PROPAGANDA-REKLAM VE SİYASET

PROPAGANDA, REKLAM VE SİYASET!    
 
                          
İletişim teknolojilerindeki gelişmelerle kitlelerin etkilenmesi, ikna edilmesi için yeni yöntemler geliştirildi. Yazılı basın sonrası radyo yayınları nihayet TV ve internetle bilginin aktarımı ve bilinçaltı kabul ettirme hız kazandı. Rekabet ortamında ürün tanıtımı ve pazarlaması yanında fikir, kişi ve parti tanıtımında da olağanüstü gelişmeleri getirdi.
Şirketler; ARGEye, Propaganda, reklam ve tanıtıma önemli bütçeler ayırmakta ve istenilen sonucu almaktadırlar.
Aynı şekilde siyasi partiler benzeri çalışmalar yürütmektedir.
Bu gerçek her ülkede o ülke insanının özelliğine toplumsal duyarlılığa, etkilenme durumuna göre farklılık gösterebilmektedir.
Propaganda, günümüzde uluslararası siyasal ve tecimsel aktörlerin, dayanışma halinde aralıksız başvurdukları bir beyin yıkama yöntemi; kuşkusuz kendine özgü yöntem ve teknikler kullanır ve tarihsel gelişim sürecinde biçim ve içerik değişikliğine uğrar.
Lipmann ve Bernaysin içinde bulunduğu Créel Komisyonunun, ABD kamuoyu ve iş çevrelerini İngilterenin yanında savaşa girme konusunda ikna etme görevini altı ay gibi kısa sürede başarması bu değişikliğin başlangıcıdır. Daha sonraları, propagandanın yanı sıra halkla ilişkiler terimi de yaygın bir kullanım alanı bulur ve kavramsal ayrışmanın yapılması kaçınılmaz hale gelir.
Propaganda ve halkla ilişkiler kavramları her ne kadar ikna edici iletişim çerçevesine alınabilir gibi görünse de kuram ve uygulamada önemli ölçüde farklılaşır. Aralarındaki en önemli ayrım, propagandanın antidemokratik, halkla ilişkilerin ise demokratik bir görünüm sunmasıdır.
Demokrasi içinde genellikle meşru görülen propaganda kullandığı yöntemsel tutum bakımından yeterince antidemokratiktir. Buna karşılık, saydamlık, dürüstlük ve doğruluk ilkeleriyle sınırlarını belirleyen halkla ilişkiler, kuşkusuz, daha demokratiktir.
Günümüzde A.B.D.nin dış politikalarını yaşama geçirirken, propaganda ağırlıklı halkla ilişkiler ile dezenformasyon karmasına sıkça başvurduğu gözlenmektedir. A.B.D. bunu yaparken, kitle iletişim araçları ve sinema sektörünün kontrolünü elinde tutmanın avantajını sonuna kadar kullanır. Bir yandan propaganda, siyasal reklâm, halkla ilişkiler gibi öne çıkan siyasal iletişim bileşenleriyle ilgili kuramsal bilgi aktarırken, diğer yandan A.B.D.nin dış politikada uyguladığı yöntemleri de bilmek gerekir.
Küreselleşme insanların hızlı haberleşmesinin, ulaşımının ve gün geçtikçe birbirlerine yaklaşmalarının sonucunda ortaya çıkmış bir olgudur. Ancak bu olgu, dünya üzerindeki güçlü ülkelerin gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler üzerindeki emperyalist düşüncelerini gerçekleştirmek için kullandıkları bir silaha dönüşmüştür.
Gelişmiş ülkeler küreselleşmenin bir gereği olarak kullandıkları kitle iletişim araçları sayesinde gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin tüm mahrem sırlarını ele geçirmekte ve bu yöntemle ateşli silahlar kullanmadan emperyalist düşüncelerini gerçekleştirmektedirler. Bu emperyalist düşüncelerini gerçekleştirmede kullandıkları silahların başında da uluslar arası markaları ve onların reklam stratejileri gelmektedir.

**************
Başarıyı ufukta görünce birbirleriyle kavga etmeye başlayan ortaklar, babalarının mirasını paylaşamayan kardeşler gibiyiz…Sanki her birimiz başka bir yöne gitmek istiyoruz.  Aslında böyle değil. Bugün sokaktan birini çevirip nasıl bir gelecek hayal ettiğini sorun; size karnını tasasız doyurduğu bir ülke tarif eder.
Öyleyse bunca yıldır güçlükle elde ettiğimiz kazanımları tehlikeye düşüren, sistemimizi ayakta tutan kurumları yıpratan bu siyasi söylem ve eylemleri nasıl izah edeceğiz? Şu veya bu kesimin içinde yaşadığımız durumdan daha az sorumlu olduğunu düşünmüyoruz. Aksine ülkemizdeki birçok siyasetçinin hiçbir dönemde olmadığı kadar vahim bir akıl tutulması yaşadığına inanıyoruz…Ama önce şu akıl tutulmasından kurtulmak zorundayız….
Kritik ortamda siyasal çekişmeleri toplumun her kesimine yayarak siyaset sahnesindeki kutuplaşmayı, toplumsal bir ayrışmaya dönüştürüyoruz. Bin bir emekle oluşturduğumuz kurumların üzerini bir kalemde çizmeye gönlümüz nasıl elveriyor?
Bu kadar mı kendimizi kaybettik? Eleştiri demokrasinin temel taşı. Ancak demokrasi aynı zamanda ortak aklı bulma rejimidir….Yalnız siyasetçilerimizin değil, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, yargı organlarının katıldığı bir Anayasayı tartışmanın iyi bir başlangıç olacağına inanıyorum.
Günün Sözü: Her sır saklı kalmaz. Sırrını paylaşacağın insanı çok tanımalısın aksi halde düş kırıklığı yaşarsın.
 
Prof.Dr.Nurullah Aydın
KÖKTÜRKLER