Yavuz Hırsız Misali…
Öncelikle Yargıtayın parti kapatma için açtığı davada başta medyalar olmak üzere bir çok aydının olumsuz karşılamasını anlamakta zorluk çekiyorum. Aklıma ilk gelen yavuz hırsız misali oldu. Hırsızın suçu yokta tek suçlu sanki evsahibi. Hadi içeride bunlar olurken AB ve ABDnin taraf olmasına nedemeli. Zaten ne zaman bunlar olumlu konuşsa biz yanlış yoldayız, ne zaman eleştirirlerse doğru yoldayız demektir.
Başbakan ve ekibi yine bülbül gibi şakımaya başladı. Bir sürü saçma sapan ele avuca sığmayan laflar. Neymiş 16.5 milyon insan varmış arkasında, neymiş birdahaki seçimde %70le gelirlermiş. İsterseniz %90la gelin. Sonuç değişmedikten sonra paylaşacağınız kaderdede değişiklik olmayacaktır. Şöyle seçmene baktığımda da ülkemin kaderini kaöylerdeki ve varoşlarda yaşayan Emine nine, Ayşe teyze, Mehmet amca ve Ahmet dedeler tayin ediyor. Sonuçta da böyle bir iktidarla karşı karşıya kalıyoruz. Eğimtisiz ve hayatında küpür okumamış insanlar ülkenin kadereini tayin hakkına sahip oluyorlar. Tabi sonuçta böyle olunca eğitimsiz ve üç kuruşa tamah eden seçmeni oluncada böyle kaderdende kaçınılmaz olunuyor. Ve işte böyle bir iktidar da devletin düzenini kendi bildikleri şekilde değiştirme hakkını kendilerinde buluyorlar. Ülkemizin geldiği durumda aynen şimdiki gibi olmuştur. İşte Başbakan ve ekibi kanunları ve yasaları kendi menfaat ve çıkarları doğrultudunda yaparak devletin düzenini, geleneklerini zedelemiştir. Başbakan ve ekibi gittikçe sesini yükseltiyor yani ülkenin demokratik yargı ve hukukuna durmadan darbeler indirmeye ve sindirmeye çalışıyor. Böylelikle sesini ve seslerini yükseltince haklılıklarını ortaya koyacaklarını sanıyorlar. Oysa bazı medya yandaşları ve başta iktidarın elinde bulunan TRT en büyük borozancı başı olmuyorlar mı? Dedimya yavuz hırsız misali. Hele Başbakannın aman sesimizi duyun bakın bize ne yapacaklar, bakın bize bir şey olursa AB yolu ve ABD çıkarları zedelenir sesleri ve imdatları duyulmaktadır. Adeta inceden inceye yardım istemektedirler. Nafile; Eğer biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti isek hiçbir yabancı ülkenin içişlerimize karıştırmaz, müdahale ve taraf olmasına müsaade edemeyiz. Gerektiğinde diplomatik uyarılarımızı yapmalıyız.
