KIRIM SÜRGÜNÜ

18 MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ (KIRIMIN KIRIMI )
  
Geçmişte ve günümüzde Kırım yarımadasında yaşayan, pek çoğumuzun TATARLAR olarak andığı Kırım Türkleri, bu günkü Kırım topraklarına, 9. ve 10. yüzyıllarda gelmeye başladılar. O yıllarda Kıpçaklar  olarak  biliniyorlardı. Rus kaynaklarındaki isimleri iseKumanlar  idi.  Kıpçaklar, savaşçı insanlar olmakla birlikte, kalıcı devlet kuramadılar. Genel olarak, birlikte oldukları milletlerin yönetimlerinde yaşadılar. 12. yüzyılın sonlarına doğru ALTIN ORDA (ALTINORDU )olan devletin temelleri atıldı. 1238 yılında BATUHAN devletin hâkimi olmuştu. Devletin halkı, genelde Kıpçak Türklerinden oluşuyordu. XIII. ve XIV. y.y.lar da Altın Orda, siyasî, iktisadî ve kültür bakımından Türk dünyasının en önemli bir ülkesi idi. BATUHANIN kardeşi BERKE HAN Müslümanlığı kabul edince Kıpçaklar, kültürel bir değişime girdiler. Bu değişimin sonunda ilk defa Kırım Türkleri  denilen millet oluştu. ALTINORDU Devleti, son hakanları Toktamış Han zamanında, Emir Timura yenilince gücünü kaybetti. 1419 yılında tarih sahnesinden tamamen silindiYerine  hanlıklar kuruldu. Kırım, Kazan, Sibir, Astrahan hanlıkları, Nogay Mirzalığı.  Hacı Girayın kurucusu olduğu Kırım Hanlığı 1454 yılında, Osmanlı Devletinin askerî desteği ile kendilerini rahatsız eden Cenevizlileri yendi. Böylece Osmanlı Devleti – Kırım Hanlığı ilişkisi başladı.  İkinci Kırım Hanı Mengli Giray döneminde Kırım, Osmanlı Devletinin himayesine girdi. Himaye 300 yıl devam etti.
Rusyanın gelişme politikalarını uygulamaya koyduğu dönemlerde Kırımda taht kavgaları başlamıştı. Osmanlı Devleti de güç kaybediyordu.  Olaylar aynı tarih dilimine denk geldi. 1768 – 1774 Osmanlı Rus Savaşları yaşandı ve 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşmaya göre Kırım, Osmanlıdan kopartıldı, bağımsızlaştırılarak Rusyanın kolayca yutabileceği bir lokma haline getirildi. Ruslar, Kırımdaki taht kavgalarını körükleyerek iç  savaş haline dönüştürdüler. Bu sebeple Kırım Türklerinin bir bölümü, 1778 yılında, Ak Topraklar dedikleri Osmanlı yönetimindeki  bölgelere göç etmeye başladılar. Yerlerine, 75.000  Rus köylüsü yerleştirildi. 8 Nisan 1783 tarihinde Rus Generali Potemkin komutasındaki Kızıl Ordu, Kırımı işgal etti. Kırım, Rusyanın bir vilâyeti haline getirildi. Kırım Türklerinden bir bölümü daha  Ak Topraklara doğru yola çıktı. 1783 – 1800 yılları arasında 500.000 kişi yurdunu terk etti. 1783te Kırımdaki Türk nüfus %98 iken 1897deki nüfus sayımına göre Türk nüfus % 35e düşmüştür.Göçler, 1800lü yıllar boyunca hep devam etti. Romanya üzerinden Polonya steplerine, Litvanyaya, Avrupa dan A.B.D kadar göç dalgası sürdü.  Bu göçlerde Sayı, 1,5 milyona ulaşmıştı. Bugün Türkiye topraklarında bile 6–7 milyon Kırım kökenlinin yaşadığı tahmin edilmektedir.( Günümüzde Türkiyede yaşayan ve geniş halk kitleleri tarafından tanınan Kırım kökenli sanatçılar arasında: orkestra Şefi Gürer Aykal, soprano Remziye Alper, Türk Sanat Müziğinde Nesrin Sipahi ve Sami Aksu, Türk Halk Müziğinde Yıldız Ayhan, bestekâr ve yorumcu Orhan Gencebay. Türk Hafif Müziği ya da pop müzikte Erol Büyükburç, Esin Engin, Emel Müftüoğlu, Mithat Körler, Ulvi Kırımlı, Ozan Orhon.
