Türkiye kelimesini kullanmayan batılılar hindi anlamında gelen Turkey kelimesini kullanıyor.Peki Batılılar Turkey/hindi kelimesini kullanıyor da Türkiye yetkilileri neden Turkey ismini kullanıyor dersiniz? Tüm diplomatik alanda, uluslararası kuruluşlarda her yerde bu kavramı hem yabancılar hem Türkiye yetkilileri kullanıyor.Birçok ülke adını değiştirdi. Uluslararası alanda yeni isimle anılıyor. Habeşistan artık Ethopya olarak tanınıyor.. Çin binlerce yıldır Pekin olarak bilinen başkentinin Bejing olarak kullanılmasını kabul ettirdi.
ABD; bazı ülkeleri asıl isimleriyle değil kendi tanımladığı kavramlarla anıyor.. Öylesine ki düşman gördüğü ülkeler tehdit sıralamasına göre yer alıyor.Önce İran, Irak ve Kuzey Kore gibi ülkelere Haydut Devlet tanımı verdi.Türkçe’de tökezlemiş/başarısız devlet anlamına gelen bu kavram, kapitalizm ve onun yavrusu emperyalizmin, gözüne kestirdiği avına taktığı bir isim.Amerikalılara göre Türkiye’nin adı FAILED STATE.Rogue State/failed state, batık, güçsüz ve dağılma noktasına gelen ülkeler için Amerikan stratejistleri tarafından kullanılıyor. Yırtıcı hayvanın peşine düşüp kolayca avladığı sürünün zayıf bireylerini de çağrıştıran bir kavram.Afganistan, Yugoslavya, Somali ve ilk körfez savaşı sonrasındaki Irak bunlara örnek gösterilebilir.Son olarak Pakistan ve Yemen de bu gruba katılmak istenen ülkeler. Bu sayılan ülkelerin hepsi aslında terörü desteklediği için değil, küresel sisteme dahil olmadığı için hedefte.Ya, İran, Kuzey Kore ya da Rusya gibi bilinçli olarak dahil olmuyorlar, ya da gelişmişlik düzeyleri çok geride ve parçalanmaya yüz tuttukları için.Türkiye’nin bugünkü tablosuna bakıldığında iki yönden bu kervana katılmak istendiği görülebilir.
Birincisi önce Osmanlı’yı sonra da Cumhuriyet’i bitirmek için yüzyıllardan beri desteklenen gerici unsurların iktidarını perçinleme noktasına gelmeleri.İkincisi ise aynı süreçte Balkan halkları, Ermeni ve Rumlar gibi kopartılmak istenen Kürtlerin bugün çeşitli terminolojilerle topyekün ayrılıkçı konuma getirilmek istenmesi.Bu iki olumsuz ve gerici süreç de ekonomik çöküntüye paralel olarak yürüyor. Ancak bu iki gerici ve bölücü dinamik de kesin bir başarı vaat etmiyor. Kısa vadede yapılacak tüm yapısal değişiklikler ülkenin köklü tarihi şifreleriyle çelişecek gibi gözüküyor.Bu demek değildir ki tehlike yok.Türkiye’yi dönüştürme ve kullanma ne yazık ki koltuk hırsı olan biat kültürüne alışmış tipler kanalıyla yürütülmektedir.
Yönetme iradesi açısından tehlike, açık ve yakındır.Batı’nın Türkiye’yi yönlendirmesi, ülkeyi yönetenleri yönetme iradesine dayanır. Tüm büyük şirketlerini, limanlarının işletmeciliğini yabancılara devretmiş bir siyasi iktidar hala demokrasi özgürlük diyorsa düşünmek gerekir.Zamanında Hasta adam demişlerdi. Şimdi ise; Failed State diyorlar..ABD'nin veya Avrupa'nın Türkiye’yi failed state görmesi o kadar da önemli değildir. Bu kadar ajan ve satılmışın olduğu ülkede bilgi kirliliği kaos meydana getirir.
Ne bu aşağılık kompleksi?Türk Milleti dün olduğu gibi bugünde yarında asil, soylu, adaletli, insani değerlerle, bölgesinde ve dünyada saygın konumu devam ettirecektir.Türkiye’nin sorunu kendi içindedir.Kendi insanının birbirine düşmanca baktığı bir ülkede elbette yabacı haydutlar Türkiye’yi haydut devletler kategorisine koyarlar. Onlara kızmak yerine kendimize çeki düzen versek daha doğru olsa gerek!
Prof.DR.Nurullah AYDIN
KÖKTÜRKLER