TÜRK ERKEĞİ GERDAN KIRIP KALÇA SALLAMAZ!

"Köçek” esas arap adıyla "Zenne"
adındaki Mahlukların 12 bin yıllık Türk kültüründe hiç ama hiç yeri yoktur.KÖÇEKLİK,YARADILIŞI İTİBARI İLE VAKUR OLAN TÜRK ERKEĞİNİ HAYSİYETSİZ GÖSTEREN,DANS,SANAT,MÜZİK VE KÜLTÜRLE İLİŞKİSİ OLMAYAN SADECE OĞLANCI CİNSELLİĞİNİ YANSITAN SAPKIN BİR ŞİDDETLE BERTARAF EDİLMESİ GEREKEN BİR ÇÜRÜK HALKADIR! 
Türk Milletinin çocukları Avrupa Birliği kriterleri ile Robin Hood'un veya Sheakspera'nın torunu yapmaya çalışan AB baskılarına kısmen direnebiliyoruz.Ancak diğer bir taraftan ise  kürtleştirilmeye ve araplaştırılmaya çalışılan günümüzde Türk Milletinin çocukları üzerinde uygulanan Kültür Emperyalızmı doludizgin gerçek Türkleri hedef almakta ve onların Türk Ataları ile olan bağlarını koparamak için çalışılmaktadır.Buna en çok çanak tutanlar ise adice TV programı yapan başta Flash TV olmak üzere bazı TV kanallarıdır.Hatta kıçını ve gerdanını kıran bu mahluk erkeklerin yelekleri üzerinde "Ayyıldızlı Türk Bayrağının"olduğunu görmek tüm Türklere ayrı bir acı ve üzüntü vermektedir.Dünya VAKUR VE BİR KARTAL GİBİ YAŞAYAN,HEM DANSINDAKİ DURGUN VE YİĞİT ATA BARI,HANÇER BARI VE KAFKAS İLE ERGENEKON ALTAY OYUNLARINDA AT ÜSTÜNDEKİ TÜRK ERKEĞİNİ BU CIVIK VE HAYSİYETSİZCE HAREKETLERİ ASLA YAKIŞTIRMAMAKTADIR!DÜNYADAKİ PKK LI TERÖRİSTLER İLE ERMENİ VE RUM DERNEKLERİ BU OYUNLARDAKİ AYYILDIZLI CEPKENLİ KÖÇEKLERİ GAY SİTELERİNE KOYMAKTA VE TÜRKLERLE KARINLARINI TUTARAK ALAY ETMEKTEDİRLER!
OSMANLI DÖNEMİNDE EYALET OLAN BUGÜNKÜ BAHREYN VE KUVEYTTEKİ SAPKIN SÖZDE Şİİ TARİKATLARI ,GERÇEK ŞİİLERİN VE MÜSLÜMANLARIN OSMANLI PADİŞAHINA ŞİKAYETLERİ ÜZERİNE  DARMADAĞIN EDİLMİŞ,ELEBAŞLARI SAPIKLAR İDAM EDİLMİŞ VE DERGAHIN BİR KISMI İSE SÜLALE VE AŞİRETLERİ İLE BİRLİKTE GÜNÜMÜZÜN KUZEY VE ORTA KARADENİZ BÖLGELERİNE SÜRGÜNE GÖNDERİLEREK ZORAKİ İSKAN ETTİRLMİŞLERDİR.
YANİ KISACASI BU ÖZÜNDE ZENNE DENEN VE KÖKÜNÜ CAHİLİYE ARAPLARININ EŞCİNSEL VE OĞLANCI-KULANPARA İLİŞKİLERİNDEN ALAN  KÖÇEKLİK TÜRK MİLLETİNİN BİR KÜLTÜRÜ OLMAYIP TÜRKLERLE HİÇBİR MADDİ VEYA MANEVİ BAĞI YOKTUR!
YAPILMASI GEREKEN BUNLARI SÜREKLİ TÜRK ERKEK ÇOCUKLARINA EMPOZE EDEN FLASH TV VE DİĞER TV LERİN ACİL OLARAK BUNLARI TASFİYE ETMESİ VE GEREKEN TEDBİRLERİ ALMASIDIR!
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN! 
ŞİMDİ KÖÇEKLERİN GEÇMİŞİNE DİKKATLİCE BİR GÖZ ATALIM;Köçekler

 İngiliz gezgini Dr. Covel Osmanlı ülkesinde gördüğü ve Basra körfezi kökenli Arap Zennelerini şöyle anlatır;