Sinema sanatçıları: Cüneyt Arkın (Fahreddin Cüreklıbatur), Kartal Tibet, Suzan Avcı, Aydan Şener, Zihni Göktay, Meral Konrat, Türkiyede de tanınan dünyaca ünlü Yazar Cengiz Dağcı, Afet Ilgaz ve şu anda isimlerini yazamadığımız birçok siyasetçi, müzisyen, sanatçılar kendi dallarında Türkiyede tanınmışlar ve birer ekol olmuşlardır.) 1900lü yılların başında, yarımadada kalan Kırım Türklerinin sayısı, 300.000 olarak tahmin ediliyor. İkinci Dünya Savaşı yılları, Kırım Türkleri için acılarla dolu olarak geçti. Güzel Kırım da kan ve gözyaşı vardı. Kırım kan ağlıyordu.
SÜRGÜN KARARININ UYGULANMASI
Savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Devlet Başkanı Stalin, Kırım Türklerinin savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek top yekûn  sürgüne gönderilmesini emretti. Emir, 18 Mayıs 1944  gecesi  Kırım Türklerine iletildi. İki saat içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları köyün – kasabanın – şehrin meydanında toplanmaları  isteniliyordu. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürüldü. Çoğu evinden gittiği yerde ocağı tütsün diye yanan ocaklarından birer köz alıp, çıktılar Direnenler, karşı koyanlar dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürüldü. Güneş, kana bulanmış Kırım topraklarına ilk ışıklarını gönderirken, 423.100 kişiden oluşan Kırım Tatar Türkleri, hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. Dünyada eşi benzeri hiç görülmemiş bir milletin yok edilişi diasporası sergilenmeye başlanmıştı.
Yapılan işlem, Kırım Türklerini yok etme politikasının, o günün öncesinde ve sonrasında, tarihin yazmadığı bir vahşetle uygulanması idi. Bir aydan fazla süren yolculuk sırasında, kimsenin vagonlardan inmesine asla izin verilmedi. Her türlü ihtiyaçlar, vagon içerisinde karşılanıyordu. Ölenlerin cesetleri kokmaya başlayınca, pencerelerden rast gele atılıyordu. Yolculuk sırasında 195.371 kişi mevcut şartlara dayanamayıp öldü.
Trenler; Kabartay, Sibirya, Kırgızistan, Kazakistan  ve Özbekistanda yolcularını boşalttılar. Özbekistana gelenler, daha önceden hazırlanmış ve tembihlenmiş Özbek Türkleri tarafından taşlandı. Yaralananlar ve ölenler oldu. Hayatta kalmayı başarabilenlerin % 3ü, çok kötü şartlar altındaki hayata dayanamadı. Açlık, sıtma, verem ve diğer hastalıklar sebebiyle ilk altı ay içerisinde öldüler. Geri kalanlar, farklı iklim şartlarındaki sürgün bölgelerinde can, mal  ve kültürel değerlerini korumaları engellenerek âdeta açık hava hapishanesi şartlarında yaşamaya mahkûm edildiler.