Ya o köşe yazarları ve hele aydın geçinen vatan hainlerine ne demeli. AB yolunda bu tür davranışlar sıkıntı yaratır, ABde böyle sorunlar parlementer sistemde çözülürmüş. Sorun bakalım; onların parlementosunda bu kadar kötü niyetlileri var mı, onların PKKsı var mı, sorun bakalım onların ülke topraklarına göz koyanlar var mı , Kendi dilleri dışında eğitim var mı, sorun bakalım sözde soy kırımları var mı, sorun bakalım 301. maddeyi kaldırın diyen var mı, sorun bakalım, Vakıflar yasasını kabul etmişler mi, o kadar çok sorulacak şeyler varki bunlara. Ama biz önce kendimize sormalıyız bu ülkeyi bu hale nasıl getirdik diye. Bu demokratik değildir deniliyor. Peki Yargıtay ve hukuk demokratik değimli? Yani siz hertürlü hukuk dışı harekette bulunarak devleti zafiyete uğratacaksınız, zarar vereceksiniz sonra bunlar demokrasiye sığar mı diyeceksiniz. Peki sizin bu ülkeyi 1500 yıl geriye götürmeye ve bölmeye hakınız var mı? Vatandaşın oyları o masum duygularını kömür, file, para, yeşil kart dağıtarak almaya kalkmanız demokratik mi? Bu ülke insanını kredili borçlandırıp bak biz gidersek istikrarsızlık gelir anlayışıyla aba altından sopa göstermek hangi demoratik ahlak kurallarına uygun. Bu yaptıklarınız şimdi demokratik mi oluyor? Eğer ülke menfaatleri önemliyse, neden hukuka saygılı ve gereğini yapmıyorsunuz. Hayret edilecek bir durumla karşı karşıyayız. Ülke hızla uçuruma gidiyor, T.S.K uyarıyor, Yargı uyarıyor. Ancak bizim sözde yazar, çizer ve aydınlarımız adeta yargıtaya baş kaldırma, meydan okuma ve yerden yere vuruyorlar. Kimin neresini açıyorlar biliyorlar mı aceba. Bunların ülke sevdası ve milliyetciliği yanlaızca paradaki Atatürkle kalıyor. Onlar için Genelkurmay ve yargının serzeniş ve uyarıları nafile. Daha geçen 8 Mart kadınlar gününde Genelkurmay Başkanının eşi Hukuku sulandırmayacağız demediler mi? Ama nerede bunları anlıyacak ve algılayacak çaplı insanlar. Anlasalar bile işlerine gelmez , çıkarlarına ters düşer. Onların savı, konuşurlar susarlar , hep böyle oluyor böylede olmadı mı?
Evet, 71 kişiden ve bu ülkeyi bu hale getirenlerden hesap sorulmalı. Ne okullar, nede öğrenci yurtları ve kuran kursları kimsenin arka bahçesi olmamalı. Öcelikle Türk ve onun değerlerini bilmeyen Türkiye Cumhuriyeti dışında başka cumhuriyet arayışları olmayan kadroları seçmektir. Suçları olan milletvekil, bakan, başbakan ve cumhur başkanı olmamalı. Dindar cumhurbaşkanı isteyip, apartman altlarındaki kiliselere izin veren cumhurbaşkanı da olmamalı.
Siz bu cumhuriyetin tüm değerlerini yok sayacaksınız, değiştim deyip iktidar olduğunuzda İnsanın öncesi neyse sonrasıda odur diyeceksiniz. Yılbaşına alternatif kutlamalar, 23 Nisan çacuk bayramında siz kalkacaksınız alternatif kutlama tertipleyip küçük çocuklara tesettür giydirip ilahiler söyleteceksiniz. Atatürke dil uzatacaksınız. BOP eş başkanı olacaksınız, önünüze parçalanmış Türkiye haritası çıkacak tık yok, Askere çuval geçirilecek tık yok. Daha saymakla bitmez. Bu ülke asla ümmetciliğe geçit vermiyecektir. Bu ülke ebediyete kadar Türk ve ismide Türkiye Cumhuriyeti olarak kalacaktır. Onun için Türk hukukcularına sahip çıkmak ve yargının yanında olmalyız ve yalnız bırakmamalıyız.
Artık bunlar yargı önünde hesap vermeli. Gelecek iktidarlar bu ülkenin geleceğini inşa etmeli. Milli eğitime ve Milli Savunmaya önem vermelidir. Göğsümüzü gererek Türk olmaktan guru duyacağımız bir ülke meydana getirmeliyiz ve Ne Mutlu Türküm Diyebilmeliyiz. Onun için bunların yaygaralarına pirim vermeyin, daha çok bağıracaklar ve çok gürültü çıkarakcaklar. Onlar halka karşı YAVUZ HIRSIZ OYUNUNA devam edecekler.
M.Neşet GÜNDÜZ
Köktürkler Platformu