 "Bunların iyicesi çok gösterişli, ya altın ya gümüş sırmalı, ipekliden giyinirlerdi. Giyimleri bedenlerine tıpatıp uyar, bu dizlerine kadar gelir, kolları kapalı ve bellerinde keselerine ve zevklerine göre zengin bir kuşak bulunurdu, bunun altında da çok geniş, bol ve topuklarına kadar uzanan bir etek giyerlerdi; bu eteklerde açık renkte ve çok gösterişli olurdu.Saçlarını kesmezler, yanlarında çepeçevre güzel güzel saç lüleleri bırakırlardı, kimi saçlarını örterler, kimi de aşağı sarkıtıp veya örtülü olarak arkalarından omuzlarına dökerlerdi. Genel olarak başlarına ipek bir başlık (küçük ve tas biçiminde) veya kalpak denilen kürklü başlık geçirirlerdi. Bunlar arasında 10 yaşlarında bir güzel oğlan çocuğu bulunuyordu, saçları bir kadının ki kadar uzundu. Onunla birlikte dinç, yakışıklı 25 yaşlarında bir delikanlı dansetti. Ustaca, sessiz , tuhaf bir bayağılıkta akla gelebilecek her türlü çapkınca, kösnük duruşlara başvurdular. Geriye kalanlar 4, 6 ve kimi kez 8 kişilik takımlarda dansettiler. Bu daha çok bedenin kırılması (utandırıcı bir duruş) adımları yavaşça, yuvarlakça kaldırmaya, durmaya, dönmeye dayanıyordu. Kol hareketi, dans hareketi, el hareketi gibi belirli bir hareketleri yoktu. Ya yarım veya tam halka olurlar, bir ezgiden öteki ezgiye ,bir güldürüden öteki güldürüye geçerler, en sonunda canlı bir müziğe ayak uydurarak uzun uzun dönerler (dervişler gibi) durunca eğilip selam verirler, ve hep yanlarında olan Köçek oynatmak... Yöresel ve ulusal rakslar dışında erotik üslupta sanat dansları grubuna giren sevinci şehvete, neşeyi tahrike dönüştüren bir rakstı. Köçekler eski oyun kollarının en önemli unsurları arasındaydı. Bu kolların hazır bulunduğu genel, özel herhangi bir eğlence de hemen hemen ilk numara müzik ve rakstı. Eski temaşa oyuncularımız arasında köçek ve zennelerin ayrı bir yeri vardı.

Çengi yalnızca kadın oyunculara verilen bir addı. Erkek oyuncularaysa Zenne,köçek ve tavşan deniliyordu. Cinsel duyguları uyandırıp tatmin eden, özellikle bu iş için yetiştirilmiş yakışıklı, kadınsı tavırlı, genç erkekler ve oğlan çocuklarının oluşturduğu, müziğe ilgi duyan, güzel sesli ve güzel yüzlü köçek kolları bazen istek uyandıran kadın giysileriyle bazen de başka garip kılıklarda, ayartıcı bir biçimde raksederler, seyredenleri oyunları, davranışları, kaş süzmeleri ile heyecandan heyecana düşürürlerdi. İstanbulda Ok Meydanı dolaylarında bir evde Kürt bir Ağanın oğlunun özel bir sünnet düğünün de gördüğü böyle bir gösterimi de bir yabancı tanık şu satırlarla anlatır;"Kız gibi giyinmiş genç oğlanlar zevklerin türlü ayrıntılarını canlandırıyorlardı; hareketleri önce yumuşak ve ölçülüydü, gittikçe canlandı ve sonunda gözün bile izleyemeyeceği bir titremeye geçtiler. Gösterdikleri esneklik, çeviklik olağan üstü bir şeydi. Ancak uzun bir çalışmanın sonucunda elde edebilirdi."Köçekler kız gibi giyinir, saçlarını uzun bırakırlardı. oyun sırasında sırma işlemeli saçaklı ipek kumaştan bir fistan; toka, süslü ipek, sıçan dişi işlenmiş gömlek, onun üzerine som sırma ile işlenmiş kadife veya al çuhadan dilme, başlarında da hasır fes, üzerine ipek ve kıyıları sırma ile süslenmiş çevre giyerlerdi.
Başları açık, saçları uzun, kırma kıvırcık bükülü, kokulu ve doğal olarak dağınık idi. Köçekler, parmaklarına pirinç zil takarlar, raks sırasında bunları müziğe uygun bir biçimde şakırdatırladı.
çalgıcıların yanına koşarlar.Ziller pirinçten dökülür, terkibine az miktarda altın veya gümüş katılırsa "tınnet", inlemesi çoğalırdı. En iyi zilin "Kumkapılı" nın yaptığı ziller olduğunu dökümcüler kahyası Hristo usta söylemiştir. Zil iki elin baş parmaklarına bağlanarak birbirine çarpmak süretiyle çalınır. İyi bir zil "la" ve "re" yani dügah veya neva seslerini çıkarır. Zillerin, teneke gibi ince dökülmüşü de zilli deflere konulur. "Hanede Hafız Sıtkı'nın tefindeki zillerin billurdan olduğunu kendisinden işittim ama görmedim."Herhalde çok hoş bişiy olacak ; kuşağı balık derisinden, kaşnağı üzerine ceviz kaplama , üzeri sedef işlenmiş zırhları da gümüş tel kaplama ve "Kumkapılı'nın zilleriyle donatılmış bir tefin 12 altın liraya satıldığını gördüm. Tefin sesi iklim ile değişir, mesela İstanbul'un rutubetli havasına göre yapılmış olan tefler Anadoluya gelince ahengi çok tizleştiği söylenir.