Kırım Türkleri, 1956 yılına kadar zor şartlar altında hayatta kalmak için  uğraş verdiler. Bulundukları yerleşim alanının dışına çıkmaları yasaktı. Eğitim görmeleri engelleniyor, kültürlerini korumalarına izin verilmiyordu. Kırım şivesiyle konuşanlar, şarkı-türkü söyleyenler cezalandırılıyordu. Baskı altında idiler.1956 yılında Krusçev, Stalin dönemini karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya ile Kırım Türkleri, rahat nefes alma imkânı bulabildiler. Kültürel organizasyonlarına ve eğitim görmelerine izin verildi. Bu yumuşamadan cesaret alan Kırım Türkleri, vatana dönmek istediklerini ilgililere duyurmaya başladılar, Kremline temsilciler gönderdiler. 1960lara gelindiğinde sürgündeki Kırım Türklerinin millî mücadelesi, firesiz bir kitle hareketine dönüşmüştü.  Miting ve protesto toplantıları düzenlendi. Toplantılara katılanlar ağır şekilde cezalandırıldı. 23 Nisan 1978 günü  Musa Mahmut isimli bir Türk, soydaşlarına yapılan haksızlığı protesto etmek için kendisini yakarak intihar etti. Kırım Türklerinin efsaneleşen eşsiz lideri Abdülcemil Mustafa Kırım oğlu  hapse mahkûm edildi. 6 Temmuz 1987de başlayıp 5 Ağustos 1987ye kadar devam eden Moskova gösterilerinden sonra, SSCB yönetimi, Kırım Türklerinin  vatana ihanet suçlarını kaldırdı. Yine de dönüş izni vermedi. 
SÜRGÜNDEN VATANA DÖNÜŞ
Beklenen izin nihayet1990 yılının Temmuz ayında çıktı. Kırım Türklerinden bir grup,  2–3 ay süren çileli yolculuktan sonra ata  yurduna dönebildi. 1944e ayrılırken üzerlerindeki elbiselerden ve gönüllerindeki vatan  aşkından başka hiçbir şeyleri yoktu. Dönüşte; ceplerinde diplomaları, altlarında arabaları,  cüzdanlarında az veya çokça bir paraları vardı. Kimi inşaat mühendisi, kimi doktor, kimi müzisyen olarak meslek sahibi olmuştu.  Vatana döndükten sonra aylarca naylondan yapılmış çadırlarda çok zor şartlarda yaşadılar. İmkânı olanlar kendi evlerini  kendileri inşa ettiler. Olmayanlar, zor şartlar altında, fakat vatanda  olmanın huzuru içerisinde  yaşamaya çalışıyorlardı. Sürgünden dönenlerin sayısı 300 bin civarında olup, birçok Kırım Tatarı da halen anavatana dönüş için mücadele vermektedir. Ukrayna Cumhuriyetine bağlı, 30.000 kilometrekarelik alana sahip Kırım Muhtar Cumhuriyetinde 2.600.000 insan yaşamakta. Etnik dağılım ise şöyle: Ruslar: % 67, Ukraynalılar: % 22, Kırım Türkleri: % 10 orana sahip. Günümüzde Ruslar, Kırımın Rusyanın bir vilâyeti olması için çalışmakta, Ukraynalılar, Türkler ise tam bağımsızlık veya mevcut statünün devamından yana görüş bildirmekteler. Halen sürgünde yaşayan Kırım Türkleri;  Büyük önderleri  Gaspıralı İsmail Beyin  söylemi ile: “Dilde, fikirde ve işte birlik sağlayabilirlerse, arzuladıkları çözüme kolay ve tez ulaşabilecekler…
Aslen Kırım Kökenli Tatar Türkü olarak bugün Türkiyede bazı aydın zümrelerin olmamış bir ermeni katliamlarından sürekli bahsederek edebiyat ödüllerini alırken, öteki tarafta Kırım Tatar Türklerine yapılan sürgünü, görmemezlikten gelmelerini, gündemlerine bile almamalarını bir türlü anlamak mümkün değil. Sovyet rejimi bile yıllar önce yapılan hatayı kabul ederek, Kırım Tatar Türklerine tekrar ana topraklarına dönme izni vermiştir. Her yıl kutlanan Kırım Sürgünü Yıldönümünde buradan tüm dünyaya haykırarak, yapılan sürgünü, zulmü, katliamı bir kez daha ibretle kınıyorum. Rus lider STALİNİ lanetliyorum. Sürgünde katliamda ölenlere Allah rahmet eylesin diyorum. Kırım Yurdunda Tamgalı Gök Bayrağın hiç inmemek üzere her zaman dalgalanacağını ümit ediyor,  Kırım Tatar Millet Meclisi Başkanı Ukrayna Milletvekili, Kırım Türklerinin Eşsiz Lideri Mustafa A.KIRIMOĞLUNA verdiği mücadelede başarılar diliyorum, Kırım Tatar Türklerinin anavatanlarında tekrar tüm zorluklara rağmen yeniden var olacaktır. Geçmişte KIRIM HANLIĞI döneminde olduğu gibi bölgesinde güçlü bir Türk Devleti olarak tekrar yeniden tarih sahnesine çıkacaktır. Bu düşüncenin her bir KIRIM TATAR TÜRKÜNÜN gönlünde de yer aldığına inanıyorum.
