KİM Mİ?
TABİKİ DÜN OLDUĞU GİBİ ABD VE HAÇLI AVRUPALILAR!
EMİRLERİNDEKİ CIA UŞAĞI KAHPE ANALI PKK VE BDP LILER VE
HEM DE KRİPTO DÖNME VE ÜMMETÇİ DEVŞİRMELERİ OLAN GAYRİTÜRK "TÜRKİYELİLER" İLE;
Kemalist-AKP-Cemaatçi AJANLAR SAVAŞI!
Yazan:Prof.Dr.Nurullah AYDIN/Köktürkler
Türkiye’de artık açığa çıkan gerçek, AKP ve karşıtları arasında örgütlü istihbarat savaşı yaşandığıdır.
Devletin istihbarat örgütleri ise parçalanmış durumda! MİT, Emniyet İstihbarat, genelkurmay istihbarat yanında bir de yeni kamu güvenliği müsteşarlığı gibi anlamsız mantıksız neye hizmet edeceği açığa çıkmış kurumlar var.
Hepsi birbirinden kuşkulu, hepsi birbirini takip eden dosya tutan dinleme yapan kuruluşlar. Ne ilginç ki devlet kavramı yerine AKP’li cemaatçi, askerci, ulusalcı, mezhepçi kimliklere dayalı yapılanmalar, devlet kurumlarını bir ağ gibi sarmaya devam ediyor. AKP; Türk devletinin her yerine mikropları yerleştirdi, zevkle ülkeyi yönetme rahatlığı içinde! AKP’lilere bakın, zevklenme katsayılarını anlamanız olanaklı.
AKP yandaşları nemalanarak yemişler yedikçe semirmişler semirdikçe sömürmüşler şimdi ise ramazan nedeniyle güya oruç tutarak iftar vererek, Müslüman olduklarını yansıtmaya çalışıyorlar. Halk ise bunlar Müslüman diye peşinde Oysa İslam’a göre bunlar münafıklar güruhu!
Yığınlar ise seyirci. Karşıt grupta olanlar ise dağınık ve birlik içinde değil. Hala, sen ben çekişmesi. Kişisellikten gruplaşmaya dönüşemeyen bocalama içinde olana şaşkınlar.
Bakın Hanefi AVCI’nın kitabı; emniyet, cemaat, siyaset, medya çevrelerinde konuşuluyor. Konuşuluyor da ne oluyor, hiç. Bilinenlerin yani malumların ilanı yazılanlar. Peki iddia edilenler yaşanırken, kim hangi yetkiye sahip ve hangi yetkiyle iddia edilenler üzerinde gidecek?
Devletin kurum yetkileri her gün halkın karşısında birbirini suçlarken, güçler çatışması yaşanırken iddialar, deliller anlam ifade eder mi? Etmez etmiyor da!
Herkesim kendi istihbarat örgütünü oluşturmuş durumda. Yani ajanlar savaşı yaşanıyor.
Oysa bakın ajanlar savaşı dünyada devletler arasında olur. Türkiye’de ise iktidar ve muhalefet arasında ne ilginç değil mi?
ABD ile Rusya arasında ajan krizi yaşanmıştı. ABD Adalet Bakanlığı, ABD'de Rusya hükümeti adına yasa dışı faaliyetler yürüttükleri gerekçesiyle "10 Rusya istihbarat görevlisinin" gözaltına alındığını açıklamıştı.
Ajanlardan sekizinin, ABD'de Rusya lehine "uzun vadeli ve oldukça gizli görevler" yürüttükleri ve pazar günü gözaltına alındıkları, diğer iki kişinin de "Rusya'nın ABD'deki aynı istihbarat programına katıldıkları" gerekçesiyle gözaltına alındığı belirtilmişti.
Gözaltına alınan 10 ajan, "yabancı bir hükümetin ajanı olarak komplo düzenlemekle" ve zanlılardan dokuzu, Rusya Hükümeti lehine komplo ve kara para aklama ile suçlanmıştı.
Peki ya Türkiye’de ajanlar ne yapıyor dersiniz?
Bakın bu arada size Rus ajanlarının gizli operasyonlarını anlama kılavuzunu da verelim. Belki çevrenizde siz izleyen gözetleyen takip eden bazıları vardır. Dikkatinizi çeker.
İllegaller: Rus gizli servisi SVR, Amerika'da yaşayan ajanlarına İllegaller adını vermişti.
Efsaneler: İllegallere Rusya'dan ayrılmadan önce kendilerini Amerika içinde barındıracak ve bir hayat kurmalarını sağlayan sahte kimlikler ve kişilikler.