"1720 Şenliği'nde belki şimdiye kadar hiçbir yerde denenmemiş olduğunu sandığımız ilginç bir gösteri olur; "Su Balesi" diyebileceğimiz bu gösteride köçekler su üstünde kayarak dans ederler. Bu Levni'nin ikişer yaprak üstüne iki minyatüründe de gösterilir.

Köçekler, yuvarlak tahtadan dubalar üzerinde eteklerinin içinden bi dubaya tutturulurlar,dubaların altında dengeyi sağlamak için kurşun ağırlıklar bulunurdu. Su altından işlerlekıyıdan çekilince bu dubalar gözükmeden su üstünde kaymaktadırlar. Gerçi Levni minyatürlerinde bu ipleri ve dubaları göstermişse de gerçekte bunların gözükmediği, görünenin ise dansçıların su üstünde kayarak dans etmeleridir.
Evliya Çelebi köçekleri anlatırken, "afitab misal", "kesim biçim yerinde", "nergiz gözlü", "nice canları esir etmiş" gibi sıfatlar kullanır, yetmiş tastan içmiş, feleğin çemberinden geçmiş… veled-I zina afitap- misal rakkaslar uğruna bütün varlıklarını döküp saçarlardı. Bunlar yüzünden kavgalar çıkar, yeniçeriler aralarında dövüşüp kanlı bıçaklı olurlardı" diye bahsederdi. Bir görüşe göre de Sultan Mahmut bunları yasak etmiş onlarda Mısır'a Mehmet Ali Paşa'nın yanına kaçmışlar.Bir kısmı ise Atalarının o zamanki toprakları olan Kuveyt ve Bahreyn illerine geri dönmüşlerdi.Bir başka görüşe göre de 1874 tarihli bir kanunla veya 1856' da irade-i seniye ile Arapların sapkın bu Haysiyetsiz Oğlan dansı yasak edilmişti. Nakkaş Osman'ın bir minyatüründe de bir mevlevi dervişini sema ederken, yanında kendi çalgıcı eşliğiyle eteklikli bir köçek ile bir arada gösterir.Bu nedenle kendisi de eşcinsel olan Nakkaş Osman asılarak cezasını bulmu ve böylece haddini aşan bu Mevlevi karalamasından cezalandırılmıştır.Bunların öteki hüner sahipleriyle beraberce seyir yerine çıktıklarını aynı şenliği anlatan bir yerli kaynak Surname-I Hümayunda şu satırlarla doğrular. "Badehu bir bölük mevleviyan, sema ve devranda ve lu-betbazlar ve mareke-aralar ve rakkaslar çarpık nümalupta cevelanda olup…"Köçeklerin ve tavşanların çeşitli takma adları vardı; Evliya Çelebi çağının oyuncu oğlanları arasında şunları sayıyor;Bağdatlı kıvırcık Oğlan, Ermeni Mazlum , Küpeli Ahvaz , Basralı Saçlı Ramazan, Küçük Şahin , Memiş , kardeşi Bayram , Rumoğlanı Çoker , Şeker  Oğlan, Sülün , Sakız Mahbubu Zaim , Hürremin Stavrosu , Fitne Avram , Yusuf Oğlan, Kürdoğlu Mirza , Nazlı Yusuf ve başkalar.