Kırım Tatar Türklerinin Milli Marşı.

  ANT ETKENMEN
 
Ant etkenmen tatarlarnın yarasını sarmağa
Nasıl olsun eki qardaş birbirini körmesin?
Onlar içün ökünmesem, muğaymasam, yaşasam
Közlerimden aqqan yaşlar derya-deniz qan olsun.
Ant etkenmen şu qaranğı yurtqa şavle sepmege,
Nasıl bolsun bu zavallı qardaşlarım inlesin?
Bunu körüp buvsanmasam muğaymasam, yanmasam
Yuregimde qara qanlar qaynamasın, qurusun.
Ant etkenmen, söz bergenmen millet içün ölmege
Bilip, körüp, milletimin köz yaşını silmege.
Bilmey körmey, bin yaşasam, qurultaylı han bolsam,
Kene bir kün mezarcılar kelir meni kömmege.  
(Numan Çelebi Cihan)
Kırım Tatar Türküsü
 
Tatarcası şöyledir;                                         
Bostorgay
Bostorgay degen hayvanın da,
Cılgada bolur cuvası.
Cavun cavsa sel alır da,
Ey, aruvum,
Cılay da kalır anası.
Bir kışkene bostorgay da
Boylap boylap su işe
Yarim anda men mında da
Ey, aruvum,
Cilay da cilay kun keşe.
Col yanında bostorgay da
Tarı da sepsem aşamay
Siznin yaknın kızları da
Ey, aruvum,
Biznin yakka uşamay.
Türkçe çevirisi
Serçe denen şu hayvanın da,
çerden - çöpten* olur yuvası.
Yağmur yağsa sel alır da
o yârim oy
ağlar yavrusu (cılay da kalır balası )
bir yavru serçe ağlaşır, dobrucayı dolaşır,
annem orada, ben burada da
o yârim oy
ağlaya ağlaya gün geçiyor (cılay cılay gun geşe )
bir küçük serçe de,
yem veriyorum, yemiyor (cem beremen )
sizin oranın kızları da,
o yarim oy
bizim buraya benzemiyor...
                       ÖZYURT KIRIM
Her yıl on sekiz mayısta Kırımda
Hatırlanır sürgün yılı acıyla,
Gözyaşı dökülür, her bir mekânda,
Cuci hanın öz yurdu güzel Kırım,
Tamgalı, gök bayrak ta gizli sırrım.
Kırım hanı, Cengiz hanın soyudur,
Mertlik, yiğitlik hep onun yoludur.
Yurda saldırı düşmanın sonudur,
Batu hanın öz yurdu güzel Kırım,
Tamgalı, gök bayrak ta gizli sırrım.
Rus askeri, Yalta, Bahçesarayda,
Akmescit, Aluşta, Sudak, Akyarda
Bir gecede baskın yaptı, tüm Kırımda
Bike hanın öz yurdu güzel Kırım,
Tamgalı, gök bayrak ta gizli sırrım.
Sürgün yolculuğu zordu vagonda,
Binlerce Kırım Türkü öldü yolda,
Yurt hasreti çekildi Sibiryada,
Giray hanın öz yurdu güzel Kırım,
Tamgalı, gök bayrak ta gizli sırrım.
Kırım-Tatar Türkü dönse de yurda,
Tekrar özlemdir, devlet Altın Orda,
Özgürlük düştedir, her genç Tatarda,
Kırımlıoğlunun yurdudur Kırım,
Tamgalı, gök bayrak ta gizli sırrım.
Erdoğan KIRMIZIOĞLU
Arş. Şair-Yazar
KÖKTÜRKLER