Derin nüfuz: Yıllarca hatta onyıllarca hazırlanarak görevlendirildikleri ülkedeki toplumun bir ferdi gibi davranabilmeleri.
Stenografi: Yazılı mesajları gizleme teknikleri. Bunun modern versiyonu kamuya açık internet sitelerindeki dijital imaj kodlarını çözmeyi de içeriyor.
Geçici ağ: Laptop komputerleri geçici kablosuz ağ bağlantısı ile birbirine bağlama ve dosya alışverişleri.
Flaş geçiş: İki kişinin kalabalık bir ortamda birbirlerinin yanından geçerken kimseye farkettirmeden gizlice döküman ve malzeme değiştirmeleri.
Radyogram: Ajanın Moskovada bağlı olduğu birime şifreli radyo bilgileri aktarımı.
Teslimat noktası: Bir ajan tarafından diğer ajanın daha sonra alması için üzerine küçük paketler bıraktığı yer.
ABD, İsrail, İngiliz, Fransız, Alman ajan sözlüğünü de paraf yayınlarından çıkan istihbarat ve istihbaratçı kitabımızda ayrıntılı okuyabilirsiniz.
Günün Sözü: Önem vermediğin insanlar ve dikkat etmediğin sözler seni sıkıntıya sokabilir.
CASUSLAR-AJANLAR HER YERDE!
Türkiye’de beyin körletmek ameliyesi bütün hızıyla ve başarıyla devam ediyor..
Sonuçta, düşünemeyen, anlayamayan, anlaşamayan, dayanışmayan, araştıramayan, keşfedemeyen, icat edemeyen, üretemeyen; salaklaştırılmış, bocalayan, sinirli, sabırsız, umutsuz, kavgacı, bezgin, tembel, üçkağıtçı, hokkabaz, yalaka bireylerden oluşan bir toplum yapısına doğru evriliyoruz!
Bakın bugün Türkiye casuslar ülkesi. Her ülke ajanı çeşitli kimlikler altında toplumu ayrıştıracak ne varsa yapıyorlar. Kimi profesör kim gazeteci kimliği ile gazetelerde TV’ler de arzı endam eyliyor. Yabancı devletlerin gizli servislerinin Türkiye'deki faaliyetlerini engellemek isteyen MİT, stratejik öneme sahip kurum ve kuruluşların üst düzey yöneticilerine istihbarata karşı koyma eğitimi vermelidir.
Başbakanlık, Dışişleri, Enerji Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Aselsan, Havelsan, TAİ, Botaş ve TPAO gibi önemli kurumlardaki bürokratları casusluk konusunda bilgilendirmek gerekir.
MİT, casuslukla ilgili somut örnekler de göstermelidir. Bunlar arasında ortam dinlemesinin nasıl yapıldığı; cep telefonu, bilgisayar ve çeşitli cihazlarla dinlemenin nasıl gerçekleştirildiği anlatılmalıdır. Söz konusu kurumların üst düzey yetkililerine, özellikle yabancı bürokrat, kamu firması yetkilisi ve buna benzer görevlerle yetkilendirilmiş kimselerin kuruma gelerek yaptıkları görüşmeler ve karşılıklı bilgi alışverişleri konusunda dikkatli olmaları uyarısında bulunmalıdır.
Kurumlar MİT tarafından ayrı ayrı bilgilendirilmelidir. Dünyada yaşanan önemli casusluk olayları da örnek olarak anlatılmalıdır. Özellikle yabancı devletlerin Ankara'daki elçiliklerinde çalışan kadın görevlilere karşı çok dikkatli olunması gerekir. Özellikle uluslararası ticari anlaşmalar, ortak projeler ve buna benzer stratejik konularda kurum içinde yapılan toplantıların otellerde gerçekleştirilmemesi üzerinde durulmalı, cep telefonu, dizüstü bilgisayar gibi hediyelerin de kesinlikle kabul edilmemesi gerekir.
Oysa; MİT neyle uğraşıyor dersiniz.? Başına getirilen kişi İmralı canisi ile görüştürülüyor. Kim adına niçin neden?
Terör örgütü meşrulaştırma çabasında rol alıyor. Türkiye casuslar savaşına sahne olurken devletin istihbarat örgütü devletin diğer birimlerini takip etme, etkisizleştirme faaliyeti içerisinde ne diyelim ki!
Üniversitede görülmemiş SKANDAL!
YÖK'e gönderilen mektupta geçen ifadeler bir üniversitede yaşanan skandalı gözler önüne serdi.