Bunlar üzerine Çenginame ve Defter-i Aşk adlı iki şiir kitabı yazmış olan ve eşcinselliği ile ünlü Enderunlu Fazıl Hüseyin XVlll.yy köçeklerinden pek çoğunun adlarını anıyor. Kendisinin de tutkunu olduğu Çingene İsmail'den başka kırk beş kadar köçeğin adını veriyor ki, bunlar arasında asıl adı Rum Yorgaki olan büyük afet asıl adı Kaşar olan Ermeni Küçük Afet., Altın Top,Tazefidan, Kanarya, Yeni Dünya, Kıvırcık, Tilki ve başkaları gelmektedir. Tavşanlara gelince köçeklerin etek giymesine karşın bunlar siyah çuhadan topuklara kadar şalvar, üstüne vücutlarının kıvrımlarını belli edecek biçimde camadan giyer, bellerine alacalı renklerde şallar sarar, başlarını da köçekler gibi açık bırakmazlar, süslü işlemeli oldukça ufak sivri bir külah giyerlerdi. Tavşanların oyunları çok hareketli ve canlıydı, seyredenleri tahrik ederdi. Vücutları, figürleri sazların ahengine uyar, gayet ustaca vücutlarını kıvırır, göbek atar, başlarını geriye doğru atarlar, saçları yere kadar yelpaze gibi açılırdı. Bazen hızlı bazen yavaş adımlarla alanı dolaşırlar, gamzelerini, cilvelerini, naz ve edalarını rakslarına eşlik ettirirlerdi. Bunlara niçin "tavşan" dendiği kesin olarak bilinmemektedir.
Tavşan oyunu, incelediğimiz manzum "Sûrnâmeler" den sadece "Tahsin Sûrnâmesi"nde şu beyitlerle geçmektedir:ki tavşan ile geldi köçek / Arada vardı gezer bir de köpek "ll.Sultan Mahmud'un Mahur makamında kürdili hicazkar usülünde bir şarkısı vardır; Aldı aklım bir gonca -leb / Şiruz-engiz, şüh-meşreb / Tavşan mı ahü mu aceb / Aman aman / Kaaşı keman Çok parlak ve oynak olan bu şarkıdaki "Tavşan" eski rakkas oğlanlara verilmiş isimdir.
II.Abdülhamid devri ramazanlarının birinde hafiye Fehim Paşa'nın biraderlerinden birinin himayesinde Şişli de bir semai kahvesi açılmıştı. Bir akşam bende gittim, diye anlatır yabancı bir tanık. "Gece bir hayli ilerledikten sonra sokaklar tenhalaştı, kahvehanede bulunanlar da azaldı.Nihayet Tavşan geliyor!… dendi. Birde baktım ki 15-17 yaşında ayaklarına siyah adak çakşırı ("Adak Çakşırı, ağı ayakların aşık kemiklerine kadar düşen bir nevi çakşırdır") giymiş, bellerinde Trables kuşağı, sırtlarında siyah ipek kaytanlı camedanlarla, kumral saçlı iki "İyotis", Sakızada'lı Rum köçeği geldi. Meydana çıkıp raksetmeye başladılar. "Hesaba göre İstanbul'da içkili yerlerde bu oğlanların sayısı altı yüzdü, fakat Türklerin bu dansı yapmalarına izin yoktu. Bunların kimi Ermeni,Rum,Kürt,Çingene,Arap veya Yahudi, büyük bir çoğunluğu da Rum ve Adalıydı. Aralarında çoğu da sonradan Müslüman olmuşlardı. Bu oğlanlar Galata meyhanelerinde toplandıklarında allemand dansına benzeyen türlü hareketler gösteriyordu. Kimi kez güç biçimlere girerler, güç oyunlar, tehlikeli zıplayışlar yaparlardı. Köçek ve tavşanların oyunları sadece dans olduğu zaman bu dans göbek atmak, topuk çarpmak, bel ve gerdan kıvırmak gibi hareketlere dayanırdı. Bunların kaytan oyunu, tura oyunu, fes oyunu gibi çeşitleri de vardı. Bazen de sözsüz, konulu, dramatik oyunlara da çıkarlardı.Bunlar aralırında ermenice,arapça ve kürtçe ile çingeneceden alınmış kelimelerle oluşmuş şifreli bir konuşma ve iletişim jargonu geliştirmişlerdi.
 
AKTARAN:KÖKTÜRKLER