Uşak Üniversitesi güvenlik amiri ve bir güvenlik görevlisi YÖK'e gönderdikleri itiraf mektubunda yönetim tarafından ajan gibi kullanıldıklarını öne sürdü. Yrd. Doç. Dr. Ali Galip Baltaoğlu'nun suç duyurusu üzerine Rektör Adnan Şişman, Genel Sekreter Aziz Bayraktar, Rektör Yardımcısı Lütfi Özav, Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Lütfullah Türkmen ve danışman Cemil Yücel hakkında başlatılan soruşturma bir itiraf mektubuyla yeni bir boyut kazanmış durumda.
Yasa dışı işler emrettiler
Suç örgütü oluşturmakla suçlanan üniversite yönetimiyle ilgili mektup YÖK'e gönderildi. Uşak Üniversitesi Güvenlik Amiri Durmuş Yıldırım, Genel Sekreter Bayraktar ve Rektör Danışmanı Yücel tarafından yasa dışı işlerde kullanıldığını iddia etti. Yıldırım mektupta şunları öne sürdü: "Aziz Bayraktar, devletin istediğini söyleyerek, kendisine muhalif bazı öğretim üyelerini takip etmemi istedi. Öğretim üyelerinin kimlerle görüştüğünü, neler yaptığını haftalık rapor halinde kendisine veriyorduk. Sonra bu durumdan rahatsızlık duyup vazgeçmek isteyince, beni tehdit etti."
Asılsız iddialara suçlama
Bayraktar'ın, sorun yaşadığı personel şube müdürünü asılsız iddialarla suçlatıp, tutanak düzenlettiğini iddia eden Yıldırım, "Personel şube müdürünü kampüse bile sokmamamızı istedi" ifadelerini kullanmış Müdür hakkında suç duyurusunda bulunduklarını anlatmış, daha sonra baskı altında bunu yaptıklarını kaydedip şikayetten vazgeçtiğini bildirmiş.
Yıldırım, Aziz Bayraktar'ın "Devlet bizim arkamızda. Yargıdan da bir şey olmaz. Savcılara koşan eli boş dönüyor. Bizim bir gücümüz var" dediğini öne sürmüş. Güvenlik görevlisi Emrah Aktay da aynı içerikteki mektubu YÖK'e gönderdi. (Bugün gazetesi)
Peki YÖK ne yaptı dersiniz? Hiç bekletiyor.
Böylesine bir Türkiye’de referanduma laf yarışı insanımıza ne kazandıracak ne kaybettirecek düşünmek gerekmez mi?
GünüN SözÜ: Ciddi insanla yılışık insan arasında temel fark kullandıkları sözlerdir.
CASUSLUK TEKNOLOJİSİ!
Yüksek teknolojiye yatırım yapan ülkelerin diğer ülkeleri her alanda geçtikleri ve onları denetim altında tuttukları bir gerçek.
Öylesine ki; Şirketler yatırımdan mal ve hizmet üretimine kadar rekabet ortamında diğerlerine karşı bilgi ağı kurmak ve tüm olası gelişmeleri takip etmek zorundadırlar artık!!
Bu ise; istihbarat faaliyetlerinin salt güvenlik birimleri endişesi ile değil rakip şirket ya da devletle ilgili her türlü faaliyete dönüşmüş durumda. Bu nedenle de casusluk için kullanılacak teknolojide askeri amaçlı görünse de nihayetinde her alanda uygulama olanağı bulmaktadır.
Bakın; ABD ordusu, 2015 yılında kullanıma hazır hale getirmeyi planladığı en gelişmiş casusluk teknolojisi ile bu alanda bir devrim yapmaya hazırlanıyor.
ABD Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuarları tarafından geliştirilmekte olan Spy Pigeon (Casus Güvercin), uydudan çekilen fotoğrafları, hatta insansız uçakları bile kullanışsız hale getirebilir. Öyle ki, casus güvercin belirlenen hedefin tam tepesine konabilecek, hatta içine girebilecek boyutlarda, mikro insansız bir araç.
Bakıldığında gerçek bir kuştan ayırt edilemeyecek şekilde tasarlanacak olan casus güvercin, bir kuş gibi kanat çırpacak, hatta elektrik tellerine konabilecek kadar üstün bir hareket kabiliyetine sahip olacak. Görünümü sayesinde fark edilmesi bir hayli zor olacak casus kuşun üzerinde çevresindeki silahları tespit etmesini sağlayacak kimyasal algılayıcılar bulunacak.
Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuarları mühendislerinden Dr. Leslie Perkins, insansız hava araçlarının kuş versiyonu olarak tasarlanan casus güvercini üretmek için beş yıllık bir sürenin gerektiğini belirtti. Perkins, casus güvercinin, sürekli olarak insan operatörlerin kontrolünü gerektiren insansız uçakların aksine, haftada sadece bir kez operatör tarafından yöneltilmeye ihtiyaç duyacağını belirtti.
Bilim kurgu romanlarından fırlamışsa benzeyen casus güvercin, neredeyse hiç insan müdahalesi olmadan uçabilecek ve algılayıcıları sayesinde nükleer, biyolojik veya kimyasal silahları tespit edebilecek.
İlk test ümit verici
Casus güvercinin ilk prototipi, merkezi Ohio eyaletinde bulunan Theiss Havacılık şirketi tarafından üretildi. Prototip, Florida’da düzenlenen bir ticaret fuarında sergilendi.
Tasarlanan modele göre kanatları kıvrık değil sabit olan ve arkasında bir pervane bulunduran prototip casus güvercin, ilk test uçuşunda bir buçuk saat havada kaldı.
ABD’li yetkililer, birkaç yıl içinde casus kuşun gerçek bir güvercin gibi uçabileceğini ve yeniden şarj olmak için dikkat çekmeyecek bir şekilde enerji hatlarına konabilecek hale geleceğini belirtti.
ABD Hava Kuvvetleri Laboratuarları, mikro insansız araçlar konusundan oldukça iddialı. 2015'te hizmete sokulması planlanan casus güvercinin yanı sıra, 2030 yılında mikro “böcek” üretimi yapacak seviyeye ulaşılması hedefleniyor. Bu bağlamda, ABD ordusu Mayıs ayında 1.5 milyon dolar yatırım yaparak “mikro havacılık” testlerinin yapılacağı bir tesis açtı.
Gerçeğe dönüşmesi kolay değil
Mikro araçların istenen başarıyı yakalaması için birçok engelin aşılması gerekiyor. Bunlardan biri, uzun süre görev yapması istenen araçlara yeterli gücü sağlayacak bataryaların üretilmesi. Bugün ABD’de mikro araçlar için üretilen bataryalar en fazla bir saate kadar güç sağlıyor. Ancak ABD ordusunun hedeflediği süre bir hafta.
Ayrıca, casus güvercin gibi mikro araçların doğadaki benzerlerine en yakın benzerliği gösterebilmesi için birçok hayvanın hareketinin incelenmesi gerekiyor. Brown Üniversitesi havacılık ve uzay sanayi mühendisi Kenneth Breuer, hayvanların uçuş yeteneklerindeki fiziksel ve dinamik detayların mühendislik için kullanılabileceğini ancak bunun mikro araçlar için en iyi tercih olmayacağı görüşünde.
Maryland Üniversitesi mühendisi ve Hava Kuvvetleri şef mühendisi Mark Lewis de benzer bir görüş ortaya koydu. Lewis, doğadan modelleme yapmanın geleneksel mühendislik anlayışı için her zaman fayda sağlamayabileceğini belirtti.
Lewis, “Doğayı kopyalamaya çalışmak beklenen sonuçları vermeyebilir, doğa hiçbir zaman bir pervanenin evrimine tanık olmadı” dedi.
Türkiye’de mühendisler, akademisyenler siyasiler, askerler neyle ilgi dersiniz?
GünÜn SöZÜ: Yorgun ve bitkinken karar verme, dinlen öyle karar ver.
AJANLIKLA ÜNİTER DEVLET’TEN FEDERAL DEVLET’E DOĞRU!
Referandum tartışmaları yapılırken, PKK ile görüşme yapılıp yapılmadığı da tartışılıyor. Öylesine ki Hükümet görmez ama devlet görüşebilir açıklamaları gibi garip yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Şerefsizlikle suçlamalar ise devam edip gidiyor.
Oysa; Yaşanan gerçekler artık su yüzüne çıkmış gibi. Ülkenin bölünmez bütünlüğüne üniter yapısına yemin etmiş devletin zirvesi, ne demek istedi ne yapmak istiyor sorularına muhatap ama anlamlı açıklamalar yapıyor kafa karıştırıyorlar.
BDP’nin elinde, “1” Büyükşehir; “7” il, “51” ilçe ve “40”ı belde olan 99 belediye bulunuyor. Bu belediyelerin başkanları ile bölgedeki BDP’li İl Genel Meclislerinin üyeleri önceki hafta Diyarbakır’da yaptıkları toplantıda çok önemli bir karar aldılar.
Yönetimdeki belediyeleri merkezi hükümetten bağımsız hale getireceklerini, bu amaçla “yerel özerklik” kararı aldıklarını açıkladılar.
Bu haberin medyada yer almasından hemen sonra PKK liderlerinden Cemil Bayık, Fırat Haber Ajansı’na, Kandil’in bu kararı onayladığını, ilan edilecek “bölgesel özerkliği” yaşama geçirmek için PKK’nin şiddet olaylarını sürdüreceğini söylemiş.
Şiddetin sona ermesi için PKK’nin siyasallaştırılmasını söyleyenler, İmralı’nın sürekli barış için hükümetle görüşmelerde muhatap alınmasını telkin eden akıl satıcıları, televizyonlardaki tartışmalarda, ateş açan tarafın devletin varlığını korumakla görevi Silahlı Kuvvetler olduğunu
savunmayı sürdürüyorlardı.
BDP’li belediyelerin toplantısından bir hafta kadar önce AB-Türkiye Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk Türkiye’ye gelerek yaptığı açıklamada “Türkiye’nin daha çok bölgesel özerkliğe ihtiyacı var” demişti. Lagendijk’in çözüm için yaptığı öneriyi BDP’li belediye başkanlarının hemen uygulama alanına sokmak istemesi elbette rastlantı değildi.
Kürt kökenli vatandaşların çoğunluğu özerklik için önerilen bölgenin dışında yerleşik durumda. Zamanla Türkiye’den tamamen kopartılarak Kuzey Irak’taki yönetimle bütünleşmesi sağlanacak böyle bir projeyi ABD’den daha çok, Irak’ın Amerikan kontrolünden çıkmasını savunan Avrupa ülkelerinin üstlenmesi gerektiğini yazan birçok gazeteci akademisyen de var.
Yasaları yok saymak Yönetimlerindeki belediyelerin, bundan böyle merkezi hükümeti
dinlemeyeceklerini topluca ilan ederek yürürlükteki bazı yasaları yok sayarken dayanakların Avrupa Konseyi’nin Yerel Yönetimlere Özerklik tanınması şartına dayandırılmak istenildiği, öylece Öcalan’ın bir süre önce avukatları aracılığı ile İmralı’dan Ankara’ya verdiği “nota” da uygulamaya geçirilmiş oluyor.
Özerk bölgenin haritası
Yalnız ufak bir farkla. O fark, uygulama için bölgesel özerkliğin kapsayacağı alanda seçilmiş 9 “pilot belediye”yi öne çıkartıyor. Öylece küçük bir olasılık ile şayet İçişleri Bakanlığı parlamentonun uygulanması için kendisini görevlendirdiği o yasaların çöpe atılması karşısında düğmeye basacak olursa, sadece o 9 belediyenin başkanı ve meclislerinin yakalarına yapışılsın diye, Van ve Tunceli kent belediyelerinin yanı sıra, Şanlıurfa’nın Viranşehir’i, Diyarbakır’ın Dağlar’ı, Mardin’in Nusaybin’i, Muş’un Varto’su, Kars’ın Digor’u, Bitlis’in Hizir ve Kolludere’si, Muş’un Esentepe’si görevlendirilmiş.
Haritanızı açar ve bu il, ilçe ve beldelerin yer aldığı o kocaman vatan parçasını işaretlerseniz, belediyeleri ve il meclisleri ile nerelerde Ankara’nın bundan böyle sözünün geçmeyeceğini ve yöreyi İmralı’nın yönetimine terk edeceklerini anlarsınız.
Bakın; DSP Genel Sekreteri ve Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi, TBMM’ye verdiği bir önerge ile bu suskunluğu bozan ilk politikacı oldu.
“Sayın Başbakan, PKK damgalı federasyon provasına niçin susuyorsunuz?” başlıklı önergesinde DSP Genel Sekreteri Erçelebi, “Suskunluğunuz, bölgesel özerklik talebi için bir tür olabilirlik onayı anlamına mı gelmektedir?” diyor ve iktidar’dan yanıt bekliyor.
Erçelebi’nin sorusu normal yollardan Meclis İçtüzüğü’ne göre işlem görürse, yanıt bir başka bahara kalır.
AKP’liler gerçekten üniter Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarı olarak görevini yapıyorsa, bugün yarın demez, söyleyeceğini söylerler... Her konuda olduğu gibi sindire sindire.
AKP; BOP gereğini adım adım uyguluyor.
Ülkenin zinde güçleri suskunluğa bürünmüş durumda. Siyasiler konuşuyor, PKK, BDP gibi herkes konuşuyor. Ama bu ülkenin gerçek evlatları izliyor.
GünÜN SÖzü: Sabır sınırın zorlanmadan yapılmasını gerekeni yap, aksi halde kontrolü kaybeder zarara uğrarsın.